iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:40 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Eğitim & Kişisel Gelişim » Çocuğum » Çocuk Hakları » Çocuk ve şiddet

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 24.03.07, 15:40
Standart Çocuk ve şiddet

24.03.07, 15:40



Çocuğun Şiddetten Korunma Hakkı


Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun bir birey olarak hakları olduğunu anlatan, dünya çocuklarının yaşam kalitesini hak ettikleri düzeye çıkarmayı amaçlayan bir sözleşmedir(1). Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilmiş ve 1990’da üye devletlerin imza ve onayına açılmıştır. Bugün dünyanın hemen hemen her ülkesince kabul edilmiş olan sözleşme Türkiye Cumhuriyeti tarafından da 1990’da imzalanmış, 1995 yılında ise Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Toplam 54 maddesi bulunan Çocuk Hakları Sözleşmesinin 19. maddesi çocuğun şiddetten korunma hakkı ile ilgilidir. Madde 19: *Bu sözleşmeye taraf devletler, çocuğun anababasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanındayken bedensel ya da zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idarî, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. *Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adlî makamların işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere gereken desteği sağlama amacıyla sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir. Çocuğa karşı şiddet ve çocuk ihmali nedir? Çocukların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar veren, gelişimlerini engelleyen tutum ve davranışlara maruz bırakılmalarıdır. Bu tutum ve davranışlar çocuğu 3 biçimde örseleyebilir:
1-Fiziksel:çocuğun kaza dışı olan yaralanmasıdır. Bu yaralanma dövülme, yanma, ısırılma vb. gibi yollarla gelişebilir.
2-Cinsel:Çocuğun rızası olsun ya da olmasın ırzına geçilmesi, cinsel organlarının ellenmesi, müstehcen sözlere maruz bırakılması, yetişkinin cinsel organlarını okşamaya yöneltilmesi veya zorlanması, pornografide ya da fuhuşta kullanılması, çocuğa pornografik materyal izletilmesi, teşhircilik gibi davranışlara maruz bırakılmasıdır.
3-Duygusal: Reddetme, yalnız bırakma, aşırı koruma, aşırı hoşgörü, baskı, sevgiden ve uyarandan yoksun bırakma, sürekli eleştiri, aşağılama, tehdit, suçlama, yok sayma, çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olmayan beklentiler içinde olma, çocuğu aile içi uyuşmazlıklarda taraf tutmaya zorlama, aile içi şiddete tanık etme vb. gibi davranışlardır. Çocuk ihmali:
Çocuğu yeterli beslenmesi, sağlık kontrollerinin yaptırılması, hastalandığı zaman doktora götürülmesi, uygun ve temiz giydirilmesi gibi temel gereksinimlerinin karşılanmamasıdır(2).
Çocuğa karşı şiddetin sonuçları nelerdir? Şiddetle karşılaşan çocukta çeşitli sakatlıklar ortaya çıkabilir. Kırıklar, beyin kanamaları, iç organ yaralanmaları sonucu ortopedik sakatlıklar, felçler, havale, zeka özürü, çeşitli organ yetersizlikleri gelişebilir. Bu hasarların çok ağır olması durumunda ölüm ortaya çıkar(3).
Yaşamı kurtulanlarda ise depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal uyumsuzluk vb. gibi ruhsal sorunlar gelişebilir. Bu kişilerde uyuşturucu bağımlılığı, suça ve fuhuşa yatkınlıkta artış olduğu gösterilmiştir. Zekâ özürü ya da ruhsal örselenme sonucu bu çocuklarda genellikle okul başarısı düşüktür.
Dayak çocuğun bilişsel gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir(4).
Fiziksel cezalandırmayla terbiye edildiği düşünülen çocuklar, kaba gücün sorunları çözmek için etkin bir yöntem olduğuna inanarak büyürler ve erişkin yaşlarda kendileri de başka çocukları istismar eden erişkinlere dönüşebilirler, böylece istismar olayları kuşaktan kuşağa sürüp gider. Şiddet uygulayanlar kimlerdir?Hangi durumlarda risk artar? Çocuğa şiddet uygulayan kişiler çoğu kez tanıdığı, evi, okulu, işyeri gibi yakın çevresinde bulunan erişkinlerdir. Aile içi şiddet çocuğa anne babası ya da evdeki diğer büyükler tarafından, okulda şiddet ise öğretmenler, görevliler ya da diğer öğrenciler tarafından uygulanmaktadır.
Anne baba yaşının çok genç olması, işsizlik, ekonomik sıkıntılar, aile içi geçimsizlik, alkol ya da uyuşturucu kullanımı, çok çocuklu aile, ana babada ruhsal bozukluk gibi etmenler aile içinde çocuğun şiddete maruz kalmasını artırırken, okulda da öğretmenin kişilik bozukluğu, kalabalık sınıflar, sosyal baskılar, disiplin yöntemi olarak dayağın kabul görmesi gibi nedenler şiddete yol açmaktadır(5, 6).
Bunlara ek olarak zihinsel ya da bedensel özürlü, hiperaktif ya da uyum güçlüğü çeken çocuklar şiddete daha sık maruz kalmaktadırlar. Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesinde Öğretmenin Rolü:Çocuklarla hergün bir arada olup onları sürekli olarak gözlemleme olanağına sahip öğretmenler, çocukların davranışları ya da görünümlerindeki en ufak değişikliği bile farkedip nedenini anlama konusunda özel bir öneme sahiptirler(7).
Çocukları yaşıtlarıyla bir arada gördükleri için aradaki farkı daha iyi algılayabilirler. Örneğin deneyimli ve çocuk istismarı konusunda bilgili bir öğretmen, öğrencisinin yüzünde ya da vücudunda gördüğü yara bere ile ilgilenip başına ne geldiğini araştırabilir; davranışlarındaki içe kapanma, mutsuz, keyifsiz görünme, dikkatini toplayamama, okul başarısında düşme, hırçınlık, saldırganlık vb. değişiklikleri gözleyebilir. Herhangi bir sorunla karşılaşan öğrencisinin kendisiyle dertleşmesi için uygun ortamı yaratabilir. Bu sayede öğrenciye yararı olabilecek çözümler üretilmesine katkıda bulunabilir. Öğretmenin istismar ve ihmale uğradığından kuşkulandığı durumları sosyal hizmetler kurumlarına ve gereğinde adlî makamlara bildirmesi gereklidir. Bu bildirim hem öğrencinin istismardan kurtulmasını, hem de istismarcının cezalandırılmasını ve olabiliyorsa tedavisini sağlar. Buna karşın resmî makamlarca kayda geçen istismar olgularının pek azı öğretmenler tarafından bildirilmektedir (8).
Bunun nedenleri arasında öğretmenlerin bu tür olayları kime ve nasıl bildireceklerini bilememe, bildirmenin yararlı olacağına inanmama, sonuçlarından çekinme; çok ağır olmayan durumlarda da dayağın ailede çocuğu terbiye etmek için kullanılabilecek uygun bir yöntem olduğuna inanma, aile içi durumlara karışmak istememe gibi bir çok etmen sayılabilir. Öğretmenin dayağın etkin bir disiplin yöntemi olduğuna ilişkin inancı, çocuğun evde olduğu kadar okulda da fiziksel istismarla karşılaşmasına yol açmaktadır. Çocuğun eğitiminde dayağın yararlı olduğu geleneksel olarak da kabul görmektedir.“Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”, “Eti senin kemiği benim” gibi özdeyişlerimiz toplumun öğretmene bu hakkı tanıdığını vurgulamaktadır. Eğitim Kurumlarında Şiddet: Çocuklar kreşler, yuvalar, bakım evleri ve okullar gibi eğitim kurumlarında şiddete uğrayabilirler. Bu şiddet diğer yerlerdekilerine benzer olarak duygusal, fiziksel ya da cinsel istismar biçiminde olabilir. Duygusal istismarın sıklığı konusunda kesin veri bulunmamaktadır, fiziksel ya da cinsel istismarda olduğu gibi nesnel bulguların olmayışı tanıyı güçleştirmektedir. Fiziksel istismar okullarda cezalandırma yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaktadır (9).
Fiziksel istismar tanımın içine dayağa ek olarak, sarsma, çimdikleme, kulak çekme, iğne batırma, rahatsızlık verecek pozisyonda uzun süre durmaya zorlama, ceza olarak aşırı egzersiz yaptırma vb. davranışlar da girmektedir (10).
Fiziksel istismara erkek çocuklar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Erkek öğretmenlerin de fiziksel cezalandırmaya daha sık başvurduğu görülmektedir. Bu, geleneksel kültürde babanın evdeki otoriter tutumunun okula taşınması olarak yorumlanabilir(11).
Toplumdaki yaygın kanının aksine araştırmalar eğitimde fiziksel cezanın başarılı olmadığını; övgü, ödüllendirme gibi olumlu güdülemelerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Fiziksel ceza öğrencinin okuldan korkmasına, özgüvenini yitirmesine neden olurken, davranışı daha kötüleştirmekte, saldırgan ve yıkıcı tutumları artırmaksa, sınıf düzenini bozma, eşyalara zarar verme, öğretmenlere karşılık verme, yalan söyleme gibi olumsuz davranışları artırmaktadır(12). İstenmeyen davranışı değiştirme konusunda fiziksel cezanın etkisi geçicidir. Bir süre sonra yinelenen olumsuz davranışta sonuç alabilmek için giderek cezanın şiddetinin artırılması gerekir. Öğrencilerin okulda fiziksel olarak cezalandırılması, yasa ve yönetmeliklerimizle de engellenmeye çalışılmaktadır. Öğrenciye fiziksel zarar veren öğretmenin maaş kesilme, uyarı gibi cezalar alabileceği 4357 sayılı yasanın, 6. maddesinin b bendinde (13),
1702 sayılı yasanın 20 ve 22. maddelerinde de açıkça belirtilmektedir(14).
Aynı yasanın 27. maddesi gereğince öğrenciye cinsel tacizde bulunan öğretmen meslekten çıkarılma ile cezalandırılmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliğinde de öğrencilerin bir başkasının iffet ve namusuna tecavüz etmeleri, kişilere eziyet etmeleri ve işkence yapmaları örgün eğitim dışına çıkmayı gerektiren davranışlardan biri olarak belirtilmektedir(15).
Türk Ceza Kanunu’nun 414-417. maddeleri de çocukların namusuna saldırı olması durumundaki ağır hapis cezalarını tanımlamaktadır. Bütün bunlara karşın, yapılan çalışmalar çocuğa karşı şiddetin engellenmesinde yasa ve yönetmeliklerin yetmediğini, önemli olanın toplumun bu konudaki düşünce ve tutumları olduğunu göstermiştir (16). Ülkemizde okullarda uygulanan fiziksel cezanın boyutları kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan az sayıda çalışmada okullardaki çocukların % 50-75’inin değişen derecelerde fiziksel cezaya uğradıkları gösterilmiştir (3).
Okullardaki şiddetin bir diğer boyutu ise çocukların diğer çocuklara uyguladığı şiddettir. Çocuklar arası şiddette hazırlayıcı etmenler daha önce kendisinin şiddetle karşılaşmış olması, gerçekleşmeyen umutlar, düş kırıklıkları, öç alma duyguları, paylaşılamayan öfke, antisosyal kişilik ve madde bağımlılığıdır. Bu tip şiddet tek bir öğrencinin bireysel şiddeti olabileceği gibi, bu kişilik özelliklerine sahip birden fazla öğrencinin bir araya gelerek çeteler oluşturması ile de ortaya çıkabilir. Bu çocuklar bu yolla kendilerini daha güçlü hissedebilir, yaptıklarından zevk alabilir ya da diğerlerinin bunu hakettiğini düşünebilirler(17).
Duygularını ifade edebilen, insan ilişkilerinde başarılı, uyumlu, yaşama umutla bakan çocuklarda ise şiddet eğilimi düşüktür. Bir çocuğun şiddete yatkınlığı değerlendirilirken olumsuz özelliklerine ek olarak olumlu yanları da gözönüne alınmalı; olumsuz yanları ağır basıyorsa psikolojik destek sağlanmalıdır. Sonuç ve Öneriler:Çocukları şiddetten korumanın ilk adımı şiddetin varlığını kabul etmektir.“Bizde böyle şeyler olmaz”“Bu kadarcık dövme şiddet sayılmaz” gibi yaklaşımlar şiddeti inkâr etmektir. Ülkemizde fiziksel cezanın disiplin yöntemi olarak yaygın bir kullanımı olduğu bilinmekteyse de boyutları konusunda ayrıntılı çalışmalara gereksinim vardır. Öğretmenler çocuk istismarı konusunda gerek mezuniyet öncesi gerek hizmet içi eğitimlerde bilgilendirilmeli, istismara uğramış çocukları farketme konusunda beceri kazandırılmalıdır. Öğretmen, çocuğu eğitirken asla fiziksel ceza uygulamayarak örnek olmalı, uygulayanları da hoşgörmemelidir. Toplumun çocuk istismarı konusunda duyarlılığını artırmak, öğrencilerinin anne babalarını ve diğer bireyleri eğitmek konusunda öğretmene önemli görevler düşmektedir.
Okul aile birliği toplantıları ve veli görüşmelerinden bu amaçlar için yararlanılabilir. Okulda ve evde disiplini sağlamak için dayak dışı seçenekler bulunmaktadır. Bu seçenekleri uygulamanın çocukta olumlu davranışı geliştirmede daha başarılı olduğu kanıtlanmıştır.
Aşağıda bu tür seçeneklerin bazıları özetlenmiştir. Dayak dışı yollarla disiplini nasıl sağlayabiliriz?*Çocukla yaşına uygun bir dille konuşarak iyi iletişim kurun. Sözel öğretmen-öğrenci ilişkisi çocuğun bilişsel yeteneklerini geliştirir. *Olaylara çocuğun gözüyle bakıp, kendinizi onun yerine koyabilmeye çalışın. Size çok kabul edilemez görünen bir durum çocuğun gözünde tamamen farklı olabilir. *Çocuğa yaşına uygun, kabul edilebilir, kesin ve tutarlı sınırlar çizin, belli kurallar koyun. Bunların aşılmasını istemediğinizi kesin bir dille ifade edin. *Çocuk sınırları aştığında ya da kurallara uymadığında sonuçları ile yüzleştirin. Örneğin yeri kirleten çocuktan orayı temizlemesini, birini inciten çocuktan özür dilemesini isteyin. * Çocuğa konuşma ve davranışlarınızla örnek olun.“Lütfen, teşekkür ederim” gibi kelimelerin kullanılmasını özendirin. Sabır, nezaket, saygı gibi kavramları anlatarak değil davranışlarınızla öğretin. *Çocuğun birden fazla istenmeyen davranışı varsa hepsini bir anda ele almayın, birer birer ilgilenin. Bu davranışın neden sorun yarattığını açıkça anlatın, değiştirdiğinde onu iyi davranışından dolayı kutlayın. *Çocuğun olumlu davranışlarını onayladığınızı beden dilinizle de gösterin. Bazen bir küçük gülümseme, sırt sıvazlama ya da bir baş hareketi birçok söze bedeldir. *Çocuklara sorunlara çözümler üretme, sorunlarla başa çıkma konusunda destek olun, ancak onların yerine kararlar vermeyin. Bırakın kendi kararlarını verip, davranışlarını kendileri belirlesinler; bu özgüvenleri için çok yararlıdır. Yaşamak, sağlıklı büyük ve gelişmek, eğitim olanaklarına sahip olmak gibi hakların yanısıra bu haklarını kullanırken huzurlu ve mutlu olmak, şiddete maruz kalmamak da çocukların en doğal hakkıdır. Bu hakka sahip olmak için onların en büyük yardımcıları ise öğretmenler olacaktır.


Milli Eğitim Dergisi-150

Konu nuvekolik tarafından (03.10.07 saat 02:06 ) değiştirilmiştir.. Sebep: kaynak eklendi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ilpar kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (29.04.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 26.03.07, 13:16
ilpar - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 1.105
Ettiği Teşekkür: 499
280 tane iletisine 593 kere teşekkür edilmiş
ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Ynt: Çocuk ve şiddet

Bugünlerde herkes çocukların birbirlerine uyguladığı şiddetten bahsediyor, aynı okulda, aynı sınıfta okuyan öğrencilerin birbirine uyguladığı bıçaklı, sopalı şiddetin sonuçlarını tartışıyor. Şiddetin sonuçları arasında küçücük çocukların ölümü de var. Kalbine bıçak yiyerek yaşamına daha oniki yaşında veda eden Fatih’lerden bahsediyoruz.

Herkes birbirine aynı şeyi soruyor; “Bize ne oluyor?”. Herkes şaşkın. Kimse bu yaşananların altında kendisinin de rolü olabileceğinin farkında değil. Şiddet dalga dalga tüm çevremizi sararken çocuğa ilk taşın evden atıldığının, hatta o taşı atanın belki de kendisi olduğunun farkında değil.

İşin kolayına kaçmak isteyenler, “bunların sebebi televizyon” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Günümüzde akranlar arası şiddetin baş nedeni olarak Kurtlar Vadisi gösteriliyor. Oysaki bu tarz programlar bir sonuç. “Kurtlar Vadisi’ne reyting rekorları kırdıran, kabadayılar dünyasını, sokak kavgalarını bu denli yücelten ana faktör nedir?” sorusunu kimse tartışmıyor ya da tartışamıyor. Tartışılırsa çıkacak sonuç pek hoşumuza gitmeyecek. Birbirimizi sevmiyoruz. Dahası, bazıları toplumda statü elde etmek için diğerlerini korkuturken, bazı diğerleri ise baskıcıdan çekinmekten, korkmaktan hoşlanıyor.

Ama neden? İçi boş bir imaja sahip olmak nasıl oluyor da özellikle gençliğin, yaşama yeni başlamış olan yaş grubunun temel amacı olabiliyor? Baksanıza her taraf parmağında baron yüzükleri, siyah (koyu renk) ceket-pantolonlarla kasılarak dolanan kötü taklitlerle doldu. Bunu daha da ilerletenler ortamlarında, okul bahçelerinde kendilerinden küçük çocukları yakalayıp ellerini öptürüyorlar. Türkçe Baba filminin kötü versiyonunda başrol oynadıklarını düşünmek onları mutlu kılıyor, hayal alemine sürüklüyor.

Bizim değer yargılarımız kaba kuvveti en başa oturtan, fiziksel güce saygı duyan bir sistem. Değerlerimizi toplum olarak tartışırken şiddet uygulayarak gücü eline geçiren kişileri dışlamak yerine kabulleniyor hatta bunlara saygı bile duyuyoruz, çünkü böyle öğrendik. Otoritesini hissettirmek için anne-babamız, “kabahat işledin” dediler dövdüler. Okulda öğretmenlerimiz, “derste konuşuyorsun” dediler dövdüler. Büyürken, “eve neden geç kaldın” deyip dövdüler. Dayak her yerde, toplumun her kesiminde bizi korkutan ama daha da kötüsü baş eğdiren bir silah oldu.

Dayak içimize, hücrelerimize kadar sindi. Alıştık sonra da benimsedik. Korku saygının önüne geçti. “Dayak atana saygı duymak zorundayım, onu kabullendiğimi belli etmeliyim yoksa başım belaya girer” mesajını içselleştirdik. Yaşamımızın her katmanına, her noktasına yaydık.

Şimdi ise ektiğimizi biçiyoruz. Dayakla başlayan yaşamlar dayakla devam etti, çoğu da dayakla sonuçlandı. Bu coğrafyanın insanlarının çoğu dayağı iyi zamanlarında da kötü zamanlarında da hep anılarında ilk sırada anıyorlar. Dahası bunların da çoğu günlük yaşamın bir detayı olarak kabullendiğinden dayağın neden konusunun edildiğini de anlamıyorlar. “Dayak atmanın kötü olduğu” veya “dayağa karşı durmanın gerekliliği” anlamadıkları, tartışmadıkları konu başlıkları. Dedim ya “ilk taş evde atıldı”. Su içindeki halkalar büyüdükçe her tarafı kaplamaya başladı, tüm yaşamımızda var olmaya başladı.

Okulda çocuklar birbirlerine giriyor. Sokakta insanlar en basit tartışmada birbirlerine saldırıyor. Trafikte bir kamyon arabaya sinirleniyor, küçük arabayı altına alıp eziyor çünkü kendi sürdüğü kamyon o küçük arabayı ezer. Arabanın içindekiler ölüyor ve O güçlü. O, kendince “Beni kızdırdı ve cezalanması gerekiyor, ben güçlüyüm, yolda büyük kamyonumla geziyorum, o zaman cezayı da ben keserim.” diyor.

Değerlerimiz dendiğinde bir çok iyi özelliği alt alta sıralayarak işte bunlar demek mümkün: İyi olmak, sevecen olmak, bilgili olmak, yardımsever olmak, kurallara uymak. Bir bu kadar da siz alt alta yazıp eklemeler yapabilirsiniz. Ancak gerçekci olursak değerlerimiz bunlar mı? Gerçekten toplumumuz bunlar üzerine mi oturuyor?

Bana sorarsanız toplumumuzun üzerine oturduğu en büyük değerlerin başında dayak geliyor. Değerler sistemimizin omurgalarından birini dayak oluşturuyor. Küçük yaşlardan başlayan, kuşaklar boyu süren bir zincirin sürekli birbirine eklenen halkaları olarak dayak baş köşeye kurulmuş, oturmuş durumda.

Her geçen gün yaşananlar da maalesef beni onaylıyor. Keşke onaylamasa da, ben haksız olsam. Ama tam tersi olarak her yeni gün daha da büyük daha da yaygın bir şiddet öyküsünü alıyor baş köşeye bırakıyor. O yüzden de dayak kavramını göz ardı edebilmek mümkün değil.

Dayak bu günlerde baş aktör. Bakalım neden baş aktör, neden gündemin hep ilk sıralarında. Masum yüzleriyle, minik kalpleriyle sevgiyi yaşaması gereken çocuklar neden şiddeti yaşıyor dahası çocuklar neden şiddet uyguluyor? Bunlara bir bakalım.

Çocuklar herkes için yumuşak duyguları, keyifli anları çağrıştıran varlıklardır. Özellikle kendi çocuklarımız bizim bir parçamız olmalarından başlayarak en sevilen varlıklarımız oldukları gerçeğine kadar yaşamımızda ilk sırada gelirler.

Tüm bu söylediklerime ve tanımlarıma herkes hemen katılır da çocuklar kendi başlarına bir bireydirler ve onlar bağımsız bireylerdir dediğimde herkes şöyle bir durur. Bunun bir nedeni ilk kez çocuklar için böyle bir tanımı duymakta olmalarıdır. İkincisi ise kendilerini bildiklerinden beri çocuklar onların malıdır, kendilerinin uzantısıdır.

O yüzden bu yeni ve aykırı fikrimi paylaşan belki de çok az insan bulurum. Çocuklarımız, sahip olduğumuz ve iyiyi kötüyü hep kendimize göre öğrettiğimiz varlıklarımızdır. Bağımsız birey olmaları ise çoğumuzun kulağına bile hoş gelmez. Tabii, çünkü bunun pratiğe dönüşmesinde belki de çocuk eve istediği saatte gelip gidecek, dersini istediğinde çalışacak, istediği arkadaşıyla istediğini yapacak diye düşündüğümüzden, “Iıh bunu beğenmedim.” diyeceğiz. “Sınırlarını benim koyduğum yaşam onun için daha doğru.” deyip çoğunlukla bütün ebeveynler konuyu kapatmayı tercih ederler. Bu prensipler üzerine kurulacak yaşam nasıl olmalıdır tartışması için geçirilecek vakti gereksiz sayarlar.

Her şeyin en iyisini biz bildiğimiz ama bunu başkalarına kabul ettiremediğimiz için bu yaklaşımımızı en iyi uygulama alanı çocuklardır. İşte bu yüzden çocuğumuz için iyi olacaksa gereğinde onu döveriz de, cezalandırırız da; hatta liseyi bitirdikten sonra ne yapacağını da en iyi biz bildiğimizden çocuğumuzun yaşamıyla ilgili kararı verir ve yapmasını isteriz. İşte o yüzden vurduğumuz yerde gül biter, dayak cennetten çıkmadır ve iyi yetişmesi uğruna hocalarıyla pazarlıklar yapılır, “eti senin, kemiği benim” deriz.

Çocuklar biraz büyürler, bebelerimiz hele kız çocuğuysa iyi yetişmesi için gerekli önlemleri almama ihtimaline karşılık hemen yapıştırırız; “Kızını dövmeyen dizini döver”. Çocuğumuza iş öğreten ustasına ustalık hakkı veririz, “Gerekiyorsa sakınma patlat ki, doğruyu yanlışı bilsin.” deriz. Nasrettin Hoca bile testiyi kırmadan çocuğuna iki tane patlatır, “kırdıktan sonra ne faydası var” der, “ben önden tedbirimi alayım da!”. Bunu da ders alalım diye hep anlatırız çocuklarımıza. Önden tedbirini almanın sonsuz faydaları satır aralarında gizlidir. Ne gam! Tedbiri iki tokatla almışsın ya da başka şekilde. Tedbir, tedbirdir.

Hepimizin anılarında ilkokul sıralarında cetvelle yediğimiz şu “parmak uçlarını bitiştir bakalım”la başlayan dayak mıdır ilk tanışıklıklar, yoksa yemek yemediğimiz için annemizin yanaklarda biten gülleri diyemesem de fiskeleri midir başlangıçlarımız.

Düşünün bakalım ilk yediğiniz dayak hangisiydi? Hemen hatırladınız değil mi? Hayatınızda önemli olmuş insanlar ve en çok sevdiğiniz insanların ismi ile sizi dövmüş insanların ismi aynı çıktı biliyorum. Bu sizi şaşırtmasın, yalnız değilsiniz. Bu soruyu sorduğumuz herkes de aynı cevapları buldu, şaşırmayın.

Kendimi hatırlıyorum. Çok sevdiğim, yetişmemde büyük emeği olan ilkokul öğretmenim tüm sınıfa ikişer cetvelle vurma cezası verdiğinde sıra bana gelene kadar hep düşünmüştüm; bana nasıl vurabilecek diye. O kadar güzel ilişkimiz vardı ki derslere geç kalsa sınıf başkanı olarak sınıfta dersi başlatır ve eksikliğini duyurmazdım. Sağ kolum der ve benle çok güzel ve özel ilişkisini her anlamda yaşardım. O yüzden sıra bana geldiğinde iki duyguyu birlikte yaşıyordum. Birincisi çok sevdiğim birinin bana fiziksel acı vermesinin nasıl olduğunu bilmemenin korkulu merakı, diğeri ise öğretmenimin bundan duyacağı utancı azaltmak duygusu.

Bilirsiniz o yaşlarda bazı yaşananlar unutulmaz, hep hatırlanır. İşte benim yaşamımın unutulmazlarından birisi de buydu. O kadar utanacağına şartlanmıştım ki korku duygumun üstüne çıkan onu utandırmama duygum beni hiçbir şey olmamış gibi korkunun izin verdiği ölçüde gülümsemeye çalışarak gözlerine baktırdı. İlk defa öğretmenim benden gözlerini kaçırdı, o hep bana cevap vermiş güven dolu gözlerini ilk kez yakalayamadım, başka tarafa baktı. Bana bakamaması o kadar dokunmuştu ki cetvelin ikinci dokunuşu ile hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu yaşamımın ilk hayal kırıklığıydı. Onun da gözlerinin yaşardığını gördüğümden bütün gece ağlamayı sürdürdüm. Annem babam iki cetvelden bir şey olmaz diyorlardı. Bense hep aynı cevabı veriyordum.

- Olur!

Aradan otuz yıl geçti, toplantılarda ve konferanslarda hep, iki tane vurmaktan hiçbir şey olmaz diyorlar, bense aynı cevabı veriyorum.

- Olur !
Eğer çocuklarımız bizim minyatürlerimiz ya da yarınlardaki bizler olmalı diyorsanız sizinle uğraşmam gerekecek. Halbuki ben dayak atan ve cinsel sömürü aracı olarak çocukları kullanan kişilerle uğraşmak istiyorum. Yirmi yıldan beri biz uğraşanların sayısı da artıyor ama onlar sanki seri üretim gibi hızla çoğalıyorlar. Şiddeti uygulayanlarla savaşmak için, istismarcıları önlemek için onlara karşı birlik olmak, hep birlikte davranmak ilk kural.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26.03.07, 15:08
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 310
Ettiği Teşekkür: 0
13 tane iletisine 15 kere teşekkür edilmiş
yamali ayakkabi doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Ynt: Çocuk ve şiddet

maalesef bugün bir çok çocuk ailesinde ana babasından, okulda öğretmenin dayak yiyiyor.bunun çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini ne kadar derinden etkilediği hesaba katılmıyor.Çocuklar en ufak bir yanlışında -hatta bazen hiç sebebsiz yere- şiddete maruz kalıyor halbuki her davranışın altında bir sebep yatar önemli olan bunu bulmaya çalışmaktır ama nedense dayak atmak daha iyi bir çözüm gibi geliyor insanlara.Dayak bir çözüm değildir.Dayak atmayı bir marifet sanan ana babalar,öğretmenler de kişisel bozukluğu olan insanlardır bence.Ayrıca okullarda dayak kesinlikle yasaktır bu konudada veliler yasal haklarını koruyabilmelidir.Ailesinde, okulunda dayak yiyen bir öğrencinin kendine model alacağı kişiler yine ona dayak atan insanlar arasından olunca toplumda bu kadar şiddet içerikli olay yaşanmasına şaşmamak lazım.

böyle bir konuyu paylaştığınız için teşekkürler ilpar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 16.12.07, 19:18
Nüvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Post Cevap: Çocuk ve şiddet

ben 4 yaş bir genç kızım 8.sınıf öğr. bence aileler çocuklarına şiddet uygulayacağına okula gönderip bilgi kazanmasını sağlamalıdırlar.



T Ü M Ç O C U K L A R I N A D I N A S Ö Y L Ü Y O R U M

Ş İ D D E T E H A Y I R
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar