iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:41 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Osmanlı Tarihi » Amerika Başkanı Jefferson Osmanlı Paşası Yusuf’a Karşı!

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18.07.07, 21:10
Standart Amerika Başkanı Jefferson Osmanlı Paşası Yusuf’a Karşı!

18.07.07, 21:10



Amerika Başkanı Jefferson Osmanlı Paşası Yusuf’a Karşı!
Bundan 204 yıl önceydi ve bağımsızlığını henüz kazanmış olan Amerika Birleşik Devletleri ya da arşiv kayıtlarımıza geçen adıyla “Memâlik-i Müctemi’a-i Amerika Devleti”nin başı, Osmanlı Devleti’nin himayesi altındaki Mağrip (Kuzey Afrika) ülkeleriyle fena halde dertteydi. Cezayir, Tunus ve Trablusgarblı “resmî” korsanlar, Akdeniz’in dizginlerini kapitalist güçlere kaptırmamak için var güçleriyle mücadele veriyor, kendileriyle veya doğrudan Osmanlı Devleti’yle antlaşma yapmamış olan veya savaş halinde oldukları düşman devletlerin gemilerini yakalayıp el koyuyor, fidye isteyerek karşı tarafı ekonomik olarak ve moralman çökertiyorlardı.

Bu şartlar altında başkanlık koltuğuna oturan Thomas Jefferson yeni hedefini açıklamıştı: Berberilere kuruş yok, gerekirse donanmamıza milyon dolarlar harcayalım. “Amerikalı şahinler”in başkanı olarak koltuğa oturan Jefferson, Akdeniz’deki en zayıf gördüğü Osmanlı “halkası”na, yani Trablusgarb’a müdahale emrini verdi. (Amerika’nın, bu ilk ön-alıcı “terör” operasyonunu Kaddafi’nin ülkesinin eski sakinlerine karşı gerçekleştirmiş olması da yeterince anlamlıdır.)
Savaşmak isteyen taraf sadece Amerika değildi kuşkusuz. Trablusgarb Beyi Yusuf Karamanlı Paşa, Amerika’dan George Washington’un ölümüne bedel olarak istediği 10 bin dolardan ses seda çıkmayınca öfkelenerek ülkedeki Amerikan temsilcisini yanına çağırdı, ona elini öptürdü ve ceza olarak yıllık haracın miktarını 225 bin dolara çıkardığını ilan etti. Ayrıca istediği mallardan 25 bin dolarlık bir miktarın da kendisine verilmesini istedi. Eğer bu isteği reddedilirse, savaş kaçınılmaz olacaktı. Yusuf Paşa, ne kadar kararlı olduğunu göstermek amacıyla askerlerine Amerikan Konsolosu’nun gözü önünde gemisinin bayrak direğini kestirdi ki, bunun anlamı açıktı: Savaş.[1]

Bu hakarete cevap vermek amacıyla 4 adet savaş gemisiyle Trablus sahiline kadar giden Commmodore Dole, elindeki kuvvetlerle 1.200 kilometre uzunluğundaki bu uzun sahili kontrol edemeyeceğini görünce savaşmaya cesaret edemeyerek ülkesine dönecekti. Donanma henüz bu hücuma hazır değildi ve bu güç gösterisinde ilk raundu Yusuf Paşa kazanmış gibi görünüyordu.

Bir yıl sonra, Mayıs 1802’de bu defa 6 gemiyle Trablus limanı açıklarına demirledi Amerikan kuvvetleri. Gözdağı vermek amacıyla bir Trablus gemisini batırıp sahili bombaladılar. O kadar… Çünkü Başkan kararlıydı ama Kongre, bir türlü Osmanlılara karşı cepheden bir savaş açmaya yanaşmıyordu.

Zoraki de olsa anlaşma yoluyla işi çözme kararı verilmişti ve bu amaçla Amerikan gemileri geri dönerek bu defa Fas Sultanı’nın sarayını kuşattılar. Ondan istedikleri, düşmanlıktan vazgeçmesiydi. Tıpkı Sultan Vahdettin gibi gemilerdeki topların sarayına çevrilmiş olduğunu gören Fas Sultanı tam teslim olacakken, imdadına Trablusgarb Beyi yetişti. Limanında demirlemiş bulunan Amerikalılara göre “talihsiz” Albay Bainbridge, Trablus’u kuşatayım derken kendisi kuşatılmış ve 307 subay ve eriyle birlikte Yusuf Paşa’nın eline esir düşmüş, böylece Amerika’nın Akdeniz üzerindeki planları bir kere daha alt üst olmuştu.
Amerika’yla dişe diş mücadele
Amerikalı komutan Edward Preble, Fas’taki kuşatmayı kaldırmak ve Albay Bainbridge ile askerlerini kurtarmak için para toplamak derdine düşmüştü. Önce 50 bin dolar fidye ödemeyi teklif etti Yusuf Paşa’ya; ama kabul ettiremedi. Ardından miktar 100 bin dolara çıkartıldı ama aldığı cevap yine ‘hayır’ oldu.
Anlaşılan yaman mı yaman bir Karamanlı’dır Yusuf Paşa ve oyunlarının sonu gelmemektedir. Bu defa Bainbridge’den zaptettiği Philadelphia adlı gemiyi yeniden donatıp Amerikan filosunun üzerine göndermeyi tasarlar. Düşmanı kendi gemisiyle vurmaktır amacı. Amerika, mevcut kuvvetleriyle Berberi deniz gazileriyle başa çıkamayacağını anlamıştır anlamasına ama beklenmeyen bir şey olur ve Amerika’nın “ilk hakiki deniz kahramanı” ilan ettiği Stephen Decatur’un hiç beklenmeyen bir oyunu sayesinde hamle üstünlüğünü ele geçirmeyi başarır.
Tarihler 15 Şubat 1804’ü gösterirken Decatur, zaptettiği bir Türk teknesine Arap süsü verdiği 74 gönüllüsünü yerleştirip gizlice yanaşır Trablus limanına. Adamları, Yusuf Paşa’nın kuvvetlerinin ele geçirdiği Philadelphia gemisine kanca atıp tırmanır ve gemiyi sağ salim Malta’ya kaçırırlar. Bu manevraları yapan 25 yaşındaki Decatur, ABD Deniz Kuvvetleri’nin en genç yaşta kaptanlığa yükselmiş Deniz Albayıdır ve bu unvanını Osmanlılara karşı yaptığı savaşta almıştır. Söylenenlere bakılırsa, İngilizlerin Trafalgar’da Napolyon’u mağlup eden efsanevî deniz kahramanı Amirali Nelson bu manevrayı işitince, Decatur’un gemi kaçırma girişimini, “çağın en cesur eylemi” ilan etmiştir.

Lakin Nelson’a rağmen bu, uzun bir mücadele olacaktır. Müslüman deniz akıncıları öyle hemen teslim olacak, birkaç gözdağına pabuç bırakacak cinsten askerler değildir; böyle olmadıkları için de, fırsatını buldukça bombardımana tutarlar Akdeniz’de rastladıkları Amerikan gemilerini. Bu arada Decatur da boş durmaz elbette. O da aynısını Trablus’a karşı yapar.

Gelin görün ki, Yusuf Paşa’nın inadı inattır. Amerika’ya tek başına meydan okumaya devam eder ve esirleri, Amerika’nın bütün ısrarlarına rağmen, değiş-tokuş etmeye yanaşmaz. Nitekim limana yanaşan bir Amerikan “intihar gemisi”, Yusuf Paşa’nın açtığı ateş sonucunda görevini yerine getiremeden infilak eder. Tarihler 3 Eylül 1804’ü göstermektedir ve Amerika’nın “metal fırtınası”na karşı Osmanlı direnişi bütün hızıyla devam etmektedir.[2]

Velhasıl, bundan 203 yıl önce çöktü çökecek denilen Osmanlı Devleti’nin sadece Trablus Paşası bile Amerikan gemilerine göz açtırmamıştır.

Gerisini siz düşünün.
Ek
Derne, Amerikan Bahriye Marşı’nda çınlar her sabah
1804 yılı Ağustos ve Eylül’ünde Amerikan filosu 5 defa zorlar Trablus limanını ve sahili bombardımana tutar. Bu sırada Tunus’taki Amerika Konsolosu William Eaton da Derne’ye bir baskın planı hazırlamakla meşguldür. Sonunda Trablus Paşası Yusuf Karamanlı’nın paşalıktan mahrum bıraktığı ağabeyi Hamid’le ittifak kuran Eaton, 8 Amerikan piyadesi ve 900 Arap savaşçısını yanına alarak Derne’ye saldırmak için çölden harekete geçer.

Derne, yerli işbirlikçilerle beraber hareket edildiği için kolayca düşer. Ardından kaleye Amerikan bayrağı çekilir. İşte Akdeniz’deki bu ilk denizaşırı başarının hatırasına Amerikan Bahriye Marşı’nda Derne’nin adı geçmektedir. Hatta bu zaferin hatırasını ebedileştirmek için Boston’daki bir sokağa da “Derne Sokağı” adı verilmiş olup sokak halen bu ismi taşımaktadır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 18.07.07, 21:12
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Amerika Başkanı Jefferson Osmanlı Paşası Yusuf’a Karşı!

aKDeNiZ'i aMeRiKa'Ya DaR eTTiGiMiZ GüNLeR
MuSTaFa aRMa?aN
Hemen her Amerikal?, Birle?ik Devletler’in 1800’lerin ba?lar?nda “Berberi korsanlar?”yla sava?a girdi?ini ve bu sava??n Deniz Kuvvetleri mar??nda yad edildi?ini bilir.Robert J. Allison
“Memâlik-i Müctemi’a-i Amerika Devleti”Amerika Birle?ik Devletleri’nin resmi ismi, Ba?bakanl?k Ar?ivi’ndeki 1830 tarihli bir belgeye bu ilginç terkiple yans?m??.[1] Ve biliyoruz ki, 1830 y?l?, Osmanl?-Amerika Birle?ik Devletleri ili?kilerinde bir dönüm noktas? olmu?, ?srarl? ricalar? üzerine ABD, Osmanl? Devleti taraf?ndan “en ziyade müsaadeye mazhar” devletler listesine dahil edilmi?ti. Bundan sonras?n? biliyorsunuz büyük ölçüde



Ancak bu yaz?da sizi biraz daha eskilere götürece?im; ABD ile Osmanl? Devleti’nin koruyucu ?emsiyesi alt?ndaki Cezayir ve Trablus beylikleri aras?ndaki ilk “terör” sava??n?n ilginç hikâyesine. Bu sava?ta sald?ran taraf Amerika’yd? ama kolay lokma zannetti?i “Barbar korsanlar?”ndan bak?n nas?l bir “Osmanl? tokad?” yedi. Görelim.


Amerika’n?n korsanlarla imtihan?
Malum, Amerika bir ?ngiliz sömürgesiydi. Ba??ms?zl??a giden yol, 5 Mart 1770’de ?ngiliz askerlerinin Boston halk?na kar?? gerçekle?tirdikleri kanl? katliamla yay?lma istidad? gösterdi ve 1775 y?l?nda ba??ms?zl?k sava?? patlak verdi; 1783’de imzalanan bar?? antla?mas? ise ba??ms?zl???n tescili oldu. Tabiat?yla Osmanl?-ABD ili?kileri de ancak bu tarihten itibaren ba?lam?? oluyordu.

O devirde “korsanlar”, denizlerin görünmez hâkimleriydi. Özellikle de otoritenin zay?flad??? dönemler, denizleri korsanlar?n cirit att??? kanunsuz arenalar haline getiriyordu. Onlar?n çöplüklerinde izinleri olmadan gemi yüzdürmek, kelimenin gerçek anlam?yla “ka??nmak” anlam?na geliyordu.

Tarih büyük ölçüde Bat?-merkezli yaz?ld??? için korsanl?k denildi?i zaman yaln?z Berberi korsanlar?n?n adlar? an?l?r ve ne ?spanyol, ne ?talyan, de ?ngiliz korsanlar?ndan söz edilir. Ancak korsanl?k, sava??n tabii bir uzant?s?yd? o devirlerde; ve Amerikan ba??ms?zl?k sava??nda Amerikal? korsanlar?n ?ngiliz gemilerine verdi?i zayiat, öyle unutulur cinsten de?ildi. Demek ki, korsanl??? o dönemin bir deniz realitesi olarak dü?ünmekte fayda var. Nitekim tarihçi Fernand Braudel, a?a??daki sözleriyle korsanl???n bizim bilmezden geldi?imiz bu “yasal” boyutuna güçlü bir ???k tutmaktad?r:[2]

Korsanl?k, ya biçimsel bir sava? ilân?yla veya mühürlü mektuplarla, pasaport, görev veya Talatlarla böyle k?l?nan me?ru [bir] sava?t?r. Bu fark?na var??lar bize ne kadar garip görünürse görünsün, korsanl???n “yasalar?, kurallar?, canl? adet ve gelenekleri” vard?r.
??te bu “yasal” korsanl??? i?ine geldi?i zaman tecviz eden ayn? Amerika, tüccarlar? için ya?l? limanlar bulabilmek niyetiyle ufak ufak Akdeniz’e do?ru atmaktad?r pençesini. Ancak güngörmü? Berberi korsanlar?, avuçlar?n?n içi gibi bildikleri bu iç denizde yeni misafirlerine görkemli bir ‘ho? geldin’ partisi vermekte gecikmeyeceklerdir.

Nitekim Akdeniz’in acemisi olan Amerikan gemileri, çok geçmeden korsanlar?m?z?n çelik pençelerine dü?üverir. Mesela Müslüman korsanlar, 1783’de, “semiz ördek” diye dalga geçtikleri Amerikan gemilerinden y?ll?k 80 bin dolar haraç istemi?ler ve söke söke de alm??lard?. 1787 y?l?nda 100 kadar Amerikal? denizci, korsanlar?n eline esir dü?mü? ve ABD, onlar? kurtarmak için 40 bin dolar fidye, 25 bin dolar da haraç ödemek zorunda kalm??t?. 1794’e gelince, durum daha da vahimle?mi? ve korsanlar tam 11 Amerikan gemisini ele geçirmi?ler, 119 ki?ilik mürettebat?n? da esir alm??lard?.

Hatta bu çekirdekten yeti?me korsanlar Akdeniz’le de yetinmiyor, Atlas Okyanusu’na seferler düzenliyor, ?rlanda’n?n bat? sahillerine kadar deh?et saçabiliyorlard?. Velhas?l, Akdeniz’in giri? ve ç?k??? onlardan soruluyordu.

O s?rada ba??ms?zl?k sava??n?n barut ve kan kokular? henüz dima?lar?ndan silinmemi? olan Amerikan ba?kanlar?, ba?lar?n?n bu “?rak” diyarda daha fazla derde girmesini istemiyor, korsanlar?n neredeyse bütün isteklerine kuzu kuzu boyun e?iyorlard?. Nitekim Amerikan Kongresi 1795’de, tarihinin en a??r harac?n? onaylam??, nakit olarak y?ll?k 642.500 dolar, gerekli mühimmat ve 36 topa sahip bir adet de f?rkateyni korsanlara teslim etmeye raz? olmu?tu. ?laveten yine her y?l, 21.600 dolar de?erinde deniz araç gereci de korsanlar?n nas?rl? ellerine teslim edilecekti. Buna kar??l?k Akdeniz, Amerikan gemilerinin huzur içinde seyr ü seferine aç?lacakt?.

Vaktiyle Amerika’y? haraca kesmi?tik!
Tam duyamad?m, “Pes birader! Bu neredeyse bir hazine!” mi dediniz? Acele etmeyin, zira dahas? var.

Amerikan gemilerinde seyahat edenler ?u veya bu nedenle esir dü?erlerse onlara da bir fiyat biçilmi?ti bu anla?mada. ABD Cezayir’e gidecek yolcular için ki?i ba??na 4.000 dolar, kabin görevlileri için de 1.400 dolar para ödeyecekti Cezayir’e. Gerçi Amerikan makamlar? istenen ücretleri fahi? bularak pazarl?k edip indirim yapt?rm??lard? ama sonunda kaderlerine raz? olmu?lard?. Anla?ma metni yaln?z Türkçe yaz?lm?? (ki, ABD’nin bir yabanc? ülke ile, yaln?zca o ülkenin dilinde yapt??? biricik antla?ma olarak tarihe geçmi?tir), Cezayir’de imzalanm?? ve 1796 Mart’?nda Amerikan Senatosu taraf?ndan da onaylanm??t?r. Bu arada belirtelim ki, kaynaklar, anla?ma sonucunda serbest b?rak?lan rehinelerin anlatt??? ac?kl? esaret hikâyelerinden Amerikan halk?n?n 11 Eylül’ü aratmayacak psikolojik travmalar ya?ad???n? da nakletmeden geçmiyor.

Ne var ki, 1800 y?l?nda cereyan bir olay, Amerika ile Osmanl? himayesindeki Berberiler aras?ndaki iplerin kopmas?na yol açacakt?r. Kaptan William Bainbridge, Cezayir’e Amerika’n?n y?ll?k harac?n? ödemek için gelmi?tir. Limana Amerikan bayra?? çekili gemisiyle giremeyece?i uygun bir lisanla ihtar edilir kendisine; sonuçta

ABD bayrak indirtilir, yerine Osmanl? bayra?? çektirilir.

Harac?n, do?rudan do?ruya Sultan’a ödenmesi gerekir. Bu yüzden Kaptan Bainbridge kendisine e?lik eden Cezayir gemileriyle birlikte ?stanbul’a götürülüp devrin padi?ah? III. Selim’in huzuruna ç?kart?l?r. Böylece iilk resmi Amerikan yetkilisi ?stanbul’a böylece ad?m?n? atm?? olur.

Osmanl? düzeninin bu s?k? kurallar?na istemeye istemeye boyun e?mi? olan Kaptan Bainbridge memleketine dönü?ünde bir daha Cezayir’e ad?m atmamaya tövbe etmi?tir. Bu olay?n ard?ndan bir tehdit de?erlendirmesi yapan Amerika Birle?ik Devletleri’nin o zamanki “?er üçgeni” de belli olmu?tur: Cezayir, Trablus ve Derne (son ikisi bugün Libya s?n?rlar? içindedir).[3]

Öte yandan Amerika’n?n Cezayir’e verdi?i tavizler, Trablus Pa?as? Karamanl? Yusuf’un gözünden kaçmayacakt?r. O da yükseltir haraç taleplerini. Çünkü kendisiyle anla?ma yap?lamam??t?r. O s?rada Ba?kan George Washington ölmü?tür, yeni Ba?kan Adams’a bir devlet ba?kan? öldü?ünde yerine geçen ba?kan?n ödemesi gereken özel haraç hat?rlat?l?r. Ne kadar m?? Yusuf Pa?a, Washington’un ölümüne kendince bir de de?er biçmi?tir: 10 bin dolar.


Zamanla istenen haraçlar alt?ndan kalk?lacak haddi geçer. Bu “Türkler” de çok olmaktad?rlar. Dü?ünün ki, 1800 y?l?nda y?ll?k haraç miktar? tam toplam 2 milyon dolara ula?m??t?r ve bu miktar, ABD’nin sadece 10 milyon dolar olan y?ll?k gelirinin be?te birine denktir.

Tam i?ler yolunda giderken “?ahin” cephesinden Thomas Jefferson yeni ba?kan olarak Beyaz Saray’?n ev sahibi olur ve onun döneminde i?ler daha da çetrefille?ir: ?ahinlerin bask?s?yla Amerika, meseleyi kökünden halletmek üzere Osmanl? limanlar?na ç?karma yapmaya kadar götürecektir i?i. Bunu kolayca ba?ar?p ba?aramad??? ise upuzun bir hikâyedir.

Bir “metal f?rt?na”n?n ayak sesleri duyulmakta, tarihin mermer tenine gömülmü? bir gölge daha do?rulmaktad?r.

O zamanlar Osmanl?’n?n Garp Ocaklar?’n? olu?turan Cezayir, Tunus ve Libya’ya mensup leventlerin ABD filosuyla 5 y?l boyunca ba?lar?m?z? öne e?dirmeden nas?l di?e di? cenk ettiklerini görmek için gelecek haftay? beklemeniz gerekecek...

[1] Ba?bakanl?k Ar?ivi, Düvel-i Ecnebiye, Amerika Ni?an Defteri 1/1, s. 7’den nakleden: Nurdan ?afak, Osmanl?-Amerika ?li?kileri, ?stanbul 2003, OSAV Yay?nlar?, s. 41.


[2] Fernand Braudel, II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyas?, cilt 2, Çeviren: Mehmet Ali K?l?çbay, 2. bask?, ?mge Kitabevi, Ankara 1994, s. 251.


[3] Bu çat??malar?n büyük ölçüde Amerika aç?s?ndan de?erlendirildi?i iki çal??ma için bkz. Robert J. Allison, The Crescent Obscured: The United States and the Muslim World, 1776-1815, Oxford University Press: New York ve Oxford, 1995; David Smethurst, Tripoli: The United States’ First War on Terror, New York 2006, Ballantine Books.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar