iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:14 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Osmanlı Tarihi » Mithat Paşa Gerçek bir Devlet adamıdır!

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.02.07, 23:36
Standart Mithat Paşa Gerçek bir Devlet adamıdır!

04.02.07, 23:36



İnsanlık tarihinin başlangıç çizgisi Sümerler’den “esmeye” başlayıp, Babil, Mısır, Anadolu ve Yunan uygarlıklarını etkisi altına aldıktan sonra Avrupa ve Amerika kıtalarında fırtınalar yaratarak esen “insan hakları, özgürlükler ve anayasa” rüzgarına Osmanlı İmparatorluğu’nun kapısını ve pencerelerini açan aydın Türk devlet adamı, Mithat Paşa’dır.

Onu bugün, Ziraat Bankası şubelerindeki fesli ve sakallı fotografından çoğumuz tanıyoruz ama...



Onun, Osmanlı halkını insan haklarına ve özgürlüklere kavuşturmak için onursal bir savaşım başlattığını ve bu savaşımı yaşamı boyunca ödün vermeksizin sürdürdüğünü pek azımız biliyoruz.

Mithat Paşa, halkının insansal onuru düzeyinde bir yönetime ve kişisel yaşama kavuşturulması inancı nedeniyle karşıtlarının insanlık dışı öfkelerine ve haksızlıklarına hedef olmuştur. Taif’e sürgüne gönderilmesi bile karşıtlarının bu öfkesini dindirmeye yetmemiş, ondan kurtulabilmek için tek yol sanılan “boğdurularak öldürülmesi”ne karar verilmiştir. Karşıtlarının öfkesi ve hatta ondan korkusu, öldürülmesinden sonra bile dinmemiş, ne denli tüyler ürpertici bir durumdur ki, bu öfke ve korkudan kurtulabilmek için karşıtları, onun mezarını açtırmışlar, kafasını kestirerek, kesik başını İstanbul’a getirtmişlerdir.

Sultan Abdülhamid, ancak onun kesik başını gördükten sonra “Mithat Paşa korkusu”ndan kurtulmuş ve bu duygusunu o an, şu sözlerle açıklamıştır:

“Sonunda Mithat Paşa’dan kurtulduk.”

Konuya kendi açısından baktığında Abdülhamid, böylesi bir davranışta bulunmasında bile kendini haklı görüyor olabilirdi.

Çünkü Mithat Paşa’nın açtığı kapı ve pencerelerden içeri giren anayasa ve özgürlükler rüzgarı, “girdikleri yerde girdikleri gibi” durmuyorlardı. Çünkü bu “rüzgar”, tümünün bir an önce uygulamaya geçirilmesi gereken parlamento, insan hakları, kişi özgürlükleri, cumhuriyet, ulusal egemenlik ve ulusal erk kavramlarını da beraberinde getiriyordu.

Bu kavramların önde gelen savaşımcısı ve savunucusu konumuyla Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde önemli bir konuma gelen Mithat Paşa, dünyanın birçok ülkesi yanısıra özellikle Avrupa ülkelerinin de dikkatlerini üzerinde toplamaya başladı.



Bugünkü Amerikan CNN televizyonu düzeyinde bir etkinliğe sahip olan o günlerin “La Presse Illustrée” gazetesi, Mithat Paşa’nın Bismark, Gambetta ve De Freycinet ile birlikte bir resmini yayımlıyor ve onu Avrupa’nın dört büyük liderlerinden biri olarak ilan ediyordu.

Mithat Paşa, 1822 baharında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmed Şefik’ti. Çocukluğunu İstanbul’da ve babasının naip (vekil) olarak bulunduğu Vidin ve Loveç (Lofça)’te geçirdi. Divani yazısını altı ay gibi kısa bir sürede öğrendi. O dönemde bunu başaranlara “övünç” anlamındaki Mithat adı veriliyordu. Yaşamı boyunca kullanacağı bu ad, ona da verildi.

1834’te, çocuk sayılabilecek bir yaşta görev aldığı Padişahlık Kalemi’nde Arapça ve Farsça öğrendi ve katipleri arasında yer aldıktan sonra, 1840’ta Sadrazamlık Kalemi’ne atandı. 1842-46 arasında yazı işleri müdürü yardımcısı olarak Şam ve Sayda’da, 1846’dan sonra Konya ve Kastamonu’da görev yaptı. 1849’da İstanbul’a döndü ve yenileştirme hareketlerinin gerektirdiği yeni düzenlemeleri hazırlamakla görevli mecliste çalışmaya başladı.

Mithat Paşa’nın çeşitli haksızlıklara katlanmakla geçen yaşamında Kıbrıslı Mehmed Emin Bey adlı bir kişinin önemli rolü vardır.

Dürzi sorunu sırasında Arabistan ordusunda mareşal olarak görev yapan Kıbrıslı Mehmed Paşa, birçok hatalar yapmıştı. Mithat Paşa onun bu hatalarını ortaya çıkardı ve görevden alınmasını sağladı. Ancak görevden uzaklaştırdığı Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa, bu olaydan iki yıl sonra, 1853’te sadrazam oldu ve Mithat Paşa’dan bir çeşit öç almaya başladı. Onu, Rumeli’de yaygınlaşan isyan ve eşkıyalık olaylarını bastırmak gibi, yerine getirilmesi güç ve çok tehlikeli bir işle görevlendirdi. Beklenenin aksine Mithat Paşa bu görevini başarıyla tamamlayınca, Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa görevden alındı ve sadrazamlık koltuğunu Mustafa Reşit Paşa’ya bırakmak zorunda kaldı.

Bursa’da olan depremden hemen sonra Mithat Paşa, yardımların deprem bölgesine ulaştırılması ve gereksinim sahiplerine dağıtılması göreviyle Bursa’ya gönderilmişti. Fakat İstanbul’a döndüğünde, Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa’nın yeniden sadrazamlığa getirildiğini gördü. Öç alma duygusunu kaldığı yerden sürdüren sadrazam, Mithat Paşa’yı görevden uzaklaştırdı ve “kasıtlı davranmak” suçuyla mahkemeye verdi. Mithat Paşa suçsuz bulunup, görevine geri dönünce, Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa da sadrazamlık görevinden alındı.

Mithat Paşa, Fransızca’sını ilerletmek için altı ay süreyle Avrupa’ya gitmişti. İstanbul’a döndüğünde, tarihe Kuleli Olayı adıyla geçen ve Abdülmecid’i devirmeyi amaçlayan suikast girişiminin soruşturmasını yü
rütmekle görevlendirildi.



Kader, ona iki kez oynadığı oyunu, üçüncü kez de oynadı. Mithat Paşa bu görevine başladıktan kısa bir süre sonra Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa, üçüncü kez sadrazamlığa getirildi. Onun sadrazamlığa getirilmesi demek, Mithat Paşa’nın İstanbul’dan uzaklaştırılması demekti. Beklenen yine oldu ve Mithat Paşa bu kez vezir rütbesiyle Niş Valiliği’ne atandı. Niş’teki başarılı yenileştirme çalışmalarıyla, Sultan Abdülaziz’in takdirini kazandı ve genel bir yenileştirme programı hazırlamakla görevlendirildi. Bu çalışmaları sonucu 1864’te Silistre, Vidin ve Niş’in birleştirilmesiyle Tuna Vilayeti’ni oluşturdu ve kendisi de bu vilayetin başına getirildi.

•Mithat Paşa, 1864-1867 yılları arasında, Osmanlı yönetim düzenini yeniden belirleyen Vilayet Nizamnamesi’nin uygulanmasına öncülük etti.

•Vilayet merkezinden köylere dek yeni meclisler, bayındırlık, fen ve eğitim işlerine bakacak daire müdürlükleri oluşturdu.

•Halkı imece yöntemiyle çalıştırarak bayındırlık hizmetlerini gerçekleştirdi.
•Tuna Vilayeti bu yöntemle üç yılda 3.000 km. yola kavuştu.

•Tarımı destekleme ve çiftçilere kredi ve tohumluk yardımlarında bulunmak amacıyla, Yardım Sandığı’nı kurdu. Bu Yardım Sandığı, bugünkü Ziraat Bankası’nın çekirdeğini oluşturmuştur.

•Niş valisiyken açtığı ıslahhane adlı sivil teknik okullarını yaygınlaştırdı.

•Vergi adaletini, toplama ilke ve yöntemlerini akıl ve vicdan terazisinde tartarak düzenledi.

Avrupa gezisinden dönerken yolu Tuna Vilayeti’nden geçen Sultan Abdülaziz, Mithat Paşa’nın yaptıklarını yerinde gördü, onu İstanbul’a çağırdı ve yenileştirme hareketlerinin gerektirdiği yeni düzenlemeleri hazırlamakla görevli meclisi yeniden biçimlendirmekle görevlendirdi. Mithat Paşa, bu çalışmaları doğrultusunda meclisin yönetsel ve yargısal işlevlerini birbirinden ayırarak Danıştay ve Yargıtay’ı kurdu. Danıştay başkanı ola
rak eğitim ve maliye gibi alanlarda yeni tüzükler hazırladı. İstanbul Emniyet Sandığı’nın ve ilk sanayi okulunun kurulmasına öncülük etti. Ölçü ve tartıda düzenlemeler yaptı.

Mithat Paşa, 1869’da vali olarak gittiği Bağdat’ta da boş durmadı.

•Halk ve devlet arasındaki köprülerin yeniden kurulmasını sağlayacak vergi reformlarını yaptı.

•Dicle nehri üzerinde bir vapur işletmesi kurdu. Emniyet Sandığı, hastane, ıslahhane, okul, pirinç fabrikası, tramvay gibi ilkleri gerçekleştirdi.

•Kerbala’daki Şiilerle yönetim arasında hem siyasal, hem tecimsel işbirliği geliştirdi.



İstanbul’a döndüğünde Sadrazamlık, onun İstanbul’daki varlığından rahatsızlık duymaya başladı. Akla ilk gelen Edirne Vilayeti’ne atandı. Veda için geldiği sarayda Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’yı, herkesin içinde eleştirdi ve çekinmeden onun yanılgılarını sıraladı
Bu olaydan beş gün sonra Sultan Abdülaziz, Sadzaman Mahmud Nedim Paşa’yı görevden aldı ve yerine, onu mert bir biçimde eleştiren Mithat Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Mithat Paşa sadrazamlık görevine başladığı gün, sürgündeki namuslu devlet adamlarını İstanbul’a getirtti. Fakat onun bu tutumu saray tarafından hoş karşılanmadı.

•Mısır Hidivi İsmail Paşa, dış borç için padişahtan izin almasına karşın Mithat Paşa buna izin vermedi.

•Bununla da kalmayıp, başta eski sadrazamdan olmak üzere, devletin hazinesinden zimmetine para geçirenlerden bu paraları geri
almaya kalkıştı ve... İpler koptu.

•Sadrazamlık makamında yalnızca üç ay kalabildi. Fakat bu üç ay içinde Anadolu ve Rumeli demiryolu ağının yapımı çalışmalarını da başlatmıştı.



Yasalar konusundaki engin bilgisinden yararlanmak için 1873 başlarında Adalet Bakanlığı’na getirildi. Seçime ve yasama gücüne dayalı bir meclisin gerekliliği, gelir gider dengesinin sağlanması, devlet yönetiminde düzenin sağlanması için gereken değişiklikleri içeren bir tasarıyı hazırladı. Bu saraya saltanat karşıtı bir çalışma olarak yansıtıldı. Eylül 1873’te Selanik Valiliği’ne atandı.

Mithat Paşa 1875’te yeniden adalet bakanı olduysa da Sadrazam Mehmed Nedim Paşa’yla görüş ayrılığı nedeniyle üç ay sonra istifa etti. Sultan Abdülaziz istifanın nedenini merak etti. Mithat Paşa bu nedeni şöyle açıkladı:

“Devlet yönetimine ilişkin belirli bir kanun yok. İktidara gelenler keyiflerinin istediği gibi hareket etmeleri ve engelleyici icraat yüzünden sivil ve askeri düzenler bozuldu.
Mali işler ise düzeltmesi olanaksız bir dereceye geldi. Bu durumlardan dolayı üç dört ay sonunda ne türlü kötü sonuçlar ortaya çıkacağını anlayan bir kimse için sabır ve dayanma olanaksızdır.”

Osmanlıda yaşanan tıkanıklığı gidermek için Sultan Abdülaziz tahtan indirilmiş, bundan sonra oluşan çeşitli olaylar sonucu Osmanlı üst yönetiminde karışıklık başlamıştı.

Bu olaylardan sonra Abdülhamid tahta geçti. Mithat Paşa anayasa için bastırıyordu. Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa’ya şu haberi gönderdi:

“Ülke elden gidiyor. Biz Avrupalı büyük devletlere uygar bir yönetime sahip olacağımız izlenimini vermezsek ve tek ümit olan bu emele bedenimizi adamazsak billahi ülke parçalanır.”

Bu haberi aldığında Sadrazam Rüştü Paşa, ilk tepkisini şu sözle özetledi:

“O yasa önce Mithat Paşa’nın başını yiyecek” dedi.

Mithat Paşa, sonunda, uzun süreden beri üzerinde çalıştığı ve Ziya Paşa ile Namık Kemal’in katkılarıyla tamamladığı 163 maddelik anayasa
taslağını padişaha sundu. Anayasa, bugünün İngiltere’sinden esinlenen bir yönetim öngörüyordu.



Mithat Paşa’nın “Kanun-ı Cedid” (Anayasa) adlı bu taslağını II. Abdülhamid geri çevirdi. Onun yerine, Fransız Anayasa- sı’nı çevirterek yeni bir taslak hazırlattı. Bu taslağa, ünlü 113’üncü maddeyi de ekletti. Bu madde padişaha, “tehlikeli kişileri” sürgüne gönderme yetkisi veriyordu.

Uzlaşmacı bir kişiliğe sahip olan Mithat Paşa kendisinin ve arkadaşlarının başını yiyecek olan bu maddeye karşı çıkmadı. Çok geçmeden II. Abdülhamid 17 Aralık 1876’da sadrazamlığa Mithat Paşa’yı atadı. Mithat Paşa eğitimden, tarıma, devlet mekanizmasından dış siyasete uzanan geniş bir program hazırladı. 23 Aralık 1876 günü “Kanun-i Esasi” olarak bilinen anayasa, kesin biçimini aldıktan sonra, padişahın Hatt-ı Hümayunu’yla kabul edildi ve bu olay, 101 pare top atışı ile ilan edildi. İstanbul “Yaşasın Mithat Paşa” sesleri ile inledi.
dir” anlayışı içindeydi. Ancak kendisinin iyi niyetine karşı gizli planlar yürütülüyordu. “İnsanların tıpkı ay gibi bir görünen aydınlık bir de karanlık yüzleri vardır.” Bu karanlık yüzle tanışan Mithat Paşa padişaha sert bir mektup yazdı. Osmanlı tarihinde bir örneği daha görülmeyen bu mektupta Mithat Paşa padişaha görev, yetki ve sorumluluklarını bildiriyordu:

“Biz bu anayasayı şark meselesini şimdilik kapatmak için ilan etmedik. Milletimden korkarım, ona hürmet ederim. Başka hiçbir şeyden korkmam. Anayasayı ilan etmekten amacımız sarayın baskı yönetimine son vermek, zat-ı şahanelerine görevlerini öğretmek...”

Mithat Paşa’nın saraya karşı tutumundan rahatsız olan, onu “Cumhurbaşkanı olmak istemekle” suçlayan II. Abdülhamid, 5 Şubat 1877’de onu sadrazamlıktan aldı ve ülkeyi terk etmesini emretti. Bunu, anayasaya kendi zorlaması ile eklettiği 113’üncü maddeyi uygulayarak yaptı. Mithat Paşa, öncülüğünü ve savaşımını yaptığı anayasanın kurbanı oluyordu.

Mithat Paşa’dan kurtulan Abdülhamid, “Milletvekili Meclisi” için seçimleri yaptırdı. Abdülhamid’in atadığı kişilerden oluşan Meclis-i Ayan oluşturuldu. 126 yıl önce 20 Mart 1877 günü Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir törenle Birinci Meclis çalışmalarına başladı.



Abdülhamid’in açış söylevini Küçük Sait Paşa okudu. Ayasofya yakınındaki Darülfünun binasında çalışmalarını Ahmed Vefik Paşa’nın başkanlığında sürdüren Birinci Meclis, Birinci Dönem’i 28 Haziran’da tamamladı. İkinci Dönem çalışmalarına 13 aralık 1877 yılında başlayan meclis, 13 Şubat 1878 günü padişah buyruğu ile kapatıldı. Abdülhamid anayasayı da askıya alarak baskıcı dönemini başlatıyordu.

Bir süre Avrupa’da kalan ve birçok yabancı devlet adamıyla birebir görüşmeler yapan Mithat Paşa ülkesinin çıkarlarına ters düşecek bir girişimden kaçındı. Mithat Paşa’nın yokluğundan yararlanan, aralarında yetiştirdiği evlatlığının da bulunduğu bir kesim padişahın ve sarayın gözüne girmek için aslı astarı olmayan kara çalmalarda bulunuyordu.
Girit’e dönmesine izin verilen Mithat Paşa, “Yaşının ilerlediğini, düşünce ve beden yorgunu olduğunu” belirterek artık görev istemiyordu. Aralık 1878’de Suriye Valiliği’ne atandı. Yeniden eski günlerdeki gibi çalışmaya başladı. Şam’da tiyatro kurdu. Halk “Yaşasın Mithat Paşa” seslerini yükselttikçe ajanlar İstanbul’a akıl almaz ihbarlar yapıyordu. Suriye’yi ele geçirip bağımsız bir hükümet kuracağı yolunda suçlama saraya ulaştığında Abdülhamid endişeye kapıldı. Mareşal Hüseyin Fevzi Paşa Şam’a gönderilip güvence istendi. Mithat Paşa’nın onuruna son derece düşkün olduğunu bilen Abdülhamid istifa etmesinin önüne geçmek için Aydın Valisi ile yerini değiştirdi.

Sakız adasında olan depremin yaralarını sarmak için olağanüstü bir çaba harcayan ve bu konuda padişahtan takdir gören Mithat Pa
şa’nın kuyusu kazılıyordu. Abdülaziz’in öldürülmesi ile suçlanarak, Mütercim Mehmed Rüştü Paşa ile birlikte sorguya çekilmesi kararı alındı. Gece yarısı uykudayken evi basıldı. Son anda uyandırılınca İzmir’de Fransız Konsolosluğu’na sığındı (1881). Ama kısa bir süre sonra hükümetin ve dost bildiği Cevdet Paşa’nın güvence vermesi üzerine teslim oldu. Abdülaziz’in ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu ve ölüme mahkum edildi. A. Adnan Adıvar bu yargılamayı şöyle değerlendiriyor:

“Yıldız mahkemesi işlenmiş bir cinayeti ortaya çıkarmamış, bizzat kendisi bir cinayet işlemiştir.”

Padişah idamları ömür boyu hapse çevirdi. Taif’e gönderildi.



Taif’te hapishanenin yöneticileri arasında zamanında Mithat Paşa’nın konağını basıp bakanları ve evdeki çalışanları öldüren bu yüzden idam edilen Çerkez Hasan’ın arkadaşı Çerkez Bekir bulunuyordu. 7/8 Mayıs 1884’te boğularak öldürüldü.

Boğularak öldürülmesinden sonra Avrupa’ya kaçtığı dedikodusu çıktı. Mithat Paşa’nın hayaletinden bile korkan Abdülhamid emin olmak için adamlarını Taif’e gönderip mezarını açtırttı. Başı kesilerek saraya getirildi. Abdülhamid “Sonunda ondan kurtuldum” dedi.

Ektiği özgürlük tohumları yeşerdiğinde 1908 Devrimi ile yeniden anımsandı. Onu emirle boğan Osmanlı subayları bu kez mezarı başında bir törenle andılar. Sür

günde öldürülen Mithat Paşa’nın kemikleri 67 yıl sonra Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın girişimi sonucu Türkiye’ye getirildi. Vasiyetnamesinde şu isteği yer alıyordu:

“Mezarımın üzerine yaldızlı taş konulmasın, oldukça sade bir mermer taşının üzerine siyah yazı ile ‘Aşırı gayretine feda olan Mithat Paşa’nın mezarıdır’ yazılsın, yeter.”•


Alıntı


kaynak : Eylül 2003 sayılı Bütün Dünya





Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 16.02.07, 17:11
ilpar - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 1.105
Ettiği Teşekkür: 499
280 tane iletisine 593 kere teşekkür edilmiş
ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Ynt: Mithat Paşa Gerçek bir Devlet adamıdır!

Mithat paşa konusunda "Taif'de ölüm" bence harika bir yapıt.Samimi olarak söyleyeyim,sonun da göz yaşlarımı durduramamıştım.Bu konuda birçok kaynak var okudum ama Taif'de ölümün okunmasındaki tat başka,Tavsiye ederim.Paylaşımınız için teşekkürler..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar