BEKÂRET VE SÜNNET Kız çocuklarında sünnet, onların duygularını ve yaşamını hiçe sayan topluluklarda görülüyor. Kadını bir mübadele değerine dönüştürüyor ve bekâretin garantisi oluyor.
Genç erkek nüfusun cinsel arzularını disipline sokma gereğinden doğan sünnet, birçok toplumda binlerce yıldır devam eden bir gelenek. Sünnet de bekâret de üç büyük dinin binlerce yıl öncesinden bu yana, birbirinden çok farklı sayısız toplumun geleneği olmuş. Bilmem bu yoğun ve sürekli ilginin nasıl doğmuş olabileceğini hiç düşündünüz mü? İkisi de cinsel organlarla ve cinsel yaşamla ilgili ikisi de yaşandığı toplumlarda hem kutsal değerler olmuş, düğünlerle, şenliklerle kutlanmış hem de fiziksel ve ruhsal acıları beraberinde getirmiş ve ikisi de tamamen toplumsal, hayvanlarda benzerlerini görmek olanaksız.
Erkekler ortalama olarak kadınlardan daha iridir. Hint mitolojisine göre Tanrı erkeği, terbiye etsin diye kadına emanet etmiş. Size de doğru gibi gelmiyor mu? İyi ama, erkeği cüsseli yaratarak neden zorluk çıkarmış olsun ki? Evrim sürecinde, eşeyli üremeyle birlikte, farklı cinsler arasında eş bulma ve kurlaşma zorunluluğu doğar. İki cinsin buluşma sürecinde kimin kiminle kurlaşıp eşleşeceği, cinslerin türün sürekliliğindeki konumlarıyla belirlenir. Gebelik, doğurma, düşük, bakım gibi ağır yükler omuzlayan cins daha seçici olmak zorunda kalır. Cinsler arasındaki boyut farklılığı, türün sürekliliğinde cinslerin eşitsiz rol üstlenmelerinin sonucudur. Memelilerin çoğunda görüldüğü gibi erin cüsselisini hoş bulup seçen dişidir. Evrim boyunca, kıllılığın azalması gibi pek çok bedensel özelliğimiz bakımından akraba primatlardan epeyce farklılaşmamıza rağmen, bu boy bos farklılığının varlığı, benzer bir seçici dinamiğin toplumsal yaşam içerisinde de sürdüğünü göstermez mi sizce de?
On binlerce yıl öncesini, eti pişirmek, yırtıcılardan korunmak için ateşin etrafında konakladığımız günleri imgeleyin. Kadınları hayalinizde nasıl canlandırırsınız? İnsan dişisinin cinsel arzululuğunun dar bir kızışma dönemine özgü kalmadığı dikkate alınırsa, sanırım, gebe, kimi kucağında kimi dizinde çocuklu kadınlar göz önüne gelecektir. Yıllar süren, gebelik, doğum, emzirme, loğusalık ve bakım emeği veren kadını, bugünkü algılayışımızla çocuklu varoluşundan soyutlamak pek olanaklı olamayacaktır. Boyut ve bedensel kuvvet bakımından daha ufak olmasından başka, çocuklu insan olarak kadının hem geçim hem korunma gereksinmeleri erkeğe göre çok daha yüksek görünecek, dolayısıyla daha cüsseli ve kendisine daha bağlı erkeği yeğlemeye eğilimli olması beklenecektir.
Kurlaşma ve eşleşmenin, çocuklu insan olarak kadın ile erkek arasında olması, daha başından bir bekâret nosyonunun bulunamayacağını düşündürüyor. Bunu destekleyen veriyi göçebe derleyici avcı toplumlarda bulabiliyoruz. Bu toplumlarda biyolojik babalık ve dolayısıyla bekâret nosyonu yoktur. Ergenlerin evlilik öncesi cinsel oyunlarına yüksek bir hoşgörü gösterilir. Evlilik öncesi gebelikler sık olmamakla birlikte kadın, cinsel eşin seçilmesinden önce çocuklu olabilir. Ve hiç bir çocuk *** diye aşağılanmaz. Bunlara rağmen, toplumsal bir ilişki olarak babalık sayesinde, gizil bir bekaret anlayışının varlığından söz edebiliriz.
Kadının bitki bilgisinde, erkeğin hayvan bilgisinde uzmanlaşması ve dolayısıyla iki cinsin birbirine yüksek derecede bağımlı kalması, eşleşmenin kurumlaşmasının, evlenmeye dönüşmesinin yolunu açar. Evlenme, eş kökünün de düşündürdüğü gibi, her kadına en az bir erkek düşecek şekilde eşit paylaşma olarak bir eşleşme biçimidir. Kurulan yuvanın geçiminde ve özellikle çocukların yetiştirilmesinde özel bir erkeğin rol almasıyla ortaya çıkan en çarpıcı ilişki biçimlerinden biri evlilik öncesi çocuk doğurmanın engellenmesidir. Bekâret nosyonu olmayan devşirici toplumlar bunu, kadının evlenme yaşını erkene alarak başarırlar. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kız sünnetinin en yaygın olduğu ülkeler. Kızların oğlanlara göre daha erken ergenleşmesi, erkekle kadın arasında kendiliğinden bir evlenme yaşı farkını hazırlar. Erkeğin aile geçimini üstlenecek olgunluğa erişme süresinin uzaması ve çokkarılılık gibi çeşitli toplumsal ilişki biçimlerinin bunu desteklemesiyle bu yaş farkı, büyüme ve kalıcılaşma eğilimi gösterir. Bildiğimiz bütün toplumlarda güveyler ortalama olarak gelinlerden daha yaşlıdır. Yaş farkının büyüklüğü ölçüsünde, toplumda evlenmeyi bekleyen bir genç erkek nüfus birikir. Özellikle çokkarılılığa izin verilen toplumlarda bu nüfus belirginlikle büyüktür. İşte oğlan sünneti, muhtemelen bu genç erkek nüfusunun cinsel arzularını disipline sokma gereği, gizil bekâret anlayışının bir yan türevi olarak meydana gelmiştir. Sünnet, bütün geleneksel biçimlerinde evlilik öncesinde yapılır. Yeri gelmişken, oğlan veya kızın cinsel organının kesilmesi anlamında kullandığımız "sünnet" sözcüğü, Arapça'da bir âdeti devam ettirmek anlamına geliyor.
Sünnet çokkarılılıkla yakından bağıntılıdır. Avustralya dışında avcı derleyici toplumlar tekeşlidir ve aynı zamanda sünnet gözlenmemektedir. Brahmacılık da tekkarılıdır ve sünnet geleneğine yer vermez. Üç büyük din hem çokkarılılığı hem sünneti onaylamıştır. Karı sayısının yirmiyi aşabildiği eşitlikçi Avustralya yerlilerinde rastlanan çokkarılılık, bütün erkekler için geçerlidir. Avustralyalı yerli kadınların evlenme yaşı o kadar erkene alınabilmektedir ki, koca, cinsel ilişki için ergenleşmesini beklemek zorunda kalır. Öte yandan, erkekler o kadar ileri yaşlarda evlenmeyi sürdürebilirler ki, kadınların dul kalmaları hemen hemen kesindir. Kocası ölen kadın, kendinden genç erkeklerle de yeniden evlenir. Bu yüzden genç bir erkek ninesi yaşında bir kadınla da evlenmek durumunda kalabilir. Kuzey Avustralyalı çokkarılı Tiwi halkının bebekleri daha doğmadan nişanlanırlar. Bir Tiwi erkeği ilk evliliğini yapabilmek için 35 yaşını beklemek zorunda kalabilir. Dolayısıyla, çadırların etrafında yaşlı erkeğin, elinde sopayla sürekli kovalamak zorunda kaldığı çok sayıda genç erkek toplaşır.
Yüzlerce Avustralya obasında uygulanan oğlan sünneti bazı örneklerinde çok ağır bir işlemdir. Ama anlatılana göre, Orta Avustralyalı Aranda halkında, penis idrar kanalı boyunca aşağı doğru boylamasına yarılarak vulvaya benzetilmeye çalışılmakta ve periyodik olarak kanatılarak, kadının aybaşı taklit edilmektedir. Erkek kimliğinin oluşumu, kadını dışlamamaktadır. Kız sünneti ise, bir iki Avustralya obası dışında eşitlikçi toplumlarda görülmüyor ve çok ender rastlanan bir kesi biçimi uygulanıyor.
Afrika'da kadın sünneti
Günümüzdeki biçimleriyle kız sünnetinin ortaya çıktığı yer ve tarih belirsiz, ama birkaç bin yıl öncesine uzandığını ve kadının özgür seçim hakkının kısıtlandığı veya elinden alındığı toplumların pratiği olduğunu biliyoruz. Çarşaf, peçe, görücü usulüyle evlenme hep, kadının özerkliğini yitirdiğinin, üzerinde bir iktidar kurulduğunun belirtileridir. Kadının duygularının, arzularının, kendi yaşamını, kendi iradesiyle belirleme, ifade etme, yaşama hakkının hiçe sayıldığı başlık malı ve sonra başlık parası, anne olarak kadını, mübadele değerine dönüştürür. Böylece aynı zamanda fahişe kadın olarak yeni bir kadınlık biçimi doğar. Kız sünneti, çeyizin kullanılmamışlığının gelinde de aranır olmasıyla, bekâretin, malın ambalajı gibi kızlık zarıyla ilişkilendirilmesiyle bağıntılıdır.
Bugün en yaygınlıkla Somali'de uygulanan bir kız sünneti biçiminde, bızır, küçük ve büyük dudaklar kesilip alınıyor, idrar ve kanama açıklığı kalacak şekilde dikiliyor ve bacaklar aylarca bağlı tutularak yaranın iyileşmesi bekleniyor. Firavun sünneti denilen bu işlem, bekâretin en kesin garantisi olarak görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre bugün dünyada, bu en ağır biçimi dahil, 100 ile 140 milyon arasında kız sünnet edilmektedir ve bunların çoğu Sünni Müslümandır.
dan alıntı








çevrenizdeki muhtaç insanlara yardım edin 


Normal
