Ve Emel bizmle paylaştıklarınız için çok teşekkürler..

| Anket Sonuçlarını Göster: Amerikan ordu gazetesinde yayınlanan BOP haritasında,Türkiye'nin doğusu olduğu gibi Karadeniz'e kada | |||
| Vardır. Hem de yüksek boyutlarda. | | 4 | 23,53% |
| Türkiye'yi ABD dahil kimse parçalayıp yıkamaz. | | 9 | 52,94% |
| Türkiye'nin parçalanması yurtseverlerin tavrına bağlıdır. | | 4 | 23,53% |
| Katılımcı sayısı: 17. Sizin bu ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor | |||
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#21
| ||||
| ||||
| Sayın Fatih Özcan umarım kısa sürede yazılarınızı okuma zevkine erişebiliriz... Ve Emel bizmle paylaştıklarınız için çok teşekkürler.. ![]() |
| Sponsorlar |
| |
|
#22
| ||||
| ||||
| Alıntı:
Sayın (Ümit.Emel), İlgi ve emekleriniz için teşekkür ederim. "Yüz çiçek açsın, yüz fikir akımı yarışsın" denilmiştir. Ve o potada Demirci demirini dövecek... Kırım Türkleri, Altın Ordu'nun devamı devletçiklerden birinin halkı olarak acılı bir topluluktur. Koca Altın Ordu'nun yapmaya çabaladığı tarihsel görevi, Rus yayılmacılığının güneye sarkmasını önleme misyonunu tek başına gerçekleştirmeye soyunmuş kahraman bir halk. Çok acılı olduğundan dolayı da çok sert ve sağlam karakterli. Gerçi bu özellik tüm Kafkas halklarında vardır. Nedeni ise Kafkas coğrafyasının netameli olması. Durmadan el değiştiren ve Orta Asya halklarının yayılma yoöu üzerinde bulunması nedeniyle sekenesinin durmadan savaşması. Savaşçı insanlar coğrafyası.. Neyse... Gelelim konumuza. Özür dilenecek bir şey yok. konuyu başlatandan önce sonra diye bir şey aslında. Siz fikirlerinizi belirtiyorsunuz. Ancak burada birşey daha belirtmek istiyorum. Milletseverlik güzel bir duygudur. Milletini sevmeyen kozmopolittir, ("namerttir " diyecek sandınız değil mi?) onu da Türkiye'de liboşlar ve entellerle açıktan ABD'ci ve AB'ciler yapmaktadır. Onlara da tarihte büyük adını koymuş: İşbirlikçi ve mandacılar... Ancak milliyetçiliği küçük millet milliyetçiliği, etnik milliyetçilik şeklinde yapmak yanlıştır. İşte bu milliyetçilik ABD ve AB milliyetçiliğidi,r. Büyük millet milliyertçiliği güzeldir. Bu da Atatürk'ün ortaya koyduğu milliyetçiliktir. Bin selam. Sağlıcakla ve iyilikle kalın. Fatih Özcan |
|
#23
| |||
| |||
| Sevgili öğretmenim Eşsiz katılımın için yürek dolusu teşekkürler....Birincisi sizin kadar Türk Tarihine vakıf değilim ,her ne kadar Türk Milliyetçisi olduğumu iddia etsem de fikri teorisyen değilim.Konu başlangıcını görünce her zaman ki aceleciliğim ile internette bulduğum bilgileri aktardım,haklısın.Kendi görüşlerimi de katmam daha doğru olurdu...Sizin bize aktaracağınız özgün fikirlerinizi büyük bir açlıkla bekleyeceğim.Sevgi ve saygılarımla aziz öğretmenim.....
__________________ Hangi Çılgın Bana Zincir Vuracakmış,Şaşarım!!! |
|
#24
| ||||
| ||||
| Alıntı:
İŞTE İLK ARAŞTIRMA VE İNCELEME: _____________________________ TÜRK İLKÇAĞI (ASKERİ DEMOKRASİDEN DEVLETE YÖNELİŞ) Tarihimizin Orta Asya "yatakları" (DAMARLARI) Bu konuda şimdiye kadar Doğan Avcıoğlu’ndan Doğu Perinçek’e kadar bilimsel açıdan birkaç araştırmacı yazar çaba gösterdi. Esasen biz Köprülü’de gözümüzü açtık; Doğan Avcıoğlu ve özellikle Doğu Perinçek’in Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek dizisinin tarihsel materyalist bakış açısıyla yapılan araştırmanın enfesliği ve gerçekçiliği (hem sol çevrelerde hem de Ülkücü gençlik arasında olmak üzere) beynimizde fırtınalar ve şimşekler çaktırdı. Öte yandan şimdiye kadar, resmi tarih ve milliyetçi çevrelerde tarihsel gerçekler istenildiği gibi eğip bükülmüştür. Sözcükler üzerinde bile, yazarın ve dönemin ideolojik çıkarlarının bir gereği olarak istenildiği gibi tefrik yapılmış, hiç alakası olmayan anlamlar ve içerikler verilmiştir. Örneğin “bodun” sözcüğü, milliyetçi tarihçiler tarafından “millet” sözcüğünün karşılığı olarak öğretilmiştir. Türk İlk Çağ’ı MÖ 800’lerden, hatta 1000 yıllarından itibaren başlar. Türk topluluklarının bağrında sınıfsal ilişkiler filiz vermeye başlamıştır. İlkel toplumun eşitlikçi, kolektivist, anaerkil ilişkileri tedricen çözülmeye yüz tutmuştur. O dönemlerin, yani ilkel toplum döneminin yegâne serveti olan hayvan sürüleri boy beylerinin (kabile/klan aristokrasisinin) elinde toplanmaya başlamıştır. “İlkel sınırsızlığı içinde” topraklarda henüz özel mülkiyet yoktur. Otlaklar da kolektif mülkiyetin konusu olmaya devam eder. Türk klan beyleri, (örneğin Teoman ya da Mete) tekellerine geçirdikleri sürülerin miktarına göre toplumda itibar edinmeye başlamışlar; güçlü/ güçsüz klan durumu ortaya çıkmıştır. Hayvan sürüleri: yani çağın biricik serveti bakımından zengin olan boyların beyleri ile çoban halklar arasında gitgide derinleşen bir ayrışma yaşanıyordu. Bu askeri demokratik koşullarda, zengin bir beyin yönetimindeki klan öne atılıyor; diğer Türk klanlarını kılıç zoruyla boyun eğdirerek bir yönetim şemsiyesi altına topluyordu. Böylece okullarda Sosyal Bilgiler, Tarih derslerinde gördüğümüz ve “Türk Devletleri” diye öğretilen siyasi varlıklar (Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) aslında birer klan konfederasyonu, boylardan oluşan bir siyasal çatı, daha bilimsel bir deyimle söylersek, kağanlık ya da hanlıktı. Halktan izole edilmiş ne bir ordu vardı; ne de henüz artı değer birikiminin besleyebilecek düzeye gelmediği bürokrasi vardı. Klan içinde eli silah tutan herkes, bütün klan halkı askerdi. Sürecin gidişatı ise tarihsel olarak “halktan ayrı bir silahlı güc”ün yaratılması yönündeydi. Temel sınıflaşma “akbudun” ile “karabudun” damarlarının gelişmesi biçimindeydi. ”Karabudun” çoban halkı, ”akbudun” ise (at, koyun, sı-ğır) sürülerinden ibaret zenginlik kaynaklarını gitgide artan bir şekilde ellerinde toplayan beylere (klan aristokrasisine) deniyordu. Klan aristokrasisi emrinde, ilerde halktan izole edilmiş silahlı gücün, ordunun çekirdeği olacak olan “özel maiyetler”, yani finansmanını kendi cebinden sağladığı silahlı özel adamlar besliyordu. Ayrıca bu akbudunlar, çevredeki diğer Türkçe konuşan ya da başka etnik kökenli klanlarının kadınlarına, kızlarına, zenginlik kaynaklarına gözlerini dikmişler; daha da zenginleşmek için yağma savaşlarına girişiyorlardı. İşte kabile toplumunun ya da askeri demokrasinin anarşisi buradan geliyordu. Askeri demokraside, çapullar ekonomik bir sektör olarak, bağımsız bir ekonomik faaliyetti ve töreydi. Toprak ise henüz klanın ortak malı olmaya devam ediyor, bu aşamada “ilkel sınırsızlığı” içinde kalıyordu. Çift/ çubuk zaten yoktu. Otlaklar da klanın ortak malı sayılıyordu henüz. Türk askeri demokrasisi döneminde, devletleşmenin şafağında, Türk klan toplumları “akbudun/ karabudun” sınıflaşması sürecini (klan aristokrasisi ya da beyleri /çoban halk ayrışmasını) yaşarken MÖ 8. yüzyıldan itibaren “….sık sık kurulup dağılan...” siyasal örgütlenmelere sahne oluyordu. Şu ya da bu şekilde güçlenmiş ve zenginleşmiş bir klan öne atılıyor; diğer Türk klanlarına “baş eğdiriyor”; onları kendine bağımlı hale getiriyor; MÖ 220 tarihinde Hunlar, beyleri Teoman önderliğinde, 6. yüzyılda Göktürkler, beyleri Bumin liderliğinde diğer klanları merkezi bir yönetim çatısı altında toplayıp örgütlüyordu. Türk toplumu “hâkim ve bağımlı” klanlar halinde örgütleniyordu. Orta Asya’da bu sürecin sonunda en gelişmiş klan Uy-gurlardı. 8.yy. da Uygurlar hâkim klan durumuna geldi. Uygur toplumunda, yerleşik yaşam ve çiftçilik hâkim üretim tarzıydı. Türkler artık at sırtından iniyor, toprağın bereketiyle, uygarlıkla tanışıyorlardı. Gitgide daha fazla olarak “at sırtında devlet idare edilemeyeceğini” kavrı-yorlardı. Bu süreç, Müslümanlık’ın benimsenmesiyle paralellik gösterir. Çiftçiliğe başlayan ve yerleşik yaşama geçen, ”...göçebe aristokrasisinin yükselmesine bağlı olarak, kabilenin otlaklar üzerindeki ortak tasarruf hakkı...”nın “...beylerin toprak üzerindeki hâkimiyetine ...”dönüşmesi sürecini yaşayan Uygur yönetimindeki Türk toplumu çok derin ve çok kökten maddi deşiklikler yaşamaktadır. Daha önce at sırtında, Türkistan’ın uçsuz bucaksız steplerinde, sürülerinin ardında yaylaklarla kış-laklar arasında koşuşturup dururken ve göçebe bir yaşam sürerken, şimdi köyler kurmakta, toprağı ekip biçmenin zevkine varmakta; kentler kurmakta, ticaret, sanat yapmaktadır. Hiç kuşkusuz bu gövdeye uygun ge-lecek bir giysi de edinmek, üretmek zorundadırlar. Aksi takdirde, yeni girdikleri mecrada sağ ve selamet akamazlar. Sonra yeni ve gürbüz, iri gövde eskimiş ve pörsümüş, dar gelen eski giysileri patlatıp parçalayacaktır. İşte bu aşamada toplumun ihtiyacına İslamiyet yetişir. “Toprağa yerleşen aristokrasi ve tüccarlar, İslam hâkim sınıflarının ideolojisi olan Sünniliği benimsediler.” Acem ordularını yenip Fars devletini yıkan ve Horasan’ı istila ederek Türk illerine dayanan Arap İslam ordularıyla, Türkistan’ı istila ederek Horasan’a kadar dayanmış olan Çin orduları arasında, Talas ovasında, 751 yılında cereyan eden savaştan sonra Türklerin Müslümanlığı kitlelere sirayet eder. Değilse Türkler vakitsiz doğan çocuk gibi benimsememişlerdir Müslümanlık’ı, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi... Yani “kılıç Müslüman’ı” değildirler! Toplumun toplumsal ve ekonomik gelişim seviyesi kendine uyan bir ideolojik formasyona ihtiyaç duymasaydı, Kuteybe’nin kestiği Türk kellelerinden harmanlar yaptırmasına rağmen gene de benimsenmezdi. “Sir-i Derya Oğuzlarında boylar şeklindeki kabile teşkilatlanması, 10. yüzyılın başında artık kan bağını değil, aynı beye tabi olan toplulukları ifade ediyordu. Toplum yüksek, orta ve aşağı sınıflara ayrılmıştı. Yerleşik tarım, meta üretimi ve ticaret geri olduğu için, kölelik önemsiz durumdaydı. Esas sömürülen kitleyi çoban halk meydana getiriyordu. Oğuz asilleri, kalabalık özel maiyetlere sahiptiler. Türk aristokrasisinin etrafında yavaş yavaş bir Sünni ulema zümresi toplandı. İslam dünyasındaki sınıf mücadeleleri, askeri demokrasiden devlete geçiş içinde bulunan göçebe ve yerleşik Türk topluluklarında da belirmeye başladı. Kaşgarlı Mahmut’un naklettiği, (Yer baskısı dağ, budun baskısı bey) sözü, beylerin sömürüsünün halkın üzerine bir dağ gibi çökmekte olduğunu gösteriyor.” Türk toplumu, kölelik aşaması yaşamadan ya da köleci ilişkiler toplumda başat duruma geçmeden doğrudan doğruya feodal ilişkiler geliştirmiştir. Bu gelişme, esas olarak 11. yüzyılda, kuraklık, nüfusun artması, otlakların yetersiz gelmesi, dış baskı ve saldırılar gibi nedenlerle Yakın Doğu’ya göç ettikten ve o coğrafyadaki mevcut büyük feodal mülkiyeti ele geçirdikten sonra adım adım ve her adımda bir üst seviyeye sıçrayarak oluşmuştur. (SÜRECEK) |
|
#25
| |||
| |||
| Teşekkürler öğretmenim..İlgi ile bekliyoruz........... :O0 :O0 :O0
__________________ Hangi Çılgın Bana Zincir Vuracakmış,Şaşarım!!! |
|
#26
| ||||
| ||||
| Alıntı:
|
|
#27
| |||
| |||
| fozcan Türkler orta asya damarları gibi saçma sapan yaklasımlarla ve ifadelerle yaklasım tarzı içerisindesinbiz.Türklerin orta asya da aslında devlet olmadıkları iddianız ise tamamen laf-ü güzaf ve tarihimize ihanettir üstelik tarıhçi olduğunuz vur gulanıyor. o zamanki türk devletleri birer bozkır devletleri idi.ve tamamen örf adet ve geleneklere göre devlet yönetilirdi ... sen kalkmış şimdiki modern devlet anlayışını o zamanın imkan ve ölçülerine göre kıyaslayıp. fikir beyan ediyorusın. o zamanın türk devletleri. o zamanın imkan ve ölçüleriyle degerlendirilmelidir.Sap yiyip saman ***mak derler senin bu söylediklerine..senin anlatmak istediğin dönem bizim şimdiki zamanımıza göre ilkel bir zamandır. sen nasıl kalkıp ta günümüzün kurumsallasmış modern devlet anlayısını eski devletlerde ararsın. gelişmişlık uygarlık.teknoloji.farklılıkları hiç mi yok.. sen tarihçi olamazsın kardas eski türk devletlerinin bir coğu birer bozkır devletleri idi ve bozkır yasaları uygulanırdı.şimdiki modern devlet anlatısı ile kıyaslıyamazsın.. laf ola kese savası.. laf ola..... |
|
#28
| |||
| |||
| Alıntı:
Neden biraz açık fikirli olup da farklı görüşleri ve araştırmaları kabullenemiyoruz? Neden araştırmalar ille de bizim düşündüğümüz gibi sonuçlansın istiyoruz acaba? Yunus emre söylemiş... Keleci bilen kişinin, Yüzünü ağ ede bir söz, Sözü pişirip yiyenin İşini sağ ede bir söz Söz ola kese savaşı Söz ola bitire başı Söz ola ağulu aşı Yağ ile bal ede bir söz... Keleci : Laf, söz demek Nedense, birileri bizim dogmatik düşüncelerimize ters birşeyler söylediği anda aporta kalkıyoruz ve saldırıyoruz. Bu kadar mı hoş görü yoksulu Türk milleti? Sanırım geleceğin tarih kitaplarında yer alacak Türk tanımını şekillendiriyoruz. İleride ansiklopedilerde veya kaynaklarda Türk tanımı nasıl olsun istersiniz? Böyle mi 1. Dogmatik düşüncelere kendini kaptırmış, son derece anti demokratik, farklı fikir ve görüşlere ve renklere saygısı olmayan, kendi düşüncelerine zıt ifadelere karşı son derece saldırgan topluluk yoksa böyle mi? 2. Son derece demokratik, farklı fikirlerin bir arada yoğurulmasıyla ulaştıkları entellektüel seviyeyle oluşturdukları kültürle uygarlığa sembol olmuş ırk... Hangisini tercih edersiniz? Nasıl davranıyorsanız onu tercih ediyorsunuz demektir. Oysa ben 2.si gibi olmamız gerektiğine inananlardanım... Şimdi birileri yine benim ne yazdığımı anlayamayacak ve 1 den dolayı abuk sabuk tepki verebilecek belki. Bakalım görelim... |
|
#29
| |||
| |||
| 1. Dogmatik düşüncelere kendini kaptırmış, son derece anti demokratik, farklı fikir ve görüşlere ve renklere saygısı olmayan, kendi düşüncelerine zıt ifadelere karşı son derece saldırgan topluluk Evet, arkadaşımız bu dediğimi aynen kabul ettiğini kendiside ifadesinde kabul ediyor... Tebrik ediyorum. Ne zaman konuşup ne zaman susacağımı sana soracak değilim arkadaşım. Sen bi akıllı ol bakiim güzel kardeşim. Ve bi daha oku yazdıklarımı. Tarihle ilgili ne söylemişim bi daha oku. 3 kerede anlayamıyacağın için bir 3 kere daha oku. |
|
#30
| ||||
| ||||
| Uyarı!!!! sap yiyip saman ***mak bu site de yazılan her şeye laf yetiştirmek laf ebeliğinden baska bir sey değildir. hep zıplıyorsunuz nedense çok bilmiş akıllı ol ..... Saygı sınırlarını aşmayalım... Tartışmalarımızı kişisel hakaretlere vardırmayalım. Burada fikirler tartışılıyor kişiler değil. Herkes her konuda yorum yapma hakkına sahipdir. Bir konuda yorum yapmak için uzman olmak gerekmiyor. |
| Sponsorlar |
| |