iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:19 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Osmanlı Tarihi » osmanlı padişahı - ilber ortaylı

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 19.08.07, 15:41
Standart osmanlı padişahı - ilber ortaylı

19.08.07, 15:41



Osmanlı padişahı (1)

Fatih doğu ve batı dillerine hakimdi. Kanuni bir kuyumcu, IV. Murad ressam ve müzisyen, II. Abdülhamid usta bir marangozdu. Abdülaziz şark ve garp musikisinde eserler bestelemişti

Fax: (0312) 427 20 64

Osmanlı padişahının unvanı dahi ilginçtir; dünya onu "sultan" olarak bilir. Bu daha 11'inci asırda Bağdat'ı fetheden Selçuklu hükümdarlarının, Abbasi hükümdarını "halife" olarak yerinde bırakmaları ve kendilerini dünyevi hükümdar, adeta bir Kaiser diye ilan etmelerinin neticesidir.
Sultan unvanı bütün İslam tarihinde en yerinde bir unvan olarak Türkler tarafından kullanılmıştır. Osmanlı sultanları 13'üncü asırdan beri hiç fire vermeden aynı soydan çıkmaktadır. Kendisine rakip hanedanlardan bahsedilmesine rağmen, kaç padişah tahttan indirilmişse de bunlardan IV. Mustafa hariç hiçbirine siyaset cezası tatbik edilmemiş ve Osmanlı'nın tahtına gene bir Osmanlı oturmuştur.
Osmanlı hanedanı üyeliği silsile halinde babadan oğullara geçer. Kız çocuklar padişahın veya padişahın oğullarının kızı ise "sultan" unvanını alır ama onların çocukları ne sultan ne de şehzade unvanını alır ve hanedan üyesi sayılmazlar. Dünyada Fransızlar ve bazı Alman hanedanları için geçerli olan bu kural, Osmanlı sülalesinde katiyetle tatbik edilir. Buna karşılık başlangıçta diğer Anadolu beylikleri, Bizans imparatorluk hanedanı ve Balkanlı prenseslerle evlilik yapan Osmanoğulları, Kanuni'den itibaren akıllı olmaları kaçınılmaz ve güzellikleri şüphe götürmez, Harem'de yetiştirilen kızlarla evlenmeye başlamışlar ve "mavi kanlı" prenses geleneği böylece sona ermiştir.

Veraset sistemi
Haremde kadın entrikası Osmanlı tarihinin aşağı yukarı bir asrını kapsar. Bu çok zeki kadınların içinde Hürrem Sultan gibi Türkçeyi şiir yazacak derecede öğrenenler, Kösem Sultan gibi çocuk padişahlar döneminin naibeliği ile ün salanlar ve Hatice Turhan Sultan gibi valide sultanların devlet işlerine karışma geleneğine kendisi son verenler vardır.
Osmanlı veraset geleneği Fransa'da Bourbon'larda olduğu veya Habsburg'lardaki gibi oturmuş değildir. Ama bu saydığım hanedanlarda da veraset sistemi çok erken oturmuş değildi. Mesela Rus çarlarının hayatı taht kavgasının endişeleri içinde geçerdi.
Osmanlı veraset sisteminin tarihteki diğer hanedanlara göre çok üstünlükle tatbik ettiği bir kural vardı; padişah oğullarının memleketin belirli sancaklarına vali olarak gönderilmeleri. Bu bir imtihandı; şehzadenin yöneticiliği, kumanda kabiliyeti, devlet merkezi ve devlet adamlarıyla olan ilişkileri onun için bir imtihandı. Ve ekseri halde ölen padişahın yerine hangi sancaktaki şehzadenin çağrılacağı merkezdeki devlet adamlarının kararına bağlıydı.
Cem Sultan ve II. Bayezid çatışmasından sonra devlet adamları bu konuda daha kararlı ve atik davrandılar. Bu arada tahta çıkan şehzadenin kardeşlerini katletmesi gibi olaylar görüldü. III. Murad ve III. Mehmed devrinde en kanlı biçimiyle patlayan bu olaylar, maalesef
I. Ahmed devrinde yeni veraset sistemiyle kısmen önlenmişse de sancak şehzadeliğinin kaldırılıp şehzadelerin Harem'de yetişmelerine neden olmuştur.
Aşağı yukarı II. Meşrutiyet yıllarına kadar yani şehzadelerin Galatasaray'da, Harbiye'de veya Viyana, Potsdam Harp Akademileri'nde yetiştiği yıllara kadar Osmanlı şehzadelerine seçkin eğitim verilememiştir. Buna karşılık irsiyetten olacak, sarayda büyüyen IV. Murad genç yaşındaki ölümüne kadar 17'nci asrın en büyük mareşali unvanını hak edecek askeri başarılar göstermiştir.

Meslek sahibiydiler
Osmanlı sultanlarının II. Selim'den itibaren annelerinin şeceresi iyi tutulmamıştır. 19'uncu yüzyılda daha çok sarayla akraba olmaktan onur duyan Çerkes, Abhaza beylerinin saraya takdim edilen kızlarının kimliklerini iyi tanımamıza rağmen 17 ve 18'inci yüzyılların valide sultan ve hasekilerinin kimliklerini iyi tanımıyoruz. Hatta 16'ncı asırda da "Bafo" denilen asil Venedikli aileye mensup sultanın, III. Murad'ın eşi Safiye Sultan mı yoksa II. Selim'in eşi Nurbanu Sultan mı olduğu tartışılmaktadır. Bu nedenle iyi niyetli spekülasyonlar kadar Ali Kemal Meram'ın "Padişah Anaları" adlı eserindeki görünen tipten uydurmalara da rastlanır.
Osmanlı padişahlarının her birinin bir mesleği vardır. İçlerinde Fatih gibi doğu ve batı dillerine hakim Rönesans senyörleri, Kanuni Sultan Süleyman gibi mareşalliğin yanında kuyumcu, III. Murad gibi divan sahibi ve şair ve adeta kumaş uzmanı, IV. Murad gibi sporculuğun ve silahşorluğun yanında musiki ve şiirdeki ince zevki hayret uyandıran tarihi porteler vardır.
Sultan Abdülaziz kuzu ziyafeti ve pehlivanlık hikayeleri gibi yavanlıklarla tanıtıldığı halde, aslında garp ve şark musikisinde eserler bestelemiş, ressam bir padişahtır. IV. Murad ressam ve müzisyen, II. Abdülhamid dahi bir marangoz, Şehzade Seyfettin Efendi de ince bir musikişinas ve zor bir iş olan minare mahyaları düzenlemekte mahir bir kimsedir.
Hanedan sürgüne gittikten sonra bazı şehzadeler, Budapeşte ve Bükreş'te keman çalarak geçimlerini sağlayacak kadar marifet sahibiydiler. Bu da Osmanlı hanedan üyelerinin diğerlerine göre ayırt edici bir vasfıydı.
Hiç şüphesiz ki Osmanlı şehzadelerinin nasıl eğitim gördüğü, padişahların yönetimdeki ortak özellikleri bir başka yazının konusu olacaktır...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 19.08.07, 15:41
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: osmanlı padişahı - ilber ortaylı

Osmanlı padişahı (2)

Osmanlı İmparatorluğu 600 yılı kolay yaşamadı. Bu tarihi gerek vatandaş gerek tarihçi olarak değerlendirmek de kolay değildir. Bu yüzden ucuzcu ve toptancı hükümlerden kaçınılmalıdır


Fax: (0312) 427 20 64

Osmanlı padişahının meşruiyeti yani hakimiyetinin kaynağı Allah'tan gelir. Bu, bütün hükümdarlar için böyledir. Hakimiyetini milletten alan, yani Fransızların imparatoru (Napolyon Bonaparte veya III. Napolyon) ya da Belçikalıların kralı gibi vatandaş hakimiyetine dayanan hükümdarlık ihtilaller çağı olan 19'uncu yüzyıla ait bir keyfiyettir.
Başlangıçta Yunanistan kralını da "Helenlerin kralı" unvanı ile donatmak istediklerinde, Devlet-i Aliyye yani padişah ve Bab-ı Ali bizim topraklarımızdaki Helenlerin hükümdarı değilsiniz deyip bu unvanın kullanılmasını kabul etmedi ve başka ülkelerden de destek gördü. Dolayısıyla Yunan hükümdarı, "Yunanistan Kralı" unvanını kullandı.
Osmanlı padişahları Osmanlı mülkünün sahibiydiler ama hiçbir zaman bir avuç toprağı kızını evlendirirken karşı tarafa çeyiz diye vermediler. Zaten yabancı hanedanlarla, hatta yerli hanedanlarla kız alıp verme usulü erkenden terk edildi ve yerleşemedi. Bu gibi evliliklerle doğan akrabalıklar hanedan tarafından Osmanlı hakimiyeti için tehlikeli görülmüştür.
17-18'inci yüzyıllarda en yaşlı (kıdemli) erkek hanedan üyesinin tahta çıkması, yani senioritas usulü 19'uncu yüzyılda hem hanedanın bazı üyelerinin hem de Bab-ı Ali'nin canını sıkmaya başlamıştı; ne de olsa padişahın uzayan ömrü dolayısıyla ortada dolaşan yaşlı bir veliaht prensi kimse görmek istemiyordu.

Hayranlık uyandırdılar
Ne var ki, ya Sultan Abdülmecid ya da Sultan Abdülaziz'in soyundan yaşlı prensler taht adayı olarak bulunuyordu. Doğrusu büyük evlat (primogenituras) sistemine geçildiğinde sadece bu iki hükümdarın soyundan gelen hanedan üyeleri arasında münaferet ve çekişme artıyordu. Bu nedenle saltanat sırasının kimler tarafından kazanılıp kimler tarafından kaybedileceği münakaşası yükselince veliaht konumunda olan, Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi, Şeyhülislam'a "Şeriat, veliahtlık ve taht sırasını bize vermiş. Veliahtın hukuku ne olacak?" diye sorunca, Şeyhülislam Efendi "Şeriatta veliahd-ı saltanat diye bir makam yoktur ki hukuku olsun" diye cevap vermiştir.
Meriç Nehri ile Fırat'ın nerede birleştiklerini soracak kadar coğrafyadan bihaber ihtiyar şehzadeler vardı ama Sultan V. Murad gibi veliahtlığı sırasındaki gezide İngiltere ve Fransa saraylarını kendine gıpta ettirecek kadar müzik, sanat bilgisine, dansa ve yabancı dillere sahip olan da vardı. Aynı Avrupa gezisinde Sultan Abdülaziz, İngiltere'ye ayak bastığında kendi bestesi olan marşla karşılandı. Tevazuundan dolayı en eğitimsiz görünen Sultan Reşad bile Bohupal Maharanası (eşi) İstanbul'a geldiğinde onunla Farsça konuşmuştur. Okuduğu "Mesnevi" dolayısıyla Farsçayı öğrenmiştir.
19'uncu yüzyılda bile, hele II. Meşrutiyet'ten sonra Galatasaray ve Harp Okulu gibi okullarda okuduktan sonra Alman kayzeri ile yapılan subay mübadelesinden dolayı Potsdam'da askeri akademide okuyan Ömer Faruk Efendi gibi şehzadeler vardı. Bunlar modern subaylardı.
Prenseslerin yani sultan hanımların eğitimi yeterliydi. Kabiliyetli olanların içinde Sultan Abdülmecid'in kızı Adile Sultan gibi yabancı dil bilen, tasavvufla ilgilenenler de vardı ama bilhassa sürgün yıllarında Osmanlı prensesleri çok iyi yetişmiş ve Avrupa'daki çevrelerde bile hayranlık uyandırmışlardır.

II. Meşrutiyet'in oynadığı rol
II. Meşrutiyet'te Osmanlı hükümdarının yetkileri son derece kısıldı. Hatta mütarekede VI. Mehmed Vahideddin bile tayin ettiği hükümetin icraatını yeterince kontrol edememiştir. Bu durum Ankara'daki milli hükümetin bazen işine yaramış, padişahın inanılmaz bir hata sonucu tayin ettiği Damat Ferit Paşa'nın icraatı da bir basiretsizlik ve utanmazlık örneği olmuştur.
Daha da ilginci, o kabinede son Osmanlı asrının yetiştirdiği Mehmed Ziyaeddin Bey, Ekrem Reşit Bey gibi son derece değerli bürokratlar da nazır olarak bulunuyordu. II. Meşrutiyet yıllarındaki Osmanlı hükümdarları Alman kayzerinden, Avusturya imparatorundan, hatta İngiltere hükümdarından dahi daha az yetkili, daha doğrusu anayasal yetkileri bile az kullandırılan bir hükümdardı.
Tahttan indirilmek gibi zor bir durumu son Osmanlı hükümdarı da tattı. Altı asır boyu II. Bayezid, II. Osman,
I. Mustafa, I. İbrahim, oğlu IV. Mehmed, onun oğulları II. Mustafa ve III. Ahmed gibi hükümdarlar bu acıyı tattılar. Tanzimat Devri'nin arifesinde III. Selim ve IV. Mustafa üstelik katledildi.
Bu 19'uncu asır başlangıcıdır. Ardından asrın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz aynı kara talihe çarptı. Onu
V. Murad ve II. Abdülhamid ha'l edilerek yani tahttan indirilerek izlediler.
Ha'l edilmek hukuken mümkündür ve Osmanlı hükümdarları onu da soğukkanlılıkla karşıladılar. Altı asır kolay yaşanmadı, tarihçi ve vatandaş olarak tarihimizi değerlendirmek de kolay değildir. Ucuzcu ve toptancı hükümlerden kaçınılmalıdır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar