iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:03 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Cumhuriyet Tarihi » İmparatorluktan Cumhuriyete Toplum ve Ekonominin Dönüşümü ve Merkezileşmenin Dinamikl

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06.12.07, 19:56
Standart İmparatorluktan Cumhuriyete Toplum ve Ekonominin Dönüşümü ve Merkezileşmenin Dinamikl

06.12.07, 19:56



İmparatorluktan Cumhuriyete Toplum ve Ekonominin Dönüşümü ve Merkezileşmenin Dinamikleri

Özet

Bu çalışmada Osmanlıda başlayan modernleşme girişimlerinin temel karakteristikleri, merkezi
otoritenin kendini yenileme biçimi ve toplum ile devlet arasındaki ilişkiler açısından ele alınmaktadır.
Modernleşme, İmparatorluğun güç kaybetmesi karşısında askeri ve idari alanda ortaya çıkmış,
bu doğrultudaki yetkeci ve bürokratik düzenlemelerle devletin merkeziyetçiliği pekiştirilmiştir. Osmanlıda
gerçekleştirilen reformlar merkeziyetçi devletin yeniden yapılandırılmasıyla sınırlı kalırken,
Cumhuriyetle birlikte bağımsız bir ulus yaratma çabaları toplumsal ve kültürel alanda hakim olan
değerleri dönüştürmeyi amaçlamıştır. Osmanlıdan Cumhuriyete dönüşüm ve merkezileşmenin
dinamiğinde iki temel amaç belirleyici konumdadır: ekonomik ve askeri üstünlükleriyle ülkeyi egemenliği
altına almaya çalışan dış güçlere karşı devleti güçlendirmek ve kendiliğinden dönüşmeyen
toplumsal ve kültürel yapıyı yetkeci bir değişim tasarımıyla dönüştürmek.

Abstract

In this study, the main characteristics of the attempts at modernization inaugurated in the Ottoman
period are evaluated by virtue of the reformation of the central authority and the relations between
state and society. Modernization emerged in military and administrative realm as a result of the
Empire’s loosing power, through authoritative and bureaucratic arrangements the centralization of
the state had been consolidated. While the reforms in the Ottoman period were limited with restructuring
the centralist structure of the state, with the Republic the attempts to create an independent
nation aimed to transform the dominant values in social and cultural sphere. In the dynamics of
transformation and centralization from the Empire to the Republic, two main goals are seen to be
determinant: to strengthen the state against the hegemony of external powers having military and
economic superiority, through an authoritarian social project to transform the social and cultural
structure that has not been spontaneously transforming itself.


The Transformation of Economy And Society And The Dynamics of
Centralization From The Empire To The Republic
Himmet HÜLÜR – Gürsoy AKÇA

Doç. Dr., Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü, Öğretim Üyesi.
Dr. Araş. Gör., Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 06.12.07, 20:04
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart İmparatorluktan Cumhuriyete Toplum ve Ekonominin Dönüşümü ve Merkezileşmenin D

Giriş:
Sanayi ve İmparatorluğun Uzun Süren Çöküşü
Klasik Osmanlı toplumsal sistemi Batı kapitalizminin etkilerine maruz kalıp değişimin kaçınılmaz olduğu görüldükçe; devlet mekanizması yeniliklerle çağdaşlaştırılmaya çalışılmış, ancak kapitalist bir dönüşümün toplumsal yaşam ve kültür alanında ortaya çıkması uzun zaman almıştır. Osmanlı toplumunun ekonomik olduğu kadar ideolojik açıdan kendine özgü nitelikleri bu durumun açıklanmasında önemlidir. Birbirinden çok farklı anlayışlarla hareket etseler de hem Marx hem de Weber’in Batı kapitalizminin yükselişiyle ilgili analizlerinde “kazancı artırma” çabasının altını çizdiklerini görmekteyiz. Bireyler düzeyinde etkili olan kazanç isteği kapitalizmin gelişmesi üzerinde belirleyici rol oynarken, bu gelişme aynı zamanda siyasal ve askeri düzenlerin değişimini de beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan, onaltıncı yüzyıldan itibaren kapitalist gelişmeyi gerçekleştiren ülkelerin diğerleri üzerinde kurdukları siyasi ve askeri üstünlükler
kapitalist sistemin yayılmasına yardımcı olmuştur. Kapitalizmin yayılması diğer toplumlarda yapısal bir değişimi zorunlu hale getirmiştir. Değişimin “yukarı”dan geldiği ülkelerde devlet yapısındaki modernleşmeye karşın, benzer bir dönüşümün toplumsal ve kültürel alanda kısa zamanda ortaya çıkmadığı, gündelik yaşam düzeyinde kapitalist değerleri benimsemeye karşı bir direnişin olduğu görülmektedir. Sonuçta bu durum, modernleştirici bir amacı olan yetkeci yönetimin uzun süre varlığını sürdürmesini beraberinde getirir. Kendiliğinden değişmeyen bir toplumu değiştirmeye çalışmak çoğu zaman devletin daha çok yetkecileşmesiyle sonuçlanır. Geleneksel toplumsal sistemin dönüşümüyle birlikte; kazanma, bunun için hesap yapma ve servet biriktirme amacının toplumda baskın hale gelmesi kapitalist ekonomik gelişmenin önkoşulu olmuştur. Bu anlamda Hobsbawm (1998: 38) Sanayi Devrimi’nin kökeninin “kar elde etme ile teknik buluş arasındaki ilişkide” olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre, “özel girişimciliğe dayalı” bir ekonomik sistemin “imalatın yapısını devrimci bir biçimde değiştirmesi, ancak bu yolla elde edilecek karın, aksi takdirde elde edilecek kardan daha yüksek olması durumunda mümkün olabilir”. Batı Avrupa toplumları ekonomik ve teknolojik alanda tamamıyla yeni bir döneme girerken, diğer toplumlar farklı biçimlerde bu gelişmenin etkisiyle her alanda kendi geçmişleriyle hesaplaşmaya başlamışlar, değişime uyum sağlamak bir zorunluluk olarak kendini göstermiştir. Avrupa’da gelişen ekonomik, teknolojik ve siyasal hareketler ve bunların temelini oluşturan felsefeler dünyanın diğer toplumlarındaki değişim süreçlerinde belirleyici (modus operendi) bir konum kazanmışlardır. Wallerstein (1992 12, 16), “tarihsel kapitalizm” adını verdiği “tarihsel toplumsal sistem”in “onbeşinci yüzyıl sonları Avrupası’nda yer aldığı; sistemin zaman içinde, ondokuzuncu yüzyıl sonlarına gelindiğinde tüm yerküresini kaplayacak biçimde mekan içinde genişlediği; bugün hala tüm yerküresini kaplamakta olduğu” nu belirtir. Ona göre bu “sistemin ayırt edici özelliği ... sermayenin çok özel bir yolla kullanıma girmesidir (yatırılması). Bu kullanımda başlıca amaç ya da niyet, sermayenin kendini büyütmesidir. Sistemde, geçmiş birikimler yalnızca daha fazla sermaye biriktirmek için kullanıldığı ölçüde “sermaye”dir.” Kapitalizmin gelişmesine paralel olarak devlet ve toplum arasındaki ilişkiler de değişim sürecine girmiştir. Geleneksel devletten farklı olarak modern devletin hükümranlık alanının gündelik yaşamı da kapsayacak biçimde genişlemesinde kapitalizm ve sanayileşmenin hayati bir rolü olmuştur. Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak özellikle ulaşım ve iletişim olanaklarıyla devletin tebaası üzerindeki denetimi artmış, buna koşut merkezi bürokratik devlet yapısı güçlenmiştir. Kapitalizm ve sanayileşmeyle modern devletin oluşumu arasında yakın bir ilişki olduğunu vurgulayan Giddens (1985: 148), kapitalist girişimciliğin ilk dönemi olan onaltıncı yüzyıldan onsekizinci yüzyıla kadar mutlakıyetçi devletin hüküm sürdüğünü, daha sonra sanayi kapitalizmiyle birlikte ise, ulusdevletin ortaya çıktığını ileri sürer. Ona göre “kapitalizmin olgunlaşması bir taraftan toprak ve ürünlerin diğer taraftan emek-gücünün metalaşmasını kapsar... ilki mutlakıyetçi devletle ilişkilidir. İkincisinin ... yaygınlık kazanması ulus-devletin oluşumuna bağlıdır.” Yeni bir hukuk, para ve vergi sisteminin gelişmesi mutlakıyetçi devletin merkezileşmiş gücünü pekiştirir.

Osmanlı toplumsal tarihinin anlaşılmasında, kapitalizmin etkisinin hissedilmeye başlamasıyla birlikte geleneksel ekonomik değerlerin bu yeni sistemle ilişkisi en önemli sorunlardan birini oluşturur. Osmanlı toplumunda hakim olan ekonomik yapı ve yaşam değerleri servetin kullanılma biçiminde belirleyici olmuştur. Osmanlı’da “..servet yığınlarının uzun zaman tüccar ve müteşebbisten ziyade, siyasi nüfuz ve iktidar sahiplerinin elinde toplanmış olması” özel girişimciliğe dayalı ekonomik bir gelişmenin ortaya çıkmamasının en önemli nedenlerinden biridir. Diğer bir önemli neden ise servetin kullanılma biçimidir: “Mal ve parayı bekleyen akıbet; iktisadi bir maksat uğruna harcanmak, yahut iktisadi bir talihsizliğin kurbanı olmak (mesela ticarette batırılmak) değil, daha ziyade siyasi bir gaye uğruna veya siyasi bir nikbete uğrayarak harcanmak ve tüketilmektir; en fazla rastlanan şekilleriyle: gözden düşme, göze gelme (servetiyle dikkati çekme), nihayet, göze girmek için harcama! Hülasa, kazanmak gibi tüketmek de iktisadi hayatın dışında ve ötesindedir” (Ülgener 1991: 177, 180). Ancak akılcı bir hesaplamaya dayalı olarak artırılmaya çalışıldığında ve bunun için teknolojik ve bilimsel olanaklardan yararlanıldığında servetin kapitalist kullanımından söz edilebilir. Kazanma güdüsü ve akılcı hesaplamanın yanında, serveti artırmak için gerekli olan teknolojik olanaklar da bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Kazanma ve biriktirme arzusu, kapitalist gelişmenin zihinsel ve kültürel arka planını oluştururken, teknolojik olanaklar bu iradenin cisimleşmesini sağlar. Bu anlamda ekonomik ve teknolojik gelişme karşılıklı olarak birbirini etkiler.Sanayi devrimiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun toplum-devlet ilişkilerine yön veren klasik sistemindeki fetih siyasetinin de sonu gelmiştir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06.12.07, 20:07
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart İmparatorluktan Cumhuriyete Toplum ve Ekonominin Dönüşümü ve Merkezileşmenin D

Önce İmparatorluğa eski gücü kazandırılmaya çalışılmış ancak, Batının ekonomik ve teknolojik üstünlüğünün fark edilmesiyle savunmacı bir değişim politikası benimsenmiştir. Savaşlarda yenilgilerin sürmesi fetih ideolojisinin siyasal biçiminin dönüşümünü gerekli hale getirmiş ve yönetimin yeniden yapılandırılması sürecine girilmiştir. Buna karşın, toplumsal yaşam alanında değişim rüzgarları daha geç esmeye başlamış, bireycilik, özel mülkiyet ve kazanmaya dayalı bir ideolojinin gelişmesi yüzyılları bulan bir sürece yayılmıştır. Değişimin yukarıdan gelmesi, toplumsal ve kültürel alanda kapitalist gelişmeyi destekleyecek değerlerin kendiliğinden belirmeyeceği gerçeği ile ilgilidir. İmparatorluğun kendine has güçlü bir devlet-toplum sistemine sahip olması, sanayileşmenin etkilerine uzun süre direnmesini ve siyasal erkin toplum üzerindeki nüfuzunu
koruyabilmesini sağlamasına karşın, Batının gelişen sarsıcı teknolojik gücü karşısında İmparatorluk, kendi sisteminde bazı yenilikler yaparak modernleşme ihtiyacını hissetmiştir. Bu süreçte, değişimin dinamiğinin belirlenmesinde merkeziyetçiliğin etkili hale gelmesi, devletin varlığının dışarıdan gelecek bir tehdit altında hissedilmesi ile ilişkilidir. Osmanlı’da yönetim düzeyinde gerçekleştirilen yenileşmeler Batının teknolojisini alıp kültürünü reddetmeye yönelik bir anlayışa dayanmış, bu anlamda kültürel bir dönüşüm gereksiz görülmüştür. Bu çerçevede, Osmanlıda modernleşme devlet aygıtının bürokratikleştirilip yenileştirilmesiyle sınırlı kalırken,Cumhuriyetle birlikte anti-emperyalizmi ve bağımsızlığı vurgulayan söyleme koşut bir toplum ve kültür yaratılmaya çalışılmıştır.

Bağımsız bir ulus-toplum olarak varlığın korunması ancak Batılıların
sahip olduğu üstünlük araçları olan ekonomik ve teknolojik gelişmenin gerektirdiği toplumsal ve kültürel dönüşümün sağlanmasına bağlıdır. Bu üstünlük araçlarını geliştirmemek sömürgeleşmeye açık olmak demektir. Ancak bu alanlarda başarılı bir gelişme bireyler düzeyinde kazanma, biriktirme istencinin yaygın ve etkin olmasıyla mümkündür. Sosyo-kültürel yapının bu niteliklerden yoksun oluşu, yetkeci bir toplumsal değişim tasarımının benimsenmesini beraberinde getirmiştir. Bu anlamda Türk Devrimi, halkı Müslüman ülkeler arasında biricik bir yere sahip olmuş ve bugüne kadar bu ülkelerin hemen hiç birinde benzer bir atılım gerçekleşmemiştir, bu nedenle de bu ülkeler “kapitalist dünya sistemi”nin güç merkezleri tarafından daha fazla belirlenmektedirler. Türkiye, yaptığı bu atılımla dünya sisteminin merkeze daha yakın bir periferisini oluşturmakta, merkezden yayılan toplumsal hareketlerin belirlenmesinde görece daha etkin bir role sahip olmaktadır.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06.12.07, 20:12
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Fetih Ekonomisi ve Çözülüşü

Fetih Ekonomisi ve Çözülüşü
Osmanlı devletinin kuruluş ve yükselme dönemlerinde ekonomik, toplumsal
ve siyasal sistemin şekillenmesinde fetih ideolojisi etkin bir işlevselliğe
sahipti. Bu ideoloji, güçlü ve dinamik bir askeri teşkilatlanmayı gerektiriyordu.

Bu nedenle klasik Osmanlı sisteminde fetih ideolojisi ve bu ideolojinin taşıyıcısı olan askeri teşkilatlanma, özellikle de kapıkulları, siyasal sistemin şekillenmesinde hayati bir rol oynamışlardır. 15 ve 16. yüzyıllar boyunca kapıkullarının en önemli kaynağını “devşirme” uygulaması oluşturmuş, sadrazamlığa kadar u zanan çok önemli idari makamlar bu kaynaktan gelenlerce doldurulmuştur. Klasik sistemde önemli bir yere sahip olan bu uygulama, 17. yüzyılda Osmanlı kurumlarının yeni biçimlere evrilmesi sürecinde işlevsizleşme nedeniyle ortadan kalkmıştır. Bu süreçte padişah iktidarının kullanımı, padişahtan saray halkına, vezirlere, paşalara ve onların aile üyelerine doğru yayılmıştır (Quataert 2004: 155-157). Kapıkulu alımında geleneksel yöntemin terk edilmesi, 18. yüzyılda barışa dayalı bir siyasetin izlenmesi ve yeniçerilere disiplin kazandırma çabaları kapıkullarının önemini azaltmıştır. Bu durum, askeri yöneticiliğin yüksek
devlet görevlerine geçişte bir basamak olarak kullanılması geleneğini olumsuz etkileyerek sivil bürokrasinin gelişmesini sağladı. Yine bu dönemde Safevi devletinin Şii-İslam anlayışının Osmanlı Sünni-İslam anlayışı karşısında bir tehdit oluşturması, ulemanın ideolojik misyonuyla devlet içinde önemli bir konuma gelmesini sağlamış, bu gelişme de bürokrasinin sivilleşmesinde önemli bir işlev görmüştür (Kunt vd. 2000: 65-66). Osmanlı tarihinde ilk defa 17. yüzyılda askeriye sivil bürokrasi karşısında gerilemiştir. Bu, aynı zamanda Osmanlı sisteminin duraklama dönemine girmesi demekti, çünkü klasik Osmanlı sisteminde fetih anlayışına dayanan askeri bir yapılanmanın özellikleri baskındı. 17 yüzyıla kadar özgün savaş ekonomisi, Osmanlı’nın siyasal ve toplumsal düzeninde belirleyici olmuştur. Bu döneme kadar bir taraftan, ülkenin her tarafında vergi tahsili ve mahkemelerin işleyişi gibi uygulamalar miri toprak rejimi temelinde merkezi yapılanmayı pekiştirirken; diğer taraftan, toplumsal sistemdeki farklılıkların varlıklarını sürdürmelerine hoşgörü ile yaklaşılması adem-i merkeziyetçi bir niteliği yansıtmaktaydı. Bu anlayışa koşut olarak yeni fethedilen
topraklardaki sosyal kurumların işleyişi ve hatta toprak sistemi, çok yumuşak bir geçişle Osmanlı sistemine uydurulmuştur (Cem 1999: 100 111). Osmanlıda toprağın mülkiyet hakkı devletindi, ancak bazı ekonomik ve askeri yükümlülükler karşılığında kullanım hakkı belirli niteliklere sahip olan kimselere verilmekteydi.

Tımar denilen bu sistem, ortaçağ ekonomik şartları altında büyük
bir ordunun varlığını sürdürebilmesi endişesinden doğmuş, Osmanlı İmparatorluğunun siyasi yapılanması, ekonomik örgütlenmesi ve toplumsal politikalarının şekillenmesinde etkili olmuştur (İnalcık 2003: 111). Tımar sistemi, temelde, eğitim ve donanımı sağlam, güçlü bir ordunun devlet bütçesine yük getirmeden varlığını ve devamlılığını sağlayan bir teşkilatlanmaya dayanıyordu. Bu ordu, özellikle kuruluş ve yükselme dönemlerinde Osmanlı devletinin en dinamik ama en az maliyete sahip askeri varlığını oluşturmuştur. Tımara dayalı askeri düzenin Klasik Osmanlı dönemindeki önemini Koçi Bey çeşitli gözlemleriyle ortaya koymuştur. O, başlangıçta (geleneksel dönem) tımar ve zeamet ehlinin çokluğundan, güçlerinden, ne kadar önemli hizmetler gördüklerinden ve ne kadar sağlam asker olduklarından söz ederken, onlar sayesinde fetihler elde edildiğini, dünyanın her tarafındaki din ve devlet düşmanlarının onlara karşı gelmeye güçlerinin yetmediğini, ezanın her yerde okunmasını, her memleketin sultanlarının itaatinin sağlanmasını gerçekleştirdiklerini ve iyi şöhretlerinin her tarafta yayıldığını ifade eder. Tımarın savaşta yararlılık ölçütüne göre dağıtıldığını, dağıtımın usulsüz olması durumunda beylerbeyinin devlet nezdinde şikayet edilerek usulsüzlüğün önlendiğini belirtir. Ancak,
tımarın usulüne uygun olarak dağıtılmaması ileride sistemin çökmesinin önemli bir nedeni olacaktır (Kurt 1998: 23-26, 47-50, 69-71). Tımarların dağıtımında gözetilen kriterler, ancak yüksek askeri yeterliliğe sahip olanların tımar, özellikle de zeamet sahibi olabileceğini gösteriyor. Bu durum, tımarlı sipahilerin eğitimlerinin mükemmelliğini açıklamaktadır.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06.12.07, 20:14
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Fetih Ekonomisi ve Çözülüşü

Osmanlıdaki toprak sistemi ve siyasi idare yapılanması sipahilerin bir ekonomik sınıf ve asalet yapılanması şeklinde gelişmesine imkan vermemiştir. Bu anlamda, Osmanlı toprak sistemi feodal bir yapılanma olarak görülemez. Devletin sipahiye vermiş olduğu yetkiler, toprak üzerindeki sıkı devlet denetimini sağlayan memuriyetten fazla bir anlam taşımamaktaydı. Tımar rejimi, devletin toprak sisteminin olduğu gibi köylünün sosyal konumunun da temel belirleyicisiydi. Devlet, sipahi vasıtasıyla vergilerini merkezi hazinesinde toplar, oradan maaş olarak dağıtırdı (Türkdoğan 1997a: 177-178). Osmanlıda sipahiye “sahib-i arz” yani toprağın sahibi denilmesine karşın, sipahilerin toprağı kendi mülkiyetlerine geçirmeleri söz konusu değildi. Sipahi, “Devletin toprak
yasalarını uygular, boş toprakları, sözleşmeyle ve peşin ödenen bir kira, ‘tapu resmi’ karşılığında talep eden köylünün tasarrufu altına verirdi. Köylü ise, toprağı sürekli işlemeyi ve zorunlu vergileri ödemeyi üstlenirdi. Ekinlik, bostan ya da çayır olarak aldığı toprağın kullanımını değiştiremezdi. Toprağı üç yıl boyunca bir neden olmaksızın boş bırakırsa, sipahi toprağı başkasına verebilirdi” (İnalcık 2003: 114). Osmanlıda feodal bir toprak düzeninin olmayışı, Batıdaki gibi bir burjuva sınıfının ortaya çıkmasını zorlaştırırken, değişimin merkeziyetçi niteliğine güç kazandırmıştır.
16. yüzyıldan sonra toprak düzeninde ve askeri düzende ilk değişmeler
kendini göstermeye başlamıştır. Karpat’ın (2002: 58) ifadesiyle, “Aslında, sipahilerin ve eski tarz tımarların çöküşü klasik dönemin sonuna işaret eder”. Bu çözülmede, Koçi Bey’in gözlediği gibi, tımarların dağıtılmasında gözetilen ehliyet ölçütlerinden uzaklaşma etkili olmuştur (Kurt 1998: 93-96). Aynı konuya vurgu yapan Lütfi Paşa, tımar ve zeametlerin işletebilecek kişilere verilmesi ve vezirlerin kendi emrinde bulunan kimselere zeamet vermemesi gerektiğine ve sipahiye verilecek olan tımarların birleştirilmemesi gereğine dikkat çekmiştir (Kütükoğlu 1991: 65-66). Tımar dağıtımının bozulmasında etkili olan diğer bir neden ise, tımar kayıtlarının tutulduğu devlet dairelerindeki karışıklıktır. Bu karışıklılar, seferlerde büyük bir dikkatle yapılması gereken tımar sahiplerinin
oklamalarının düzenli yapılamaması ve yoklama kayıtlarının bir sonraki tımar dağıtımına kaynaklık etmek üzere itina ile korunamamasından kaynaklanmıştır. Kayıtlar o kadar karışık bir hal almıştır ki, boş kalan veya sahibi ölen tımarları tespit etmek çoğu kez mümkün olmamıştır. Bu durum usulsüzlüklere yol açmıştır (Barkan 1997: 320-321). Tımara dayalı toprak sistemindeki çözülmeye daha sonra dış ve iç ekonomik gelişmelere bağlı yeni sorunlar eklenmiştir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06.12.07, 20:38
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Fetih Ekonomisi ve Çözülüşü

Yeni ticaret yollarının bulunmasıyla Osmanlı’nın nüfuz alanındaki yolların önemlerini yitirmeleri, hammadde ve hububat kaçakçılığının yaygınlaşması, paranın sürekli değer kaybetmesi, fethedilen toprakların yeni ve büyük masraflara yol açması, hububat kaçakçılığının ordunun iaşesinin karşılanmasını daha
masraflı bir hale getirmesi, yeniçerilerin maaşlarındaki artışlar gibi nedenlerle Osmanlı devleti çok büyük bir mali krizle karşı karşıya kalmıştır. Daha önce memur-askerlere dağıtılan toprak, geliri devlete ödemeyi garanti eden mültezimlere ihale edilmeye başlanmış, garanti altına alınan para ile devlet, ekonomik
bir rahatlama sağlamayı amaçlamıştır. Böylece, sipahi ordusu tedricen sahneden çekilirken, Osmanlı geleneksel düzenini sonlandıran süreç başlamıştır (Cem 1999: 158-174). Tımarların en çok para getiren mültezimlere verilmeye başlanmasının iki önemli sonucu vardır: mültezimler, devlete ödediklerinden daha fazla vergiyi halktan toplamak için baskıcı bir yönteme başvurmuşlar ve
kendilerine verilen toprakları kendi mülkleri haline getirmeye çalışmışlardır. Zaten işlerliğini kaybetmiş olan tımar sistemi Tanzimatla birlikte ortadan kalkmıştır (Cin 1992: 82-85). Ekonomik alanda ortaya çıkan gelişmeler tımar sisteminin sonunu hazırladığı gibi, diğer geleneksel Osmanlı kurumları üzerinde de derin etkiler bırakmıştır. Fetihlerin durması, Avrupa teknolojisi karşısında gerileme gibi nedenlerden kaynaklanan ekonomik alandaki altın ve gümüş sıkıntılarının etkisiyle tımarların dağıtımında yeterlilik kriterleri, yerlerini kısa sürede bol nakit sağlama kriterine bıraktı. Bu duruma tımarların dağıtımında etkili olan hediye ve rüşvet ilişkileri de eklenmiştir. Tımar sisteminin bozulmasına, toprak düzeni ve onunla ilişkili olan diğer kurumların çözülmeleri ve yeniden yapılanmaları eşlik etmiştir.

Büyük ve derin iç değişimler yaşayan klasik Osmanlı sistemi 17. yüzyılın sonunda çözülmeye başlamış, buna savaş yenilgileri de eklenince yönetim ve toplumun yeniden yapılandırılması çabaları hız kazanmıştır. Bu süreç “... merkezi yönetimin sıkı kontrolü altında, katı bir şekilde yapılanmış toplumsal düzenden toplumsal grupların farklılaştığı ve kendilerini piyasa güçlerinin baskısına
uydurdukları, daha esnek bir sisteme geçişten ibarettir”. Savaş yenilgilerinin yanında Batıdaki ekonomik gelişmelerin etkisinin hissedildiği bu dönem, değişim dinamiklerinin gelişmesinde yeni bir evreyi temsil etmekteydi. Batı etkisi, Osmanlı ekonomisini Batıya yakın kentlerinden başlamak üzere küresel ekonomik ilişkiler içine çekmiştir (Karpat 2002:64-65). Yeni bir toplumsal düzen
ve yeni sosyal grupların varlıklarının ve etkinliklerinin arttığı bu dönemde, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin devletler arası ilişkiler tarafından belirlendiği görülmektedir. Bu bağlamda savaş-ekonomi ilişkisi birbirileri üzerinde belirleyiciliği olan iki süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Genç, Osmanlı ekonomisinin 1760’lı yıllar öncesinde yayılma ve genişleme eğilimine, daha sonraki uzunca dönemde ise, daralma eğilimine sahip olduğuna dikkat çekerek, ekonomideki bu eğilimlerin savaşların sonuçlarıyla ilişkili
olduğunu ileri sürer. Ona göre, 18. yüzyılın ikinci yarısında öncelikle savaşın ekonomiden istediği mal ve hizmetler miktar olarak artmış, girilen savaşlardaki başarısızlıklara, savaşların getirdiği yükler de eklenince ekonomik kaynakların kullanımındaki dengeler alt üst olmuştur. Bu dönemde, savaş için talep edilen malların fiyatlarında ve bütçe giderlerindeki büyük artış, ekonomik dengelerin kontrolden çıkmasında etkili olmuştur. Özellikle, önlenemeyen bütçe açıklarının tetiklediği yatırım ve üretim sorunları, enflasyon sorununun baş göstermesini beraberinde getirmiştir (Genç 2000: 211-222). Osmanlıda ekonomik ve askeri
alanda ya
şanan sorunlar, güçlü bir askeri yapılanma ve dinamik bir savaş gücünün ancak güçlü ve dinamik bir ekonomik gelişme ile mümkün olacağını göstermiştir. Kapitalizme geçişle birlikte ekonomik yapılanma ülke sınırlarını aşan etkileşimler çerçevesinde belirlenmeye başlamıştır. Bu etkileşimlerde sosyal yapının iç deviniminden kaynaklanan grupların ve gelişmelerin yönlendiricisi
olacak bir esneklik ve dinamizme sahip olmamas
ı devleti gelişmeler karşısında savunmacı ve statükocu bir marjinalliğe itmiştir. Sipahiliğin 17. yüzyıl başlarında çöküşüyle ayanlar, toprak tahsisi ve vergilerin tahsilatı süreçlerinde yer aldılar. Ayanların genelinde tam otonomi istemi, merkezi bağlılığı reddetme ve vergiden kaçma eğilimlerine rastlanmaz. Onların talepleri can ve mal güvenliklerinin sağlanması, tanınmaları ve idari bir görevde
istihdam edilmeleriyle s
ınırlıydı. Ayanlar, yerel idarelerini adet ve gelenekler kadar etkinlik, pratiklik gibi temeller üzerine kurarak, Avrupa’daki bilimsel, ekonomik ve teknik gelişmişliğin ürünlerini adapte edebilecek yerel yapıların örneklerini sunmuşlardır (Karpat 2002:70-75). 17. yüzyıl başlarından itibaren merkezi idarenin ekonomik ihtiyaçlarını para (nakit) olarak karşılama eğilimi,
vergileri toplamada geni
ş yetkilerle donatılmış olan beylerbeyilerinin, vergileri nakde dönüştürmede yerel toplumsal liderlere dayanmalarına neden olmuştur. Bu işlev, ayanların sosyal güçlerini pekiştirmekle kalmamış, onların devlet yönetiminde
söz sahibi olmalar
ına da neden olmuştur (Kunt vd. 2000: 68-69). Eski toprak sisteminin zayıflamasıyla birlikte müftülerden beylerbeyilerine, yeniçerilerden kadılara kadar geniş kesimler ayan olma yarışına girmişlerdir. 16. Yüzyıldan itibaren “avarız”, “imdad-ı seferiyye”, “imdad-ı hazeriyye” gibi vergilerin toplanmasında vilayet ayanlarına başvurulması, ayanların devlet karşısındaki
önemlerini art
ırmıştır. Yine bu yüzyıldan itibaren ülkede baş gösteren altın ve gümüş kıtlığı köylülerin vergi yükümlülüklerini artırmış, onların ayanlara büyük faizler karşılığında borçlanmalarına neden olmuştur. Borçlarını ödeyemeyen köylülerin çoğu çok küçük ücretler karşılığında topraklarını ayanlara
satmaya mecbur olmu
şlardır. Bütün bu etmenler sonucunda ayanlardan bazıları devlet karşısında sığınılacak bir otorite merkezi olarak algılanacak kadar güç elde etmişlerdir (Özkaya 1994: 7-12).

__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 06.12.07, 20:43
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.771
Ettiği Teşekkür: 9.772
2.751 tane iletisine 4.759 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Fetih Ekonomisi ve Çözülüşü

Ayanların nüfuzlarının artmasında, kapısız kalan leventlerin onlara katılması da etkili olmuştur. 17. ve 18. yüzyılların sosyal ve ekonomik şartları sonucunda eşkıyalık yapan bir sosyal grup olarak ortaya çıkmış olan leventlerin ayanların maiyetine girmeleri, ayanlara askeri bir güç kazandırmıştır (Özkaya 1994: 105-106). 18. yüzyıla gelindiğinde ayanların konumları daha güçlenmişti. Ubicini (1998: 21) bu yüzyıl sonlarına doğ[b]ru ayan ve derebeylerinin Osmanlı merkezi yönetiminin otoritesini tehdit edebilecek bir boyuta ulaştığını belirtir. Bu dönemde, Osmanlı topraklarının dörtte üçü ayanlar ve derebeyleri tarafından kontrol edilmekteydi. Ayanların konumu sosyal yapının şekillenmesinde o derece öneme sahiptir ki; Mardin, Batı toplumlarının geçirmiş olduğu sosyal biçim değişiminin üç önemli dinamiğini sayarken sanayi devrimi ve pazar devriminin yanına “etats” ya da “corps constitues” adı verilen eşraf topluluklarının etkisini koyar. Nitekim, Fransız ihtilali bunlar tarafından başlatılmıştır (Mardin 1997: 28). Ayanların “ir sınıf olarak ortaya çıkabilmenin maddi gereklerini yerine getirmelerinin yanısıra, siyasi iktidarı paylaşma yolunda öznel niyetleri de” olmasına karşın, merkezin gösterdiği direnç onların feodal bir sınıf olarak ortaya çıkmalarını ve toprak yapısını temelden değiştirmelerini engellemiştir (Keyder 2003: 29). “Batı’daki mülkiyet biçimi, her an geri alınabilen imtiyazların yerini, sağlamlaşmış hakların alması demekti. Bu, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin temelidir ve iki noktayı vurgular: İlk olarak mülk bir mutlaktır;...kişinin belli bir mülk üzerindeki sahiplik hakları geri alınamaz. İkinci olarak, mülkiyet aktarılabilir; bu da toprağı bir “meta”ya, .....dönüştürür” (Arıcanlı 1998: 130). Merkezi devlet bürokrasisi köylünün bağımsızlığı ilkesine sahip çıkmıştır. Ayan, toprak üzerindeki devlet mülkiyetini sarsmış olsa da devletten özerk bir
ekonomik yap
ılanma ortaya koyamamış, mutlak mülkiyet sahipliği gerçekleşmediğ