iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 22:06 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Osmanlı Tarihi » Osmanlı bilimi çağının 500 yıl önündeydi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 28.11.07, 20:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı bilimi çağının 500 yıl önündeydi

Osmanlı neden battı?

İsmet Berkan
25/11/2007 (7447 kişi okudu) Gençliğinin bir bölümünü bu sorunun yanıtını aramakla geçirmiş biriyim. Aslında cevabı da biliyorum. Osmanlı, fazlasıyla 'mağrur' olduğu için, kendisinden büyük başka bir güç bulunmadığı zannına kapıldığı için, aslında en güçlü olduğu dönemde battı.
Kanuni Sultan Süleyman dönemi her bakımdan Osmanlı'nın en güçlü olduğu dönemdir. Nitekim bu dönemde, başsız kalan Fransa tahtına kimin atanacağını da Kanuni belirlemiştir. Kanuni'nin Fransa tahtı için kimi önerdiğine ilişkin fermanının dili, bir mağruriyet dilidir. Evet aynı dili İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet de kullanmıştır ama onun 'Ben artık Roma İmparatoruyum' demesiyle Kanuni'nin 'Ben artık cihan padişahıyım' demesi arasında ciddi bir 'mağruriyet' farkı vardır.
İşte bu mağrur dönemde, Kanuni'nin Şeyhülislamı Ebussuut Efendi de yayımladığı bir fetva ile, artık dünyanın fethedildiğini, gidilecek başka yer olmadığını, dolayısıyla medreselerde fen bilimlerini öğrenmeye gerek kalmadığını, bundan böyle matematik gibi, geometri gibi, astronomi gibi fen bilimleri yerine Kuranı Kerimi daha iyi öğrenmenin, dini sorunlarda daha fazla derinleşmenin yeterli olduğunu emretti, emredebildi.
Osmanlı'nın çöküşü de o anda başladı.
* * *
Geçen gün benim gibi tarih meraklısı yazıişleri müdür yardımcımız Ali Topuz bir kitabı getirip önüme koydu. Kitap Yayınevi'nden çıkan 'Asiler ve Gaziler- Kabakçı Mustafa Risalesi' adlı kitap, Osmanlı'da Batı tarzı ordu kurmaya ve Batılı eğitim kurumlarını hiç değilse ordu için açmaya yeltenen ilk padişah olan 3. Selim'in tahttan indirilip yerine 3. Mustafa'nın bir kez daha tahta çıkarılmasıyla sonuçlanan gerici 'Kabakçı Mustafa İsyanı'nın birinci elden tanığı iki kişinin, Ubeydullah Kuşmani ile Ebubekir Efendi'nin risalelerinin günümüz Türkçesiyle aktarılmış hali. Kitabı yayına Aysel Danacı Yıldız hazırlamış, bir de giriş yazmış.
1807'deki Kabakçı isyanının önemi, isyancıların basit çıkar hesaplarının yanı sıra, modernleşmeye karşı da çıkmaları.
Kitap, aynı isyanı birbirinin tam tersi yönden aktaran iki yazarın risalelerinin bir arada sunulması bakımından çok ilginç. İlk bölümü Ubeydullah Kuşmani yazmış, isyancıları desteklemiş, hatta isyancıların bazı infazlarına bire bir tanık olmuş.
İkinci bölümü ise Ebubekir Efendi yazmış, o da isyancıları eleştiriyor.
İsyancıları eleştiren Ebubekir Efendi'nin şu satırları Ali Topuz'un ilgisini çekmiş ve kitabı bana verme sebebi de o zaten. Aynen aktarıyorum:
"... Ayrıca, 'Bu yeni kurulan askeri sınıfın (Nizamı Cedid kastediliyor) bizim İslam devletinde asla yeri yoktur, talim ve kıyafetleri baştan aşağı Frenklere benzer' diyerek o soyu sopu din ve devlet haini olan vaktin hata edeni alık topal (burada da dönemin şehyülislamı Topal Ataullah Efendi kastediliyor) her türlü ilimde yeryüzündeki en cahil insandı. 'Âlimleri, gökkubbenin altındaki en şerli/kötü kimselerdir. Her türlü fitne ve kötülük onların başının altından çıkar, ama sonunda yine onlara döner, kendi başlarında paralanır' hadisinde bahsedilen kötü ümmetlerin kâfirlik kılavuzu olup kendilerinde olan tüm kötü sıfatları selefleri hazretlerine dayandırmalarıyla hayvandan bin mertebe alçak olan ümmetin sıradan insanlarının kulaklarında kötü inançlar ve yanlış sözler yer edip o halef ve selefin gözünde en makbul ibadet ve iyi mücahitlik olan MATEMATİK İLMİ TAHSİLİNE, Kİ TÜM İLİMLERİN TEMELİDİR, KARŞI ÇIKMALARIYLA o kafasız, düşüncesiz herifler İslam gemisini kurtuluşa götürecek kudretli taifelerini ve alet ve edevatını reddetmelerinin yanı sıra daha nice nice zarar ve ziyana uğratıp İslam gemisinin içine büyük bir ateş attılar."
* * *
Dilerseniz bütün İslam tarihini de bu mücadelenin ve sonunda da bilim ile aklın egemenliğinin reddedilmesinin tarihi olarak okuyabilirsiniz ama bizim derdimiz İslamla değil Osmanlıyla. Osmanlı, bilimin ve aklın egemenliğini reddetmemiş olsaydı, zaman zaman günümüz tartışmalarında gündeme gelen 'İslam rönesansı' da yapılabilmiş olurdu ve bugün tümüyle farklı bir dünyada yaşıyor olurduk.
Türkiye dahil bütün İslam dünyası, hâlâ daha 'Akıl mı, vahiy mi?' diye tartışadursun, atı alan çoktan Üsküdarı geçmiş durumda.
Bugün Türkiye'nin bütün İslam dünyası içinde farklı bir yerde duruyor olmasının tek nedeni, yüzyıllar süren mücadelenin sonunda Atatürk gibi birinin çıkıp aklın ve bilimin dünya işlerinde egemen olmasını kural olarak getirmesindendir.
Dikkat ediyorsanız, aslında günümüzde süren tartışma da budur: Bizde asıl akıl ve bilimin egemenliğini savunmaya devam etmesi gerekenler türbanla, şunla bunla uğraşarak oyalanadursunlar ama başkaları bilim derslerine yaratılış safsatasını yerleştirip bütün çocuklarımızın aklını karıştırsın ve bu konu konuşulmasın bile.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 28.11.07, 20:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı bilimi çağının 500 yıl önündeydi

İlelebet payidar kalacak mıyız?

İsmet Berkan
28/11/2007 (3894 kişi okudu) Pazar günü bu köşede çıkan yazıda, Osmanlı'nın bilime sırtını döndüğü için batmaya başladığını yazdım. Bilime sırt dönmenin nedeni, bana göre mağruriyetti. Çok sayıda okurumdan bu yazıyla ilgili mektup aldım. Esasen, Osmanlı gibi bir imparatorluğun batışını tek sebebe bağlamama karşı çıkanlar çoğunluktaydı. Ve bu görüşlerini bir hayli kuvvetli biçimde kanıtlarla da destekliyorlardı.
Zahmet edip bana makale uzunluğunda görüş yazan, kitaplar tarayıp alıntılar yapan, internetten çeşitli kaynaklar gösteren okurlarıma saygım büyük ama ben ısrarlıyım, Osmanlı'yı batıran temel etmen, teknolojik üstünlüğünü kaybetmesi, yani bilime, araştırma-geliştirmeye sırtını dönmesi oldu. Bir kez aklın ve bilimin yol göstericiliğinden vazgeçildikten sonra mukayeseli üstünlük kaybedildi ve geri dönüş çok zor oldu. Zaten ondan sonra herşey çorap söküğü gibi geldi.
Bakın, bugün hâlâ 15. yüzyıldan itibaren Batı'yla aramızda oluşmaya başlayan farkı kapatmaya çalışıyoruz. Gerçekte, Atatürk devrimlerinden beri aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabul etmişiz gibi duruyor ama aslında hâlâ kendi teknolojisini kendisi üretemeyen, kendi bilimini bile pek çok fen bilimi dalında kendi yapamayıp dışarıda yapılan bilimi en iyimser ihtimalle gençlerine öğretmeye çalışan bir haldeyiz.
Hal böyle olunca, yani hâlâ kovalamakla meşgul olduğumuz gerçeğini içimize sindirince, insani gelişmişlik endekslerinde hâlâ orta halli ülkeler sınıfında olmamız da şaşırtıcı değil.
Gerçekte hâlâ daha çok çalışmamız lazım, hem de pek çok.
Ama biz gerçekte birbirimizi yemekten, yarın hiçbir önemi olmayacak gündelik siyasi çekişmelere enerjimizi vermekten temel önemdeki konulara giremiyoruz bile.
Bakın, Türkiye'de ifade özgürlüğü konusu hâlâ bir tabu.
Oysa ifade özgürlüğü garanti altına alınmadıkça özgür düşünce olmaz. Özgür düşünce olmadıkça, bilimsel ilerleme de olmaz.
Ünlü Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynmann, daha 50'li yıllarda çıkıp "Minicik makineler olsa, insan vücuduna bunları şırınga etsek ve onlar da gidip vücuttaki hasarı tamir etse" dediğinde kimse ona gülmedi, kimse onunla dalga geçmedi. Çünkü o özgür düşüncenin tadını çıkarıyor, serbest uçuş yapıyordu. Bugün geliştirilmeye çalışılan ve büyük ilerlemeler sağlanan nano teknolojinin temelleri o konuşmada atıldı.
Biz ne yapıyoruz peki? Bir fedakar bilim insanı, bir grup genç arkadaşıyla matematik köyü kurmaya kalkıştığı için onu 'Yasadışı kurs düzenlemek'ten soruşturuyoruz. Bırakın hayal kurmayı, matematik tartışmayı bile polisiye bir olay haline getiriyoruz.
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın bilgisayar yazılımı ihracatını teşvik kapsamından çıkardığını biliyor musunuz?
Kendi topraklarımız ve bitişiğimizdeki topraklar üzerindeki terörist faaliyetleri havadan izlemek için Amerikan Genelkurmayı'nın Ankara'da bizim Genelkurmayımıza bilgisayar bağlaması sizi de beni utandırdığı kadar utandırıyor mu?
'Bilimin ve aklın yol göstericiliği'ni kabul etmiş bir ülkede nüfusun kayda değer bir bölümüne hâlâ daha okuma yazma öğretememiş olmamızı nasıl izah ediyoruz?
Doğumda ortalama yaşam beklentisi 71 olan bir ülkede 50 yaşında emekli olmayı hangi akılla ve bilimle rasyonalize ediyoruz?
Osmanlı'nın neden battığı bence çok açık. Peki bu şartlarda Cumhuriyetimizi sahiden 'ilelebet payidar' kılabilecek miyiz?
Çok çalışmamız lazım. Çok.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
osmanli

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz