iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:35 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Osmanlı Tarihi » Sarıkamış Enver Paşa

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 26.12.06, 13:29
Standart Sarıkamış Enver Paşa

26.12.06, 13:29



Enver PaŞa

İsmail Enver, 1881'de İstanbul'da Divanyolu'nda dünyaya geldi. Sonraları oğlunun etkisiyle Paşa ve Surre Emini olan Ahmet Bey'in oğludur. Annesi Ayşe Hanım da, babası Ahmet Paşa da İstanbulludurlar.
Soğuk çeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp Okulu'nu 1899 yılında piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903'te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu.

Kurmay Yüzbaşı Enver, o zamanki Üçüncü Orduya tayin edildi. Manastır, Selanik ve Üsküp'ün çeşitli bölgelerinde eşkıya çeteleriyle çarpışmalarda bulundu. Merkezi Selanik'te bulunan İttihat ve Terakki Komitesi, ordunun genç subaylarının arasından onu da elde etmişti.Enver Bey, 1906'da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasına yeraldı.Bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi.

İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldıktan sonra da, meşrutiyeti ilan ettirebilmek için girişilen harekette en önemli rollerden birini oynamıştı.

1908 Meşrutiyetinin ilan edildiği günlerde Rumenlideki bazı subaylar. Devlete karşı ayaklanan Bulgar ve Makedon çetelerine karşı kendi birlikleri ile dağlarda tıpkı çete nizamında dövüşüyorlardı. Bunlardan biride Kurmay Binbaşı Enver'di. Rumenlindeki Devlete karşı olan isyanları bastırmak için bu subayların adlarıyla birlikte hayatları da ortaya konmuş oluyordu. Bu durum, Kurmay Binbaşı Enver Beyin memleketi uğruna neler yapabileceğini ve nelerini gözden çıkarabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. 1908 İnkılabından sonra Enver Beyin adının yıllarca Hürriyet Kahramanı diye dillerde dolaşması boşuna değildir.

Enver Bey Makedonya Genel Müfettişliği, 1909 yılında da Berlin Ataşemiliteri olmuştu. 1911'de İtalyanlar Trablusgarb'a asker çıkardıkları zaman memleketi seven bir çok genç Türk subayları gibi Enver Bey de oraya gitti ve onu hürriyet kahramanı olarak zaten alkışlayan halk Trablus'a koşmuş olmasından dolayı da ayrıca beğenmiş ve sevmişti.

İşkodra Mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak İtalyan saldırısına başarıyla karşı koyan Enver Paşa, 1912'de yarbay oldu.

23 Ocak 1913'te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen Babıali baskınına katıldı. Sadrazam Kamil Paşanın istifasını sağladı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, Edirne'nin kurtarılmasında önemli rol oynadı.
Bu başarısından sonra Enver Bey'in hızlı yükselişi devam etti. 1913'te yarbay iken yine aynı yılın sonlarında albaylığa, 19 gün sonra ise 1 Ocak 1914'te tuğgeneralliğe yükseldi.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde topladı.

Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın bir suikasta kurban gitmesiyle 1914'te de Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı oldu. Orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı.
Naciye Sultanla evlenip saraya, padişaha damat oluşu da bu döneme rastlar. Şehzade Süleyman Efendi'nin kızı Naciye Sultan ile evlenerek saraya damat olan Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın durumu bir kat daha güçlenmişti. Enver Paşa, kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti.

Enver Paşa, 1914 yılında Osmanlı Devletini I. Dünya Harbi'ne sokan kişi olarak haksız olarak itham edildiği gibi Sarıkamış mağlubiyetinin sorumluluğu da onun üzerine yıkılmıştır.

Ciddi ve tarafsız tarihçiler Osmanlı İmparatorluğunun Birinci dünya savaşına girmemesinin söz konusu olmadığını; Düvel-i Muazzama denilen (İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya ) tarafından daha savaş başlamadan Osmanlı İmparatorluğunun mutlaka bu savaşa sokulacağının kararlaştırıldığını yazarlar. Enver Paşa'nın Bu kararı tersine çevirmek için çok uğraştığı bilinmektedir. Ama bunda muvaffak olamaz. O zaman Enver Paşa bu seferde en karlı çıkacak tarafta yer almayı planlar. Nitekim bu düşüncesini gerçekleştirir o dönem en kuvvetli gözüken Alman Pakt ında Osmanlı Devleti Yerini alır.

Enver Paşa, Harbiye Nazırı olduktan sonra, ilk olarak mevcut üç orduya bir dördüncüsünü ekleyerek, uzun zamandır tasarladığı planın ilk bölümünü ortaya koymuştur. Gerek harp okulu yılları, gerekse subaylık yıllarında olsun, kendi kadrosunu oluşturabilme mücadelesi veren Enver Paşa, elindeki adamlarla sistematik bir çalışma programına girdi. Büyük Kafkasya İdeali için kolları sıvadı. Kısa süre içinde kendi kurduğu orduya başkumandanlık etmeye başlayan Enver Paşa, arkadaşı Talat Paşa ile birlikte Türk ve İslam dünyasını kucaklayan, hatta Turani soydan bütün Milletleri kapsayan Pan Turanizim kampanyasını yürürlüğe koydu.

Enver Paşa'nın burda yatan bir gayesi de, Türk olmayan ama Türklere akraba millet ve unsurlarıda kadrosuna katarak güçlü bir ordu kurmak ve Kafkasya'yı Türkleştirmekti.
Şüphesiz ki, Enver Paşa'nın niyeti, Türkiye'nin bu savaş sonunda mağlup ve yıkılmış bir hale gelmesi değildi. O dönemde Almanların askeri gücüne inanmış olan Enver Paşa, Almanların zaferine kesin gözüyle baktığı için, bu savaşta onlarla müttefik olmakla Türkiye'nin de büyük istifadesi olacağına inanıyordu. Böylelikle son zamanlarda kaybedilen birçok toprakların yeniden Osmanlı imparatorluğu sınırları içine alınacağı düşüncesinde idi.
Enver Paşa'nın bir emeli de Rusya'nın mağlup edilmesiyle Kafkasya ve Türkistan'daki Türkleri de Osmanlı toplumuna katmaktı.
Belli bir süre ön hazırlıklar yapıldıktan sonra, Ahmet Cemal Paşa'nın da desteğiyle III. Ordunun başına geçen Enver Paşa, ele aldığı orduda bazı önemli değişiklikler yaptı. Eski komutanların yerini yeni ve yaratıcı subaylara devrettikten sonra Erzurum'a geçerek Kafkasya savaşını başlatan Paşa, Rusları Allahuekber Dağlarında durdurmuş Sarıkamışta onların Anadolu'yu istilasını önlemişti. Tabi şartların çok ağır olması hesabiyle Türk ordusunundu kayıpları çok büyüktü. Bu kayıplar daha sonraları Enver Paşanın aleyhine sıkça kullanılmıştır.

Yirmi gün süren çatışmaların sonunda ortaya çıkan tablo Türkler için hiç de iç açıcı değildi. Savaş boyunca genelde savunma yapılmış, hücum kanatlarında ise ağır darbeler yenmişti. Ancak her iki ordu da sanki yüzyıllar süren bir hıncı kesin olarak bitirmeye niyetlenmişçesine savaşı sürdürmek istiyorlardı. Savaş, soğuğa, hastalığa ve savaş araç-gereçlerindeki inanılmaz yetersizliğe rağmen on dört gün kadar devam etti.
Enver Paşa'nın hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya'ya hakim olma düşünceleri o günün şartlarında gerçekleşemedi.

Almanlar safında Türkiye'yi harbe sokarken düşündüklerinin ilk kısmını, ağır yenilgi yüzünden gerçekleştirememişti. Kaybedilen toprakların değil yeniden geri alınması, aksine elden pek çok vatan parçası kopup gitmişti.

Ancak Enver Paşa, İstanbul'a döndükten sonra gücünden bir şey kaybetmedi. Tam tersine, bu olaylardan sonra ona güvenenlerin güvenleri hiç eksilmedi.
Rusya'nın Kafkas savaşının hemen arkasından Tebriz'i işgal etmesiyle, bir süre için askıya alınan dar anlamda Pan-Türkizm esas anlamında Turan ideali yeniden canlandı. Üstelik bu sefer halktan da büyük bir destek buldu. Buna bağlı olarak Tebriz, Türk gönüllülerince savunulmaya çalışıldı.

Artık Enver Paşa, Dış Türklerin manevi lideri ve yetkili kurtarıcısı konumundadır. Dünya Türklüğü Paşaya mektuplar göndermekte ve kendisinden haklarının geri alınmasını istemektedirler.

1917 yılında patlak veren Bolşevik İhtilali, Pan-Türkizm emellerine davetiye çıkartacak ve Enver Paşa'ya bir kez daha mücadelenin yolu görünecektir. Kendisine, zamana göre en malik Türk cumhuriyeti olan Azerbaycan'ı üs olarak seçen Paşa, Turan Orduları Başkumandanı adı altında yardım toplamaya muktedir olmuştu. Yeniden kurduğu 28.000 kişilik Kurtuluş Ordusu'nun başına kardeşi Nuri Paşa'yı getirdi. İlk olarak silahlanma tamamlanacak, daha sonra ise başkent Bakü kızılların zulümden kurtarılacaktı.

Enver Paşa, bu kez planlarını iyi yapıyor zamanlama hatasınyapmamak ve hissi davranmamak için Kafkaslara gitmeyerek, planlarını İstanbul'da hazırlamaya özen göstermiştir.
Enver Paşa, Bakü'yü dört, altı hafta içinde, Kafkasya'yı ise iki yıl zarfında ele geçirmeyi hesaplıyordu. Ayrıca bütün Kafkas Hinterlandını ele geçirme planları kuruyordu. Denebilir'ki Tarihin en cüretkar Turan çıkarmasını düşünüyordu.

Ancak tam bütün hazırlıklar tamamlanıp iş Bakü'nün alınmasına geldiğinde, Enver Paşa büyük bir sürprizle karşılaştı. Alman İmparatorluğu, Bakü petrol rezervlerinin İngiltere'nin eline geçmemesi için Rusya ile anlaşma yapmış ve Türklere ihanet etmişti.

Mondros Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Almanya'ya geçen Enver Paşa ve arkadaşları, içlerinde bir ukde olarak kalan Büyük Turan Düşüncesinden vazgeçmeyerek çalışmalarını Almanya topraklarında yürütme kararını aldılar.

1918-1920 yıllarını, hazırlıklarını tamamlayabilmek için harcayan Enver Paşa, 1920 yılında harekatına kaldığı yerden devam etmek üzere Rusya'ya gitmek isterken yakalanıp bir süre hapis yatacak, ancak sonunda arkadaşı Ahmet Cemal Paşa'nın yanına gelmeye muvaffak olacaktır.

İşte tam bu noktada Enver Paşa'nın düşünce yapısında bir değişiklik görülecek ve ünlü komutan, Rusya ile sıcak ilişkiler içine girecektir. Pek tabii ki Enver Paşa'nın amacı komünist sisteme entegre olmak ve bu yeni düzen uğruna çalışmak değildir. Onun amacı, Osmanlı Devleti'ni yok eden ve başkent İstanbul'u işgal eden İngilizlere hadlerini bildirmektir. Uğruna bir ömür harcadığı devletini yıkmaya çalışan İngilizlere karşı Sovyet sınırları içinde mücadeleye girişmektir.

1917 Bolşevik Devrimi ile devrim yılları içinde Enver Paşa'nın eylemleriyle ve fikirleriyle Ruslarla İngilizlere karşı mutabakata vararark Büyük turan devletini kurmak düşüncesi, şehit olduğu 1922 yılına kadar devam eden bir süreci kapsamaktadır.
Enver Paşa'nın bu yola girişi pek çok insanın kaderine hükmeden tarihi şartların zorunluluğundandır. Bu nedenledir ki, Enver Paşa için birinci derecede önemli olan husus, İngiliz emperyalizmine topyekün savaş açan Sovyetlerle bir Turan ittifakına girişerek, Büyük Turan hareketin tutunmasını sağlamaktı.

Nitekim genç Sovyet Devrimi, doğunun siyasi ufkunda çok ciddi şekilde değişikliğe uğrayarak, Bolşeviklerle Türkleri yan yana getirmiştir. Enver Paşa için bu durum Orta Doğu ve Türkistan'daki Müslüman topraklarda gerçekleştirmeyi düşündüğü hedeflere ulaşma yolunda yardımcı olabilecek bir konum demekti.

Ancak Enver Paşa'nın düşünce formasyonundaki köklü değişiklik Bakü Doğu Halkları Kongresi'nden sonra olur. 1920 Bakü Kongresinde dünya güç dengelerini, bu dengeler arasında Osmanlı İmparatorluğunun durumuyla, Osmanlı-Alman ittifakının ve İttihat ve Terakki'nin siyasal tavrının köklü bir tahlilini yapan Enver Paşa, kongre sonrası, Sovyetlerin üç hedefi geliştirmiş olduğuna dikkat çekecektir.

Bunlardan birincisi, Müslüman ve doğu ülkelerindeki anti-İngiliz hareketin özerk karakterine itibar etmek ve desteklemek, ikincisi, ihtilalin Müslüman ve Doğu ülkelerine zorla ihracı ve oralardaki demokratik unsurlarla işbirliği, üçüncüsü ise, İslam dünyasında Müslümanlar dışında faaliyet gösteren herhangi bir hükümet modelinin kabul edilmemesidir.
Kısa zamanda Sovyet Devriminin yapısıyla, dünya siyaseti içinde sömürülen halkların kimler olduğunu tespit eden Enver Paşa, Bakü Kurultayı'nda bu tespiti şöyle ortaya koyar:

"Arkadaşlar... Bugün Bakü şehrinde Dünya emperyalizm ve kapitalizmine karşı harbeden Şarkın ihtilalci alemi vekilleri olan bizlerin burada toplanmasına vesile olan Üçüncü Enternasyonal'e ve bunun azimkar reislerine umum ve arkadaşlar adına teşekkür ederim. Bugün bizi asırlardan beri ezen ve çırılçıplak soymakla kalmayarak kanımızı emen, öldüren dünya emperyalist ve kapitalistlerine karşı mücadelemizde elini tutacak ve Avrupa politikacılarının yalancılığının büyüklüğü nispetinde hak yolunda doğru ve sözüne inanılır ve milletlerin hukuk ve hürriyetini tanımayı programına yazmış olan Üçüncü Enternasyonal gibi bir müttefikin yanında mevki almakla mübağı olduğumuzdan birbirimizi tebrik edelim..."

Kongre tebliğinin devamında Trablus ve Çanakkale savunmasıyla birlikte asıl savaşın Batılı emperyalist güçlerle, bu güçler karşısında yer alan Sovyetler ve Doğunun ezilen bütün halkları olduğunu belirten Enver Paşa'nın zihninde bir tek ideoloji ve ideal vardır oda Büyük Turan Devletini kurmaktır.
Özellikle Bakü Kurultayı'nda dünya siyaseti ve bu siyaset içinde İttihat Terakki ile Doğu halklarının yerinin ne olduğuna dair yaptığı değerlendirme; Turancılığın ne olduğu, daha sonraki politik faaliyetlerindeki milliyetçiliğin ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair fevkalade bir dönüm noktasıdır.

Enver Paşa, ülkenin en yüksek askeri mercii konumunda yer alması sıfatıyla ve kurduğu ilişkilerle İslam-Doğu dünyasının bu yolda yeniden yapılanmasını sağlayarak katıldığı kongrede yeni açılan mücadele safhasında, kendilerini kongrede temsil etme yetkisini veren Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Mısır, Arabistan ve Hindistan İhtilal Cemiyetleri İttihadı'nın ortak fikir birliği içinde olduğunu açıklayacaktır. Enver Paşa bu tahlili mazlum milletlerin kurtuluş yolunun açılması ve dünya mazlumları için bir zafer yolu olarak görüyordu.

Ancak genç Sovyet devletinin kısa zaman içinde Rus egemenliğine dayanan bir rejime dayanmasının ardından Moskova ile ittifak yolları ayrılan Enver Paşa için yeni bir strateji oluşmuştur ki bunun adı bilindiği gibi Büyük Turan Devletidir.
Bu düşüncesini 1922 yılında Afganistan Kralı Emanullah Han'a yazdığı mektupta şöyle dile getirecektir:

"Rus idaresine son vererek, bizim gözetimimiz altında, Doğu Müslüman-Türk hükümetlerinin konfederasyonu gerçekleşecektir. Majestelerinin yardımına çok teşekkür ederiz. Bu bağlamda, dünyada tek başına ayakta duracak ve Alman federasyonuna benzeyecek bu devlet, kısa bir süre içinde ortaya çıkacaktır."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için reis kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (11.08.07), lolipop (11.08.07), parpali08 (11.08.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 12.01.07, 02:18
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart teşekkür yazısı yazmayınız bilgi biriktirelim






KAR ÇİÇEKLERİNE FATİHA*


Rus kafkas ordusu Kurmay Başkanvekili Dük Alekssandroviç Pietroviç,
elindeki dürbünü gözlerinden çekemedi, bıraktı adeta ve bağırdı:


*-Delirmiş bu Türkler, delirmiş...Böylesi açık hedef olunur mu?*Türkler
gibi asker yoktur, doğru ama, bu ne acemilik, bu ne
akılsızlık...Mevzilenmeye ihtiyaç duymadan, açık hedef olmuşlar....


Yıllardan 1914'tür, günlerden 23 Aralık Cuma..Bizim cepheden ateş
açılmaz..Ruslar yürürler..


Binbaşı Mustafa Nihat, Enver ve Hafız Hakkı Paşalar'dan aldığı emrin
akıl işi olmadığını bilir de, ağzını açmaz...Türk'ün askerlik
namusu, itiraz kelimesini silmiş lügatinden..Sarıkamış'ı iki gece
evvel işgal etmişiz.Kolordumuz erimiş...Ve karşı saldırı sonucu
çekilmişiz.Mustaf Nihat Bey ve emrindeki 79 kahraman
dörtyüzmetrelik measfeyi sekiz saatte alırlar.Hedefe vardıkları
zaman artık 18 kişidirler.Mevzilenmek isterler, nasip olmaz.Olmamıştır
herhalde ki gece yerini sabah ışıklarına terk ettiği zaman Rus
Kurmay Başkanı Pietroviç şakınlık içinde önce ateş emri verir.Sonra
eline almıştır dürbününü.Dünya tarihinin görmediği sahneye işte o
zaman şahit olur.


İlk sırada diz çökmüş beş kahraman.Omuz çukurlarında yuvalanmış
mavzerleri ile nişan almışlar.Tetiğe asılmak
üzereler.Asılamamışlar.Kaputa yakaları Allah'ın rahmetini o civan
delikanlıların vücuduna akıtmak istercesine , semaya dikilmiş,
kaskatı...Hele bıyıkları, hele bıyık ve sakalları...herbiri birer
fütühat oku misillü dimdik...Ve gözleri.Dinmiş olmasına rağmen,
kahredici tipinin bile örtüp gizleyip kapatamadığı gözleri..
Hepsi açık. Tabiata, başkumandana, karşıdaki düşmana ve kadere isyan
eden, ama Allah'ına teslimiyetle bakan gözleri, açık.Vallahi açık,
açık..


İkinci sırada bir manzar ki, hiçbir heykeltraş eşini yaratmaya
muvaffak olmamaış.Başları korkutucu katılıkta semaya dönük,
bilekleri üzerinde kümelenen kar'a rağmen, güçlerini dile getiren,
sağrılarındaki fişek sandıklarını debelenip yere atmağa tenezzül
etmemiş iki katırın başındaki altı esatir güzeli Mehmet... Sandıkları
bir avuçlamışlar ki, kainatı biz o hırsla avuçlayıvermişizdir.Öylesine
kaskatı kesilmişler...


Ve sağ başta Binbaşı Mustafa Nihat.... Ayakta.Yarabbi bu bir ayakta
duruştur ki, düşmanı da, kindarı da, mel'unu da Allah'a sığındıkları
günkü çaresizlik içinde yere çökertiş velvelesi halinde.. Belindeki
fişekliklerinin o kurban olunası çıkıntılarını örtüp yok etmeğe,
gece düşen tipi bile razı olmamış.Boynundaki dürbünü sol eli ile
kavramış, Havada kalmış kal'a sancağı gibi...Diğer eli, belli ki
semaya kalkıp rahmet dilerken öylesine donmuş...Hayrettir, başı
açık,Gür kara saçları beyaza bulanmış...


Moskova'da Krasnaya Bulvarı'ndaki askeri Müzede Kurmay Başkanı
Pietroviç'in karargahına gönderdiği rapor, hıçkırıklı bir ağıt
gibidir:*"Allahü Ekber dağlarındaki son Türk müfrezesini teslim
alamadım.Bizden çok evvel Allahları'na teslim olmuşlardı. 24.12.1914"*


Ve şimdi sizler, bütün münasebetsizliklerimize rağmen, ancak onların
varlıkları ile ayakta durabilen bu günkü dostlar.. Ayağa kalkınız
ayağa.Allahi kalkınız.Tek beka şemsiyemiz olan bu ilahi bahçedeki
kar çiçekleri önünde fatihalarla af dileyiniz.


Kalkınız ayağa..!!!!


İlhan BARDAKÇI.:İmparatorluğa Veda


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (11.08.07), lolipop (11.08.07), parpali08 (11.08.07)
  #3  
Alt 07.08.07, 17:10
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Sarıkamış Enver Paşa

Sarıkamıştan



Rus kafkas ordusu Kurmay Başkanvekili Dük Alekssandroviç Pietroviç, elindeki dürbünü gözlerinden çekemedi, bıraktı adeta ve bağırdı:

-Delirmiş bu Türkler, delirmiş...Böylesi açık hedef olunur mu?Türkler gibi asker yoktur, doğru ama, bu ne acemilik, bu ne akılsızlık...Mevzilenmeye ihtiyaç duymadan, açık hedef olmuşlar....

Yıllardan 1914’tür, günlerden 23 Aralık Cuma..Bizim cepheden ateş açılmaz..Ruslar yürürler..

Binbaşı Mustafa Nihat, Enver ve Hafız Hakkı Paşalar’dan aldığı emrin akıl işi olmadığını bilir de, ağzını açmaz...Türk’ün askerlik namusu, itiraz kelimesini silmiş lügatinden..Sarıkamış’ı iki gece evvel işgal etmişiz.Kolordumuz erimiş...Ve karşı saldırı sonucu çekilmişiz.Mustaf Nihat Bey ve emrindeki 79 kahraman dörtyüzmetrelik measfeyi sekiz saatte alırlar.Hedefe vardıkları zaman artık 18 kişidirler.Mevzilenmek isterler, nasip olmaz.Olmamıştır herhalde ki gece yerini sabah ışıklarına terk ettiği zaman Rus Kurmay Başkanı Pietroviç şakınlık içinde önce ateş emri verir.Sonra eline almıştır dürbününü.Dünya tarihinin görmediği sahneye işte o zaman şahit olur.

İlk sırada diz çökmüş beş kahraman.Omuz çukurlarında yuvalanmış mavzerleri ile nişan almışlar.Tetiğe asılmak üzereler.Asılamamışlar.Kaputa yakaları Allah’ın rahmetini o civan delikanlıların vücuduna akıtmak istercesine , semaya dikilmiş, kaskatı...Hele bıyıkları, hele bıyık ve sakalları...herbiri birer fütühat oku misillü dimdik...Ve gözleri.Dinmiş olmasına rağmen, kahredici tipinin bile örtüp gizleyip kapatamadığı gözleri.. Hepsi açık. Tabiata, başkumandana, karşıdaki düşmana ve kadere isyan eden, ama Allah’ına teslimiyetle bakan gözleri, açık.Vallahi açık, açık..

İkinci sırada bir manzar ki, hiçbir heykeltraş eşini yaratmaya muvaffak olmamaış.Başları korkutucu katılıkta semaya dönük, bilekleri üzerinde kümelenen kar’a rağmen, güçlerini dile getiren, sağrılarındaki fişek sandıklarını debelenip yere atmağa tenezzül etmemiş iki katırın başındaki altı esatir güzeli Mehmet... Sandıkları bir avuçlamışlar ki, kainatı biz o hırsla avuçlayıvermişizdir.Öylesine kaskatı kesilmişler...

Ve sağ başta Binbaşı Mustafa Nihat.... Ayakta.Yarabbi bu bir ayakta duruştur ki, düşmanı da, kindarı da, mel’unu da Allah’a sığındıkları günkü çaresizlik içinde yere çökertiş velvelesi halinde.. Belindeki fişekliklerinin o kurban olunası çıkıntılarını örtüp yok etmeğe, gece düşen tipi bile razı olmamış.Boynundaki dürbünü sol eli ile kavramış, Havada kalmış kal’a sancağı gibi...Diğer eli, belli ki semaya kalkıp rahmet dilerken öylesine donmuş...Hayrettir, başı açık,Gür kara saçları beyaza bulanmış...

Moskova’da Krasnaya Bulvarı’ndaki askeri Müzede Kurmay Başkanı Pietroviç’in karargahına gönderdiği rapor, hıçkırıklı bir ağıt gibidir:”Allahü Ekber dağlarındaki son Türk müfrezesini teslim alamadım.Bizden çok evvel Allahları’na teslim olmuşlardı. 24.12.1914”
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (11.08.07), lolipop (11.08.07), parpali08 (11.08.07)
  #4  
Alt 07.08.07, 17:10
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Sarıkamış Enver Paşa


Güneri CIVAOĞLU Bugün
Yapan onlar, yazan biz


Osman Mayatepek, Enver Paşa ve Naciye Sultan'ın torunudur. "1914'te 90 bin Mehmetçik, Allahuekber dağlarında Ruslara tek kurşun bile atamadan donarak ölmüştü" iddiaları ve bu köşede yayımlanan yazım nedeniyle bir açıklama gönderdi.
Cevap hakkına saygı gereği, yazı çok uzun olduğu için köşeme sığdırabilmek amacıyla tarihe katkıda bulunacak satırlarını yayımlıyorum.


90 BİN ASKER ABARTISII. Dünya Savaşı'nın başladığı ve en şiddetli olduğu dönemde Sarıkamış harekâtına katılan 3. Ordu, 75.000 piyade olmak üzere toplam 118.000 askere sahipti. Her şeyden önce tüm muharip gücünüz 75.000 iken 90.000 askeri kaybetmeniz matematiksel olarak imkânsızdır. Gerçekçi bir rakam 25.000- 40.000 arası olabilir ki, bu da yine büyük bir trajedidir.
"90.000 askerimiz Allahuekber dağlarında bir kurşun bile atmadan donarak öldü" şeklindeki şu talihsiz ifade sadece yirmili yılların politik düşünme atmosferine hizmet etmişse de gerçeğin bir yansıması değildir.
Sarıkamış Harekâtı, özünde, Türk-Alman savaş kurmayları tarafından iyi tasarlanmış olmasına rağmen birçok sebep yüzünden uygulamada başarısız olmuştur.
Tifo salgını ve cephede kişisel şöhret ve prestij peşinde koşan bazı komutanların karargâhtan gelen emirleri uygulamayı reddetmesi bu trajik sonu hazırlayan ana etkenler olmuştur. Bu hususun özellikle geçerli olduğu şahsiyetlerden birisi olan 3. Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa geri çekilmekte olan Rus birliklerinin peşine düşünce 10.000 'den fazla asker tifodan yataklara düşmüştü. Paşa, tam 100 kilometrelik bir savaş cephesi açmış ve zaten hasta ve bitkin durumdaki askerleri, çabuk zafer ve ona eşlik edecek bir ün peşindeki bir paşanın kişisel hırslarının felaketinin içine çekmiştir. Onun cephedeki hareketleri, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Enver Paşa'nın emirleriyle taban tabana zıttı.


ENVER DÖNERSE KAYGISIKamuoyu, 1914 yılında yapılan Sarıkamış Harekâtı'nı saran gerçekleri 1922'ye kadar öğrenememiştir. Bunda da hem Enver Paşa'nın Sarıkamış hakkındaki bilgiler üzerinde sıkı bir sansür uygulaması hem de savaş yıllarının o güç haberleşme koşulları etkili olmuştur.
Sokaktaki adamın Sarıkamış hakkında ilk kez haberdar olması ise Şerif Köprülü tarafından 1922'de yazılan bir kitap aracılığıyla olmuştur. Kitapta sonu gelmeyen Sarıkamış dramı iyice dramatik bir üslupla ele alınmış, gerçekler ve sayılar ciddi biçimde abartılmış ve şu meşhur "donarak ölen 90.000 asker" ibaresi de ilk kez bu yayında ortaya atılmıştır.
O günler, Kurtuluş Savaşı'nın en zorlu günleriydi, Sakarya Savaşı devam ediyordu; Batum'da olan Enver Paşa, Kurtuluş Savaşı'nın aleyhimize dönmesi durumunda geri dönmek için bekliyordu ki, bu da Ankara hükümetinin her ne pahasına olursa olsun kaçınmak istediği bir şeydi. Böylece günün geçerli politikası böylesi bir kampanyayı cesaretlendirdi ve Sarıkamış hikâyesinin abartılmış versiyonunu hoşgörüyle misafir etti.
Enver Paşa'nın torunu olduğum doğrudur. Ancak gerçekler söz konusu olduğu sürece insanın atalarını korumaya çalışmasında yanlış bir şey yoktur .
Son olarak eklemek istediğim bir şey var; Osmanlı Ordusunun Başkomutanı sıfatıyla Enver Paşa'yı Sarıkamış trajedisinden tamamen sorumlu tutan zihniyet, neden kendisini Çanakkale Zaferi için bırakın biraz övmeyi, bu zafere bir katkısı olduğu gerçeğini kabul etmekte bile zorlanıyor. Eninde sonunda her iki olay sırasında da aynı Enver Paşa başkomutandı.
Gelin, bu ülkenin hayatta kalması ve gelişmesi uğrunda yaşamlarını feda eden tüm kahramanlarımızın ruhu için dua edelim ve aynı zamanda tarihi, tarihçilere bırakarak bizleri gerçeklerle aydınlatmalarını sağlayalım. Gelin, kurmacalardan kaçınalım ve şanlı tarihimizi yarı gerçeklerle, söylentilerle, dedikodu ve varsayımlarla örtmeyelim.


gunericivaoglu@milliyet.com.tr
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için kullancısına teşekkür ediyor :
lolipop (11.08.07), parpali08 (11.08.07)
  #5  
Alt 10.08.07, 23:51
Acemi
Üyelik tarihi: Jan 2007
İletiler: 12
Ettiği Teşekkür: 0
2 tane iletisine 2 kere teşekkür edilmiş
ankebut-57 doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Cevap: Sarıkamış Enver Paşa

Slaytı İndirmek İçin Tıklayınız.

Sarıkamış Dramı


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ankebut-57 kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (11.08.07)
  #6  
Alt 11.08.07, 00:06
lolipop - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 4.854
Ettiği Teşekkür: 6.320
934 tane iletisine 1.593 kere teşekkür edilmiş
lolipop isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Sarıkamış Enver Paşa

Alıntı:
Osmanlı Ordusunun Başkomutanı sıfatıyla Enver Paşa'yı Sarıkamış trajedisinden tamamen sorumlu tutan zihniyet, neden kendisini Çanakkale Zaferi için bırakın biraz övmeyi, bu zafere bir katkısı olduğu gerçeğini kabul etmekte bile zorlanıyor. Eninde sonunda her iki olay sırasında da aynı Enver Paşa başkomutandı.
Gelin, bu ülkenin hayatta kalması ve gelişmesi uğrunda yaşamlarını feda eden tüm kahramanlarımızın ruhu için dua edelim ve aynı zamanda tarihi, tarihçilere bırakarak bizleri gerçeklerle aydınlatmalarını sağlayalım. Gelin, kurmacalardan kaçınalım ve şanlı tarihimizi yarı gerçeklerle, söylentilerle, dedikodu ve varsayımlarla örtmeyelim.
Savaşın Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından sonra İttihat ve Terakki partili arkadaşlarıyla birlikte bir Alman denizaltısıyla yurt dışına kaçtı, önce Odessa'ya, oradan da Berlin'e gitti; daha sonra Rusya'ya geçti. Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmedi.

Tarihçilerin kaleme aldığı kurmacalara göre bizlerde tarihimizi öğreniyoruz..Eğer bu kurmacalar gerçeği saptırıyorsa buna müsaade edilmemesi gerekmez mi?
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar