Frigler kimdir?
Hitit Döneminin sonuna doğru Anadolu
Frig inancı nasıldı?
Matar hakkında ne biliniyor?
Gordion neredeydi?
Gordion kaç bölümde oluşur?
Frig Dili nerelerde konuşuluyordu?
Frigler Anadolu'ya ne zaman geldi?
Frigler hangi dili konuşuyordu?
Frigler nereden geldi?
Gordion'da kimler oturuyordu?
Frigler'le ilgili bilgileri nerelerden ediniyoruz?
İlk Frig yerleşmesi nerede kuruludur?
Gordion ne zaman başkent haline gelir?
Frigler'de tekstil üretimi
Tekstil üretimi ile un üretimi birarada mıdır?
Kıral Midas'ın mezarı nerededir?
Kıral Midas neler yaptı?
Midas ile hangi kırallar ilişki kurmuştu?
Midas'ın bu bölgeyle ilişkisi nasıl anlaşıldı?
Midas bu devletlerle ne zaman ilişki kurmuş olabilir?
Midas'ın ülkesine Asur saldırısı ne zaman oldu?
Yunanlar'ın kaleminden Midas...
Kıral Midas ne zaman öldü?
Kimmerler Anadolu'da ne zaman görüldü?
Frigler'in sonu nasıl oldu?
Frig tümülüslerinin özellikleri nelerdir?
Frig kenti Ankara
Hitit Döneminin sonuna doğru Anadolu
Frig inancı nasıldı?
Matar hakkında ne biliniyor?
Gordion neredeydi?
Gordion kaç bölümde oluşur?
Frig Dili nerelerde konuşuluyordu?
Frigler Anadolu'ya ne zaman geldi?
Frigler hangi dili konuşuyordu?
Frigler nereden geldi?
Gordion'da kimler oturuyordu?
Frigler'le ilgili bilgileri nerelerden ediniyoruz?
İlk Frig yerleşmesi nerede kuruludur?
Gordion ne zaman başkent haline gelir?
Frigler'de tekstil üretimi
Tekstil üretimi ile un üretimi birarada mıdır?
Kıral Midas'ın mezarı nerededir?
Kıral Midas neler yaptı?
Midas ile hangi kırallar ilişki kurmuştu?
Midas'ın bu bölgeyle ilişkisi nasıl anlaşıldı?
Midas bu devletlerle ne zaman ilişki kurmuş olabilir?
Midas'ın ülkesine Asur saldırısı ne zaman oldu?
Yunanlar'ın kaleminden Midas...
Kıral Midas ne zaman öldü?
Kimmerler Anadolu'da ne zaman görüldü?
Frigler'in sonu nasıl oldu?
Frig tümülüslerinin özellikleri nelerdir?
Frig kenti Ankara
Phrygler kimdir?
“Troia Savaşı’nı bir kenara bırakırsak, Anadolu’nun batı kapılarını savaşla açan ilk Batılıdır Phrygler. Makedonya’da oturan ve tüm Trak halkları gibi dövüşken bir topluluk, Doğu’dan geldikleri düşünülen Hititler nasıl ki kültürü, sanatı, inancı ve düşüncesiyle Anadolulaşmışlardır, yok edişin en acımasızıyla onların mirası üzerine yurtlanan Phrygler’in de İ.Ö. 8.yüzyılda Midas’la dorukta çizdikleri genel resim farklı olmamıştı. Her iki halk da sankı hiç yabancılanmamış, bu topraklarda doğmuş, hep burada varolmuş gibidir. İnanç da bu bütünlükten soyutlanamaz.”
(Prof. Dr. Fahri işık, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Hitit Dönemi’nin sonuna doğru Anadolu
“Hitit İmparatorluk dönemi sonuna doğru, Batı ve Orta Anadolu’nun bir kısmında birden fazla beylik devletinin bir araya gelerek oluşturduğu bir siyasi tablodan söz edebiliriz. Söz konusu bölgenin sınırları doğuda Hitit İmparatorluğu, güneyde Lukka Bölgesi ve kuzeyde ise Karkisa ve Maşa yani yaklaşık olarak Simav Çayı (Makestos) ile Sakarya (Sangarios) nehirlerinin aşağı kısımlarını içine almaktaydı. Maşa doğu ve kuzeydoğuda Kaşka bölgesi ile yani Hitit İmparatorluğu ile komşu durumdaydı.
Hattuşa devlet arşivlerinde İ.Ö. 14-13. yüzyılda Arzawa devletler birliğinin çekirdek bölgesi konumunda olan ve hatta İ.Ö. 1200’lerde 2.Şuppiluluma zamanında Büyük Kırallık statüsünü kazanan Mira Bölgesi’nin yanı sıra yine batıdaki Haballa’nın adı da geçer.
Böylelikle İ.Ö. 1200’lere gelindiğinde, Anadolu’daki eski araştırmaların sonuçlarının gösterdiğinden çok daha farklı bir tarihi tablo ile karşı karşıya olduğumuzu ileri sürebiliriz. Hitit egemenliği ve üstünlüğünün çöküntüye uğraması siyasi bir boşluk yaratmamış fakat güç dengelerinin bir daha onarılamayacak şekilde bozulmasına yol açmıştı. Batı’da oluşan Arzawa devlet birliklerinin yanı sıra güneybatıda Tarhuntaşşa Bölgesi’nde ve güneydoğusunda Karkamış’ta ilk önceleri yeni büyük kırallıklar olarak başlayan siyasi oluşumlar daha sonraları bunların da giderek zayıflamasıyla yerini Geç Hitit Beylikleri adını verdiğimiz küçük kent devletlerine bırakır.
Bu durum en iyi Hitit döneminde Karkişa, Maşa ve Kaşka bölgelerinin halkları tarafından yerleşilmiş Kuzey Anadolu’nun tümü için geçerlidir. Bunlardan Kızılırmak yayında bulunan Kaşkalılar olasılıkla güneye doğru inerek Boğazköy’ün ilk demir çağı yerleşiminin sakinlerini oluşturur. Elimizde tarihsel belgeler bulunmamasın karşın, çanak çömlek dağılımı ve yerleşim düzeni gibi arkeolojik verilerin ışığında tüm Kızılırmak Havzası’nın küçük yerel yerleşim birimlerine dönüştüğünü varsaymaktayız. Aynı zamanda hayvancılığa dayalı göçebe bir yaşam tarzı da bölgeye hakim olmaya başlar. Nitekim Kaşkalılar, Asur kaynaklarında göçebe bir halk olarak anılır.”
(Dr. Anne-Maria Wittke, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phryg inancı nasıldı?
“İnancı tek tanrıda birleştiren Phrygler, ‘bin bir tanrılı’ Anadolu pantheonundan, tüm tanrıların ve insanların anası, Yunan tanrıçaları olarak bildiğimiz ‘Anadolu Bacıları’nın anası bir tanrıçayı, özü seçmişlerdi. Ve ona bu nedenle Matar, diğer bir deyişle Ana demişlerdi. Sanki tarih tekerrür ediyor, Orta Anadolu’nun Neolitik insanı onlarla yeniden diriliyordu. Tanrıça yanından hiç ayırmadığı aslanıyla birlikte Phrygia’dan Batı’ya göçtüğünde de analığın büyüklüğüyle göçmüştü. Nitekim daha sonra Helenler ona Megale Meter Theon ….lılar Mater Manga Deum demişlerdi.”
(Prof. Dr. Fahri Işık, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Matar hakkında neler biliniyor?
“En bilinenleriyle Ankyra (Ankara), Gordion ve Hattuşa’da ‘evi’ içinde betimlenen resimlerinde Matar bir Hititli gibi giyinir. Ayaklarına dek inen pilili bir fistan ve onun üzerinde, genelde başa geçirilmiş, bir ucu kemere sokulu uzun bir çarşaf vardır; başında da tanrısallığın simgesi silindirik başlık (polos) taşır. Elindeki sunu kabı özgün de olsa; nar, Karkamış Kubabası’nın tanrısal belirteçlerindendir. En yaygın kullanılan alıcı kuş ise, Geç Hitit döneminde Kubaba adının resim yazısındaki ideogramıdır, belli ki İonialılar’la eş zamanda Fenike kökenli çizgisel yazı kullanan Phrygler, o ideogramı tanrıçalarının eline aktarmıştır. Bu nedenle Kubeleya adının da önceki Kubaba’dan aktarılması şaşırtıcı değildir. Helen ve ardıllarında en yayagın belirteç olarak gelenekselleşen aslanın bir Ankyra kabartmasındaki güneş kursu taşıyan bir aslanadam değişiğinde resimlenişi de şaşırtmaz. Bu karışık yaratık resmiyle Geç Hitit Dönemi, en geç İ.Ö. 7.yüzyıl başlarında Phryg dünyasına salt resim biçimiyle değil düşüncesiyle de egemendir ve olasılıkla sanatçısıyla da bu yeni beylerin hizmetindedir. Aslankaya Kaya Anıtı ya da Kalehisar Basamaklı Kaya Sunağı’ndaki aslan da ancak Geç Hitit Kubabası aslanıyla ilişkilendirilir. Ve bu güç simgesi, Phryg Anası’nın Anadolu’nun tarih öncesine uzanan köklerine işaret eder.
O tüm tanrıların anası olarak farklı adlarda birçok tanrıçaya bölünmüştü. Kubaba bunlardan biridir. İ.Ö. 2. bin yıl başlarında en büyük saygıyı Kubaba adıyla gördüğü dağların kenti Karkamış onun kentidir. Sipylene de tanrıçanın geç dönemlerde erken zamanları yansıtan takma adlarından biriydi. Çünkü Sipylos Dağı’nın Akpınar kaya duvarındaki resmi Hitit işidir. Sonunda Anatanrıça ile Dağ birlikteliği Phryg dilinde Kubeleya’nın dağ anlamıyla tanrıçaya sıfat olmuş, ona Matar Kubeleya, ‘Dağ’ın Anası’ denmişti. Dağlar Phryg Anası’nın yurdu, kayalara oyulu önyüzler onun eviydi, tapınağıydı. Phrygler de onun varlığını dağın ve kayaların gücünde algılar, önyüzlerle tanrıçalarının evine kapılar açtıklarını düşünürler ki bu soyut algılama biçimi Aslankaya Kaya Anıtı’nda ardına dek açılarak derin mihrabın yan duvarlarına dayanan kapı kanatlarıyla somutlaşır. Phrygialı kaya önyüzleri içine çoğunlukla Ana’nın resmini işleme gereği duymaz; tıpkı çağdaşı, Urartuların duymadığı gibi.”
(Prof. Dr. Fahri Işık, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Gordion neredeydi?
“Yassıhöyük (Gordion), Orta Anadolu’da Porsuk ve Sakarya nehirlerinin kesiştiği yerde kurulmuştu. Höyükte ilk incelemeler Gustav ve Alfred Körte adında iki Alman tarafından 1900 yılında gerçekleştirildi. Bu iki meraklı araştırmacı antik kaynaklardan ve bölgenin coğrafi özelliklerinden yola çıkarak burada yapacakları kazıların, İ.Ö. 1. bin yıldan kalma Phryg Kırallığı’nın başkenti Gordion’a ait kalıntıları açığa çıkaracağını umuyorlardı. Araştırmaları için Yassıhöyük’ü seçmelerinin nedeni, bölgede antik kaynakların betimlediği gibi Sakarya (Sangarios) Nehri’nin kıyısında bulunan ve ticaret yollarına nakim konumda tek büyük höyüğün burası olmasıydı. Bugün, yüz yıl öncesine dayanan bu çıkarım arkeolojik buluntularla ve Phryg dilindeki kısa yazıtlarla da destekleniyor. Şu ana kadar yerleşmede, üzerinde Gordion isminin yazılı olduğu herhangi bir buluntuya rastlanmasa da Phryg Kırallığı’nın ünlü kıralı Midas’ın adı ise tarihi kesin olarak bilinmeyen kabaca yapılmış bir testinin üzerinde belirlenebildi.”
(Prof. Dr. Mary M.Voigt, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Gordion kaç bölümden oluşur?
“Antik yerleşme topografik olarak üç farklı bölümden oluşur. Merkezde bulunan höyük, Yassıhöyük olarak adlandırılan yerdir ve ova tabanından 16 metre yükselir. Höyük 500x350 metre boyutlarındadır. Arkeolojik dolgunun en az dört metrelik bölümü ova tabanının altındadır ve böylece İlk Tunç Çağı’ndan Orta Tunç Çağı’na kadar höyükte biriken dolgunun yüksekliği 20 metreyi aşar. Tarihi boyunca surlarla çevrili olan merkez höyük bu nedenle ‘yukarı kent höyüğü’ olarak adlandırılır. Yukarı kentin güneyinde yine surlu bir aşağı kent, höyüğün kuzey ve kuzeybatısında ise bir kilometrekarelik bir alanı kapsayan sursuz bir dış kent yer alır. Jeomorfolojik araştırmalar Sakarya Nehri’nin, ortaçağdan önce farklı bir yataktan aktığını ve yerleşmenin doğusundan geçip güneye kıvrılarak yerleşme ile mezarlık alanlarını birbirinden ayırdığını gösterir.”
(Prof. Dr. Mary M.Voigt, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phryg Dili nerelerde konuşuluyordu?
“Frig (Phyrg) dili batıda Bandırma yakınlarındaki Daskyleion’da, doğuda Yozgat yöresindeki Kerkenes’te, güneyde Antalya yakınlarındaki Elmalı Ovası’nda yer alan Bayındır’da konuşuluyordu. Gerek yazıtlarının bulunduğu yerlerin dağılımı, gerekse antik Yunan yazarlarının anlattıkları da Phryg topraklarının Anadolu’nun hatırı sayılır bir kesimini kapladığını gösteriyordu.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phrygler Anadolu’ya ne zaman geldiler?
“Phrygler Anadolu’ya olasılıkla İ.Ö. 2000 sonlarında göçmen olarak gelmişlerdi.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phrygler hangi dili konuşuyordu?
“Konuştukları Hint Avrupa dilinin türü Anadolu’da Tunç Çağı süresince konuşulan Hititçe, Luvice ya da Palaca gibi diğer Hint-Avrupa dillerinden belirgin bir farklılık gösteriyordu. Ona en çok Yunanca benziyordu.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phrygler nereden geldi?
“Kökenleri tam olarak belli olmayan bu halk, antik yazarların da öne sürdüğü gibi belki de Ege Denizi’nin kuzeyinden gelmişti.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Gordion’da kimler oturuyordu?
“Yunan ve (?) tarihçileri, Gordion’un Phryg kırallarının oturduğu yer olduğu inancını korumuşlardı. Gordion’un en azından Phryg Kırallığı’nın belli bir döneminde başkent olduğu savı, çevresinde bulunan çok sayıdaki tümülüs ile de güçlenir. Ülkenin hiçbir yerinde ne bu kadar çok tümülüs bir aradadır ne de bu kadar büyüklerine rastlanır. Phryg tümülüsleri ile karşılaştırılabilecek tek yer Lydia kırallarına ev sahipliği yapan başkent Sardies’in mezarlık alanıdır.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Phrygler’le ilgili bilgileri nerelerden ediniyoruz?
“Kırallık ile ilgili yazılı tüm bilgiler ya çağdaşları Assurluların devlet arşivlerinden ya da kendilerinden sonra gelen Yunan ve (?) kaynaklarından gelir. Bu her ikisi de yetersizdir ve hemen hemen tümü Midas adındaki tek bir yöneticiye adanmıştır. Assur kaynaklarına göre bu kıral İ.Ö. 718 ile 709 yılları arasında tahtta kalır. Kaynaklardaki tutarsızlıklar ve boşluklar kısmen Gordion’dan elde edilen veriler ile ortadan kalkar. Buna göre, Gordion’u kendine merkez edinen güçlü bir Phryg Kırallığı Midas’tan yüz yıl önce ortaya çıkar.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
İlk Phryg yerleşmesi nerede kurulur?
“İ.Ö.1000-900 yıllarında Gordion’da ilk Phryg yerleşmesi kurulur ve kısa bir süre sonra yerleşmedeki yapılar anıtsal bir kimliğe bürünür. İ.Ö. 900-850 yılları arasında inşa edilen yapıların kısmen ya da tamamen düzgün kesilmiş taşlardan yapıldığı görülür. Bunlardan en az bir tanesinde, kırma çatının üzerine konulan taştan bir heykel (akroteria) vardır. Bu özellik Phryg mimarisinin bir parçası olarak İ.Ö.6 yüzyıla kadar sürer. Dahası yapılardan birinde, üzerinde kabartmalar bulunan uzun taş bloklar (ortostat) bulunmuştur. Ortostatların, Anadolu’nun güneydoğusunda görülen, çağdaşları Hitit-Suriye kabartmalarından esinlenerek yapıldığı açıktır. Kabartmalarda benzer konular işlense de Gordion’daki örneklerin yapılma tarzı Phryg sanatçılarına özgüdür. Hitit-Suriye mimarisinden esinlenilen başka bir öğe ise sur duvarındaki kente girişi sağlayan kapının şeklidir. Kapı kentin üzerine kurulu olduğu tepeye bir yukarı kent, kale görünümü verir.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)
Gordion ne zaman başkent haline gelir?
“İ.Ö. 9.yüzyılın ikinci yarısında, yaklaşık İ.Ö.850-800 yıllarındaki yerleşmedeki anıtsallık daha da artar. Bu dönemde Gordion’un Phryg Kırallığı’nın başkenti durumuna geldiğini gösteren güçlü kanıtlar vardır. Her şeyden önce, ilk kazılan mezar tepelerinden Tümülüs W bu döneme aittir. Yüksekliği 22 metreye ulaşan mezar tüm Phryg ülkesinin ikinci büyük tümülüsüdür ve olasılıkla burada gömülü genç, yetişkin kıralın ailesinden önemli bir bireydir. Bu dönemde yerleşmenin bulunduğu tepedeki surlar kapıya eklenen burçlarla güçlendirilmiştir. Taş duvarlar bugün hâlâ 9,5 metre yüksekliğe erişir. Gordion’un başkent olduğuna dair en önemli ipuçları ise surların içinde kalan alanlardır. Buradaki yapıların tümü İ.Ö. 9. yüz yılın sonunda çıkan bir yangın ile yok olmuşlardır. Özellikle açığa çıkarılan yapılardan 18x30 metre boyutlarında, iki odalı büyük bir yapı dikkati çeker. Bunlar yeme içme mekanlarıdır ve lüks mobilyalarla döşelidir. Mobilyaların birinde fildişi kakma paneller vardır. Diğerinde ise alçak kabartmalı çeşitli sahneler görülür. Tabanları çakıltaşı mozaiklerle döşeli büyük binaların ise sarayın diğer bölümlerine ait olduğu düşünülür.”
(Prof. Dr. Keith Devries, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)









Normal
