iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:01 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Dönemlerine göre tarih » İlk Çağ Tarihi » Antik kentler-Anadoluda

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 18.03.07, 22:25
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Antik kentler-Anadoluda

Gordion

Frig Krallığı’nın başkenti Gordion’un kalıntıları Ankara-Eskişehir karayolu ve Sakarya ile Porsuk nehirlerinin birleştiği yerin yakınında Polatlı’nın kuzeybatısında bulunmaktadır. Gordion’un geçmişi MÖ 8. yüzyıl ortalarına kadar gider. Şehir en parlak dönemini MÖ 725 ve 675 yılları arasında yaşamıştır. Midas bu kentte oturmuştur. Gordion, MÖ 7. yüzyıl başlarında Kimmer saldırısına uğramıştır. Şehir, Büyük İskender tarafından bağımsızlığına kavuşturuluncaya kadar 6.yy ortalarından başlayarak Pers istilası altında kalmıştır. Ayrıca Büyük İskender çözenin Asya fatihi olacağına inanılan gördüğümü Gordion’da kılıçıyla kesmiştir (MÖ 334).

Kent Höyüğü: 350x500 metre ölçüsündeki yassı bir höyük durumundaki Frig kenti, Sakarya ırmağının hemen doğusunda yer almaktadır. Arkeologlar, anıtsal bir kapı ile birlikte kral ailesine ait bir çok yapı ve evlere kent duvarlarına ilişkin kalıntılar ortaya çıkarmışlardır. Bunların tümü Frig krallığına en parlak dönemine (MÖ 725-667) tarihlenmektedir.

Kent Kapısı: MÖ 8.yüzyılın sonunda yapılmıştır. Yumuşak kireç taşından 9 metre yükseklikteki kısmı günümüze kadar korunmuş anıtsal bir yapıdır. Kente asıl giriş 9 metre genişliğinde ve 23 metre uzunluğunda üstü açık bir koridorla sağlanıyordu. Kapının iki yanında yer alan kulelerin kente açılan birer kapısı vardır. Tamamı kazılan kuzey avlu depo olarak kullanılıyordu. Güney avlusu ise Pers kapısının büyük güney duvarının korunması amacıyla kazılmadan bırakılmıştır.

Kent Merkezi: Höyüğün orta kısmı saraylara ayrılmıştır. Kerpiçten bir duvar ( dört yapıyı içeren sarayın birinci avlusunu kent kapısından ayırmaktadır. Daha kalın bir duvar (E1, E2, E3) iç avluyu kuzey, batı ve güney yönlerinden çevirmektedir. Olasılıkla bu duvarlar saray yapılarının doğu yönünce de uzanmakta ve böylelikle onları dışarıdan tümüyle ayırmaktadır.

Saraylar: Birinci avludaki iki yapı birer megarondur. Megaron 2, geometrik desenli bir mozaik ile döşenmiştir. Bu mozaik, bilinen en eski çakıltaşı mozaik örneğidir ve bugün bir kısmı Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir.

Megaron 3: Bu, günümüze kadar Gordion’da çıkarılmışen önemli yapıdır. İç avluda yer alan yap Frig akropolünün en büyük binasıdır. Yapı, iki sıra ahşap direkle bir orta ve iki yan nefe ayrılmıştır. Arkeologlara göre orta bölüm tek katlı ve yüksek bir salondu. Yan kısımlar ise iki katlı ahşap galeriler şeklindeydi. Megaron 3, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş en eski yapılardan biri olmalıdır.

Teras Yapısı: Terasın batı kesimindeher biri 11x14 metre ölçülerinde yan yana sıralanmış 8 adet megaron yer alır. Her birinde ortada bir ocak ve yanlarda direklerle desteklenen ahşap galeriler bulunmaktadır. Büyük olasılıkla bunlar sarayın günlük işlerinin görüldüğü yapılardır. Megaron 3’ün yanına yapılan bir merdivenle yeni oluşturulan terasa geçiş sağlanmıştır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 18.03.07, 22:26
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Antik kentler-Anadoluda

Assos

Şehrin batı kapısına 300 m kala yol ikiye ayrılır. Bir kolu batı kapısının üst başındaki küçük kapıya gider, diğer ana kol ise iki tarafı kuleli görkemli kapıdan kente girer. Bu yolların iki yanı Roma çağında kimi teraslar üzerinde, kimi çevresi güzel yontulmuş taşlarla örülü duvarlarla çevrili mezar anıtlarıyla doluydu.

Eski çağın kentlerinde mezarlıklar kentin dışında ve genellikle yolun kenarında olurdu. Kente gelenlerin herbiri bir anıt olan mezarları görsün, selamlasın diye.

1884’ te kazıların sona erişinden sonra geçen zaman içinde, ortaya çıkarılan mezarların tümü tahrip olmuştur. 1981’de yeniden başlayan çalışmalar ile birlikte eskilerinin de onarımına girişilmiştir.

Assos’ un iki nekropolü vardır. Birincisi ve asıl önemli olanı batı kapısına giden taş döşemeli yolun iki tarafına oturtulmuş Batı Nekropolü, diğeri doğu kapısı önündeki Doğu Nekropolü’ dür. Batıdakinde sıkça küp içine gömme yöntemi görülmektedir. Bir küp içine ikili gömme de yapılabilmekteydi.

Batı Anadolu’ da M.Ö 6. yüzyılda çok rastlanan yakarak (kremasyon) gömme tekniği Assos’ ta da görülmektedir. Kazılar sırasında ölü küllerinin içine konduğu urna adı verilen çömleklere çokça rastlanılmştır. Ortaya çıkarılan bu örnekler Çanakkale Müzesi’ dedir.



GYMNASION

M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilmiş bu Gymnasion, 40 x 31 m boyutlarında bir palaistra (açık spor alanı) ve çevresini saran sütunlu portiko’ların gerisindeki ders, soyunma ve yemek odalarından oluşan basit bir yapıydı. Palaistranın, kuzey, güney ve batı kenarları portiko ile, doğu kenarı ise bir duvarla çevrili idi. Portikoların bazalttan yapılmış sütunları monolithtir. Kuzey portikosuna ait arşitrav yazıtlarından bu portikonun M.Ö. 1. yüzyılda yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. 4,92 m genişliğindeki bu portikonun gerisinde, önünde bir çift sütunu olan Ephebeion (kapalı dershane) bulunmaktaydı. Kuzeydoğu köşede de 8,50 m çapında bir yıkanma yeri yapıya eklenmişti. Gymnasion’a ana giriş anayola açılan güney cephededir. 3 basamaklı yarım daire merdivenle birlikte bir koridorla güney portikoya ulaşılıyordu. Ayrıca batıdan da giriş vardı. Ders odaları tek katlıydı. Ana girişin sağında diagonal düzenlenmiş bir portiko ile 4 odanın işlevleri tam olarak anlaşılabilmiş değildir, ama gymnasiona aittirler. Assos’ta su daima bir sorun olduğu için palaistranın döşemesi altında bir de sarnıç vardı. Sarnıç, kayadan oyulmuş ama üzeri sonradan taş örgü tonozla örtülmüştü. Doğu ucundaki merdivenlerden inerek kova ile su çekilir ve yıkanma odalarına taşınırdı. Hem su taşıma işi, hem de odalarla spor alanının temizlenmesi işi öğrencilerin görevi idi. Büyük sınıftaki öğrencilerse, küçük sınıfların yaptığı işi denetlerdi.

Paidagogos denen eğitmen – dadı karışımı görevliler öğrencileri konutlardan gymnasiona götürürlerdi. Okulda dersler, öğleye kadar öğreticilerin gözetiminde güreş, boks, disk ve cirit atma, uzun atlama ve bir stadia (200 m) koşu çalışmalarıyla geçerdi. Bu çalışmalardan önce vücutları saf zeytinyağı ile yağlanırdı. Çalışmadan sonra striglis denilen, tunç ya da demirden yapılmış bir aletle kum ve toprağı sıyırır, sonra yapıya sonradan eklenmiş olan kuzey uçtaki hamama giderlerdi. Temizlik mermer kurnaların başında yapılırdı.

Okulda öğleden sonra dil ve gramer, güzel konuşma, coğrafya, matematik, felsefe ve müzik dersleri olurdu. Matematik ve müzik eğitimi bu çağda spor kadar önemli bir yer tutmaktaydı. Dersler güneşin batmasıyla sona ererdi.

Gymnasionun yöneticisi Gymnasiarkhos ünvanını taşır ve altın bir taç ile onurlandırılırdı.

M.S. 6. yüzyılda, Bizans döneminde bu gymnasionun ortasına bir kilise inşa ederek Aristo’nun okulunu tamamen ortadan kaldırdılar. Kilise için gymnasionun yapı malzemesi kulanılarak yapı harap edilmiştir.



AGORA

Assos’ta kent meclisine üye olabilen özgür, varlıklı ya da eski soylu aile erkekleri öğlene doğru agoraya inerlerdi. Bu kentte de agora şehrin kalbiydi. Helenistik Çağ’ın sonlarına doğru yapılan Assos agorası külliye olarak da nitelendirilebilir. Batı yanında küçük bir tapınak, doğu yanında bouleuterion, güneyinde de hamam yeralır. 4000 m2 büyüklüğündeki alanın kuzey ve güneyi iki stoa ile sınırlandırılmıştır.



KUZEY STOA

115.5m X 12.42m boyutlarında iki katlı bir yapıdır. Yapıya beş basamakla çıkılmaktadır ve ilk katta bulunan bir sıra dor sütunu ikinci katı taşımaktadır. Içte ise yapıyı boylamasına iki sahana ayıran 20 sütun bulunur.Yapının daha çok güneşten ve yağmurdan korunmak için olduğu düşünülmektedir. Bugün duvar yüzeyinde görülen 40X50 cm boyutlarındaki delikler ikinci katın ahşap taban kirişlerinin girdiği yerlerdir.



GÜNEY STOA

Güney stoa daha küçük ve çok katlıdır. Bodrumu ve su haznesi katı ile birlikte dört kattan oluşur. Bodrumun güneye bakan kısmının önü açıktır, tabanı da su deposudur. Sarnıçlardan biri 41.60x2.75 diğeri 14.85x2.37 m boyutlarındadır. Sarnıçların taş kanallaarla Roma Çağı hamamına su bağlantısı vardır. 69 m uzunluğu 12 m derinliği olan yapının en üst katı agora düzlüğünde tek kat görünümündedir. Altındaki ara kata içeriden batı köşedeki taş merdivenlerden, dışarıdan doğudaki dış merdivenlerden ulaşılmaktaydı. Zemin ise öndeki koridorun gerisinde on üç odaya bölünmüştü. Bu odaların kazı sırasında bulunan su tesisatına dayanılarak yıkanma odaları olduğu düşünülmektedir.



HEROON

Güney stoanın batı duvarı dibinde taapınak cepheli bir mezar anıtı yapılmıştır. 1881’deki kazılar sırasında bulunan bir yazıttan yapının kente yaptığı hizmetler nedeniyle Hephaistogenes oğulları Kallisteros ve Aristias’a Assos halkı tarafından kent içinde mezar yaptırma ayrıcalığının verilmesine dayanılarak inşa ettirildiği anlaşılmaktadır.



BOULEUTERİON

Meclis, düzenli toplanarak yönetimle ilgili kararları verirdi. Temsilciler (prytan’lar)

arasından seçilen elli kişi sürekli görev yapar ve prytaneion denen devlet konuk evinde kalır, orada devlet hesabından yiyip içerlerdi.

Meclisin, elçi yollama ve kabul etme, vergi toplama, memurları denetleme, donanma yönetimi ve maliye yönetimi gibi görevleri vardı. ayrıca 500 drahmiye kadar ceza kesme yetkisine sahipti. Meclis üyelerinin tiyatroda parasız giriş ve şeref koltuğunda oturma gibi ayrıcalıkları da vardı.

Assos’un kent meclisi yaklaşık yüzelli kişiliktir. Her kabileden (phyle’den) ellişer temsilci geldiği için kent devlete bağlı üç yerleşim olduğu düşünülmektedir. Meclis yapısı 21 x 21 m boyutlarında tek katlı bir yapıdır. Agora’ya doğru açılan beş kapısı vardır. İçeride, ikisi kazılarda bulunabilmiş olan dört sütun çatıyı taşımakta idi. Meclis üyelerinin oturduğu taş sıralar sağlam olarak ele geçmemiştir. Dor düzenindeki cephe sütunları 63 cm, içteki, çatıyı taşıyan sütunlar ise 75 cm çapındadır.

Bouleuterionun güneyindeki agoraya giriş kapısının yanında merdivenlerle inilen altgeçit, bir su haznesinde sona erer. Bu kapının güneyinde de bir kapının kalıntıları vardır.



AGORA TAPINAĞI

Agoraya batıdan girişte bir podyum üzerinde 16.50x10 m boyutlarında prostylos bir tapınak yapısı vardır. M.S 5. yüzyıldan sonra küçük bir kiliseye çevrildiği anlaşılan yapının bugün ancak temelleri kalmıştır. buna rağmen pronaosu, naosu ve ön çıkış merdivenleri anlaşılabilmektedir. Tapınak büyük bir olsılıkla agora ile çağdaştır.



TIYATRO

Agoranın batı kapısından aşağı inen taş döşeli yol önce hamamlara oradanda tiyatroya ulaşır. Denize ve Lesbos adasına bakan tiyatro kent merkezinin güneyinde doğal bir kayaya oyulmuştur.Yapım tekniği ve plan özellikleri bakımından bir Roma Çağı tiyatrosudur. Büyük bir olasılıkla daha eskisinin yerine yapılmıştır.

Kaveası iki diazoma ve 26 oturma sırasından oluşmaktadır. Parados duvarlarında her iki tarafta da beşik tonozlu birer mekan vardır. Bu iki odanın bilet ve kitap satışı ya da görevliler için yapıldığı düşünülmektedir.

Büyük olmayan skene zamanla genişletilmiştir. 19.14 m genişliği vardır ve iki katlıdır. Sahne yapısı üç odaya bölünmüştür. Odalar birbirlerine kapılarla bağlanmışlardır. Cephede, klasik tiyatro plan düzeninde çoğunlukla görüldüğü gibi ortadaki daha geniş ve yüksek olmak üzere üç kapı vardır. Küçük kapılardan biri exodos, diğeri ise eisodostur, ortadaki ise saraya giriş ve çıkışı simgeler.

Oyunculartın yeraldığı platform (proskene) 2.5 m genişliğindedir ve bu alanı önde 12 adet yarım sütun taşımaktadır.

Koro ve müzisyenlerin bulunduğu orkestra 20.5 m çapındadır ve bu düzlüğü oturma yerlerinden taş korkuluk ayırmaktadır.

5000 seyirci kapasiteli Assos tiyatrosu deprem sonucu kaymış ve büyük ölçüde harabolmuş, sonraki yüzyıllarda da taş ocağı olarak kullanılarak taşlarının çoğu sökülüp götürülmüştür.



GYMNASİON GÜNEYİNDEKİ KONUT ALANI

Kentin Roma çağına ait olan konut alanıdır. 1000 m2si kazılmış olan alanda kuzeydoğu – güneybatı yönünde bir sokak ve onu dik kesen, kuzeybatı – güneydoğu yönünde bir cadde vardır. Cadde geniş plaka taşlarla döşelidir ve iki tarafında 90 x 110 m2 taban alanlı dikdörtgen şekilli konutlar bulunmaktadır. Kuzeybatıdaki konutun avlusuna büyük boyutlu taşlar döşenmiştir. Kuzeyinde de büyük bir sarnıcın kalıntısı bulunmaktadır. Yapı katından gelen çanak - çömlek buluntularına göre konutlar M.S. 1. ve 3. yüzyıllarda kullanılmışlardır. Daha sonra ise tahrip edilmiş ve üzerlerine başka yapılar oturmuştur.

Güneydoğu köşedeki konutun batı duvarından çıkan bir pis su kanalı da üstü örtülü olarak caddeye bağlanmaktadır.

Konutlar derleme taşlardan, çamur harcı kullanılarak örülmüş ve 60 cm kalınlığındaki duvarlarla inşa edilmişlerdir. Çok özenli yapılmamışlardır. Tek katlı yapılar olmaları büyük olasılıktır.

Sınırlı ölçüde de olsa ortaya çıkarılan bu bölüm, kentin oldukça düzenli ve biribirini dik kesen bir cadde sistemine sahip olduğunu göstermektedir.



DOĞU YAMAÇ EVLERİ

Doğu yamaçta yapılan sondaj kazısında teraslar halinde ve yanaşık düzende inşa edilmiş konutlara rastlanılmıştır. Her konut iki ya da üç odadan oluşmaktadır. Derleme taşlarla ve çamur harcı ile yapılmışlardır. Eski Çağın insanları dışa dönük bir yaşam biçimi sürdükleri için konutları genelde büyük özenli ve süslü değildi. Roma Çağına kadar villa fikri de pek gelişmemişti. Evlerin birer küçük avluları vardı. Bir kanalizasyon sistemi henüz saptanmamıştır. Sondaj kazılarında gün ışığına çıkarılan konut eldeki kanıtlara göre en son M.S 6. yüzyılda kullanılmıştır.

Ayrıca akropoliste Athena Tapınağı çevresinde yapılan temizlik sırasında hem kuzey hem de güney kenarda tapınağın stylobatını çevreleyen bir dizi konutun varlığı ortaya çıkarılmıştır. Taş duvarlı, döşemesi kireç harçlı ve tek kat olan bu konutlar kentin küçüldüğü ve artan korsan saldırıları nedeniyle surlar içine çekilip akropolisi bir kale gibi savunmaya hazırladığı evreye aittir. Akropolis çevresinde bugün görüle ve bir bölümü restore edilmiş yarım daire ve kare planlı kuleler ve onları bağlayan kireç harçlı sur duvarları da bu dönemde yapılmışlardır.



ATHENA TAPINAĞI

Assoslular M.Ö. 6. yy.da kentlerini geliştirirken iki şeyi öncelikle ele almışlardı. İlk olarak kent surlarını inşa etmiş, sonra da surların tepesinden kenti koruması altına alan tanrıçaları Athena’ya bir tapınak kurmuşlardı.

Assos’un yerli taşından yapılan tapınak için akropolisin yüzeyi düzeltilmiş ve yapı kuzeybatı - güneydoğu yönünde oturtulmuştur, giriş cephesi ise Anadolu geleneğine uygun olarak doğuya bakar.

Yapının mimarlık tarihi açısından önemli bir özelliği vardır. Öncelikle Anadolu’daki ilk ve tek Arkaik Çağ Dor mimari örneğidir. Bunun yanında, Dor mimarisine kabartmalı friz ve süsleme elemanları ile İon mimari öğelerinin katıldığı ilk örnektir. Ayrıca Opisthodomossuz tek mekanlı iç bölümü ile de güçlü bir Anadolu mimarlığı etkisi taşımaktadır.

Tapınak dikdörtgen planlı bir iç yapı ile dışta onu çevreleyen tek sıra sütundan oluşmaktadır. Doğu yönünde eski Hellen tapınaklarında bulunması gereken altara rastlanmamıştır. Bu altarın Bizans çağında sökülüp, yıkıldığı tahmin edilmektedir. Tapınak iki basamaklı bir krepise oturmaktadır. Bu iki basamaklı yükselti doğuda bir podyum biçimini alır. Basamaklar 28 cm yüksekliğindedir ve rıht yüzeyine, kabartma olarak polygonal desen yapılmıştır. Sütunların oluşturduğu sytlobat denen yüzey 30 x 14 metre ölçülerinde ve 1/2.15 oranındadır. İç yapı 22 x 8 boyutunda ve 1/2.8 oranındadır. İç yapı pronaos, yani ön oda, ve naos denen kutsal odadan oluşur. Ön odanın iç genişliği 6.65m, derinliği 3.30 m’dir. Girişte duvar uçları (anta) arasında iki sütun vardır. Bu sütunlar 91 cm çapında ve 18 oluklu dor sütunlarıdır. Naos’a giriş 1.65 genişliğindeki, çift kanatlı olduğu düşünülen bir kapıdandır. Naos’un döşemesi siyah ve beyaz mermer parçacıklardan yapılmış dalga motifi ve zigzag çizgiler işlenmiş bir mozaiktir ama bugün yerinde durmamaktadır. Yine eskiden kaide üzerinde tanrıçanın heykeli bulunmaktaydı.

Duvar taşları sökülerek başka yapılarda kullanılmış olduğu için bugün 66 cm kalınlığındaki Naos duvarının sadece yerdeki izi kalmıştır. Yapıyı çeviren sütun sıraları 6 ve 13’er sütundan oluşmaktadır. Toplam 34 sütunun 32’sinin başlığı bugün sağlam olarak bulunabilmiştir. 4.30 metre yüksekliğindeki başlıksız sütunlar, başlıkla birlikte 4.78 metreye ulaşmaktadır. Sütun yüksekliği stylobat genişliğinin 1/3 ’üdür.

Sütunlar 60 cm’den 1.40 cm’e kadar değişen yükseklikteki parçalardan oluşmaktadır. En alt çap 91 cm, en üst çap ise başlık altında 64 cm’dir. Sütunlar 16 olukludur, oluklar arası keskin sırt (arris) stylobat kenarına dik gelmektedir. Sütunların arası, dar yüzlerde merkezden merkeze 2.61 m, yanlarda 2.45 m’dir. Sütun sırası ile naos duvarı arası pteroma geniş bırakılmıştır (3.30 metredir).

Sütun başlıklarının yastık kısmı (ekhinus) M.Ö. 6. yy. başlarının basık yassı profiline sahiptir ancak her başlığın profili diğerlerinden farklıdır. Bu da yapının farklı ellerden çıktığını göstermektedir. Tüm Dor yapılarında olduğu gibi başlıklardaki boyun bilezikleri (annulet) olasılıkla boyalıydı. Bunu gösteren boya izleri de bulunmuştur.

Sütun başlıkları üzerinde bağlayıcı ve taşıyıcı olarak arşitrav vardır. Arşitrav blokları 2.40 ile 2.60 arasında boyutlardadırve başlıkların merkez noktasında kenetle birbirlerine bağlanmışlardır. Arşitrav üzerine ise Dor düzenine yabancı ve Anadolu mimarisine uygun kabartma frizler işlenmiştir. (Frizlerde tanrıların ve yarı tanrıların öyküleri anlatılmaktadır.) Her iki dar cephede de ortada karşılıklı iki sfenks kompozisyonun merkezini oluşturur. Ondan sonra sol köşeden okları ile kentaur’ları vuran Herakles, kaçan Kantaur’lar işlenmiştir. Sağ tarafta ise atlılar, ibadet eden figürler, ve köşede tritonla döğüşen Herakles vardır. Diğer yanlarda ise geyiğe saldıran aslanlar, ziyafet sahnesi (symposıon) gibi konular işlenmiştir. Kabartmalı olmayan arşitrav bloklarının da bulunmuş olması, tüm üst yapıda friz olmadığını gösterir.

Arşitrav üzerinde Dor düzeninin tipik öğesi olan trigliph’ler yer alır. Trigliph aslında ahşap mimarlıktaki işlevsel bir öğenin taş mimarlıkta süs elemanına dönüşmüş halidir. Her sütun üzerine bir anesi yerleştirilmiştir. Aralarındaki boşluklar (metop) levhalar yerleştirilerek birbirleri ile bütünleştirilmişlerdir. Tapınağın metop levhaları üzerine yaban domuzu, kentaur, karşılıklı iki erkek figürü, Sphinks, atlılar, yarışan atletler kabartma olarak işlenmişlerdi. Bir Aiol mimarlık öğesi olarak da metop taçları Lesbos yaprağı motifi ile bezenmiştir.

Tapınağın alınlığında (pediment) kabartma ya da bezeme yoktur. Üçgen alınlığın tepesinde spiral bezekli bir tepe akroteri, alınlık uçlarında da sphinks veya grifon şeklinde köşe akroterleri vardı. Yapının oturduğu düzlemden alınlığın uç noktasına kadar olan yüksekliği 12.50 m kadardır. Çatı örtüsü ise çok iyi kalıplanmış ve fırınlanmış boyalı kiremitlerden oluşuyordu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 18.03.07, 22:27
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Antik kentler-Anadoluda

TROYA

Troya şehrinin kurulmasıyla ilgili mitosta, Troaslı İlios günün birinde Frigya Kralı'nın düzenlediği bir yarışmaya katılarak birinci olur. Kazandığı ödüller içinde kara benekli bir inek de vardır. Biliciler İlios'a ineği izlemesini ve kentini ineğin durduğu yerde kurmasını söylerler. İnek gidip gidip Karamenderes (Skamondros) ile Dümrek (Smois) ırmaklarının arasında denize yakın bir yerde durur. Kurulan şehre önce İlios, sonra kurucunun atalarında Tros'un anısına Troya adı verilir. Bir süre sonra Zeus kente Pallas Athena heykeli indirecek, İlios da heykelin indiği yere Athena tapınağını yapacaktır. İlios soyu çoğalarak Priamos'a kadar gelir.


Homeros'un İlyada'sında geçen şu çok ünlü savaşın hikayesi ise kısaca şöyle ortaya çıkmıştır; Tanrı Zeus'un bir kuğu şekline girerek Leda'dan peydah ettiği Helena evlenecek yaşa gelince Akhaların önde gelenleri Tündareos'un sarayına giderler. Burada Tündareos ya da Helena'nın seçimiyle, Menelaos Helena'nın kocası olur. Daha sonra Tündareos ölünce Sparta Krallığı Menelaos'a kalmıştır.


Efsaneye göre, savaşın nedeni ise Iolkos Kralı Pelans ile Thetis'in düğünlerine davet edilmeyen kavga tanrıçası Eris'in, sinirlenip bir oyun düzenlemesi ve Hera, Afrodit ve Athena'nın oturduğu ziyafet sofrasına, üzerinde 'en güzele' yazılı bir elma atmasıyla başlar. Elmanın kimin olduğu üzerine 3 güzel tartışmaya başlarlar ve Zeus'tan bu sorunu çözmesini isterler. Zeus işin içinden çıkamayınca, çareyi dağlarda çobanlık yapan ve yalnız yaşayan Paris'i rehber ilan etmekte bulur. Güzellerden her biri kendisini seçmesi için Paris'e bir şey vadederler. Paris Afrodit'e kanar ve dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit'i yarışmanın birincisi seçer. Paris, Afrodit'in yardımıyla Sparta'ya gider, Helen'i kaçırır, prensi olduğu Troya şehrine geri döner. Bunun üzerine Sparta Kralı Menelaos, Akha ordularını toplayarak Troya'ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Troya savaşı başlamış olur.


Troya, Kazdağı'nın eteğinde, Skomondros(K. Menderes) ile Simoeis(dümreli) çaylarının sınırladıkları ve bir yanı Ege denizine, bir yanı boğaza bakan üçgen biçimli, ova egemen yüksekçe bir yerde kurulmuş, Schilemann, Dorgfeld ve Blegen tarafından kazılımıştır. 1871'de Schilemann, Priamos'un hazinesini bulma umuduyla işe başlamıştır. 1882'de Schilemann, W.Dorpfeld ile birlikte çalışmış ve Dorpfeld burada 9 yapı katı saptamıştır. 1932-1938 arası Carl.W.Blegen başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Dorpfeld'in 9 kültür katı, 30'a yakın yerleşme katına bölünmüştür. Troya şu anda Monfred Korfmann tarafından kazılmaktadır.


TROYA 1 (MÖ 3000-2500)


Troya 1'in en gelişmiş evresi 1y'de kentin çapı 90 metreydi. Toya 1'in ana girişi güney tarafta ve duvarı çok iyi korunmuş durumdadır. İki kule ile savunulan kent kapısı 2.97 metre enindeydi. 3 metre kadar genişlikte dar bir koridor şeklinde bu girişin iki yanında üçgen şeklinde yapılmış olan savunma kulelerinin de doğu yönündekinin alt kısmı ve bitişindeki sur kalıntıları görülebilir. Yüksekliği 3.5 metreye yakın olan kule kalıntısının tabanının irü taşlardan oluştuğu, duvarlarının da yukarıya doğru çıktıkça küçülen taşlardan örüldügünü görmekteyiz. Troya 1'e ait en sağlam kalıntı megaron tarzı bir evdir(1b). Onun altındaki yapı ise 1a katmanına aittir. Yine megaron tarzı evin dıştan ölcüsü 18,75*7 metre, duvar örtüsü balık sırtı şeklindedir. Büyük odasında biri tam ortada, diğeri doğu duvara yakın olmak üzere 2 ocak bulunmuştur. Sadece birinci ocak görülebilir durumdadır. Aynı odada kuzey ve doğu duvara doğru dayanan ve günümüzde izleri belli olmayan platform, 2 metre uzunluğunda, 90 cm genişliğinde ve ve 30 cm yüksekliğindeydi. Bu megaron yapısı bugüne değin bilinen en eski örnekti. Güneyinde pek belirgin olmayan 5 paralel duvar kalıntısının da megaron tipi yapı olma olasılığı vardır. 1987 yılında Troya 1 evresine ait duvarların hemen hepsi temizlenmiştir. Schilemann yarmasındaki yapılar Troya 1 evresine aittir ve MÖ 3000-2800'lere tarihlenmektedir. Troya 1 büyük bir tahriple son bulmuştur.


TROYA 2 (MÖ 2500-2200)


Troya 2'nin çapı 110 metreyi geçmekte ve 7 yapı katından oluşmaktaydı. Troya 1 bir yangınla son bulmasına rağmen Troya 2'de gelişmeler görülür. Fakat kültür değişikliği yoktur. Eski dünyanın batısında, bir plan sistemi gösteren ilk kent olma özelliğini taşır. Anıtsal ölçüde megaronların yanyana bir cephe oluşturacak biçimde sıralanmaları ve bu yapı kompleksine propilonla girilmesi sistemi, 700 yıl sonraki Tiryns akropolünde görülmektedir.


En geç evresi olan 2g yapı katında yerleşmenin orta noktasında yer alan, megaron tipi plana göre inşaa edilen yapının krala ait olabileceği, değilse bile bir bir toplantı yeri olabileceği tahmin edilmektedir. Bu yapı evresindeki planların megaron tipinin türevleri oldukları görülmektedir. Konutların büyüklükleri arasındaki farklılıklar ise Troya 2g yerleşmesinde yaşayan toplumda belirli bir sosyal farklılaşmanın olduğunun kanıtıdır.


Troya 2, üç ana evresiyle tanmlanmaktadır.(2a, 2b, 2c-g) Bunların herbirinin yeni bir sur duvarı vardır. 2a'dan FL ve FN olarak gösterilen, üstleri açık ve koridorlu 2 geçit kalmıştır. Bunlar 2b'nin duvarlarına uydurulmuş ve kullanılmaya devam edilmiştir. FM (c5-6) ve FO(f-g6-7) kapıları ana girişlerdir. Büyük megaronun ( )olarak gösterilen çoğu yeri Schilemann'ın kuzey-güney açması sırasında tahrip olmuştur.


Troya 2 büyük kent kapısı güney surunun(FN) ortasında idi. Güneybatı kapısının (FM gc) kalıntıları ve taş döşemeli 21x7,5 metre boyutlarındaki rampası iyi korunmuştur. Bu rampa, girişi 5,25 metre uzunluğunda ve 2 kanatlı bir kapısı olan, FM propilonuna çıkıyordu. Megaron planlı (FM) propilonu 2c-g evrelerine aitti. FN kapısı 2c'nin ana girişiydi. Son evreye ait olan giriş, FN ile gösterilen büyük propilondu ve megaron biçimindeydi. Buradan 2c-g (2200-2100) yıllarında yapılan açık bir alana giriliyordu. Çakıl döşeli bir avlu içindeki alan 2a ve 2b'nin kent duvarlarının üstü düzeltilerek yapılmıştı.


Büyük megaron (2a), 2c yapı katına aitti. 1989 kazılarında yapının yangın geçirmiş doğu duvarı ortaya çıkarılmıştı. Yapı tepenin en yüksek noktasında ve çevreye çok hakim bir konumdaydı. Bir kısmı Schilemann'ın kuzey-güney açması ile tahribe uğramışsa da planı saptanmıştır. Dorpfeld'in saptadığı 2h, 2r, 2f megaronlarının da kral ailesine ait olmsası muhtemeldir. 2d yapısı ise depo niteliğindedir.


Schilemann tarafından 1871-90 yılları arasında yapılan çalışmalarda Troya 2 yapı katmanları arasında ele geçirilen hazine buluntusu çok gelişmiş bir metal işçiliğinin örneği ve gelişmiş bir dış ticaretin göstergesidir. Schilemann, Priamos'un diye nitelediği hazineyi Troya 2'nin rampalı kapısının batı duvarı dibinde bulmuştur. Bu evrenin çanak çömleği de karakteristiktir. Kazılarda Troya 2'ye ait buluntuların çoğunun 1 metre kalınlığında bir yangın molozunun atından çıkması, bu kentin ani bir istilaya uğradığının bir göstergesidir. Bu nedenle Schilemann burayı Homeros'un İlyada'sında geçen Troya olarak nitelendirmiştir. Aynı dönemde Batı Anadolu ve Kıta Yunanistan'ındaki çeşitli yerleşimlerdeki benzer yıkımlar ve izleyen dönemde bu kentlerin kültür yaşamında görülen uzun süreli durgunlukların MÖ 2000 yıllarının başlarında Orta Avrupa'dan gelen Hint-Avrupa kökenli göçlerden olduğu sanılmaktadır. Troya 2'yi dışardan gelen göçmen toplulukların yıktığı ve buraya yerleşmeden yollarına devam ettikleri sonucuna varılmıştır.


TROYA 3 (MÖ 2200-2050)


Hisarlık höyüğündeki 3. Erken Tunç Çağı yerleşmesinde yaşam şeklinin pek değişmediği görülmektedir. Bu dönemde 4 yapı evresi saptanmış ve höyüğün 3 metre daha yükseldiği anlaşılmıştır.


Evlerin döşemelerinin daha önceki gibi sıkıştırlmış kil ya da toprakla kaplandığı, duvarların da aynı şekilde örüldüğü biliniyor olsa bile bu dönemde bağımsız konutlara rastlanmamaktadır. Bitişik yapılan evlerin arasında kalan sokaklar oldukça dardır. Daha önceki dönemden farklı olarak, kent surlarının tamamen taştan yapıldığı ve hatıllarla güçlendirilmiş kerpiçlerin kullanılmadığı görülmektedir. Son yapılan kazılarda Troya 4'ün altındaki tabakalarda bir sınır ya da teras duvarı ortaya açığa çıkarılmıştır ve bunun Troya 2'nin sonu olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, kuzeye doğru, üzerinde beyaza boyanmış kerpiçlerin olduğu, bir yapıya ait taş temel bulunmuştur. Bu dönemde pişmiş kap üretiminde ve dokumacılıkta eskiden beri bilinen gelenekler sürdürülmüştür.


TROYA 4 (MÖ 2050-1900)


Beş ayrı yapım evresinin izlendiği bu kat Erken Tunç çağının son yerleşmesidir. Kazılarda ele geçen eşyalardan Kıta Yunanistan'ı, Ege adaları ve Orta Anadolu'yla ilişkilerin yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Bitişik yapılmış, kil döşemeli taş temel üzerine kerpiçten oluşturulmuş duvarları olan evlere ve ilk kez avlularda yer alan kubbeli fırınlara rastlanmıştır.


Troya 4 evresine ait, üstüste 6 yangın evresinin olduğunu bilmekteyiz.Doğu profilinde bunu açıkça görmek olasıdır.Bütün bu tabakaları 4.evreye tarihlememizin nedeni, binaların aynı yapım planlarını izlemiş olmasıdır.Bitişik yapılmış olan bu evlerin hepsinde, girişin sağ ya da solunda mutlaka oval fırın vardır.Binalar ve tabanlar inanılmaz derecede güneye doğru eğim yapmışlardır.Bu nedenle, höyüğün kenarında olan bu önemli buluntuları saptamak mümkün olmuştur. Böylece Troya 4'ün mimari planı açık bir şekilde gözönündedir. En alttaki yanık tabakada, bir oda içinde yabani hayvan kemiklerine rastlanması, bunların o dönemde sürekli meydana gelen yangınlardan kaynaklandığını düşündürebilir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
antik, kentleranadoluda

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz