|
#1
|
|
20.12.07, 23:27
Hz. Muhammed'in amcası Abbas'ın soyundan gelen Arap halifeleri sülalesi (750-1258). Abbasiler, peygamber sülalesi adına birleşen kişilerin, Emevilere karşı koyması sonucu tahta çıktılar. Ama, Ebül Abbas El Saffah'ı Doğu İran'ın Horasan bölgesinde İslâm dinini yeni benimsemiş olan ve Arap soylular sınıfına karşı çıkan ordunun komutanı Ebu Müslim halifeliğe getirdi. 750'de Büyük Zap suyunun yakınında Emevilerin kesin yenilgisiyle biten savaş sonucunda, Abbasiler, Atlas Okyanusu'ndan İndus ırmağına kadar uzanan çok geniş bir imparatorluğa egemen oldular. İki yüzyıl süren egemenliklerinden sonra yalnızca dinsel görevle yetindiler ve yönetimi, sırasıyla. Büveyhoğullanna (945-1055). Selçuklulara (1055-1194), Harzemşahlara bıraktılar.Sonunda Moğollar tarafından ortadan kaldırıldılar. İmparatorluk merkezi, ikinci Abbasi halifesi Mansur döneminde Suriye' den Irak'a taşındı. 762'de Mansur, Bağdat kentini kurdurarak, Emevilerin benimsemiş oldukları Bizans mimarlık üslubu yerine İran mimarlık üslubunu getirdi. O tarihlerde Bağdat kenti, görkemli sarayları, zengin ticareti, gelişmiş kültürüyle Bizans'ın başlıca rakibi haline geldi. Çeşitli ayaklanmalara karşın çok kısa sürede büyük ölçüde gelişen Abbasi İmparatorluğu, özellikle Harun-ür-Reşid (786-809) ile Memun' un (813-833) halifelikleri sırasında en parlak dönemini yaşadı, Ülke iktisadı büyük ölçüde kalkındı; Pamuk, dut, turunçgiller gibi yeni bitkilerin yetiştirilmesiyle tarım gelişti; ticaret ve el sanatları, özellikle kentlerde büyük bir canlılık kazandı. Böylece, üç kıtanın kavşak noktasında yer alan imparatorluk, Ortadoğu, Uzakdoğu'daki Çin ve Hindistan ile Batı'daki Bizans ve Frank dünyaları arasında bağlantı merkezi haline geldi. Kara, ırmak ve deniz yoluyla Bağdat'a ulaşan kervanlar, Çin'den ipek, Hindistan'dan baharat ve kereste, Kuzey Asya'dan, Doğu Afrika'dan ve İslav dünyasından da köle taşıyorlardı. Genellikle müslüman olmayanların elinde bulunan bu alışverişler, son derece gelişmiş bir bankacılık sistemine dayanmaktaydı. Egemenliğin Abbasilere geçmesi etnik gruplar arasında bir eşitlik sağladıysa da, iktisattaki gelişme, imparatorlukta yeni bir yönetici sınıfın doğmasına yol açtı. Böylece, fetihlerin durmasıyla önemini yitiren Arap soylu sınıfının yerini, bu yönetici sınıf aldı. Büyük toprak sahipleri, satıcılar, kâtipler, aydınlar, ordu komutanlarından oluşan bu yeni sınıf ile halk arasında büyük bir uçurum vardı ve toplumsal hoşnutsuzluk şiîlik, zerdüşt dini gibi dinsel karşıtlıklarla kendini göstermeye başladı. Bu arada kentlerde, "klasik" Arap-İslâm uygarlığı hızla gelişti. Abbasi halifeleri eski İran, Yunan, Hint uygarlıklarının değerini anlayarak, bunları İslâm uygarlığıyla kaynaştırmak istediler. IX. ve X. yy'larda Bağdat'ta sürdürülen önemli araştırmalar (çeviriler, incelemeler) sonucu, İslâm kültürü büyük bir atılım yaptı. Şiirde Mütenebbi, düzyazıda El Cahiz (772-870) ve tarihte Taberi (838-923), son derece başarılı yapıtlar verdiler. Ayrıca, hukuk ve din-bilim okulları kuruldu. Felsefeciler Eskiçağ felsefesi ile İslâm inancını birleştirmeye çalışırken,bilginler de matematik ve tıp alanlarında yeni araştırmalara giriştiler. Ne var ki, Abbasi yönetimi, veraset bunalımlarıyla (810-813; 861-870) ve bütün Batı İran'ı saran büyük Babek isyanıyla (816-839) çok geçmeden zayıfladı. Bazı eyaletlere özellik tanımak zorunda kalındı: İfrikiyeli [Kuzey Afrika) Aglebiler 800'de, Horasanlı Tahiriler 821'de bağımsızlıklarına kavuştular. Sadık bir muhafız birliği kurmak isteyen Halife Mutasını (833-842) Türkleri orduya almaya başlayınca, merkezdeki iktidarın gücü sarsıldı. Türkler kısa sürede halifelere kendi yasalarını benimsettiler ve Bağdat'ın kuzeyindeki geçici başkent Samerra'yı kurdurdular (836-892). Aşağı Irak'taki tuz ocaklarında çalışan zenci kölelerin (869-883) ve İfrikiye ile Bahreyn'de devlet kuran şiîlerin (909) ayaklanmalarıyla bağımsızlık kazanan eyaletlerin sayısı günden güne artmaya başladı: İran ile Amuderya'nın ötesindeki eyaletler 867'den sonra, Mısır da 868'den sonra bağımsızlıklarını elde ettiler. Sonunda halifelik unvanının Afrika'daki Fatımilerin (909) ve Endülüs Emevilerinin (929) eline geçmesiyle, din birliği bozuldu. Abbasi halifeliği yalnızca Irak ve çevresi içinde kaldı. 936'dan sonra, halifeliğin denetlenmesi konusunda komutanlar arasındaki çekişmeyi, Hazar Denizi'nin güneyinden gelen Büveyhiler kazandılar. 945-1055 yılları arasında ülkeyi yöneten Büveyhiler döneminde, ordu, yönetime ve gelir kaynaklarına el koydu. Ama bu sarsıntılara karşın, sanat ve bilim alanındaki gelişme sürdü: İbni Sina ve El Binini gibi İslâm dünyasının önemli bilgileri, söz konusu dönemde yetişti. 1055'te Selçuklu Türkleri, halifeliği korumak amacıyla duruma müdahale ettiler. İmparatorluk, görkemli yıllardan sonra uzun bir çöküş dönemi yaşadı. 1258'de Hülagu komutasındaki Moğollar Bağdat'ı yıkarak halifeliğe son verdiler. Ama Memluklar, Moğol saldırısından kaçarak Mısır'a sığman Ahmed'i (Halife Zahir'in oğlu) Mustansır adıyla halife ilan ettiler. Böylece siyaset işlerine karışmayan, yalnızca din görevlerini yerine getiren Abbasi halifeleri dönemi başladı (1261). Söz konusu dönem de, Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethiyle (1517) sona erdi ve Ayasofya'da yapılan bir törenle, halifelik Osmanlılara geçti. Konu lolipop tarafından (02.02.08 saat 22:15 ) değiştirilmiştir.. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Abbasi Sanatı Emevi sanatı öğeleri ile fethedilen Hint-İran eyaletlerindeki geleneklerden alınmış öğelerin karışmasından oluşan Abbasi sanatının mimarlıktaki en belirgin örnekleri olan camiler ve saraylar, yeni İslâm sanatında İran katkısının önemini ortaya koyar. Emeviler tarafından önceleri kullanılan taşın yerini, çiğ ya da pişmiş tuğlanın aldığı görülür. Eskiçağ Mezopotamyası'ndaki Zigguratlardan kalma "melviye" denilen minare tipinin (dıştan sarmal biçiminde bir rampayla çıkılan ve tepesinde yuvalı ışık bacası bulunan yuvarlak kule) en kusursuz örneği, dünyanın en büyük camilerinden biri olan Samerra camisinin (Mütevekkil tarafından yaptırıldı) "melviye"sidir. Samerra'daki saraylar (başlıcası Mutasım'in sarayı), ağaç ve çeşmelerle kaplı iç avlunun çevresine yerleştirilmiş yapılarla, Arap mimarlık üslubunun özelliklerini taşırlar. Yörede kerestenin çok az bulunması, daha o dönemde tonoz kullanımına yol açmış ve o tarihten sonra İslâm mimarlığının belirgin özelliği olan kemerin değişik biçimlerinin (kırık kemer, yarım daire kemer, at nalı kemer, vb.) ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yüzeyleri süsleme merakı duvar kaplamalarında göze çarpar. Çini ya da mermerden mozaikler; oymalı ya da ajurlu, bazdan da boyalı tahtadan kaplamalar. Abbasi sanatında resim alanındaki etkinlikler daha çok el yazmalanndaki tezhiplerle sürdürülmüş ve özellikle Musul ve Bağdat'ta gelişmiştir. İslâm ülkelerinde dinin etkisiyle insan resminin yapılmasının yasaklanması, ressamların İran süsleme sanatının konularını alıp işlemelerini engellememiştir: Sözgelimi, yapraklı kıvrık dal süslemeler, çimenlikler, çiçekler, ceylan, panter, tavşan ve kuş gibi hayvan resimlerinin yanı sıra, insan figürlerinin de yer aldığı av, bağbozumu, dans görüntüleri. kaynak 3 1.cilt / s.5-6 |
|
#3
| |||
| |||
| Hz. Muhammediin ölümünden sonra (632), peygamberin vekili olacak halifenin seçimi, İslam dinini benimseyen Arap kabileler arasında büyük karışıklıklara yol açmıştı. Bütün kabileler kendi soylarından birisinin halife olmasını istedikleri için, bu karışıklıklar ve çatışmalar her halifenin seçiminde yeniden yaşanıyordu. Nitekim, üçüncü halife Hz. Osman'ı destekleyen Emeviler, kendi soylarından gelen bu halifenin öldürülmesi üzerine halifeliğe getirilen Hz. Ali'yi benimsememişler ve 661'de Hz. Ali'nin öldürülmesinden sonra Müslüman Arap topluluklar üstünde egemenlik kurmuşlard.. Yaklaşık yüz yıl sonra, Hz. Muhammediin amcası Ab-bas'ın adıyla anılan Abbasi ailesi ve yandaşları bu kez Emeviler'e karşı ayaklanarak 750'de halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Böylece, Abbasiler adıyla 1258'e kadar süren bir İslam devleti kurdular. İlk Abbasi halifesi olan Ebu'l-Abbas ve 754'te başa geçen oğlu Mansur dönemlerinde orduda Türk ve İran kökenlilere yer verilmeye başlandı. Mansur, Hz. Ali'nin yandaşlarının yoğun olduğu Kûfe'den uzaklaşmak için yeni bir başkent yapımına girişti. Akarsuların birbiriyle kesiştiği yerde kurulan ve Bağdat adı verilen bu kentin yapımı, 100.000 işçinin çalışmasıyla dört yılda tamamland.. Mansur' un torunu Harun Reşid (bak. HARUN Reşİd) döneminde devlet en geniş sınırlarına ulaştı. Harun Reşid 786'da halife olunca Bermeki ailesinden Yahya'yı sınırsız yetkilerle vezir yaptı. Yahya Bermeki ve iki oğlu 17 yıl boyunca Abbasileriin halifeden sonraki en önemli devlet adamları oldular. Geceleri kılık değiştirerek halkın şikayetlerini dinlemesi, görkemli yaşama ve gösterişe düşkün olduğu halde dindarlığı elden bırakmaması, ordunun başına geçerek savaşlara katılması Harun Reşid'in ününü yaygınlaşırdı. Onun döneminde Bizans'a başarılı akınlar düzenlendi. Harun Reşid'in oğulları Emin ve Memun da bu başarıyı sürdürdüler. Annesi Türk soyundan gelen Mutasım, 833'te halife olunca kendisine Türkler'den özel bir askeri güç kurdu; ayrıca Türk emirlerine önemli görevler verdi. Bu askeri güçlerin Bağdat'ta bulunması tedirginlik yarattığı için, Samarra adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. Mutasım, 838'de Bizans'a büyük bir sefer düzenleyerek İznik önlerine kadar ilerledi. 842'de halife olan oğlu Vâsık döneminde Türk emirlerinin gücü daha da arttı ve yetkileri askeri alandan yönetsel alana taştı. Vâsık'ın ölümünden sonra gerileme dönemi başladı. Abbasi toprakları üzerinde Samaniler, Karahanlılar, Fatımi-ler, Tolunoğullan ve Hamdaniler gibi bağımsız devletler kuruldu. İran'da egemenlik kuran Büveyhiler, Hz. Muhammediin kızı gelinleri olduğu için halifelikte hak iddia ediyorlardı. Nitekim 945'te Bağdat'a girdiler ve Muti'nin halifeliği döneminde Abbasiler üzerinde tam bir egemenlik kurdular. Hatta bir ara Bağdat'ta basılan paraların üzerinde halifenin değil Büveyhi sultanının adı bulunuyordu. Sonradan Abba-siler'i egemenliği altına alan iki büyük devlet de, Q78'de gene Abbasiler'in eski topraklan üzerinde kurulan Gazneliler ile aynı yıllarda temeli atılan Büyük Selçuklu Devleti'dir. Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul'un, 103I'de halife olan Kâim'in gizli çağrısı üzerine ordusuyla gelerek Büveyhiler'i Bağdat'tan çıkarmasından sonra Abbasiler Irak, Ahvaz ve Fars'ta yeniden güçlenmeye başladılar. Selçuklular'ın desteklediği halifelik kurumu da eski saygınlığına kavuştu. Ne var ki Abbasiler, Mustazhir döneminde Haçlı Seferleri'ne karşı başarılı olamadılar; bütün savunma Selçuklulara ve onlardan sonra kurulan Türk devletlerine kaldı. Büyük Selçuklu Dev-leti'nin parçalanmasıyla birlikte yeniden gücünü yitiren halifelik, Nasır döneminde kısa bir süre için canlandı. Ama Cengiz Han'ın torunu Hulagu'nun yönetimindeki Moğollar'ın 1258'de Bağdat'ı yakıp yıkması ve Halife Mus-tasım'ı öldürmesiyle Abbasi Devleti son buldu. Halife Zâhir'in Mısır'a kaçan oğlu, Memlûk sultanının koruyuculuğunda halife ilan edildi. Artık halifelik siyasal ve askeri yetkisi bulunmayan, ancak başka bir devletin topraklarında bannabilen bir kurum durumuna gelmişti. 1517'de Mısır topraklarına giren Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim'in halifenin yetkilerini ve kutsal emanetleri devralması, halifeliğin Mısır'da 250 yıl kadar süren varlığına da son vermiş oldu. Abbasiler zamanında halifeler dinsel gücü olan bir hükümdar niteliği kazandılar. Halifelerin elinde toplanan bu ikili güç, merkezi devlet örgütüyle birlikte güçlü bir yapı oluşturdu. Devlet işleri, "Divan" adı verilen ve değişik alanlarda görevlendirilen resmi örgütlerce yürütülüyordu. Kent yaşamının gelişmiş olmasına karşılık, halifelik maliyesinin temeli toprak vergisine dayanıyordu. Bunun dışında, dinsel gerekçelerle halktan toplanan zekat da önemli bir gelir kaynağıydı. Vergi gelirinin büyük bir bölümü orduya ayrılırdı. Ayrıca halifenin de kişisel bir hazinesi vardı. Bu kişisel hazinenin kapsamına giren toprakların geliri devlet gelirlerinden ayrı tutulurdu. 508 yıllık Abbasi dönemi İslam uygarlığının en parlak dönemlerinden biridir. Bayındırlığa büyük önem veren Abbasiler, 38.000 m2'lik bir alana kurulmuş Samarra Camisi başta olmak üzere, Mşatta Sarayı, özellikle de Kudüs'teki Kubbetü's-Sahra ile Mescid-i Aksa gibi büyük yapıtlar bıraktılar. Ülkenin birçok yerine kervansaraylar yapıldı; demircilik, bakırcılık, camcılık gibi sanatlar geliştiriidi. Harun Reşid ve oğlu Memun zamanında, Bağdat kenti bir bilim ve kültür merkezi oldu. Matematik, astronomi, tıp ve botanik alanlarında önemli çalışmalar yapıldı. Süryanice, Farsça, Yunanca ve Sanskrit dilinden Arapça'ya çok sayıda yapıt çevrildi. Bunlar arasında Aristo'nun felsefe yazıları, Öklit'in geometri kitabı, Galenos'un tıp kitabı ile Kehle ve Dimne öyküleri de vardır. Bağdat'ta kurulan zengin uzmanlık kütüphaneleri ile gözlemevleri, birçok bilim adamının Abbasileriin hizmetine girmesinde etkili oldu. Farabi, İbn Sina, Biruni, Yusuf Has Hacib, Firdevsi ve Ta-beri gibi bihm ve kültür adamları Abbasi ülkesinde yetiştiler. kaynak 1 1.cilt / s.13-11 |
|
#4
| ||||
| ||||
| Emevîler halifeliği, Hz. *Muham-Imet'in amcaoğlu ve damadı, dör-jdüncü halife Ali'den zor ve hile kullanarak almışlar, bununla da yetinmeyerek peygamber ailesine karşı kanlı bir siyaset gütmüşlerdi. Bu yüzden Emevîlere karşı düşmanlık artmış, özellikle Hicaz, Irak ve İran'da büyük hoşnutsuzluklar başgöster-mişti. Abbasoğulları bu düşmanlıktan yararlanarak, halifeliğin peygamber ailesinden en lâyık olana geri verilmesi gerektiği yolunda propagandaya giriştiler. Emevîlerin, özellikle çoğunluğu Türk olan bölgelerde (Horasan, Toharistan, Sogd) uyguladıkları vergi soygunculuğu ve Arap olmayanları aşağı görme siyaseti bu propagandayı daha da güçlendirdi. Horasan'lı Ebu Müslim adında bir Türk, "Emevîlere karşı ilk ayaklanmayı başlattı. Önceden Türklerin müslüman olanları ile olmayanlarını barıştırmış ve bunları İran'lı şiîlerle birleştirerek güçlü bir birlik hazırlamış olan Ebu Müslim, Arap ordularını yenerek Emevî saltanatına son verdi. Peygamber sülâlesinden Ebul Abbâs Seffah halifeliğe getirildi (750). îlk Abbasî halifesi olan Ebul Abbas, E-mevîleri acımadan yok etliği için kendisine kan dökücü anlamına gelen el-Seffah adı verildi. » Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Din tarihi » İslam Tarihi » kaynak12 1.cilt / s.7-8
__________________ Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki ! |
| kanlica kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
CiwCiw (19.08.08) | ||
|
#5
| ||||
| ||||
| Bermekoğulları Abbasîler ilk dokuz halife zamanın da (özellikle Harun Reşit [736-809] ve* Memun [813-833]) bütün islâm dünyasını kapsayan (Endülüs hariç) bir egemenlik kurdular. Ancak Anadolu'ya ve Akdeniz Bölgesi'ne hiç bir zaman egemen olamadılar. Türkler ve İranlılar tarafından iktidara getirilen* Abbasîler, Araplara güvenemediklerinden yönetim işlerinde Türklerden ve İranlılardan yararlandılar. Yeni devletin maliye ve yönetim işleri, özellikle Toharistan'lı Bermekoğullarınca düzenlendi. Bağ- . dal bu dönemde kuruldu ve başkent oldu (762); kısa sürede saraylar, resmî kurumlar ve askerî kışlalarla donatıldı. Daha sonra gelen halifeler döneminde Abbasî egemenliği zayıfladı, îslâm împaratorluğu'nda bağımsız hükümetlerin sayısı çoğaldı (Samanoğul-çinilerle bezenmiştir, lan, Karahanlılar, BüveyhoğuUan, Fatımîler v.d.). Kuruluştan 150 yıl sonra, Bağdat'ın egemenliği sadece I-rak ve îran bölgelerinde geçerliydi. Zamanla Abbasî halifelerinin yalnız manevî değeri kaldı. BüveyhoğuUan 945'te Bağdat'ı ele geçirdiler, siyasî çıkarlarını düşünerek, Abbasî hanedanını yıkmadılar, ama onların elinde halife unvanından başka bir yetki de bırakmadılar. 1055'te Selçuklular, Bağdat'ı ele geçirerek BüveyhoğuUan Devleti'ne son verdiler, ama yine halifeleri hoş tuttular. Moğol istilâsı ile Abbasî hanedanı kesin olarak son buldu. Hu-lâgu, Bağdat'ı alarak son Abbasî halifesi Mustasım'ı öldürdü (1258). öldürülmekten kurtulup kaçan Abbas-oğullarından biri, Mısır'da Memlûk-lere sığınarak orada halife oldu. Abbasîler döneminde tsiâmın Arap ve İran kesimi büyük ölçüde birliğe kavuştu. Halifelik Arap özelliğini kaybederek, Sasanî Krallığı'nın kurumlarını, saray geleneklerini ve uygarlık zenginliğini edindi. » Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Din tarihi » İslam Tarihi » kaynak12 1.cilt / s.7-8
__________________ Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki ! |
| kanlica kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
CiwCiw (19.08.08) | ||
| Sponsorlar |
| |