|
#1
|
|
09.02.07, 18:18
Kimden: "yusuf latif" Okuma yazma bilmeyen Osmanlı padişahı var mı? **** Osman Özsoy* yazaramesaj@gmail.com "Söyle bakayım Osman Bey, okuma yazma bilmeyen Osmanlı padişahı var mı?" sorusuyla karşılaştığımda ne cevap vereceğimi bilemedim. Fakat sorudaki imadan okuma yazma bilmeyen Osmanlı padişahı olduğu anlaşılıyordu. Ama hangisi olabilirdi ki? Bir iki saniye içinde gözümün önünden 36 Osmanlı padişahı geçti. Tarihçe-i hayatlarından yola çıkarak zihnimi hızlıca yokladığımda işin içinden yine de çıkamadım. 'Olsa olsa budur...' diyebileceğim bir isim gelmedi aklıma. Bu şaşırtıcı soruyu bana, yayınlarımda çok sayıda arşiv belgesi kullandığım için tarihe olan ilgimi bilen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Metin Kazancı yöneltti. Fakat bu çarpıcı soruya ancak bir soruyla karşılık verebildim; "Gerçekten de okuma yazma bilmeyen Osmanlı padişahı var mı..." diyebildim. Metin Kazancı Bey, ilk üç Osmanlı padişahının, yani Osman Bey, Orhan Bey ve Murat Hüdavendigar'ın okuma yazma bilmediklerini söyledi. Çok şaşırdığımı görünce de, sayfa numaralarıyla birlikte konuyla ilgili hemen üç kaynak ismi sıraladı. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Osmanlı Tarihi kitabının I. Cilt 185. sayfasına, Hammer'in, Büyük Osmanlı Tarihi kitabının I. Cilt 110. sayfasına, Monteigne'nin Denemeler kitabının 187. sayfasına bakabilirsin dedi. Ardından da, konuyla ilgili bilgilerin de yer aldığı "Osmanlı'da Halkla İlişkiler" başlıklı makalesinin bir kopyasını verdi. (Selçuk Üniversitesi İletişim dergisi, cilt 4, sayı 3, Temmuz 2006) Şahsen ben yıllar yılı bir konuyu çok merak etmişimdir. Osmanlı'nın son döneminde okuma yazma oranının yüzde 20'lere kadar düştüğü söylenmektedir. Kur'an okuyabilen insanların neden Osmanlıca okumakta zorlandıklarını doğrusu pek anlayamamışımdır. Kur'an okuyabilecek kadar alfabeye aşina olan bir insanın biraz çalışması durumunda Osmanlıca metin okumakta çok da zorlanmayacağı konuyu bilenlerin malumudur. Neyse biz konumuza dönelim. Mirasları... Metin Kazancı Bey'in uzun makalesinde sizlerle paylaşmak istediğim, günümüzdeki birçok olayı tahlil etmemize yarayacak oldukça çarpıcı başka ayrıntılar da gördüm. Hem Osman Bey'in hem Orhan Bey'in vefat ettiklerinde geride bıraktıkları mal varlıklarının birkaç koyun ve birkaç kap kacaktan ibaret olduğunu öğrenince, dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyup da ülkelerine döndüğünde devlet malını yağma eden prensler geldi aklıma... Demek ki adam olmak için sadece okumuş olmak yeterli olmuyormuş diye düşündüm. Devletle halk arasındaki kopukluğun başlangıcı... İstanbul'un fethinden sonra kendilerine iş sahası açılacağını ve saygınlık göreceklerini düşünen Türkmenler iş, güç sahibi olmak hevesiyle akın akın İstanbul'a gelirler. Fakat bekledikleri ilgiyi göremezler. Fatih Sultan Mehmet başta Kapadokya, Pontus bölgesi olmak üzere Sırbistan, Mora ve Karaman'dan İstanbul'a ahali göçürür. İstanbul'a göçürülenlerden yalnızca Karamanlılar Türk'tür. Karaman'dan gelen Türklerin önemli bir bölümü umduklarını bulamadıklarından bir süre sonra onlar da geri döner. Ayrıca İstanbul, Selanik'le birlikte bir süre sonra yoğun bir Yahudi göçü de almaya başlar. Devletteki en mutevazi görevler bile devşirmelere ve gayrimüslimlere verilir. Şehrin işçi ihtiyacı da Türkler dışından karşılanır. Hatta Fatih'in vezir-i azamı olan Rum Mehmet Paşa, İstanbul'a gelen Türklerden ağır vergiler alarak İstanbul'un Türkleşmesini önler. Bu politika, yine Rum asıllı iki vezir-i azam İshak ve Mahmut Paşalar zamanında da devam eder. Bu ve benzeri uygulamalar Anadolu'da yaşayan Türkleri çok üzer. Metin Kazancı makalesinde, Anadolu insanının devletiyle didişmesinin, devletle halk arasındaki kopukluğun başlangıcının bu dönemlere kadar uzandığını söyler ki, doğrusu ilginç bir yaklaşımdır. Anadolu insanına taşralı muamelesi yapan zihniyetin günümüzde etkisini ne ölçüde kaybettiği de ayrı bir konudur. Akşemseddin Fatih'e küstü mü? İstemedikleri ve beklemedikleri gelişmelerden sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Türkmenler Anadolu'ya geri dönmeye başlar. Anadolu'da çoğunluğu saran küskünlük, bir süre sonra kızgınlığa dönüşür. Fatih'e çocukluğundan beri çok emeği geçmiş olan hocası, aynı zamanda sekiz yıl seyhülislamlık yapan Molla Gürani başta olmak üzere Akşemsettin, Molla Hayrettin, Molla Ayas gibi bir çok alim, olup bitene üzülerek İstanbul'u terk eder. Halil İnalcık'a göre, yaşananlar karşısında üzüntüye kapılan Akşemsettin İstanbul'u terk ederek memleketi Göynük'te inzivaya çekilir ve orada ölür. Metin Kazancı bu noktada oldukça ilginç saptamada bulunur. Anadolu'da İstanbul'a ve Osmanlı'ya küs geniş bir kitlenin oluşması, başta Karaman olmak üzere Orta Anadolu'nun çok zor denetim altına alınabilmesine, Yavuz Sultan Selim'in Anadolu'yu egemenliği altına almakta oldukça zorlanmasına, bölge halkının iki de bir başkaldırmasına zemin hazırlar. Kazancı, o dönemde yaşanan olayları yalnızca Alevi-Sünni ayrımıyla açıklamanın yetersiz kalacağını söyler. Nitekim Fatih'in vefat ettiği 1481 yılına kadar Batıda Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan gibi halkı Hıristiyan olan topraklar Osmanlı topraklarına kolayca dahil edilirken, Adana, Malatya, Diyarbakır gibi halkı Müslümanlardan oluşan yerlerin Osmanlı egemenliğine alınamasını ve Osmanlı Devleti'nin bu bölgelerde hakimiyet kurmakta zorlanmasını, bölge halkının Osmanlı'ya olan güveninin sarsılmasına bağlar. Kazancı'ya göre, Fatih Sultan Mehmet ile başlayan bu tatsız olaylar daha sonra yıllarca sürecek halk-devlet ilişkilerindeki aksaklık ve yanlışlıkların da temelini oluşturur. Kurtuluş Savaşı ile birlikte Türkiye'nin mukadderatının İstanbul'a bırakılamayacağı ilkesi benimsenmiş, daha sonra da Cumhuriyetle birlikte bunun gerekleri yavaş yavaş yerine getirilmiştir. Yani Anadolu İstanbul' dan intikam alma fırsatını ancak Cumhuriyetle birlikte yakalayabilmiştir. 1950'den sonra İstanbul'a yaşanan büyük göç ise, 500 yıl gecikmeyle de olsa bir hakkın teslimi gibidir. Görüyorsunuz, tarihi değerlendirirken sadece savaşlar tarihi olarak bakmamak gerekiyor. Özünde insanı barındıran psiko-sosyal boyutları da var hadiselerin. Tarihi iyi okuyabilirsek, günümüzdeki birçok sosyal sorunu da daha kolay çözme fırsatı elde etme şansımız var gibi görünüyor. Öyle değil mi? *(Arzu eden okuyucularımıza, tarihi olaylara bakışımıza farklı bir derinlik kazandıran bahsi geçen makaleyi gönderebilirim.)* |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Allah Allah,çok ilginç.Daha neler öğreneceğiz.Teşekkürler dostum.. |
| Sponsorlar |
| |