|
#1
|
|
24.12.07, 11:14
Çok üzüyor, az sıkıyor. Gözlerini kapayıp soyutlanma çabası boşa.İçe doğru açılan kapılara yürüyüşün başlangıç noktası oluyor bu kapanan gözler ve enginlere taşıyor hayat yolunu. Kimi gözler vardır sımsıcak ışıl ışıl, içinde kainatı okuyabildiğin.Sözler vardır hiçbiryere sığmayan guzelliklerin arasına bıçak gibi sancılı batan.Çoklar karartıyor gözleri de o bıçak sözler sarfedilirken kimse önemsenmiyor, ne acı..! Azlar, az olanlar, hani tadı damakta yıllarca kalanlar, saf olanlar; işte onlara bu yolculuk. Onların olmalı hayat.Hak edenler onlar aslında.Yaşamıyor gibi görünseler de, yaşayamıyorlar zannedip acısak da, azın çoğuna onların yürüdüğü yol. Zira çoğun azını hangi fani ister ki. Çok olanın hep daha fazlasıdır hedefleri süsleyen. Azın daha azı, istenmeyenin ilk sırasındadır. İşte budur yaşanandan zevk almayı sağlayan. Küçük şeylerle mutlu olabilenler, ne şanslı insanlar; bir fotoğraf karesinin bedeline yüreklerini verenler... Küçücük yüreklerini unutup çokların peşine düşenleri istemem yanımda.Ama her yerdeler, hep yanımda. Ben de onlardan biri miyim yoksa? Büyük şehirlerin çokluğunda kaybolup gitmiş zavallı bir çok muyum ben de. Hayır! Ben o değilim. Ben bu kadar azken çok nasıl olabilirim? Gölgem düşüyor insanların üzerine.Perspektifim yürüyor dünya yüzünde. Derin vadilerin arasında yitip giden bir ırmağın sesiyim şimdi. Gerçek olanlara hissetmeyi bilenlere söylüyorum şarkımı. Akıyorum usul usul. İşte ben az olan, gizli olan. O benim; yitik olan, hayran bırakan. Şimdi sen nesin? Ellerini serin sularımda yıkamak isteyen bir aşık mısın? Benim şarkıma bir şiirle eşlik etmek ister misin? Öyleyse hiçbir zaman söylenmeye cesaret edilmemiş efsunlu kelimelerin hepsini benim için seferber et, toplansınlar yanyana da sen bile inanama nasıl olduğuna. Ardından az olmanın fedakarlığı ve bir daha asla yazamayacağının gerçeğiyle elele hepsini bırak akıntıma kağıt bir gemi saflığında. Yada bir yolcu ol sen. Sadece dakikalık bir seyir için yol kenarında durulan bir gölüm ben. İki adım ötende zannettiğin, nefesin kesilene dek koşup, bana ulaşmana ramak kalmışken zamanının dolduğu ve geri döndüğün. Sen bir bakış bırak bana yeter. Ben senin yüzüne tebessümü armağan ettim. Üzülme sol yanına bak! Uzakta da olsam yanındayım. Refakatçinim yol boyunca . Evet, şimdi sen tam da osun işte. Az olan. Mutlu ol. Mutluyum. Sen bana bu kadar yaklaşmışken, ben seni bu denli bilmişken, güneş yüzümüzde tüm rengiyle yansımışken, ben akıyorken, sen gidiyorken biziz işte az olanlar. Başka azların ev sahipliğine susayanlar. Yeşil mi olursun? Mavi mi? Kırmızı mı? Pembe mi? İstemezsin bilirim, ben de istemem ki zaten. Herkesin olsunlar benim değil. Zordur sahip olmak, ağırdır. Ben kırmızının bu denli aşığıyken hadi gel hep beraber içelim şerbetini. Az yeter bana bir yudum kafi tadına varmaya. Vücutlar çıplak kalsın ilk günkü gibi. Yüzde boya olmasın. Sadece son gün beyaz bir bez sarınayım, o da yarim olsun. Hadi çıkalım yola yüksüz. Bir biz olalim, bir yol; ama görmeyelim sonunu, bilmeyelim yönünü. Bir kendimizi bilelim biz bir yüreğimizi. Biz, az olanlarız ya, bırak çoklar da karışsın aramıza. Küçücük yüreğimizden bir parça da onlar nasiplensin. İste, az olsun onlarda. Üzülüyorsan, dağın zirvesinde filizlenmiş papatyaya yürüme. Çok var nasılsa olduğun yerde. Çokluğa aldanma aslında senin kadar az papatyalarda. İstediğin oysa, illede oysa yürü, kim tutar ki seni. İnan ve yürü. Güven ve ardına bakma. Tarifi zorsa da, dahası yoksa da, aslında sadece yolsa da yürü. Kim tutar ki seni! Beklenenler değil zaten çoğu zaman başa gelenler. İstenenler çokken ama yinede aza gönüllüyken, kır testiyi hiç suyun kalmasın. İçme. Bir el tutar elbet elini. Tek bir el. Sadece bir yudum su. Sabrın bedeli. Sonra yıllar geçer, hasret biter. Çeşmelerden boşanan bütün sular seninken, sen bana hasret. Hani o bir yuduma. Az olana. Yinede yetmeyenim var oluşumla. Kendime bile yetemezken, ama aslında ben kainatken, herşey benken ve ben azken mektuplar biriktiriyorum sana posta kutumda.Aslında hepsi sanayken hiçbirinin senin olmadığı mektuplar. Hergün yılmadan yollarına serilmiş ve senin teker teker heybeni doldurduğun alışılmış mektuplar. Ver rüzgara, savursun okuduktan hemen sonra. İstemem! Yakma yüreğini aitliğin tutkusuyla. Yanma. Sen zannet ki; sana yazılmadı, ne kadar varsa okuduğun. Hiçbiri. Cevap yazma. Az isek sen oku bilinçsizce, ben yazarim bir ümitle. Hepsi sana mektuplarımın senin olmadan.Bitmeden. Her günden farklı olduğunda tek bir gün, işte o gün gel benimle gittiğim yere. Azlar ülkesine. Sen varsın orada, ben varım bak, yine herkes var. Ama artık azız hepimiz, çokluktan habersiz. İşte şimdi zamanı, cevapla tüm mektuplarımı, ben yanındayım. Seç kendine bir renk ki, o renk aksın testindeki su ve aslında ben bir serap olayım. Biterim diye hiç kaygılanma. O ırmak, o göl büyüdü az zamanlarımda; bir deniz, bir deryayım şimdi dört bir yanında. Adın benimle anılır oldu. Haydi söyle şarkını da vurayım dalgalarımla kıyıya. Zannetme ki; çok bunların hepsi ve biz çoğaldık yıllar sonra. Biz hep azız unutma. Bil ki, azın çoğu bu hani söylediğim. Gör bak, az yetiyor da çok oluyor bir zaman sonra ve biz yine aza hasret başka zamanlarda. Saliha Yücel
__________________ Bilmek; en ağır yüküdür insanın. |
| 3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için diyesi kullancısına teşekkür ediyor : | ||
| Sponsorlar |
| |