Nüve Forum


Temel Bilgiler hakkinda Kuvvetli (Büyük) Güç ile ilgili bilgiler


Hiç kuşkusuz atomlar tıpatıp güneş sistemine benzemezler. Güneş sistemini güneşin son derece büyük olan çekimi bir arada tutmaktadır. Halbuki atomların dağılıp gitmesini önleyen elektromagnetik güçtür. Yani pozitif protonların negatif elek-tronlarca

Temel Bilgiler Fizik, Biyoloji, Kimya

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 26.08.09, 10:41
Profesör
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 7.765
Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.Ayşe Dürdane Erduran artık çok görkemli biri.
Standart Kuvvetli (Büyük) Güç

Hiç kuşkusuz atomlar tıpatıp güneş sistemine benzemezler. Güneş sistemini güneşin son derece büyük olan çekimi bir arada tutmaktadır. Halbuki atomların dağılıp gitmesini önleyen elektromagnetik güçtür. Yani pozitif protonların negatif elek-tronlarca tutulması. Ama bu kez yeni bir sorun ortaya çıkıyordu: "Karşıtların birbirini çekmesini sağlayan" aynı güç, "benzerlerin de bir birini itmesine" neden olur. Çekirdeğin içine sıkıştırılan pozitif şarj yükü tüm protonların, çok büyük bir güçle birbirini itmesi gerekiyordu. Her atomun çekirdeğini bir arada tutmak.için, protonlar arasındaki itici elektromagnetik gücün, son derece etkili bir çekici güç tarafından alt edilmesi kaçınılmazdı, çekirdeğin derinliklerinde proton ve nötronları birbirine bağlayan bu güce şimdi Büyük Nükleer Güç diyoruz. Bu Büyük Güç, ne elekromagnetizmin, ne de yerçekiminin kurallarına uymaktadır ve protonlar arasındaki itici güçlerden 100 kez daha büyüktür. Kısacasıonların üstesinden gelmektedir.

Doğadaki; elektromagnetizm, yerçekimi ve Kuvvetli Nükleer Güç
ten başka bir tek güç daha vardır, bu dördüncü güce "Zayıf Nükleer Güç" denmektedir. Bu güç ise, şarjlı taneciklerle mıknatısların arasında ortaya çıkan bildiğimiz elektromagnetik etkileşimden 1000 kez daha zayıftır. Aslında bu zayıf güç hiçbir şeyi bir arada tutmaz. Bunun yerine birkaç tür radyoaktif dağılmayı ve çekirdek değişimlerini yönlendirip idare etmektedir. Çok zayıf olmasına karşın bu Nükleer Güç, dünyada yaşamın varlığını olası yapmaktadır; çünkü güneşin göbeğinde sürekli olarak oluşan thermonükleer radyasyonlar için son derece gereklidir.

Rudherford'un atomu araştırıp çekirdeği bulduğu sıralarda, Almanya'da da Max Plane,bir ışık huzmesinin, bilim adamlarının sandığı gibi sürekli bir enerji akımını olmadığını ileri sürüyordu. Tam tersi ışık foton denen küçük enerji taneciklerinden oluşmaktadır. Evrende tüm maddenin çok küçük taneciklerden oluşması gibi ışığın da temelde son derece küçük ve birbirinden ayrı enerji birimlerinden oluştuğu fikrini Plancın çalışmaları ortaya koyuyordu. Bu kavram, "quantum mekaniği" bilimini ortaya çıkarmıştır. Buna göre, temel düzeyde "tüm" enerji biçimleri "quantize" edilmiştir, yani "quanta" denen küçük ve somut parçalardan oluşmaktadır. Bir "foton" sadece bir ışık quantum'udur.
Şarjlı tanecikler veya mıknatıslar arasında ortaya çıkan basit elektromagnetik etkileşim, quantum mekaniğinin uygulandığı ilk güçtü. Boşlukta iki elektronun birbirine yakın olarak yüzdüğünü düşünün. Her iki elektronda da negatif elektrik yükü olduğundan bunlar birbirleri üzerinde bir itme etkisi yapmakta ve bu da onların birbirinden uzaklaşmasına neden olmaktadır; çünkü bildiğiniz gibi "benzerler birbirini iterler". Bu elektronların davranış biçimine neden olarak oluşan şey aslında nedir? Quantum kuramına göre, elektronlar birbirinden uzaklaştıkça enerjileri de değişme durumundadırlar. Ama enerji quantize'lidir, yani küçücük paketler biçimindedir. Elektronlar birbirlerini ittikçe aralarında bir enerji quanta'si alış-verişi olmalıdır. Elektromagnetik gücün quantumu, foton olduğuna göre (ki ışığa çoğu kez elektromagnetik radyasyon denmektedir) şarjlı tanecikler veya mıknatıslar arasındaki elektromagnetik güç de, en temel düzeyde bir foton değiş-tokuşu anlamına gelmektedir.
1940larda RichardP.Feyman, Julian, S.Schwinger ve Sinitiro To-monage tarafından geliştirilen çok başarılı bir elektromagnetizm kura-mı'nın arkasındaki temel kavram da işte bu idi. "Quantum elektromagnetiği" denen bu kuram elektromagnetik etkileşimi bir foton değiş-tokuşu olarak anlatılan ilk kuramdı. Elektronun özelliklerini ve davranış biçimini, görülmemiş bir doğrulukta önceden bildiren bu kuram, bugüne kadar elektronu bize en kesin biçimde tanıtan kuram oldu.

Quantumelektronidamiği o kadar biçimlidir ve o kadar başarılı olmuştur ki, birçok fizikçi bu kuramın örnek olarak uygulanması yoluyla diğer üç gücün de anlatılabileceğini sanmaktadır. Örneğin nasıl ki fotonlar elektromagnetik etkileşimin habercileridir, "graviton" adı verilen enerji quanta'lan da yerçekimi etkileşiminin habercileri olmalıdır. Foton değiş-tokuş yaparak mıknatısların birbirini çekmesi gibi, sizin ayaklarınız da yere çakılmış gibi basmaktadır. Çünkü vücudunuzdaki 'madde' dünyanın içindeki 'madde' ile sürekli olarak "graviton" değiş-tokuşu yapmaktadır.

Feynman, Schwinger ve Toma-naga'nın karmaşık kuramı, Planc'ın basitquantum mekaniğinden bir tek adamla geliştirilmiş değildi. Ona gelinceye kadar birçok önemli adımlar atılmıştı. 1920'lerde P.A.M. Dirac quantum mekaniğini, Einstein'ın özel görecelik kuramıyla birleştirdi. Özel görecelik cisimlerin ışık hızına yakın-hızlarda yol alması halinde olanları anlatır. Özel görecelikle quantum mekaniği arasında, bir sentez yapan Dirac, "göreceli quantum mekaniği" adı verilen ve yüksek hızlı elektronları anlatan kuramı buldu. Ama Di-rac'ın hesapları bir takım tuhaf sonuçları ortaya çıkardı, çünkü kurduğu denklemlerin bir değil iki tane doğru yanıtı vardı, yanıtlardan biri alelade, bilinen elektronları anlatıyordu. İkinci yanıt ise elektronun aynı olmakla beraber ondan bir önemli özellikte farklı ikinci bir taneciğin varlığını haber veriyordu: Bu ikinci elektron, normal elektronlardaki negatif elektrik yerine pozitif elektrikle yüklü olmalıydı. Böyle bir tanecik o günlerde henüz bilinmiyordu.

Ama Dirac ünlü denklemini yazdığı zaman bunun tam anlamını kuşku ile "karşıladı ve bu yüzden karşıtmaddenin (anti-matter) varlığını önceden haber verme fırsatını kaçırdı. Büyük bilim adamlarının böyle kendi buluşlarını kuşku ile karşılayıp, son kritik adımda sendeleyip düşmeleri sık-sık rastlanan olaylardandır. Örneğin büyük Einstein, Genel Görecelik denklemleri hakkındaki kuşkuları yüzünden "Evrenin sürekli olarak genişlemekte olduğunu haber verme fırsatını kaçırmıştı. Einstein sık-sık, "hayatımın en büyük yanılgısı" derdi.

Pozitif elektrik yüklü elektrona benzer taneciklerin ortaya çıkarılması ancak 1932 yılında Cari Ander-son'un Californiateknoloji Enstitü-sü'nde yürüttüğü deneylerde başa-rı I ab ildi. Bunlar, Dirac'ın parlak denkleminde vardığı önceden haber verilen karşıt-elektronlar (anti-electron'lar)dı. Bunun üzerine fizikçiler, doğada diğer önemli bir simetriyi ortaya çıkardıklarını düşünmeğe başladılar; çünkü her tanecik için bir karşıt-taneciğin (ante-partice) varlığı görülüyordu. Karşıt-proton (antiproton) 1955 yılında Berkeley'deki deneylerle bulunmuştu. İki yıl sonra da karşıt-nötron (anti-neutron) ortaya çıkarılmıştı.

Karşıt-maddenin (antimatter) hiçbir gizemli tarafı yoktur. Aslında, şimdi yürütülmekte olan nükleer deneylerde genellikle geniş ölçüde karşıt-tanecikier üretilmektedir. EA-instein'in ünlü E-mc2 denklemine göre (ki bu denklem enerjinin maddeye, maddenin de enerjiye dönüştürülebileceğini açıklamaktadır) eğer elinizde yeterince enerji varsa, tanecik ve karşıt-tanecik çiftleri üretebilirsiniz. Karşıt-tanecikler uzun ömürlü olmazlar. Yeni yaratılmış bir karşıt-elektron, laboratuvarın aygıtında, normal bir elektrona çarptığı zaman her iki tanecik de yüksek enerji gama ışını parıltısı içinde ortadan kaybolmaktadır.

Dirac'tan sonra, atom-altı (subatomic) maddenin özelliklerini araştırmasında, böyle simetrik ilişkilerin, gittikçe daha önemli bir rol oynaması kaçınılmaz olmuştu. 1930'larda, Avusturya doğumlu ünlü fizikçi Wolfgang Pauli, nükleer düzeyde bir simetrinin varlığına olan inancına dayanarak, nötrino'nun (neutrino) varlığını önceden haber vermişti. Bazı atom çekirdeklerinin bir elektron çıkararak kendiliklerinden parçalandıklarını biliyordu. Ama bir problem vardı; bu parçalanmadan sonra, elektronla çekirdeğin toplam enerjisi, çekirdeğin parçalanmadan önceki enerjisinden daha azdı. Halbuki enerjinin korunumu kuramı diye bilinen (the law of conservation of energy)kuramına göre, enerji ne yoktan var edilebilir ne de ortadan kaldırılabilir; sadece başka bir tür enerjiye veya maddeye dönüştürülebilir. "Giren" tüm enerji "çıkan" tüm enerjiye eşit olmalıdır.

Enerjinin korunumu kuramı, fiziğin temeli olarak, yüzlerce yıl sürüp gelmişti, şimdi ise çekirdeğin radyoaktif parçalanması, bu temel kurama uymuyor gibi göıünüyordu.

Pauli "Olamaz" dedi. "herhalde, elektrik yükü ve kütlesi olmayan ve de bilinmeyen bir tanecik, çekirdekten ayrılmakta, kaybolan eneriyi götürmektedir" diye bir varsayım ortaya attı. Bu taneciğe daha sonra "notrino" (neutrino, yani "küçük tarafsız") adı verildi.



kaynak:11
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
(büyük), güç, kuvvetli

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:24 .