|
#51
| |||
| |||
| Rauf TAMER rauftamer@posta.com.tr Kadın’a dair Erkeklerin kof egemenliği, bize kadın otoritesini öğretti. Erkeklerin dedikodu merakı, kadın’a olan saygımızı arttırdı. Erkeklerin kaypaklığı, kadın’ı daha da mert yaptı. Bugün Kadınlar Günü’dür. Elbette. Diğer günler sanki Erkekler Günü müdür? Asla. En başarılı erkekler bile kadın sayesinde adam olduklarına göre, 8 Mart’ı 365 gün anmak gerekiyor. Ben şanslı erkeğim: Arkamda muhteşem bir Kadınlar Ordusu var |
| Sponsorlar |
| |
|
#52
| |||
| |||
| Pakize SUDA psuda@hurriyet.com.tr Mart’ın 8’i PAKİSTAN’da bir çiftçi, karısının böbreğini satıp traktör almış. Kırıkkale’de 60 yaşında bir kadın, 75 yaşında bir erkek tarafından kaçırılmış. ABD’de bir kadın, hamile olduğunu doğururken anlamış. Mini etek geri dönüyormuş. Nükhet Duru, "Erkeği salıyorum çayıra, Mevlam kayıra" demiş. Tecavüze uğrayan Suudi kız, mahkemede 90 kırbaç cezasına çarptırılmış. Erkek örümcek, dişisine bekáret kemeri takıyormuş. Gelibolu’da bir kadın, kocasının yalanları yüzünden intihar etmiş. Son demlerini yaşadığını ifade eden Hülya Avşar, iki yıl içerisinde çocuk yapacakmış. Bülent Ersoy, elde edemediği tek şeyin çocuk olduğunu söylemiş. Kocasını döven kadın için "evden uzaklaştırma" kararı veren mahkeme daha sonra çifti boşamış. ABD’de bir adam, karısını öldürdükten sonra parçalara bölmüş. Almanya’da eski kadın milletvekili erkek olmuş. İngiltere’nin veliaht prensi Charles’ın eşi Camilla’nın rahmi alınmış. Tansu Çiller’in gafları tiyatro sahnesine taşınmış. Paris Hilton’a konan fotoğraf ambargosu kaldırılmış. Doğu’da kızlık zarı diktirmek yaygınmış. Diyarbakır’da, hamile olduğu için cinsel ilişkiye karşı çıkan kadını kocası öldürmüş. Danimarka prensesi, aşkı için tacı bırakmış. Britney Spears kendini asmaya kalkmış. Türk kadınlarının çoğu, kadının aldatmasını erkeğin aldatmasından daha geçerli bir boşanma sebebi olarak görüyormuş. Namus cinayetlerinde öldürülen kızların çoğu bakire çıkıyormuş. Ankara’da, eşinden boşanmak isteyen kadını babası öldürmüş. FIFA, Kanada’da Müslüman kız futbolcu Esmahan’ın sahaya türbanıyla çıkması nedeniyle oyundan atılması kararını doğru bulmuş. Boşanmada söz kadınınmış. Kadın, ömrünün 31 yılında diyetteymiş. Kadına tacizde Avrupa üçüncüsüymüşüz. Bilfen okullarının tamamının müdürü kadınmış. Yeliz Yeşilmen, seyit soyundan geliyormuş. Kadınlar kokuya göre eş seçiyormuş. Gamze Özçelik’ten sonra Aysun Kayacı ile Arzu Yanardağ da "cep mağduru" olmuşlar. İstanbul Esenler’de tecavüze uğrayan 18 yaşındaki Seyhan boğularak, annesi bıçaklanarak öldürülmüş. Bir işadamının eşi, boşanmak için kocasının 1 milyar dolarlık mal varlığının yarısını istiyormuş. Mısırlı kadın televizyoncuyu, Suudi prens özel jetiyle kaçırmış. Alanya’da geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden 19 yaşındaki kız, dört kişiye hayat vermiş. Candan Erçetin, 17 Mart’taki seçimi kazanırsa Galatasaraylılar Derneği’nin ilk kadın başkanı olacakmış. İngiltere’de bir kadın, uyurken, kocasının sevgilisi tarafından öldürülmüş. ABD’de öldürdüğü kocasının parçalarını çantalara koyup denize attığı iddia edilen kadının yargılanmasına başlanmış. Bütün kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun! |
|
#53
| |||
| |||
| Yalçın DOĞAN Kadınlarımız dışarda tamam içerde harap BİZİM kadınlarımız dünyayı işgal etmiş bulunuyor. Biri New York’ta, diğeri Brüksel’de, iki uluslararası toplantıda. Ve başka toplantılarda. Hem devlet görevlisi olarak, hem sivil toplum örgüt üyesi olarak. Oradaki toplantı ve panellerde bizim kadınlarımızın temsili yerinde. Ancak, yurtiçinde, pek çok konuda kadınlarımız açısından temsil krizi var. New York’ta BM Kadın Statüsü Komisyonu yıllık toplantısı iki haftadır sürüyor. Bu yıl konu kız çocuklarına yönelik şiddet. Türkiye’nin kadınları burada görüşlerini aktarıyor. MOON’A DESTEK Dünyanın kadınları aslında şanslı. BM’nin yeni Genel Sekreteri Ban Ki Moon bu görevi için kampanya yürütürken, ona en çok yardımcı olan Koreli bir kadın. Kampanya sırasında o kadın B.M. Kadın Statüsü Komisyonu Başkanı. Moon’a kadınlardan sıkı destek sağlıyor. Moon da, bu kadının kimliğinde dünya kadınlarını unutmuyor, onu BM İnsan Hakları Yüksek Komiser Yardımcılığına atıyor. Ancak, Türkiye’nin kadınları o kadar şanslı değil. Örneğin, BM Kadına Yönelik Şiddet Raportörü Prof.Yakın Ertürk’ü devletten arayan pek yok. O raporlarını BM’ye yazıyor, aynı çalışmalar dünyaya ve bu arada Türkiye’ye BM üzerinden yayılıyor. 186’DA 160. SIRA Brüksel’de ise, kadınlarımız panellerde. Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, AB’de bugün gün boyunca panel var. Dün ve önceki gün de, var. Orada Nükhet Hotar, Meltem Ağduk, Selma Acuner, Gülseren Onanç, Nebahat Akkoç, Feryal Menemenli bizim kadınlarımızı temsil ediyor. Panellere katılan kadınlarımız iyi de, kadınlarımızın Türkiye’deki genel durumu parlak değil. AB sürecine bağlı olarak, yapılan yasal değişiklikler, bazı eksikliklere rağmen, olumlu. Kadınlarımız artık birey olarak kabul ediliyor. Yasalarda birey ama, fiilen henüz değil. Örneğin, kadınların siyasal katılımı açısından Türkiye 186 ülke arasında 160. sırada. Meclis’te kadın oranı yüzde 4.4. Yerel yönetimlerde yüzde birin altında. Bu oran AB’de yüzde 30. Çalışma yaşamında kadın, okuma yazma bilen kadın denildi mi, Türkiye hep gerilerde. Ama, şiddete uğrayan kadın açısından, bizden önde olan Orta Doğu ve Afrika ülkeleri. Düzeltmeye dönük iyi niyetli çabalara rağmen. Bizim gibi sınıfsal eşitsizliklerin keskinleştiği bir toplumda, kadın-erkek eşitsizliği, bunun bir uzantısı. Maçoların kol gezdiği ülkemizde, kadınlarımıza bugün kutlu olsun. |
|
#54
| |||
| |||
| Kadının adı Duygu Değerli avukatım Birkan Işın’la birlikte, kitap fuarına fırtına gibi giriyoruz. Hedefe kitlenmiş mermiler gibi, kararlı adımlarla yürüyoruz. Hiç konuşmuyoruz ikimiz de. Gözlerimiz kalabalığı şahin gibi süzüyor. Ne istediğimizi biliyoruz, her şey kontrol altında. Fuar fuar olalı böyle kararlı adımlar, böyle şahin bakışlar görmüş müdür, bilemiyoruz. Bu arada, iki de küçük ayrıntı var. Birinci ayrıntı: Kitap fuarı Tepebaşı’nda yapılıyor o yıllarda. Yani şimdiki Beylikdüzü fuar alanında değiliz. İkinci ayrıntı: Ne Birkan avukat ne de ben yazarım o zaman... Çünkü ayıptır söylemesi, ikimiz de on altı yaşındayız. *** Birkaç gün önce “Ferhangi Şeyler”i seyretmişiz. Ferhan Şensoy oyunda devamlı Albert Camus’den bahsederek bizi acayip tahrik etmiş. Albert Camus’yü daha yakından tanımaya ant içmişiz tiyatrodan çıkınca... Hem Madem “Sultani” talebesiyiz, Camus baba ile samimiyetimizi ders kitaplarının ötesine taşımamız lazım artık. Cebimizde, birer kitaplık para var. Ben “Yabancı”yı alacağım, Birkan da “Düşüş”ü... Okuduktan sonra değiş tokuş edeceğiz. *** Camus’nün kitaplarının çıktığı yayınevini ararken, bir imza kuyruğu çarpıyor gözümüze... Kıvrıla kıvrıla, giriş kapısına doğru gidiyor kuyruk. Merak edip yaklaşınca masada oturmuş kitaplarını imzalayan, güzel bir kadın görüyoruz. Kısa bir an bakışıyoruz Birkan’la... Sonra da her aklı başında Sultani talebesinin yapacağı şeyi yapıp satıyoruz Albert Camus’yü ve güzel kadının kitaplarını almak üzere kuyruğa giriyoruz... Nihayet sıra geldiğinde bize gülümsüyor ve son paramızla alınmış kitaplarından birer tane imzalıyor. Fuardan çıktığımıza “iyi oldu...” diyor Birkan: “Camus’nün kitapları kütüphanede var nasılsa.” O gün imzalattığım kitap şimdiki kütüphanemde duruyor hâlâ... Yanında, birkaç yıl önce yapılmış olan yeni baskısı var. Üstelik o da imzalı. Şöyle yazıyor yeni baskının ilk sayfasında: “Hayatında gittiğin ilk imza gününden, yan yana yaptığımız ilk imza gününe... Yanaklarından öpüyorum... Duygu Asena...” tunakiremitçi |
|
#55
| |||
| |||
| İyi ki kadınım... dilek önder Bir daha dünyaya gelsem yine kadın olmak isterdim. Ama tabii mümkünse yerkürenin doğusu olmasın... Madem ki bugün bizim günümüz, kadın olmanın avantajlarını hatırlatayım size... Önce bütün erkeklerin en fazla özendikleri avantajımızdan başlayayım. “Biz istediğimiz erkekle yatabiliriz.” Ne acayip değil mi? Diğerlerini internetten toparladım. * Tuvalette sadece tavana değil, sağımıza solumuza herhangi bir ölçme biçme endişesi duymaksızın bakınabiliriz. * Evde, banyoda kıl-tüy dökmeyiz. * 50 yaşından önce hiçbir erkeğe seks için para ödemek zorunda değiliz. (Gelin şunu 60-65 yapalım.) * 31 sayısı diğerleri gibi sadece bir sayı... * Bir gece hoş bir rüya görsek ertesi sabah pijamamızı kirliye atmamız gerekmez. * Kızdığımızda birbirimizin annesine, kız kardeşine, ebesine, dayısına ya da sülalesine dair cinsel taleplerimiz olmaz. * Tükürmeyiz... * Çapkınlıklarımızın ardından giysilerimizde, biz istemedikçe deliller (ruj lekesi, sarı saç teli vs.) bulunması ihtimali yok. * Cep telefonumuzun sesi popomuzdan gelmez. * Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme gibi karizma krikolarımız yok... * Bale, dans, ritmik jimnastik, buz pateni vb. uğraşlar edinmemiz cinsel tercihimiz hakkında tartışma yaratmaz... * Belli dönemlerimiz, cinayet bile işlesek hafifletici neden kabul edilir. * “Boşanmak istersek” tek celsede boşanırız. * “Boşanmak istemezsek” zengin bir dul oluruz. * Kol saatimizin aynı zamanda hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olması gerekmiyor. * Kuaförde kimse yüzümüzü kolonya ile ovuşturarak gözlerimizi yuvalarından çıkartmıyor. Bir de başımızı öne eğerek saç yıkatmıyoruz... * Arabamızın yolda patlayan lastiğini değiştirmeyi bilmesek de olur. * “Ya ereksiyon olmazsa”, “Ya kısa sürerse...” gibi bir sorunumuz yok. * Kişiliğimiz, kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değerlendirilmiyor. * “Gerçek mi, rol mü yapıyor?” gibi bir şüphemiz yok. * Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması ya da bir aracın bizi sollaması gururumuzu incitmez. * Dünya yerle bir olsa önce kadınlar ve çocuklar! * Bedenlerimize tapınacak bir karşı cins varken, kozmetik ürünleri ve estetik cerrahının olanaklarından sonuna kadar yararlanıyoruz. * Tecavüze uğradığımızda cinsel tercihimizi değiştirmek zorunda değiliz. * Meslek grubunda “ev kadını” diye kebap bir şeçenek var... * Rahatlıkla “3 dubleden sonra feci sarhoş olurum” diyebiliriz.. * Blue-jean’lerimizin muhtelif kısımları diğer taraflarına göre dengesiz biçimde durmaz-beyazlamaz... Ya da sararmaz... * Ayakta kalmak (!) için 1.5 porsiyon kaymaklı künefe yememiz gerekmiyor... * Evde bozulan bir aleti, onarmaya çalışıp bir daha kullanılmayacak hale getirmek yerine tamirci çağırmak rasyonalitesine sahibiz. * Övgü ve komplimanlar sadece ruhumuzu okşar geçer, ikna etmeye yetmez... Gururu okşanan bir erkek neyi reddeder ki? * Toplum içinde organ düzeltme stresimiz yoktur. Yeter mi? |
|
#56
| |||
| |||
| Kadınlarımızın günü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir çok etkinlik düzenleniyor. Törenler, plaketler, güller, yılın kadını derken bir günü de kutlayıp geçeceğiz. Geçmiş yıllarda da böyle olmadı mı? Kutlamalara katılanlar "Oh ne güzel" deyip akşam evinde, ne olmuş ne bitmiş televizyonlarda izleyecek. Yarın da gazetelerde Kadınlar Günü'nde şu oldu , bu oldu haberlerini okuyacak. Ya sonra? Peki bugün neler konuşulur? Sorun sorun sorun... Hep anlatılır...Ya çözümler... Bugün her bölgede farklı sıkıntılar dillendirilecek Doğu ve Güneydoğu kültüründen gelen bayanlar, "Bizler eşlerimizden izin almadan alışverişe bile çıkamıyoruz. Yörede kadınların önü kesinlikle açık değil. Evlerimizde bile baskılara maruz kalıyoruz" derken, Batı bölgelerinde "Çalışma hayatında, siyasette daha çok yer alalım" mesajlarını verecek. Aile içi huzur, evlilik müessesinin sağlamlığı kadınlarımız için birer el feneri. Ama bu el fenerinin ampülü zaman zaman patlıyor, camı çatlıyor, pili tükenebiliyor. Çaresiz kalan kadınlarımız en başta psikolojik destek arıyor. Onların çaresi varsa önce çocukları oluyor. Yoksa yakınları, dostları ya da devlet kapısı... ÇARE SİZSİNİZ Türkiye'de kadınlarımızın dünyası başlı başına bir bakanlığın görev alanına giriyor. Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ve ekibinin Türk kadınının mutluluğu için daha çok çalışması gerek. Bugünü bayram havasında geçmesi için gayret eden bakanlığın sayın yetkilileri, sizlerden sadece bugün değil, her icraatınızda tüm kadınlarımıza moral vermenizi rica ediyorum. Solmayan güller ve mutlu günler hep kadınlarımız için olsun. Bugün belki de en çok töre cinayetlerine giden kadınlar konuşulacak. 3 yıl önce töre gereği ağabeyleri tarafından tedavi gördüğü Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde öldürülen Güldünya Tören hatırlanacak. Gerçi Güldünya geçen hafta Bakırköy Belediyesi'nin düzenlediği konferansla anılmıştı. Hatta Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen'in eşi Meltem Erzen, "Biz bu haftayı 'Töre Cinayetlerine Son Haftası' olarak düzenleme teklifinde bulunuyoruz. Buradan ilk töre cinayetlerinin sonlanması için kampanyayı da başlatıyoruz" demişti. Bugünkü kutlamalar kampanya için somut bir adım atılmasına vesile olacak. Dr. Mehmet Uhri de, Güldünya'nın hatırasına yazdığı şiirin bir bölümünde şunları dile getiriyor: "Seni gazetelerdeki resimlerinle adına yazılan yazılar, şarkılar ile hatırlamayı, uzakta olmanı, oralarda kalmanı tercih ediyor, çoğumuz. Masal kahramanı olmanı istiyoruz. Gerçek acıtıyor Güldünya. Meğerse kazanamayacağımız bir maça çıkmışız birlikte. Sürpriz yapıp ilk yarıyı önde kapamamız, sonucu değiştirmedi. Yenildik Güldünya. Ne yazık ki, hayat sensiz de devam ediyor. Şimdi o maçı unutup önümüze bakmamızı bekliyorlar, sen geride kaldın Güldünya...” Sohbet odalarının cazibesinin faturası Ben demiştim", "Ben yazmıştım"... Bunlar, biz gazetecilerin sık sık kullandığı cümleler arasında. Köşemizi sürekli okuyanlar hatırlayacaktır. Geçen yıl internet ortamındaki chat odalarına dikkat çekmiş ve "Bu işin kanunu nerede?" diye sormuştum. O günden beri internet suçlarıyla mücadele konusunda yüzlerce haber yayınlandı. Hatta Başbakan Erdoğan internette ahlaki değerleri tehdit eden yayınlara karşı da en ağır cezaları getireceklerini belirtti. Başbakan'ın üstü kapalı olarak dikkat çektiği konulardan birisi de sanal sohbet odaları. Kanun çalışmalarında detaylara inilse de, kamuoyu sadece su yüzündekileri tartışıyor. Ancak suyun altındaki girdap herkesin mutluluğunu tehdit etme noktasında. Bir yazımda, "Hükümete, iş rayından çıkmadan gerekli düzenlemeyi yapmak düşüyor" diye yazmıştım. İçişleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler Merkezi'nin yaptığı çalışmanın 100 sayfalık raporunda da insan ilişkilerini zedeyelen, mutlulukları tehdit eder hale gelen internet sohbet odalarına dikkat çekiliyor. Raporda, internetin kumar ve bahis oyunlarına alıştırma, uyuşturucu satışı ve bu maddeleri kullandırmaya özendirme gibi pek çok zararlı faaliyeti hızlı bir şekilde yaygınlaştırdığı dile getiriliyor. Sosyal yaraya dönüşen gerçeğin farkına varılıp rapor haline getirilmesi olumlu bir gelişme olabilir. Ancak neden hâlâ ciddi adımlar atılmıyor? Konuyla ilgili daha önce dile getirdiğim hususları tekrarlamakta yarar görüyorum. Teknolojik nimetlerin insanlararası ilişkileri nereden nereye getirdiğini hepimizi biliyoruz. Arayış içinde olan genç sayısı günden güne artmasına rağmen içine kapanan çocuk ve gençlerin sayısı da artıyor. Çevresini bırakıp çareyi sanalda bulanlar paylaşımlarını da buraya yaşamak istiyor. Evinde ya da işyerinde bilgisayarı olup da internet arkadaşlığını konu alan siteleri ziyaret etmeyen yok gibi. İyi niyetli arayışlara kimsenin sözü yok. Ancak porno tacirleri kadar kumar ve uyuşturucuya dönük faaliyet gösterenlerin yuvalandığı sanal ortamlar, her an parmağımızın ucunda bir bomba gibi tuşlanmayı bekliyor. TEHLİKE RAPORA YANSIDI Çocuklara yönelik hazırlanan özel chat odalarına giren art niyetli kişilerin, eğlence mekanlarına davet ettikleri çocuklara cinsel tacizde bulundukları yönündeki duyumlar velileri tedirgin ediyor. Bu konuyu her dile getirişimde "Ne kadar abartıyorsun" diyenler çıkıyor. Bu köşe duyarlı olan her vatandaşa açık. 2 ay önce sanal aşka kurban giden bir çiftin mutluluğunun nasıl bittiği gazetelerin manşetlerine taşınmıştı. Bunlar maalesef kimseye ders olmuyor. Seviyeli yaklaşımların mumla arandığı chat ortamının denetimi belki özgürlüklerin kısıtlanması şeklinde değerlendirilebilir. Emniyetin resmi verileri bilişim suçlarındaki patlamayı ortaya koysa da bunlar sadece gün yüzüne çıkabilenlerdir. Ya diğerleri... Söz dönüşp dolaşıp bu alanda son söz sahibi olacak kişilerde düğümleniyor. İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu başta olmak üzere bilişim dünyası ve sosyal düzenimizi ilgilendiren konularda hizmet veren tüm yetkililere bir kez daha sesleniyorum: Hukuki boşluklar bir bir giderilse de sanal dünyada çocuklara ve gençlere yönelik en büyük tuzakların `chat odaları`nda kurulmaması için ne sebep yok. Açın sadece 5 dakikanızı ayırın.. Birçoğu sohbet odası mı yoksa İçişleri’nin raporunda olduğu gibi satanizm ve eş değiştirme gibi sapkınlıkların organize edildiği ortamlar mı? SORUMLULUK HEPİMİZİN Ergenik dönemine adım atmak üzere olan çocukların kendi yaşıtlarıyla iletişimi sağladığı özel chat odalarına giren art niyetli kişilerin ağına düşmelerine kim razı olabilir. Bir kere cinsel tacize uğrayan çocuklar çoğu kez bunu saklıyor. Aileler ise sadece çocuklarının eğitimlerine katkı sağlamak amacıyla binbir fedakârlıkla değeri en az bin YTL olan bilgisayar alıyor ve onu kendi haline bırakıyor. Halbuki aldıkları bilgisayarla çocuklarının eğitim çalışmalarını birlikte paylaşmaları gerekmez mi? Chat odalarını ziyaretlerini yeri geldiğinde onlarla paylaşmak, mutluluğun sanalda değil gerçek hayatta olduğunu söylemek hepimizin görevi olmalı. Tasarı neden alt komisyonda bekletiliyor Sanal yolla da olsa yaşanan tacizlerin ve çocuk pornosunun başta küçük çocuklar olmak üzere, toplum üzerinde yaratabileceği muhtemel korku, güvensizlik ve travmalara karşı uyarıcı yayınların yapılması etkili oluyor. Ancak kanun yapıcılar Başbakan'ın da ısrarla üzerinde durduğu pornoyla mücadele konusunda ağır adımlar atıyor. Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından tekrar Alt Komisyon'da detaylandırılma çalışmaları süren tasarının Genel Kurul'a ne zaman geleceği meşhul. İçişleri’nin raporu bu işe hız vermenin gerekliliğini ortaya koyuyor. Bir kaç ateşli sanal aşkın skandala dönüşüp kamuoyunda tartışma konusu olmadan, üç beş çocuk daha taciz kurbanı seçilmeden lütfen çalışmalarınıza hız verin sayın vekiller... Bugüne kadar sanal ortamdan kaynaklanan sıkıntıları çeken yüz binler adına en azından Meclis'te bulunan 23 bayan vekilimizin daha duyarlı yaklaşacağını düşünüyorum. Çocuk ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, eski Bakan Güldal Akşit, hafiye milletvekili Gülseren Topuz başta olmak üzere tüm bayan milletvekillerinin komisyonu zorlayıp mayıs ayından önce tasarıyı kanunlaştırılmasına vesile olmalarını bekliyorum. mehmetcantatlı |
|
#57
| |||
| |||
| Kadınlara mesajlar. Erkeklerden... Kadınların dünyada yaşanan birçok sorunun sebepleri arasında yeri aslında yoktur ama çözüm yollarının tamamında yerleri vardır. Kadın gözüyle şekillenen bir dünyada bu kadar kin ve nefretin, çatışma ve kavganın olması mümkün müdür? Kadınların merhamet, nezaket, estetik ve sevgi eli, dünyaya daha çok değmelidir. Kadınların duygusallığının, makine gibi işleyen ve sadece maddeyi esas alan bir dünyaya katacağı çok şey vardır, kadınların sevgiyle yoğrulan bilgi birikimleri kalkınma süreçlerine ivme kazandıracaktır. Kadına karşı ayrımcılık ırkçılıktan daha kötüdür, daha tehlikelidir, daha ilkel bir anlayıştır. Bunlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önceki gün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmadan, 'kadın'a dair bazı cümleler. ** Kadınlarımızın karar alma süreçlerinin dışında bırakıldıkları, ayrımcılık, baskı ve şiddet içeren uygulamalarla karşı karşıya kaldıkları üzüntü veren gerçekler karşımızda durmaktadır. Kadınlarımızın kendi sorunlarına sahip çıkmaları, toplumun temel öğeleri, birey ve anne olarak yaratıcı güçlerini ortaya koyarak, daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşmak için çaba göstermeleri çağdaş Türkiye özleminin gerçekleştirilmesinin önkoşuludur. Kadınların ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamda hak ettiği yeri edinmesi ve cinsiyetten kaynaklanan eşitsizliğin tümüyle ortadan kalkması, devletlerin yanı sıra, uluslararası örgütlerin ve eşitsizliği yazgı olarak görmeyen bireylerin çabasını gerektirmektedir. Bunlar da, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayınladığı yazılı mesajdan bölümler. ** Kadın sorunu bir toplum sorunudur, bir cinsiyet sorunu değildir hiçbir şekilde. Bir toplumun kendisine saygısı konusudur. Cinsiyet ayrımı yapmadan, başka hiçbir ayrım yapmadan bütün insanların aynı duygu içinde birlikte sorumluluklar üstlenebileceği aşamaya bir toplumu getirme görevidir. Türkiye'de ekonomik yaşamda, sosyal hayatta töre cinayetlerinin hedefi olmak, şiddete maruz kalmak, bütün bunlar kadınlarımızın sorunlarıdır. Biliyoruz ve bunları mutlaka çözeceğiz. Ve bunlar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Kadınlar Günü mesajından iki paragraf. ** Mesajlar böyle... Şimdi soralım: Üç erkeğin, 'kadın' ile ilgili bu sözlerine bir kadın eli değmiş midir sizce? Bu mesaj ya da konuşma metinlerini (ve tabii farklı yetkili ya da kurumlardan gelen diğer onlarca açıklamayı) hazırlayanlar arasında bir kadın var mıdır mesela? Yoksa kadınlarla ilgili yazılanlar yine (onlara ait bir günde bile) erkeklerin kaleminden mi çıkmıştır? Şu mesaj geleneği bile, erkeklerin kadınlara sanki daha bir yukarıdan sesleniyor olması anlamına gelmiyor mu? ** Yazıya noktayı koyarken istisnaları hatırlatmak isterim. Nasıl her erkek elini attığı her işi çirkinleştirmiyorsa, her kadın da dokunduğu her yeri (buna dünya da dahil) güzelleştirecek diye kesin bir yargıya karşıyım açıkçası. Kadın var, kadın var... Öyle değil mi? Gününüz kutlu olsun hanımlar. murat çelik |
|
#58
| |||
| |||
| |
|
#59
| |||
| |||
| TÜRK KADINLARIN GİRİŞİMCİLİĞE GEÇİŞİ ayşe özkan 50 li yılların sonlarında ve 60 lı yılların başlarında işçi getirme anlaşmaları söz konusu ülkeler ve Federal Almanya tarafından imzalandığında durum açıktı: Genç cumhuriyetin patlayan sanayi dalları için iş gücüne ve iş göçmenlerinin ülkelerindeki ekonomik ve sosyal sıkıntılardan kaçmaya ihtiyaçları vardı. Bir kaç yıl iyi para kazanıp, ülkelerinde yeni bir başlangıç yapabileceklerdi. Çocuklar ve eşler genellikle anavatanda kaldı. Bu durum kendisini konut seçiminde hemen belirginleştirdi. Göçmenler genellikle küçük, basit ve tamir ihtiyaçlı evlere girdiler, başka seçenekleride yoktu. Kadın göçmenler, Almanya'daki çalısmaları ile hayatlarındaki ilk para kazandıkları işe sahip olmuşlardır. Yani ülkelerinde genellikle çiftçilikle uğraşan kadınların, göç ile birlikte maaş alan işçi sıfatı kazanıyorlar. Göçmen kadınların, işyerlerini seçme konusunda fazla seçenekleri ya da kendi karar imkanlari yoktur. Göçmen kadinlara sunulan bu tür işler daha çok yerli işçi kadınların kabul etmediği, düşük statülü, az maaşlı, uzun vadeli güvencesi olmayan ve tehlikeli işlerden oluşmaktaydı. Önemli olan vasıfsız ve düşük gelirli iş sektörlerinde ucuz işgücü ihtiyacını karşılamaktı. Kadın göçmenler ender olarak vasıflı işlerde çalışmaktaydı: %6 lık bölüm müstahdem olarak, %2 vasıflı işçi, %47 eğitilmiş işçi ve % 44lük bir bölüm eğitim görmemiş işçi olarak çalışmaktaydılar. Bu kadınların işte yükselme şansı yok denecek kadar azdı. 80 li yıllar göçmenler için bilinçlerdeki dönüm noktası oldu. Burada yetişen ve doğan çocukların etkisiyle yabancılar artık, "Almanya da sürekli olarak" kalacaklarının bilincine vardı. Yani "yabancılar" fiilen "yerliler" oldular. Kadın göçmenlerin işyeri açma gayretleri Göçmenler daha yüksek oranda işsizlikle karşı karşıya kalıyorlar ve genellikle Alman iş arayanlara rakip olarak görülüyorlar. Ama göçmenleri işyeri açarken ve böylece kendilerine ve diğer insanlara da işyeri kazandırırken görebiliyoruz. 1989 senesinin sonundan beri göçmenler arasında kendi işyerini kuranların sayısı Almanya çapında takriben 280.000 olarak ikiye katlandı. Sadece 55.000 Türk kökenli göçmen, açtıkları işyerlerinde 300.000 kişiye, bunların % 40 lık oranı Türk kökenli değildir, iş olanağı sağlamaktadır. Türkiye Araştırmalar Merkezi`nin bilgilerine göre, 1998 yılında, küçük dönerciden, büyük Öger-Tours a kadar , yaklaşık 51.000 firma, serbest meslek sahibi olmuş Türke aittir. Bu şirketlerin cirosu 46,1 milyar DM iken, Almanya`ya yatırımları 11,1 Milyar DM dır. Türk kökenli insanlar çoğunlukla 80 li yıllarda ticarete atıldılar. Türk işyeri açan kadınlar üzerinde yapılan yerel araştırmalar tahminen %13 lük bir oranda yüksek bir sonuç ortaya koymuştur. Ticarete atılanların büyük bir bölümü 30 ila 39 yaşları arasındadır. Türk kadınlarının en belirgin ticarete atıldığı iki dal, gıda ve gastronomi sektörü ve bakım ve kozmetik sektörüdür. Bunları geleneksel terzilik, giyim ve moda sektörleritakip etmektedir. Ayrıca kadın göçmen girişimcileri büfelerde ve seyahat acentalarında bulmak mümkündür. Özellikle perakendecilikte kadınların oranı erkeklere göre diğer alanlara kıyasla nisbeten yüksektir. Türk kadınlarının ticari girişimleri "oldukça yeni bir olay" olarak görülmektedir. Türk girişimci kadınlar erkeklere göre daha genç olup, genellikle daha az sermaye ile iş kurmaktadırlar. Beşte dörtlük orandaki bayan girişimciler 500 ile 25.000 EUR arasında bir yatırım yapmaktadır. Kadın girişimcilerin % 67,5 lik bir oranı çeşitli yardımlardan yararlanmıştır. Banka ve üretici ya da toptancı kredilerini kadınların kullanma oranları erkeklere göre daha yüksektir. Kadınlardaki ticarete atılma oranının yükselmesinin belirgin iki sebebi ise, Türk toplumundaki yaş orantılarının değişimi ve yüksek işsizlik olarak görünebilir. Ticarete atılan kadınların homojen bir grup oldukları söylenemez. Özellikle geleneksel klişeleri ticarete atılan kadınlarda göremiyoruz. Mesela ticarete atılan bayanlarda sadece yarısı evlidir. Yani kafalarda yer alan "Türk kadını ev kadını" bir başka deyişle ev yörüngeli ve bağımlı kadın görüntüsü doğru değildir. Ticarete atılan kadınların büyük bir kesimi Alman vatandaşı. İşçi olarak çalışanlara göre serbest ticarete atılan Türk kökenli bayanların meslek eğitimleri daha yüksektir. Aynı şekilde bu kesim Almanca`ya da daha vakıf. Yani serbest ticarete atılmanın formel entegrasyonla birebir alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka konu da, "eski" ve "yeni" branşlar. Terziler genellikle 80li yıllara açılırken, "yaşlı" Türk kökenli bayanlar tarafından kurulmuş müesseseler. Bunun yanı sıra, seyahat acentaları, büfeler, kuaför ve kozmetik stüdyoları daha yeni branşlar olarak tabir edilebilir. Bu gibi girişimler çoğunlukla 90 lı yıllarda yaş ortalamaları 30 olan kadın girişimciler tarafından kurulmuş. Ağırlıklı olarak 80 li yılların sonunda kurulan tekstil branşındaki ve 90 lı yılların başlarında kurulmaya başlanan yiyecek sektöründeki girişimci kadınların yaş ortalaması da 30 yaş ile hayli genç. Seyahat acentaları ise genellile 90 lı yılların ortalarında kurulmaya başlanırken, kurucu bayanların yaş ortalaması 25 ile hayli genç. Kadın girişimcilerin serbest ticarete atılma sebepleri ise oldukca farklı. Genel olarak en yüksek orandaki sebepler arasında, işsizlikten kurtulmak, başkası için çalışmak istememek ve maaşlı bir işte çalışırken kazanılan düşük ücret geliyor. Prensip olarak göçmenlerde de kadın girişimcilerin erkeklere göre değişik bir serbest ticarete atılma izlediklerini söyleyebiliriz. Kadınlar tarafından kurulan girişimler ağırlık olarak erkeklere göre değişik branşlarda ve başlangıç sermayeleri hayli düşük. |
|
#60
| |||
| |||
| NEDEN Mİ, ANNEMİ SEVİYORUM ? Aksam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. Annem, "Geç oldu," dedi, "zaten yorgunum, ben yatıyorum." Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu. Sekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, aksam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu. Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı. Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu. Sonra çamaşır makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu. Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna astı. Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti. Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu. Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu. Kek tarifleri defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu. Bakkaldan alınacakları not etti, notu da çantasına koydu. Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyici nemlendiricisini sürdü. Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden "sen yatmaya gitmemiş miydin" diye seslenen babama "simdi gidiyorum" deyip köpeğin su kabını doldurdu. Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı. Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı. Bana geldi, "haydi yat artik, biraz da yarın çalışırsın," dedi. Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı. 6 maddelik acil isler listesine 3 madde daha ekledi. Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleşti ğini gözünün önüne getirdi. Işte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir "ben yatıyorum" dedi ve gitti yattı. ******* Sizce bu iste bir gariplik yok mu? Kadınların neden daha uzun yasadığını merak etmiyor musunuz ? ÇÜNKÜ KADINLARIN YAPISI UZUN ÇEKİŞLİ (ve işlerini bitirmeden öyle çabuk çabuk ölmezler.)! Simdi bu yazıyı tanıdığınız beş olağanüstü kadına gönderin.. SONRA DA ARTIK YATIN! Simdi,annelerinizin ellerinden ve yanaklarından sevgi ve saygı ile öpünüz ve bunu hep ama hep yapınız... Kaynak: Net'ten..
__________________ ><.·´¯`·. ( Forumda yaşadığınız ve çözüm istediğiniz sorununuz varsa bunu özel mesaj atarak değil Yardım bölümümüzde " Yardım İstekleriniz" adlı kısma yazın.Böylelikle daha hızlı bir şekilde size yardımcı olunacaktır. ) ¸.·´¯`·.¸>< |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| gününüz, kadinlar, kutlu, mart, olsun |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|