Ynt: 8 Mart Kadinlar gününüz kutlu olsun [b]Kadınlar, başkaldırın! Fabrikalarda sabahın köründen akşama dek çalışan, tarlada, bahçede, evde en ağır işleri yapan kadınların 8 Mart'tan haberi var mı?
Bütün kadın olmayı bilenler, çok ve güzel yaşayın... Başı dik, gürlü güvenli, kalbiniz aşklı, diliniz şarkılı, geceleriniz yıldızlı, mucizeler yaşayın... Şu, ömürlerinizi budayıp da indiren erkek milletinin inadına... Gene onlarla bir tango yaparak, aşkla, umutla donanarak...
Ey kadınlar, 8 Mart bizim günümüz. Biz ki dünyayı döndürmenin ve umudun genel müdürüyüz. Başka ülke kadınlarının hallerinden ve çağımızdan habersiz müdürler. Aşktan, şarkıdan, töre cezasız hayatlardan, bazı kadınların yapmak zorunda olduğu güç işlerden de. Hamfendi, sanatçı, genel kadın yanında, falcı, gardiyan, kalaycı, eskici, ağıtçı, tarlada ırgat, şoför Nebahat, erkekten geçinmeci, gösterip de vermeyici, kader mahkumu, emekçi, hepsi baştacımız! Nerde hayatı sırtlayıp götürenlere bir oh? Nerde engellisini sırtına vurup ömrün bayırını tırmananlara destek? Her dilden ölenlere ağlayana çözüm? Ölümü öpün başkaldırın, sizi çağdaşlıktan uzaklaştıranlara, haksızlığa, zulme... Bütün hazretlere. 'Tozunuz hiç bitmesin' diye ilenen Hz. İbrahim başta. Sanki tozun ihalesi de sizin üstünüze kalmış, birçok süfli iş gibi. Sonra, eve ve evlilik kurumuna başkaldırın, ev süpürgecisi olmaya, hem de saçlarınızla. Aşk denen kördüğümün çözücüsü, yüklenicisi olmayın. Aşka bedel ödemeyin. Ayrılıkla, doğurmayla, hayata rest çekmeyle. Zayıflamaya, genç görünme numaralarına, bütün kitapsızlara başkaldırın. Yasalardan hayata niyeyse hiç geçirilmeyen haklarınıza, siyasetin kadın kotalarına. Susmayın, içinizde köz olacağına, söyleyin söz olsun. Dünyayı döndürüp kainatı ışıtanlar. Hayatı güzelleyen, savaşları bitirenler. Meslekli mesleksiz, genç yaşlı, aşklı aşksız, bir baltaya sap yahut değil, hayal kuran kuramayan, fazlasıyla sokakta yahut dört duvarın arasında, akıllı akılsız, edepli çapkın, isyankâr uzlaşmacı, direnen sinen, hakkını almış, savaş mağduru, hayalin acemisi, hayatın ustası kadınlar. Kendi içindeki savaşı fark etmeyip dışarıdaki her savaşın ön safında çarpışanlarım. Gücünü fark et. Erkeği taşıman bundan, zulme, aşka, hayata direnmen de. Hak ve emeği biliyor musun, ya aşkı? Emeğinin ödeşildiği ve aşkı doyasıya yaşadığın gün, asıl günün olacak. Ey dünyayı her sabah yeniden kuranlar. Evin ışığı, aşın tuzu, kalbin çerağı, hep veren, almayı aklına getirmeyenler... Aklını başına almayı da bilmeyenler. Bereketli elleriyle dünyaya biçim verip erkekte tökezleyenlerim. Onu sevgi ve sabırla, yeniden doğuranlar. Kendi sonsuzluğunu yaratamayanlar. Başkaları için yaşama enayiliğinde ayak direyenlerim. Berlin'de 1896'da ilk kez bir kadına resmen bitirme sınavı izni , 1900'de Baden'de kadına yüksek öğrenim izni verildiğini, 1908'de Prusya'da felsefe doktoru unvanı bir kadına verilirken, tarihin cilvesi işte, Möbius'un 'kadının fizyolojik akıl zayıflığı' kitabının yayınlandığını, bizde kadına sokak izninin ilk kez 1900'de verildiğini biliyor muydun? Bayan Marx, kadınların günlük yaşamında politikadan büyük acılarının olduğunu 1800'de yazarken, Marx'a 'Seni ölçüsüz seviyorum' diyor, eşi de gereğini yapıyordu. Bayan Schumann, evlenip sanatını bırakıyor, Kontes Tolstoy dokuz çocuğu ve tüm yapıtlarının yazımını üstlendiği kocasının da çocukların da özveriye değmediğini söylüyordu. Kadınların bilgi edinme, meslek sahibi olma hakkı kazanç ve mutluluk hakları olmalı değil mi? Gelişme bir süreç ve bu siyasi iradenin bu yönde oluşmasına bağlı. Bunun kadar, sizin hak ve taleplerinizin bilincinde olup bu yönde uğraş vermenize de bağlı. Kadınlık bilincinizi pekiştirin, dünyanın farkında olun... Balkan ülkelerine işadamı akını başlayan 90'lı yıllarda güzel kadınlarıyla da hısım olduyduk ya hani, oralardan feyz alan bizim adamlar, dermiş ki, "Kadın, buymuş, biz karı diye çarıkla yaşamışız meğer". Yazıklar olsun! Erkek, bir top kaput beziymiş, Tanrı yırtıp dünyanın her yerine savurmuş. Kuytularda şah, hayatta tuş, güçlükte kanadı kırık kuş! Amirimden tırsarık'cı, anamdan, karımdan pek korkarım'cı... Korkar, gene bildiğimi okurum'cu, onu da iki ters bi düz, okurum'cu. Aşka, safaya, heyecana acemi. Pırıltısız, şarkısız, şenliksiz. Hazzı tadıyla ne alan ne veren. Canım kendim'ci, aslan oğlum'cu, erkeğim güçlüyüm'cü, şimdi gayrı aynı cinsçi, 'aman, karım görmesin'ci. Danstan, öpüşmekten, dayanışmadan habersiz, mızrabıyla hiçbir tele vurmamış, kör kargılara üfleyip inletmemiş, yarine yalvar yakar ağlamamış, kadını bir viyolonsel gibi görüp güzelce çalamamış, parmaktan ve mızraptan hükümsüz! Selli sağnak olamayan kadın ufkunda, işte anca kırkikindi yağmuru. Sevgili olmayı babasından öğrenmemiş, ana karı cenginin orta yerinde acemi hakem. Hayallerinin hakkını veremeyen, gecenin içine gökkuşağı çizemeyen. Vatan koruyup evliya olan, yerden kağıt kaldırdıkça erkek. Sahici erkek nerde, hani? İskarpin meraklısı yurdum erkeği, kendi kundurasına kum dolan... 'Erkeğim, güçlüyüm, yalancı, vefasız, hem de tembelim. Yasam küçüklerimi sevmek, ileri gitmek, amirimi saymak, çıtırları sevmek, kendi canımı korumak, çıkarımı kollamaktır. Varlığım ten hazlarıma feda olsun.' Şarkıların sus yeri. Mektubun acemisi, tatlı dilin cahili, hayatında sürprize yer olmayan. Bir zarfa şarkı sığdıramayan, gönülde rüzgar estiremeyen, şimşek çaktıramayan. Ağır molla. Kaçak güreşçi. Gözü ya hiç yerden kalkmayan, ya herkese mavi boncuk dağıtan, ortayı tutturamayan. Söze, hayata, ıslık çalmaya, gül atmaya, çiçek çalmaya acemi. Aslında kadına hiç yazılamayan. Keyfin bile yere paralel olanına saplanıp kalan. Ne bildiniz kadın sevmesini, gözlerinin buzhane balığı bakışını sevdiklerim? Biz çarıklar da bekleyelim karşımızda diz çöküp elimizi jön gibi öpün diye 'Er var, kara toprak eder, er var yeşil yapraklı dal eder' sözünü de yürürlükten kaldırın, e mi kadınlar. Kara topraklara düşmeyin, yeşil süren dal olun, akılla...
Yeter artık, yeter
8 Mart kadınlar günü öyle mi? Ayvalık'ın zeytin toplayıcı kadınları bunu bilmiyor. Nasıl ki okumuşlarımız 'eri hükmüne girmeyip' şiir yazmayı sürdürdüğü ve şiire tensel duyguları kattığı için ondan korkulan ilk kadın şair Mihri Hatun'u az biliyorsa. (Işıktan harflerle gökyüzüne 'uykuda açtım gözümü' dizesi gönderilen, 1480'lerde divan yazmış yiğit kadın.) Her günün bizim olması için başkaldırın, 'yeter!' deyin, 'yeter artık!' Haksızlığa, sevgisizliğe, kaderciliğe, eşitsizliğe, şiirsizliğe, kademsizliğe, sıradanlığa, yarınsızlığa, aşksızlığa ve hoyratlığa, yeter! Ben deyin, bana da deyin, törelerin üstüne yürüyün, karşı cinsin akılsızlarını iplemeyin. Yalnız kendi ellerinize ve sezgilerinize güvenin, en çok kendinizi sevin, saçlarınız süpürge olmaktan istifa etsin. Erkek gibi karı sözünü hakarete yazın. Barışa ve kardeşliğe sıkılan kurşunları, elinizi uzatıp siz tutun, bundan böyle güvercine kan bulaşmasın, gayrısından umutsuzum.
Dağlarca günlerden bir gün, öylece söyleyivermişti, aşağıdaki dizeleri, onu sizle paylaştığımı bağışlasın: 'Saklanır kadın, ellerine, sesine/Yanındaki erkek, onun içine saklanır...' Saklanıcılar, size de merhaba!
Bütün, kadın olmayı bilenler, çok ve güzel yaşayın... Başı dik, gürlü güvenli, kalbiniz aşklı, diliniz şarkılı, geceleriniz yıldızlı, mucizeler yaşayın... Şu, ömürlerinizi budayıp da indiren erkek milletinin inadına... Gene onlarla bir tango yaparak, aşkla umutla donanarak... (Hanginiz dedi onu, umma Davut, gönlün avut'u?)
Bastığın yer senindir
Bastığın yeri duymak lazım, kimsenin seni kolay kolay yerinden oynatamayacağı şekilde güçlü durmak lazım
Dünyadaki kadın erkek eşitsizliği, yerküre üzerinde duruşumuza da yansıyor, erkekler kadınları sıkıştırıyor. Erkekler evde, sokakta ve otobüste yayılırken, kadınlar genellikle bacaklarını birleştirerek, kollarını bedenlerinden fazla ayırmadan sıkı bir paket halinde duruyor.
Kadınlar olarak hepimiz biliriz herhalde yanımıza oturan erkeğin, ortada hiçbir samimiyet yokken, çat diye kolunu koltuğumuzun arkasına atıvermesini, bizimse başımızı elimizi kolumuzu, bedenimizi nereye koyacağımızı bilemememizi.
En bildik durumu aynı zamanda en sık sıkıntıya sokan durum olduğu için yazmadan geçmeyeceğim. Otobüste oturmaktadır genç ya da yaşlı kadın. Yanındaki erkek bacaklarını açar da açar, kendi gövdesini takip eden çizgiyi bayağı aşmıştır geniş açılan bacakları. Adamın bacaklarının açısı genişledikçe, kadınınki daralır. Sonra açı falan kalmaz, kadının bacakları birbirine yapışıp tek bir doğru oluşturmuştur, daralacak yer kalmamıştır, işte şimdi yokolma zamanıdır.
.....
Kadınlar olarak kamusal alanda duruşlarımızı anlamak için yaptığımız bir atölyede kolaylaştırıcılar, katılımcılara büyükçe bir odada sokakta yürür gibi yürümelerini söylediler. 10 kadın, galiba hepimiz, büyük oranda, yolumuza bir başkası çıktığında yolumuzu değiştirdik. "Kendinize bir hedef seçin ona doğru kararlıca yürüyün" dediklerinde ise yolumuza çıkanlara rağmen yürümek hepimiz için çok zor oldu. Böyle olmasına hiç şaşırmamak lazım aslında. Ben yıllardır, o kahvenin önünde erkekler oturuyor, şu manavın tezgahtarı bana bakıyor, okul duvarının önünde üç genç beni ima ederek fena fena konuşuyor diyerek yolunu değiştirmiş, zaman zaman yolun diğer tarafına geçmekten imtina etmemiş bir insanım.
Galiba bunu fark etmek çok önemli. Erkekler durdukları yerde duruyorlar ve kadınlar yürüyecekleri yeri ona göre ayarlıyorlar genellikle. Kadınlar, erkeklerin etrafında, hissettikleri tehlikeye göre bazen 30 santimetrelik bazen 10 metrelik alan bırakarak, gidecekleri yere gidivermeye çalışıyorlar. Kadınlar neredeyse hiç 'durmuyor' sokakta, birine bakmıyorlar, onlar sadece yürüyüp gitmeye çalışıyorlar. Sahne erkeklerin sahnesi, mekân delikanlıların mekânı, kadınlar için ise sokak, en az hasarla, hızla tamamlanması gereken bir mecburi geliş geçiş alanı.
....
Bir de alanımız gasp edildiğinde, sokaktaki varlığımız tehdit edildiğinde yaptıklarımız var ki, onlar da bastığımız yere nasıl sahip çıkamadığımızı gösteriyor. Düşünün ki bir kadın olarak yoldan geçiyorsunuz, kenardaki üç genç erkek ıslık çalıyor, laf atıyor. O zamanlarda biz kadınlar yokolmak, yer yarılsa da dibine girsek istiyoruz. Yer yarılmıyorsa ordan hızlı hızlı gidelim, ortadan kaybolalım istiyoruz. Görmek istemiyoruz duymak istemiyoruz, yaşamak istemiyoruz. Bu azap anları bitsin derken mekânımıza da sahip çıkmıyoruz.
...
Ama durmak lazım galiba, sağlamca durmak, bastığın yeri duymak, hissetmek, yeryüzündeki varlığını bilmek. Seni kimsenin kolayca yerinden oynatamayacağı şekilde durmak.
Otobüste tacize uğradığında susup susup susup içine çekilmemek, adamı dışa doğru iteklemek lazım. Yolda yürürken etraftakiler laf atarken şeffaflaşıp duymaz, görmez olmamak, "duyuyorum, görüyorum, halinizi hiç beğenmiyorum" dercesine bakmak gerekiyor. Kaybolmak değil varolmak gerekiyor.
TUĞBA TEKEREK
(alinti) |