iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:44 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Kadın Hakları » kitaplar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14.03.07, 14:15
Standart kitaplar

14.03.07, 14:15






Kadının El Kitabı- Rebera Hevwelatiya Jin/Helsinki Yurtaşlar Derneği/171 sayfa




Hem Türkçe hem Kürtçe

Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin çıkardığı 'Rebera Hevwelatiya Jin/Kadının El Kitabı'nı hem anlamak hem de yararlanmak çok kolay

NAZAN ÖZCAN
''Ayşe imam nikahıyla, ikinci eş olarak evlendirildi. Kocası, bir süre sonra ayrı yaşadığı birinci eşiyle barıştı ve birlikte yaşamaya başladı.
'İlk eşimden intikam almak için seninle evlendim. Şimdi onunla olmak istiyorum, seni istemiyorum' diyen eşi, Ayşe'yi dövmeye başladı. Ayşe birkaç aylık olan bebeğini bırakarak evden ayrılmak zorunda kaldı. Bir kadın merkezinden yardım istedi. Eşinden şiddet gördüğü için, darp izlerini gösteren sağlık raporu alındı, şiddet uygulayan eş hakkında suç duyurusunda bulunuldu, çocuğunu geri almak için dava açtı, kısa bir süre sonra çocuğunu aldı. Eş üç gün gözaltına alında, 4320 sayılı yasa gereği evden uzaklaştırılmasına karar verildi. Ayşe çocuğuyla birlikte evine döndü."
"Hafize, Selma, Saadet bir devlet dairesinde sözleşmeli müteahhit elemanı olarak üç yıl çalıştılar. Sözleşmeleri dört yıllıktı. Üçüncü yılın sonunda sözleşmeleri devam ettiği halde, devlet kurumu o yıl aldığı bir kararla, üç yıl boyunca yaptıkları işin niteliğini değiştirip (büro elemanı iken, temizlik işçiliği yapmaya zorlandılar) işten çıkarıldılar. Hakları olan ihbar ve kıdem tazminatları ile diğer hakları, müteahhit şirketi tarafından da devlet kurumu tarafından da ödenmedi. Bir kadın örgütüne başvurdular. Kadın örgütünün hukuk danışmanı ile görüşüp, dava açıp haklarını kazandılar."
"Hatice berdel olarak evlendirildi. Kocası sürekli dövüyordu. Boşanması, berdel karşılığı evlenen kardeşinin de boşanmasına neden olacağı için, evliliğini sürdürsün diye ailesinden ağır baskı görüyordu. Yaşadığı şiddete daha fazla dayanamayıp kadın merkezine başvurdu. Üç çocuklu Hatice, vücudundaki darp izleri nedeniyle sağlık raporu aldı, sığınma evine yerleşti, dava açarak boşandı. Şimdi başka bir hayat kurmaya çalışıyor."
Yukarıda anlattığımız olayların ortak noktaları, kadınların başına gelmesi, şu anda bile güzide memleketimizin bir yerlerinde onlarca kadın tarafından yaşanıyor olması, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin Kürtçe ve Türkçe olarak yeni çıkardığı 'Rebera Hevwelatiya Jin/Kadının El Kitabı'ndan örnekler olması, kadınların "haklarını bilerek ya da bilmeyerek" bir yerlere başvurup bir sonuca ulaşması. Ve son olarak da, birinci örneğin kadının "bedenle ilgili hakları"ndan, ikinci örneğin kadının "ekonomik hakları"ndan ve üçüncü örneğin kadının "çocuklarla ilgili hakları"ndan ve hepsinin de yasalarla koruma altına alınmış olması. Yani bu haklar bilindiği sürece kullanılabilir ve sonuca ulaşılabilir.
Kitabı hazırlayan Esra Koç ve avukat Ayşegül Kaya da tam da bunun üzerinde duruyor döne döne. Diyorlar ki, "Bilgisizlik, bir yandan gelenek dediğimiz sözlü yasaların egemenliğinin devam etmesine, öte yandan yazılı yasalardan yararlanmamamıza neden olur. Tüm geleneksel yapılara ve kurallara baktığımızda özellikle bilgiden ve öğrenmekten alıkonulduğumuzu görüyoruz. Çünkü bilmek, kendimize güvenmemize ve yaşamımızı değiştirmemize yol açar. Bilgi, zaten 'kötülüklere' gebe oldukları yıllarca önce söylenmiş kadınların elinde olursa elbette ürkütücüdür. Hani laf aramızda, bilirsek kullanacağımız da kesindir!" İşte tam da bu yüzden yazılmış bir kitap bu. Ama diyorsanız ki, bu ülkede hâlâ okumaya yazma bilemeyen yüzbinlerce kadın var, sizin tuzunuz kuru, onlara ne olacak, onlar da düşünülmüş. Hem Türkçe hem Kürtçe olarak CD hazırlanmış. Boyalı Kuş tiyatrosunun hazırladığı CD'ler bir tür radyo tiyatrosu gibi. Didaktik didaktik anlatmak yerine kadınlar, dertleşiyormuş gibi öncelikle sorun üzerinde konuşuyorlar sonra da çözüm yollarını en ince detayına kadar anlatıyorlar. Dinleyen ne yapması gerektiğini ve nasıl yapılması gerektiğini kolayca anlayabiliyor.
Neler var neler?
Hukuk dilinin ağırlığını taşımayan kitabın ilk çalışmaları 2006'nın Ocağında başlamış. Tabii ki kadının günlük hayatta karşılaşabileceği her şeyi bu kitabın içine koyalım gibi bir şey düşündükleri için başlıklar epey fazla. Ama tabii bu anlamda da iyi. Çünkü böylece sürüyle hurafeyi yıkıyor. Mesela boşanınca erkek çocuk annede, kız çocuk babada kalır yalanı. Yasa çocuğun korunması ve yetişmesi için kadının çok daha önemli olduğunu öngörüyor. Yüzde 99 çocuğun annede kalmasına karar veriyor. Velayet kadınlara veriliyor ama kadınlar bunu bilmiyor, bilmeyince de boşanmayı göze alamıyor vs. Başlıklar çeşitli dedik. Birinci bölüm olan "Bedenimiz Bizimdir"de doğurmama hakkından kürtaja, şiddetten bekaret kontrolüne birçok konu var. İkinci bölüm "Ekonomik Haklarımız". Çalışma hakkından kadınlara yasak olan iş alanları var mı, iş ilanlarında ayrımcılık yapılıyor mu, gebelik işten çıkarma gerekçesi olabilir mi, kadının çalışması kocanın iznine bağlı mı, işyerinde cinsel taciz, eşit işe eşit ücret, doğum izni, kreş ve yuva açma yükümlülüğü, ev emekçisinin sigortalanması, ev kadınının sigortalanması, boşanma durumunda kadının sosyal güvencesi bu bölümün konuları. "Mülkiyet Haklarımız" isimli üçüncü bölümde miras hakkı, evlilikte mal rejimi, boşanma durumunda haklarımız var. Bölüm dört "Aile Hukuku"nda nişanlanma, evlenme, boşanma, zina, dini nikah, başlık parası, zorla evlendirilme, boşanma davası nasıl açılır, boşanma halinde kadının hakları, boşanma davalarında yetkili mahkeme gibi bilgiler yer alıyor. Bölüm 5 "Kimlik Haklarımız". Altıncı bölüm
"Çocuklarımızla İlgili Haklarımız" yazıyor: Velayet, nafaka, evlilik dışı çocuk, babalık davası, aile düzenine karşı suçlar. Yedinci bölümden 14. bölüme kadar ise şöyle devam ediyor: "Siyasal Haklarımız", "Mahkemelerde Hak Arama", "Eğitim Hakkı", "Yerel Yönetimle İlgili Haklar", "Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü", "Trafikte Karşılaşılan Sorunlar ve Yasal Başvuru Yolları", "Medya Karşısında Kadının Durumu", "Tüketici Olarak Haklar". Bu bölümlerden sonra, "Kadın ve Kadın Yurttaş Haklar Bildirgesi",
"Uluslararası Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi", "Ailenin Korunmasına Dair Kanun", "Bilgi Edinme Kanunu",
"Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun" da kitaba eklenmiş. Ama en güzeli, acil durumlarda ya da yardım için gerekli olduğunda arayabileceğiniz kadın merkezlerinin adresleri ve telefonlarının kitabın arkasında olması. Ayrıca her tür dilekçe örneği de konulmuş. Kitap ve CD'ler satılmıyor ama isteyene posta ücreti karşılığı gönderiliyor.
www.hyd.org.tr
0212-292 68 42/43
Kadının El Kitabı- Rebera Hevwelatiya Jin/Helsinki Yurtaşlar Derneği/171 sayfa
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 14.03.07, 14:19
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: kitaplar




20 yıl sonra Kadının Adı Yok

Duygu Asena'nın anısına hazırlanan Gücünüzü Bilin ile Asena'nın 20 yıl önce yazdığı Kadının Adı Yok yeniden yayınlanıyor

Kadının adı yok, bütün dünya kadınlarının durumunu ifade eden kısa ama çok büyük bir cümle. Duygu Asena imzalı bir kitap olarak önümüze çıktığı gün pek de kıymetini bilememiştik.
20 yıl önceydi... Duygu ile birlikte Gelişim Yayınları'nda çalışıyorduk. Bir gün Ercan Arıklı hepimize nispet vermek istercesine elinde pembe kapaklı bir kitapla gelmişti. Üzerinde 'Kadının Adı Yok' Duygu Asena yazıyordu. Ercan bey biz Nokta'cılara, yani Ayşim Alpman'a, Ayşenur Aslan'a, Tuğrul Eryılmaz'a, Güldal Kızıldemir'e, Haluk Şahin'e, Hilmi Yavuz'a, Gülay Göktürk'e, Dürrin Ababay'a, Neyyire Özkan'a, Nadire Mater'e şöyle demişti: "Kıskanacaksınız, Duygu ilk kitabını yazdı ve bu kitap çok satacak."
Kadınca dergisi için sabahtan akşama kadar masasında çalışan Duygu ne zaman vakit bulmuş da kitap yazmış diye hepimiz ikirciklenmiştik. Hatta Hilmi Yavuz, kapaktaki Duygu Asena ismi 'sahte mi' diye tırnağıyla kazıma denemesine bile girişmişti. Keşke ilk andan kıskansaydık Duygu'yu. Bizler daha ziyade kitabı, "kadınlara mahsus hafif bir anı kitap kategorisinde" sayıp çok da önemsememiştik. Halbuki bir feminist manifesto yazmıştı Duygu. Bizler durumu yavaş yavaş kavrayacaktık.
'Kadının Adı Yok' çıktığı günlerde kadın hakları kavgası verenlerimiz, acaba bu kitaba daha farklı mı yaklaşmışlardı? Kitaptaki kadın bakış açısını irdeleyen yazılar yazmışlar mıydı? Bu sorunun yanıtı için arşivlere girmedim. Zira kitabın çıktığı yıllarda Duygu'nun manifestosunu ciddiye alıp yorumlayanların sayısı hiç kalabalık değildi. Kız kardeşi İnci Asena'ya da sordum, o da aynı şeyi söyledi.
Duygu için ölümünün ardından AKM'de düzenlediğimiz uğurlama töreninde Şirin Tekeli, "Kadının Adı Yok bir feminist manifestoydu" değerlendirmesini yapınca pek çoğumuz "Ne iyi etti de bu değerlendirmeyi yaptı" diye düşünmekten kendimizi alamadık. Bir usta, bir başka ustayı onaylıyordu yüzlerce kişinin önünde. Duygu sarı güllerle bezenmiş tabutunun içinde sahnede yatıyordu. Aramızdayken onu mahrum ettiğimiz bu saptamayı, ne yazık ki duymuyordu.
Gecikmiş bir yazı
'Kadının Adı Yok'u yayımlanmasından 20 yıl sonra yeniden elime aldım ve altını çize çize, sindire sindire okudum. Duygu bu kitapta kendisine çok benzeyen bir kadını anlatmıştı. Daha okula başlamadan babasının sıkı namus denetimine girmiş iki kız kardeşin dünyasıyla başlamıştı kitabına. Babasıyla yaşadığı gerginlikleri aktarırken bütün kadınlara tercümanlık ediyordu: "Babamın oğlanları sevmediğini, kızları sevdiğini biliyorum, ama bunun neden böyle olduğunu bilemiyorum, çünkü babamın kendisi de oğlan!" Kitaptaki baba, karısına sokağa çıkmadan önce hesap soruyordu: "Nereye gidiyorsun, kaçta geleceksin, kaç lira harcadın?"
Duygu annesinin, bu soruları babasına bir gün bile sormadığını fark etmişti. Annesiyle babası seviştiklerinde, annesinden hiç keyifli sesler yükselmediğini de... Memeleri çıkmaya başlayınca duvarlar içine hapsedilen iki kız kardeşin kararan dünyası bir türlü aydınlanmıyordu. Kaldı ki, oğlanlarla konuştukları için kızlarını döven babalar da vardı yakın çevrelerinde.

Adeta babalar için
Duygu'nun kitabı babalar için bir yüzleşme kitabıydı. Onun anlattığı babaya benzemeyen kaç baba var diye düşünmeden edemedim. Bütün tedbirleri kızlarının kendi cinslerine mesafeli davranması için alan babalar, acaba yaptıklarının farkında mıydılar? Çok ikiyüzlü davranmıyorlar mıydı? Yumuşak babaların politikası sert babalara göre daha mı az yıkıcıydı? "Ben kızıma güveniyorum, bu yüzden!.." diyen seslerine bir kulak verseler ne denli saçma konuştuklarını acaba anlayabilecek noktaya gelebilecekler miydi?
Kızlarını erkeklerden uzak tutmayı temel mesele olarak gören, bu konuda eşleriyle ve okul müdürleriyle işbirliği içinde olan babaları, Duygu kitabında muhteşem bir biçimde teşhir etmişti. Erkek egemen topluluklarda bu egemenliğin aile içinde nasıl adım adım inşa edildiğini de bir mimar gibi anlatmıştı.
'Kadının Adı Yok'daki baba, iki kızının da üniversiteye gitmesine itirazı olan bir baba idi. Kitabın tamamen otobiyografik olduğunu söylemek yanlış olacak ama, 'Kadının Adı Yok'taki baba Duygu'nun babasına her bakımdan çok benziyordu. Büyük kız, üniversite sınavına girmesine karşı çıkan babasına kafa tutarken şöyle diyordu: "Baba, bak kartlarımız burada, bizi eve zincirleyecek değilsin ya, gireceğiz, eğer bir izin verme, evden kaçacağım, haberin olsun!" Hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşan baba sadece gülüyor ve "Nasılsa kazanamayacaksın, kazanırsan da bitiremeyeceksin" demekle yetiniyordu.
İsyancı kız üniversite sınavına gerilla edasıyla girmiş ve elbette kazanmıştı. Tabii bu arada kendisine ve kız kardeşine yasaklanan gönül maceralarından da geri durmamıştı. Ancak hayatının ikinci penceresini açtığında bu kez de birlikte olduğu erkeklerin kadını aşağılayan görüşlerini keşfedecekti: "Erkekler ilk olmak isterler, ilk ve tek, yalnız onu tanısın, başkalarını bilmesin, en iyi o sansın isterler... Onların zevk almaları gerek, biz almamalıyız, biz yalnızcaonlara zevk vermeliyiz, verirken de damgalanmamalı, itilip kakılmalıyız."


Hayatımızın kara delikleri
Duygu hayatımızdaki kara noktaları tek tek suratımıza vururken şu saptamayı da yapmıştı: "...insanlar, pardon bayanlar ikiye ayrılırlar: Kadınlar ve kızlar. Genellikle evli olanlara kadın denir ama, evlenmeden kadınlığa ulaşanlar da çok iyi bilinir... Onlar aile içinde genç kızdırlar ama, kendi arkadaş çevrelerinde, 'o kadındır biliyor musun' diye dehşetle ve de tiksintiyle anılırlar. Bütün erkekler kadın diye bilinen o dişi genç kızın peşindedirler, onunla yatmaktır bütün amaçları..." Duygu'nun kahramanı evlenecek, sonra da işe girecekti. Evlilikteki ve iş yaşamındaki erkek egemen ortam soluk almaya el vermeyecekti. Adı olmayan kadın, (gerçekten de kitap boyunca, anlattığı önemli kadınlara, kendisine, kız kardeşine ve annesine isim takmamış Duygu) erkeklerin dünyasında yaşayan boynu bükük kadınlar adına isyan ediyordu hep. Ama isyanını genelde küçümsüyordu, hayalinde daha fazlası vardı, aklından her geçeni söylemek istiyordu. "Bütün bu içimden geçenleri, bir gün dışımdan geçiriversem ne olur diye öyle merak" ediyordu ki...
Kürtajı da çok teşhir edici bir tonda anlatmıştı Duygu. Doktorları, hemşireleri, spiralleri metalik bir gerçekçilik içinde aktarmıştı. Kocasının kendisine söylediği bir söz vardı, pek çok beraberlikte tekrarlanan: "Hani sen ilk gebe kaldığında o çocuğu istemiştin, ben daha genciz demiştim, aldırmıştık, yine..." Aklından geçirip de yüksek sesle ifade etmediği sözler şöyleydi aslında: "Aldırmamıştık Gürkan, aldırmıştım. O çocuğu ben isterken, senin dediğin olmuştu erkeksin diye." Kararı da birlikte vermemişlerdi, ameliyat masasına da birlikte yatmamışlardı. Çoğul kullanılan "aldırmıştık" fiili gerçekten pek çok kadına çuvaldız gibi battığı halde belki de ilk kez Duygu'nun tercümanlığıyla karşı tarafa ulaşmış oluyor.

Patron ona "yavrum" demişti ama...
Kendisini işe kabul ettiğini haber veren patron ona "yavrum" deyip maaşın adını koymadığında "Maaşım kaç peki pis herif, yavrun batsın, kaça alıyorsun beni işe" demek istemişti. İşe başladıktan birkaç hafta sonra da kendisiyle aynı anda işe alınan iki erkeğe daha fazla maaş ödeneceğini öğrenivermişti. Duygu'nun kahramanı (aynen Duygu gibi) işyerinde evli bir erkeğe âşık olmuştu. Evli bir erkek işyerinde evli bir kadınla ilişki kurduğunda başına bir şey gelmezken, o kendisini kapının önünde buluvermişti. Bu olay Duygu'nun gerçek yaşamında da başına gelmiş ve onda büyük iz bırakmıştı.
Duygu'nun kahramanı, yaşamdaki eşitsizlikleri gördükçe kuvvetleniyordu. Doğum günü kutlamasında kestiği pastadan ilk dilimi kendisine ayırmıştı. Çünkü, en çok kendisini seviyordu.
'Kadının Adı Yok' yayınlanalı tam 20 yıl oldu. Bir şeyler değişti elbette. Ama daha değişmesi gereken çok şey var... Duygu'cuğum, demokrasi, özgürlük ve kadın-erkek eşitliği için yazdığın her satırın kıymetini bileceğiz. Rol modeli olarak genç kadınlara ve gazetecilere sanırım daha yıllarca sesleneceksin. Çünkü sen ileriyi görerek kullandın kalemini.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar