iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:21 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » eğlence » Sohbet » Hayal Kahvesi » dünyanın en büyük elması

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17.02.07, 20:53
Standart

dünyanın en büyük elması


17.02.07, 20:53



elma bu adreste http://www.nuveforum.net/index.php?t...;topicseen#new

Dünyanın En Büyük Elması


Dünyanın enn büyük elması 191 karatlık işıkDağı yada Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elması n arasında bulunmaktadır.

ELMASIN YAPISI
Kimyasal Bileşimi, C
Kristal Sistemi, Kübik
Kristal Biçimi, Genellikle oktohedral, ayrıca kübik, tetrahedral kristaller halinde, yüzeyleri çoğunlukla bükülmüş şekilde; nadiren masif
İkizlenme, {111} ve {001} yüzeyinde yaygın
Sertlik, 10
Özgül Ağırlık, 3.51
Dilinim, {111} mükemmel
Renk ve Şeffaflık, Renksiz, beyaz, mavibeyaz, gri, sarı, kahverengi, turuncu, pembe, kırmızı, lavanta mavisi, yeşil, siyah. Şeffaf, yarı şeffaf, nadiren opak
Çizgi Rengi, Beyaz
Parlaklık, Parlak, elmas parıltılı
Ayırıcı Özellikleri, Aşırı sertliği, oktohedral dilinimleri, ultraviyole ışık altında floresans özellik göstermesi

Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden "kaşıkçı elması" denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, kanımca bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı'na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan'ın Madaras Mihracesi'nden satın alıp Fransa'ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon'un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa'da bulunan Tepedelenli Ali Paşa'nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.



Sultan 2'nci Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi'ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon'un annesinden satın alınan "Kaşıkçı Elması" hazineye girmiş olur.



Kaşıkçı elması'nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır. Pırlantaların, elmasa ışık ve güzellik vermesi için sonradan, 2'nci Mahmud tarafından dizdirildiği sanılmaktadır.


Kaşıkçı elması 86 karattır ve dünya'nın tanınmış 22 elması arasındadır. Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyadaki en büyük ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.













Dünyanın en büyük elması!

GÜNEY Afrika nın kuzeybatı bölgesindeki bir madende, dünyanın en büyük elması bulundu. Kıymetli taşın bulunması, dünya elmas pazarında heyecan yarattı. Elmasın en az 30 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor. Elmasın nasıl ve tam olarak nerede çıkarıldığı henüz açıklığa kavuşmadı. Elmas, 1905 yılında bulunan ve şu ana kadar dünyanın en büyük elması niteliğini koruyan Afrika Yıldızı nın tam iki katı irilikte.






Konu nuvekolik tarafından (30.08.07 saat 19:30 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 17.02.07, 21:20
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Ay ikinci insan
Ay ikinci insan?
Bilim Uzay Araştırmaları
AY'A YOLCULUK
İnsanoğlunun Ay'a ayak basmasından bu yana tam 30 yıl geçti. Bundan tam 30 yıl önce, bir insan, ilk kez Ay'a ayak bastı. İnsan için küçük ama insanlık için büyük bir adım atıldığını söyleyerek. Ay'a ilk ayak basan ABD'li astronot Neil Armstrong, aynı zamanda ABD'yi uzay çalışmaları konusunda rakipsiz kıldı. 30 yıl önce dünyada 600 milyon insan, yani o zamanki dünya nüfusunun beşte
biri, bu macerayı canlı olarak televizyonlarından izledi.Bu macera, Uzay bilimi ve Uzay sanayiinin bugün vardığı aşama için de bir eşik oluşturdu. Sanatçılar
için bir ilham, aşıklar için romantizm kaynağı, ilkçağ insanları için kutsal bir imge, bilim adamları için Dünya'nın uydusu ve med-cezir olayının sebebiydi. 30 yıl önce 20 Temmuz 1969 yılında dokunulmazlığı kalktı. Çünkü 30 yıl önce Ay'a ilk insan gitti ve büyü bozuldu. O tarihten bu yana da özellikle Amerikalılar için komşu kapısı oldu. 30 yıl önce, iki Amerikalı astronot, Neil Armstrong ve Edwin ??Buzz?? Aldrin, Kartal adlı Apollo Ay Modülü'nü, Sukünet Denizi'ne indirdiler ve altı saat sonra da modülden çıkarak Ay'a ayak bastılar.

Neil Armstrong, Ay'a ilk ayak basan insan olarak tarihe geçmiş sözlerini orada etti, ??İnsan için küçük ama insanlık için büyük bir adım.?? Armstrong ve Aldrin, Ay'da yürürken, ekibin üçüncü astronotu Michael Collins, Columbia adlı ana gemide Ay'n yörüngesi etrafında turluyordu. Bu yolculuğa o da katılmış, ama Ay'a ayak basmak ona nasip olamamıştı.


Ay'daki iki astronot, toprağa ABD bayrağını diktikten sonra, kameraları kurdular, toprak örneklerini aldılar, Ay taşları topladılar ve bazı bilimsel testler yaptılar. Ay'da rüzgar olmadığı için, bayrağı tellerle tutturarak dalgalanan
bayrak imgesi yarattılar. Yerçekimi, Dünya'nın altıda biri kadar olduğundan Ay'da yürümekte ve hareket etmekte hiç zorlanmadılar. Columbia, 16 Temmuz 1969 tarihinde Florida Cape Kennedy Üssü'nden, bir Saturn Beş roketiyle ateşlenmiş ve üç gün süren bir yolculuk sonucunda Ay'a varmıştı.
Yaklaşık 600 milyon televizyon izleyicisi, bir haftalık bu macera sırasında televizyonlarına yapışık kaldı. Bu rakam, o tarihte dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyordu. Armstrong'dan sonra 11 kişi daha Ay'da yürüdü. Bunlar arasında, bu ilk seyahata katılan ve Apollo XI'le gittiğinde Ay'da golf oynayan Edwin Aldrin de vardı.
Daha sonra Apollo XII, XIV, XV, XVI ve XVII de Ay'a insan taşıdı. Aralarında, teknik bir arıza nedeniyle Ay'a inemeyen Apollo 13 de olan tüm Apollo Projesi, ABD'ye 25 milyar dolara mal oldu.

Anders, Ay çevresini Apollo-8 ile dolaştılar ve inişe uygun yerleri tesbit ettiler. 20 Temmuz 1969 günü ise, Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Collins idaresi altındaki
Apollo-11 Uzay Aracı, Ay'ın Sessizlik Denizi denilen ıssız bir düzlüğüne inmeyi başardı ve Neil Armstrong, Ay'a ilk ayak basan insan ünvanını elde etti. Bu başarı, gezegenlere gönderilen insansız araştırma gemileri ve 1981'de uzay
mekiğinin geliştirilmesiyle sürdü.

Ay ikinci insan, Ay'a ayak basan ikinci insan Edwin "Buzz" Aldrin. Apollo 11 uzay aracı ile 20 Temmuz 1969 tarihinde Ay'a ayak basan ilk insan ise Neil Armstrong'dur. Neil Armstrong'un Ay'a ayak basmak ile ilgili olarak söylediği "Benim için ufak bir adım, fakat insanlık için büyük bir" sözü, 20. yüzyılın en önemli sözleri arasındadır.

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17.02.07, 21:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Kağıt icat - Kağıt Parayı icat Eden Kimdi
kağıt icat )kağıt kim icat etti-KAĞIT İCAT YENİ BULUŞLAR VE SONUÇLARI 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa?da birçok yenilikler yapıldı.Yeni buluşlar ortaya konuldu.Avrupa?da ilerlemeye neden olan bu buluşlar, daha önce başka milletler tarafından da biliniyordu . Avrupalılar onları öğrenip geliştirdiler. Bunların en önemlileri , barutun ateşli silahlarda kullanılması , matbaanın geliştirilmesi ve pusulanın yaygınlaşarak denizcilikte kullanılmasıdır.
1.Barut: Ateşli silahların tarihi barutun keşfi ile başlar. Ancak barutun ne zaman ve kim tarafından keşfedildiği bilinmemektedir.

Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin?de ortaya çıkmıştır.

Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690?lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri?nde Massechusetts Hükümeti, İngiltere'de ise "Goldsmiths" ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.


Prof. J.K. Partıngton milattan sonra bin yıllarından önce Çinlilerin güherçile esaslı barut kullandıkları bildirmekte ise de 12.yüzyılda İspanya?da Müslüman Endülüslerin kolayca tutuşabilen tozlarla uğraştıkları göz önüne alındığında , bu tozların Çin?e Kuzey Afrika üzerinden Müslüman tüccarlar tarafından götürüldüğü görüşü daha ağır basmaktadır (İnternet1, 1997).
Bu durum barutun ilk defa kimler tarafından kullanıldığını net olarak ortaya koyamamaktadır.
A)Karabarut: İnsanlığın bildiği en eski patlayıcı karabaruttur.13.yy.dan beri Avrupa?da bilinmekte ve kullanılmaktadır. O zamanlarda yüzde 15 mangal kömürü , yüzde 10 kükürt ve yüzde 75 potasyum nitrat karışımından oluşmaktaydı.bu tür barutta potasyum nitrat yanıcı , kömür ve kükürt ise yakıcıdır. Kapalı yerde çabuk yanıyor ve patlıyordu. Bu karışım 16.yy ortalarına kadar ??serpentine??bu tarihten sonra ise ??corned?? olarak biliniyordu (İnternet1 ,1997).
B)Dumansız barut: Karabarutun fazla duman çıkarması ve artık oluşturması nedeniyle yerini dumansız barut almıştır.dumansız barutun temel maddesi nitroselülozdur.Dumansız barutlu silah ateşlendiğinde yara etrafındaki isin rengi daha az dikkat çekicidir. Yandığı zaman hacminin 900-1000 misli patlama gazı meydana getirir (İnternet1, 1997).
Tarihi açıdan dumansız barut ilk önce av tüfekleri için geliştirilmiştir. Harrison?a göre dumansız barutun av tüfeklerinde ilk defa kullanılması 1864?de Prusya ordusunda Yüzbaşı E. Schultze tarafından gerçekleştirilmiştir.Bundan birkaç yıl sonra ise Alfred Nobel ??ballistite??diye adlandırılan dumansız barutu icat etmiştir. 1900?lü yıllara gelindiğinde dumansız barut giderek yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı (İnternet1, 1997).
Barutun Avrupa?ya geçişi ise haçlı seferleriyle olmuştur. Avrupalıların barutu ateşli silahlarda kullanmaya başlamaları o dönemde kralların baş belası olan derebeylerin sonunu hazırlayacaktır. Etrafı çok güçlü surlarla çevrili olan şatoları yıkmak için toplar kullanılmıştır. Derebeylerin şatoları ele geçirilince, derebeylik yıkılıp yerini büyük ve güçlü krallıklara bırakmıştır.
2.Kağıt ve Matbaa
A)Kağıt: Ortaçağ başlarında Avrupalılar kağıt üretmeyi bilmiyorlardı. Yazıları genellikle tahta, taş, kil v.b. levhalar üzerine yazıyorlardı. Bu dönemde Çinliler ipekten, Türkler ise pamuktan kağıt üretebiliyorlardı . Avrupa?da ipek ve pamuğun pahalıya mal olması nedeniyle çok az kullanılabiliniyordu.Bu nedenle de kağıt üretimi çok az ve çok pahalıydı . Avrupalılar daha sonraları selülozdan kağıt üretimini öğrendiler. Bu buluş ile kağıt üretimi de çoğalarak ucuza mal edilmiş oldu (Sosyal Bilgiler 7,2000)
B)Matbaa: Yazının bulunuşuyla,bunları yaymak ve çoğaltmak ihtiyacı da belirdi .Elle , elle oyulmuş levhalarla ve baskıyla yapılan çoğaltmaların yetersizliği insanlık için temel bir buluşa yol açtı. Bu alanda ilerlemeler kesin ve hızlı mekanik yöntemler kullanılmasını gerektirdi.
İlk yazı çoğaltmaları silindir biçiminde kalıplar ve damgalar aracılığıyla bal mumu ve kil üzerine yapıldı . Mezopotamya, Sümer ve Elamlarda bu usule çok rastlanır. Ayrıca ağaç ve madeni aletlerle oyulmuş tuğlalardan da yararlanıldı . Ninova?da yapılan kazılarda Kral Sargon?un oyulduktan sonra pişirilen tuğlalarda kurulu kitaplığı bulunmuştur (Meydan Larouse, 1992.
Basım daha sonra Çin?de oyulmuş tahtalarla yapıldı. Düz yüzeyli bir tahta levha üzerine önce bir dua veya fermanın metni yazılırdı. Yazıyı çevreleten tahta kazınır, yazı kabartma olarak kalırdı. Tahta kalıplarla yapılan basım yöntemi bakımından gravür tarihine daha yakınsa da amacı ve yayılma dönemi bakımından baskı tarihinin ilk bölümünü meydana getirir.(Meydan Larouse 1992)
Tipoğrafi basım yönteminin bütününü ,ana kalıpların yapımı , dökümevlerinin kurulması, metinlerin dizilmesi ve el baskısıyla basım , Alman Jan Gutenberg tarafından gerçekleştirildi. Bu yeni buluş Ren vadisinde Avrupa?ya hızla yayıldı (Meydan Larouse, 1992.
Yazılı düşünceleri veya hayali kapsayan suretler halinde çoğaltılarak yayılan, bunlardan geniş halk kitlesinin yararlanmasını sağlayan basımın bulunuşu toplumu etkiledi ve yeni bir çağ açtı. Duygu ve düşüncede değişmeler oldu. Bu değişmeler ise bilim ve teknikte gelişmelere yol açarak Rönesans ve Reform hareketlerine zemin hazırlayacaktır.
3.Pusula: Yerin mıknatıs üzerindeki yönlendirici etkisini ilk keşfeden Çinliler olmuştur. M .Ö 120 yıllarına doğru yazılmış Cung Vey lügatinde bu olayların ifadesine rastlanır. Çinli denizciler 7. ve 8. yy.larda mıknatıslı iğneyi kullanmaya başladılar. 1180 yılarında yazılmış bir şiirde ??denizcilerin yoldaşı?? çirkin kara bir taştan söz edilir. Yine o devirde yaşamış bir yazarın açıklamasına göre bu ??denizcilerin yoldaşı?? yarısına kadar su dolu bir cam kap içine konmuş mıknatıslı bir iğneden bahseder . İki saman çöpü üzerinde yüzen bu iğneye kalamit adını vermişlerdi (Meydan Larouse, 1992).
Gerçek pusulanın hikayesi net olarak bilinmiyor. Ancak bununla birlikte 1294?te Saint Nicolas gemisinin demirbaş defterinde pusula ile ilgili bir kayda rastlanmıştır . Pusula kelimesinin Sicilya?dan geldiği tahmin edilmektedir. Rüzgargülüyle birlikte eksiksiz ilk pusulanın 1483 yılında Portekizli Ferrando tarafından yapıldığı sanılır(Meydan Larouse ,1992).
Pusulayı Araplar Çinlilerden öğrenmişlerdi. Haçlı seferleri sırasında Avrupalılar Müslümanlardan öğrenip, geliştirdiler. Pusulanın bulunmasıyla daha büyük denizlere ve okyanuslara açılma imkanı doğdu. Bunun sonucunda da Coğrafi Keşifler yapılarak yeni yerler keşfedildi.

Coğrafi Keşifler ve Sonuçları

Avrupalılar çeşitli sebeplerle 15. yüzyılın sonunda bilinmeyen ülkeleri bulmak için yaptıkları gezilere Coğrafi Keşifler denir (Sosyal bilgiler 7,2000).
Ortaçağda Avrupa?nın kendi içinde iç çekişmeler ve mücadeleler yaşanmaktaydı. Kuzeyde Ruslar, doğuda Türklerden dolayı Asya?yı pek tanımıyorlardı.
Coğrafi Keşiflerin Nedenleri
1-Avrupalıların pusulayı öğrenmeleri, gemicilik ve coğrafya bilgilerinin artması.
2-Avrupalıların, doğu ülkelerinin zenginliklerine ulaşabilmek amacıyla yeni ticaret yolları aramaları.
3-İstanbul'un fethinden sonra Türklerin, doğu ticaret yollarına hakim olmaları ve Avrupalıların açık denizlere çıkma ihtiyacı hissetmeleri.
4-Avrupa'da değerli madenlerin az bulunmasından dolayı kralların (İspanyol-Portekiz) gemicileri desteklemesi.
5-Avrupalıların, Hıristiyanlık dinini yaymak istemeleri.
6-Avrupalıların dünyayı tanımak istemeleri (İnternet2,2004).
Keşiflerin en önemli nedeni İslam bilginlerinin eserlerinin latinceye çevrilip , matbaa ile çoğaltılması sonucu yeni kıtaların varlığından haberdar olmalarıdır. Asya ile ticaret yapan Avrupalı tüccarlar uzakdoğunun zenginliklerinden söz ederek Avrupa?da heyecan uyandırdılar. Özellikle gezgin Marco Polo ?nun (1271-1291) ünlü gezisini anlatan ??Harikalar Kitabi ??bunda çok etkili olmuştur (Büyük Dünya Tarihi Ansiklopedisi,1992).
Ortaçağ insanı, kapalı bir düzende ve inançlarıyla yetinerek yaşıyorken , 14.yüzyıl insanı, kararlı ve dışa dönük bir dünya görüşüne girdi;daha önce temel öğe olan dini ve ahlaki uğraşlar ,başka düşünüş biçimlerini tanıdı.;insanı,dünyayı tanımaya götüren bir hümanizmaya yakınlık duymaya başladı.bu yeni fikri aşama ,büyük gelişimlere elverişli bir ortam sağladı;artık insan,aklının değerlerinden ve yöntemlerinin etkinliğinden kuşku duymuyordu.Eskiçağ coğrafyacı ve tarihçilerini okuyarak , dünyanın bilinen sınırlarını öğrenmişti .şimdi bu sınırlara ulaşma ve onu aşma yollarına arayabilirlerdi (Büyük Dünya Tarihi Ansiklopedisi,1992).

KEşİFLER
1-Ümit Burnunun bulunması ( 1487 ) : Portekizli Bartelmi Diaz Portekiz?den yola çıkıp batı Afrika?yı takip ederek Afrika?nın güney ucuna ulaştı. Fırtınalar Burnu adı verilen bu yeni yol denizcilerin ümidini kırmamak için daha sonra Ümit Burnu olarak değiştirildi.(İnternet3,2004)
2-Hint Deniz Yolunun bulunması ( 1498 ) : Portekizli Vasko dö Gama Ümit Burnunu geçerek Hindistan?ın Kaliküt limanına vardı ve Hint Deniz Yolu Portekizlilerin eline geçti.(İnternet3,2004)
3-Amerika?nın keşfi ( 1492) : Cenevizli Kristof Kolomb İspanya Kralının verdiği üç gemi ile sürekli batıya giderse Hindistan?a varacağı düşüncesi ile yola çıktı. Yoluna bilinmeyen bir kara çıkacağını hesaplamamıştı. 2 ay sonra Amerika?nın batısındaki Bahama Adalarına ulaştığında buranın Hindistan?ın batısı olduğunu sandı. Ölümüne kadar yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadı. 1507 yılında Amerike Vespuçi buranın yeni bir kıta olduğunu fark etti. Yeni kıtaya onun adı verildi.(İnternet3,2004)
4-Dünyanın dolaşılması ( 1519-1522 ): Portekizli Macellan Atlas Okyanusuna açılarak Amerika?nın güneyine ulaştı. Kendi adını verdiği boğazı aşarak Büyük Okyanusa geçti. Filipin Adalarında yerli halkla yaptığı savaşta öldü. İkinci Kaptan Del Karo Ümit Burnunu dolaşarak İspanya?ya döndü (İnternet3,2004).


KEşİFLER KAşİFLER
AFRİKA VASCO DE GAMA
AMAZON PİNZON
AMERİKA KRİSTOF KOLOMB
ASOR ADALARI CABRAL
BERİNG BOĞAZI BERİNG
BERMUDA ADALARI BERMUDEZ
BEYAZ DENİZ OTTAR
BREZİLYA ALVARES CABAL
ÇİN MARCO POLO
FİLİPİN ADALARI MAGELLAN
GÜNEY KUTBU R. AMUNDSEN- NOBİLE
GRÖNLAND KIZIL ERİK
HAİTİ KRİSTOF KOLOMB
İZLANDA NADDOD
JAPONYA MENDES PİNTO
KUZEY KUTBU R. AMUNDSEN
LABRADOR CİOVANNİ CABOTO
MEKSİKA CORDOBA
MOĞOLİSTAN RUBROEK
ÜMİT BURNU BARTOLOMEU DİAS
VENEZUELA VESPUCCİ

(İnternet4,2004)

COĞRAFİ KEşİFLERİN SONUÇLARI
Siyasi Sonuçlar
1-Yeni ülkelerin keşfedilmesi ile Sömürgecilik gelişti.( Portekiz ve İspanyollarla başlayan sömürgeciliğe daha sonra İngiltere, Fransa ve Hollanda?da katıldı.)
2-Baharat ve ipek yolları önemini kaybetti.
3-Akdeniz?deki limanlar eski canlılığını yitirdi.
4-Doğudan yeni keşfedilen yerlerden Avrupa?ya bol miktarda altın, gümüş gibi değerli eşyalar geldi.
5-Avrupa zenginleşti. Soylular nüfuzlarını kaybetti.
6-Türk ve İslam alemi ekonomik olarak olumsuz etkilendi. (İnternet3,2004)
Dini Sonuçlar
1-Hıristiyanlık yeni keşfedilen yerlere yayıldı.
2-Dünyanın düz olduğunu söyleyen din adamlarına güven sarsıldı. (İnternet3,2004)
Bilimsel Sonuçlar
1-Yeni kıtalar, ırklar, hayvanlar, bitkiler tanındı.
2-İnsanlarda araştırma ve yeni şeyler öğrenme merakı uyandı.(İnternet3,2004)

Coğrafi Keşiflerin Türk Dünyası Üzerindeki Etkileri
Coğrafi Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafya Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869'da Süveyş Kanalı'nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.
Coğrafi Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. İslam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu, İpek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.
Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkarlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti'nde ekonomik sıkıntılara ve Celali İsyanları'na zemin hazırlamıştır.

Osmanlı Devleti, Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hakimiyeti için de İspanyollarla mücadele etti. Endonezya'da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlı Devleti, Hıristiyan Avrupa karşısında ''Doğu Kalkanı haline gelmiştir.


alıntı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17.02.07, 21:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Gökyüzü Neden Mavidir
Difuzyon Nedir: Atmosfer içinde Güneş ışınlarının kırılıp dağilmasına Difuzyon denir. Guneş ışınlarinın Difuzyona uğramasından dolayı gölgede kalan kısımlar gecelerin çok soğuk olmasını önler. Böyle bir durumda gölgelerin yarı aydinlik olmasını sağladığından, gökyüzünün de Mavi bir görüntü vermesini sağlar.

Gökyüzü mavidir mavi ışik, kırmıziya oranla atmosfere daha fazla dagilarak ona mavi rengini verir. Peki, Güneş'i batarken niye daha kırmizi goruruz? Bu, isinlarin bu sirada atmosferde daha cok yol katetmesinin bir sonucudur. Bu sirada, mavi ısik daha kalin bir atmosferi gecmekte oldugundan, daha cok sacilir. Ayni zamanda kirmizi da soguruldugu icin Guneş daha sonuk gorunür. Batmak uzere olan Günes'in gozumuzü rahatsiz etmemesinin nedeni budur.

Gökyüzünun mavi bir görüntü vermesinin sebebi (difuzyon)kırilma olayıdır. Gunes isinlari atmosfere girdiginde atmosferdeki gaz molekullerine, toz parcaciklarina carparak saçılir. Gun ısiği degisik dalga boylu bircok ısindan olusur. Enkisa dalga boylu mavi ısinlar atmosferin ust tabakalarindaki kucuk parcaciklar tarafindan hemen saçılirlar.

Gökyüzü acik oldugunda, mavi isik diger isiklara oranla en fazla sacilan isiktir. Bu yuzden de gökyüzü mavi gorunür. Mesela gökyüzü yogun bulutlarla veya dumanla dolu oldugunda, tum isinlar nerede ise ayni oranda saçılir. Bu da gökyüzünun gri renkte gorunmesine sebep olur.

Gun batiminda veya dogumunda guneş ışınlari atmosfere egik girdiklerinden dolayı fazla yol sarfetmek zorunda kalirlar. Bu yuzden daha cok ışik ve renk sacilir.

Gökyüzüne Bakarak Hava Tahmini Yapmak
Gökyüzü koyu mavi rengine börünürse, gunes dogarken parlak ve hafif sisli bulunursa, aksam gokkusagi gorunurse, gunes ay etrafinda büyük hale olursa, havanin iyi olacağı anlamına gelir.

Güneşin doğma zamanında, gökyüzü kırmızı olması ve gökkuşağının sabahleyin görünmesi ve de
ayın etrafında küçük bir çember bulunması yağmur olacağına işarettir.

Havanın sisli olması, sükunetli olacağı anlamına gelir.

Güneş doğarken kırmızı görüntü vermesi, batarken gökyüzünün kırmızı olmasi rüzgarlı hava olacağına işarettir.

Güneşin soluk - dumanlı bir şekilde doğması, ayın parlak olması, bulutların beyaz olması, Güneş - ayın etrafında bir kavis bulunması fırtına olacağına işarettir.

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17.02.07, 21:22
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

pusulayı kim icat etti
Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti. YERİN MANYETİK ALANI Herhangi bir yerde ortasından iple asılan mıknatıs iğnesinin belli bir doğrultuyu alması mıknatıs iğnesine bir manyetik alanın etkidiğini gösterir. Bu alan yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı, yerin dönme ekseniyle yaklaşık 15? lik açı yapacak şekilde konmuş çubuk mıknatısın manyetik alanı gibidir.

Bu nedenle bir pusula iğnesi Yer üzerinde pek çok yerde coğrafi kuzey kutbu göstermez.

Yatay bir pusula iğnesi ile coğrafi kuzey güney doğrultusu arasında bir açı vardır. Bu açıya sapma açısı denir.

Dünyanın manyetik alanı her ne kadar içine yerleştirilmiş dev bir mıknatıs ile temsil edilebilir gibi görünse de böyle bir şeyin gerçek olması mümkün görünmemektedir. Dünyamız çekirdek kısmında büyük demir rezervlerine sahiptir. Fakat çok yüksek sıcaklıklar kalıcı mıknatıslığın oluşmasını engeller.


Günümüzde yerin manyetik alanının varoluş nedenini tutarlı biçimde açıklayan bir teori yoktur. Dünyanın iç kısmındaki iletken sıvı tabakalarda oluşan dairesel akımlardan, Dünya manyetik alanının kaynaklandığı düşünülmektedir.


Yatay ve düşey eksen etrafında dönebilen mıknatıs orta noktasından asıldığında eğilir. Bu eğilme kuzey yarım kürede kuzeyi gösteren manyetik N kutbu, güney yarım kürede ise güneyi gösteren manyetik S kutbu yere yakın olacak şekildedir.

Mıknatıs iğnesinin yatay düzlemde yaptığı açıya eğilme açısı denir. Eğilme açısının değeri manyetik kutuplara doğru gidildikçe artar ve kutuplarda 90? olur.

MANYETİK KUTUP
Bir mıknatıs çubuğunun her iki ucunda yer alan dış manyetik alanın en güçlü olduğu bölümdür. Yer?in manyetik alanı içine serbestçe yerleştirilen bir mıknatıs çubuğu, kuzey-güney doğrultusunda yönlenir. Çubuğun kuzeye bakan ucuna kuzey manyetik kutbu, güneye bakan ucuna ise güney manyetik kutbu denir. İki mıknatısın benzer kutupları birbirini iter, farklı kutupları kutupları ise birbirini çeker.

Uzun bir mıknatıs çubuğunun her iki kutbu arasındaki manyetik kuvvet, daha 1750?de bir ters kare yasasıyla tanımlanmıştır. Örneğin, eğer iki kutup arasındaki uzaklık iki katına çıkarılırsa, manyetik kuvvet bir önceki değerinin dörtte birine düşer.

Mıknatıs çubuğunun ikiye kırılmasıyla kuzey ve güney kutupları birbirinden ayrılmaz. Her iki yarım parça da kendi kuzey ve güney kutuplarına sahip olur. Elektron ve proton gibi gerçek kesikli (ayrık) elektrik yüklerinin neden olduğu elektrik kuvvetlerinin tersine, manyetik kuvvetleri, ancak elektron mikroskobu altında görülebilecek boyutlardaki çok küçük manyetik kutuplara kadar izleyebilmek olanaklı değildir. Aslında, manyetik kuvvetler de temel olarak hareket halindeki yüklü parçacıkların arasında ortaya çıkar.

MANYETİK KUTUPLARIN YER DEĞİŞTİRMESİ


Yerin manyetik kutuplarının konumunun jeolojik çağlar boyunca değişmesidir. Çoğu kayaçtaki mıknatıslanma doğrultusunun, bugünkü jeomanyetik alan doğrultusunda olmadığı çok önceleri saptanmıştı. Bu önceleri çok değişik etmenlere bağlanıyordu, ama 1950?lerde elde edilen paleomanyetik veriler, manyetik kutupların Yer yüzeyinde sistemli bir biçimde yer değiştirmiş olduğunu açığa çıkardı. Yapılan araştırmalar, 20 milyon yıldan daha genç kayaçlardaki kutuplanma doğrultularının, bugünkü kutup konumlarıyla uyum içinde olduğunu açığa çıkarmıştır; ama 30 milyon yıl geriye gidildiğinde, mıknatıslanmanın bugünkü jeomanyetik alan doğrultularından belirgin biçimde farklı olduğu görülmektedir.


Eğer kıtaların konumu sabit kalmış olsaydı, yer değiştiren kutupların izlediği yolun, yerkürenin her tarafı için aynı olması gerekirdi. Ne var ki farklı kıtalarda yer değiştirme eğrilerinin de farklı olması, kıtaların kaymış olduğuna işaret etmektedir. Kutup konum eğrilerinin giderek bugünkü kutup konumuna yaklaşması, kıta bloklarının jeolojik çağlar içinde birbirlerine göre hareket ederek bugünkü konumlarına ulaştıklarını göstermektedir

alıntı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 17.02.07, 21:23
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Dünyada En_Hızlı Koşan Kuş (Deve Kuşu)
En_hızlı koşan kuş? En hızlı koşan kuş Devekuşu'dur (70 km/saat). DEVE KUŞU YETİŞTİRİCİLİĞİ Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koy maktadır. Bu durum, insanları yeni kaynakları aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırmalar yapmaya ihtiyaç duyar hale getirmek tedir. İnsanoğlunda yenilik arayışı ve daha iyisini üretme isteği vardır. Söz konusu isteğin gerçekleşmesi, bilimsel çalışmalar ve teknolojik ilerleme lerin uygulanması ile mümkün olacaktır. 20. Yüzyılda bilim ve teknolojideki gelişmelerin parelelinde, hayvancılık önemli seviyelerde mesafe kaydet miştir. İnsanların sağlıklı ve ye-terli ölçüde beslenmesi için hayvansal pro teinler gereklidir.


Bilinen hayvansal protein kaynaklarına alternatif olması ve ülkemizin hayvansal protein açığının kapa- tılmasına katkıda bulunması amacıyla, her yönüyle ekonomik bir kanatlı hayvan olan Devekuşu yetiştiriciliği önemli olmaktadır.
Devekuşu kanatları küçülen ve uçma yeteneğini kaybeden kuşlar sınıfına giren koşocu-yürüyen kuş- lardandır. Bu günkü yaşadığı bölgeler Afrika?nın doğusu ile güneyindeki sıcak ve kurak iç bölgelerdir. Eski çağlarda Büyük Sahradan Orta Asya çöllerine kadar uzanan geniş bir alanda yaşadığı bilinmektedir.


Yaklaşık 13-14 cm gaga uzunluğuna sahip olup ağzında diş yoktur. Kafası vücuduna oranla küçük boy-nu uzundur. Boyları 2-2,8 m arasında değişir. İki tırnaklı uzun ve güçlü bacaklara sahiptir. Baş boyun ve bacaklar sert ince, kanatlar ile gövdesi gösterişli ve tüylüdür. Göğüs kemeği bulunmamaktadır. Erginlerenin canlı ağırlığı 110-160 kg. arasında değişmektedir. Bunun doğada özgürce yalnız Afrika?nın doğusu ve güneyinde rastlanmak- tadır. Gerektiğinde ortalama 60 km/saat süratle koşmakta hatta 90 km/saat hıza dahi ulaşabildiği bildirilmektedir. Ayakları ile tekme atarak, gagası ile darbe vurarak kendisini korur. Ortalama 60/70 yıl yaşarlar. Bakım ve besleme ortamına göre 20-30 yıl damızlıkta kullanılabilirler.

Evcilleştirilmeleri, tüylerinin kadın giysilerinde kullanılmasıyla başlamıştır. Bu gün deresi eti ve tüyü İçin, başta Güney Afrika olmak üzere ABD, Avustralya, Kanada, Çin, Zimbabve, Bostvana, Namibya, İsrail ve Avrupa?nın çeşitli ülkelerinde çiftliklerde yetiştirilmektedir.
Ülkemizde Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinde ve Kırşehir ile Antalya?da damızlık verebilecek ka- pasitede üretim yapılmaktadır. Ancak ülkemiz için oldukça yeni bir hayvancılık dalıdır. Giderek meraklı üretici sayısı artmaktadır.


ÜRETİMİ :
Devekuşlarının üretimi, tabii kuluçka ve kuluçka makinalarında yapılmaktadır. Yılda 40 ila 100 arası yumurta veren dişiler erkeklerine nazaran daha ufak yapılı olup, grimsi-kahve renklidir. Erkekleri ise siyah renkli olup kanat ve kuyrukta beyaz renkli gösterişli tüyler bulunur. Dişiler 2-2.5 yaşında, erkekler 2.5-3 yaşında eşeysel olgunluğa erişirler. Dişiler genellikle Nisan-Eylül döneminde yumurtlarlar. 2-3 gün arayla yumurtlar, iki haftalık bir aradan sonra tekrar tekrara yumurtlarlar. 1100-1800 gr. Ağırlığındaki yumurtalardan yaklaşık 50 kada-rı damızlık değerdedir. Bakım ve beslenme durumuna göre ve yumurta verimi artabilir. Yumurtalardaki döllülük oranının artması için 1 erkek 2 dişi şeklindeki eşlemelerde her iki cinsiyetinde aynı yaş grubunda olmasına dikkat edilmelidir. Erkekler çiftleşme öncesi dişinin etrafında kanatlarını açarak dans eder. Bu dönemlerde sinirli ve sal- dırgan olurlar.Kuluçkalık yumurtalar 13-18 C derecelik % 22-25 nemli odalarda, temizlenip dezenfekte edilerek depolanır. Uygun koşullarda 7-14 gün süreyle muhafaza edilebilir. Kuluçka süresi 42 gün olup, döllük oranı %70, ku-luçka randımanı %75 civarındadır. Kuluçka ısısı 36.2 C?dir. Fümigasyondan sonra hazır durumdaki kuluçka ma-kinalarına yerleştiri len yumurtalar 14 günde döllülük kontrolüne 39. günde de inficar bölümü ne alınırlar. Çıkan civcivlerin ilk üç aylık dönemi en kritik devredir. Bu dön emde %30 lara varan ölümler olabilir. Üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü oldukça yüksektir. Devekuşu yumurtası 24-25 tavuk yumur tasına eşdeğer büyük-lüktedir. Daha ziyade damızlık olarak kullanılması nın yanı sıra yemeklik olarak?da kullanılmaktadır.
Devekuşu 9-12 aylık olduklarıda ( yaklaşık 90-110 kg) kesilirler. Eti kırmızı renkli olup, yağsız ve koles-terolü düşük, yumuşak bir ettir. Avrupa ve Amerika?da yaygın olarak kullanılmaktadır. Kilosunun 17-18 dolardan
Satıldığı ifade edilmektedir. Yağ oranı % 3, kolesterol miktarı ise dana etinin yaklaşık % 55-60?ı kadardır. Et ran-dımanı % 40-50 arasında olup en kıymetli kısımları butlarıdır.Derisi devekuşunun en değerli ürünüdür. Sığır derisinden 3-5 kat daha dayanıklıdır. Kalite olarak timsah .Ve fil derisi ile karşılaştırılabilecek düzeyde olup, suya karşı dayanıklı yumuşak bir deredir. Güney Afrika?daki çiftliklerin gelirini % 75 ini deri, % 20 sini et ve % 5 ini ise tüyleri teşkil etmektedir. Derisinden, şapka, eldiven, çanta ve bot yapılmaktadır. Tüylerinin, moda sektöründe süslü giysi ve şapka yapımlarında kullanılması evcilleş-tirilmesinin başlangıcı olmuşsa da bugün, eskisi kadar önem taşımamaktadır. Ancak yine de 8 ayda bir kesilen tüy-ler bir gelir kaynağı olmaya devam etmektedir.


SEVK VE İDARESİ :
Devekuşu yetiştiriciliği için üreticiler aşağıdaki sistemlerden birini seçebilirler. Bu, üreticinin imkan- larına göre belirlenir.
a-) Ekstansif Sistem : Doğal koşullarda, açık alan yetiştiriciliği.
b-) Yarı Entansif Sistem : Yarı kapalı yarı açık alan yetiştiriciliği.
c-) Entansif Sistem : Tamamen kapalı barınaklarda yapılan yetiştiricilik.
Devekuşları için en uygun ısı 18-20 C dir. Yaşantılarını daha soğuk ve daha sıcak ortamlarda da sür- dürürler. Ancak soğuk ve yağışlı ortamları pek sevmezler. Verimli bir üreme sezonu için sıcak ortamı tercih eder- ler. İstenen seviyede bir üretim için besleme, bakım ve çevre ısılarına dikkat etmek gerekmektedir. Devekuşlarını stresten uzak tutmalı, sevk ve idaresi yumuşak ve dikkatli yapılmalıdır. Ani korku ve sert davranışlara meydan ve- rilmemelidir. Bu durum yumurta verimindeki ani düşmelerle kendini gösterir.
Erkekleri üreme mevsimi dışında dişilerle bir arada bulundurulmamalıdır. Dişi ve erkekler çiftleşme dönemleri dışında birbirlerini görmediği takdirde daha yüksek cinsel aktiviteye sahip olurlar. Devekuşu çiftlikleri
enaz 2 m yüksekliğindeki çitlerle çevrilmeli, barınakların yüksekliği ise 3 m den alçak olmamalıdır. Merada otla-tılmaları için 10-15 hayvana 1 hektar, dinlenme ve gezinti için ise 40 hayvana 1 hektar arazi düşünülmelidir.
BESLENME :

Devekuşu yetiştiriciliğinde büyük gider yem gideridir. Bu nedenle kısmen de olsa meraya dayalı besle-me daha ekonomiktir. Merada buldukları ot tohumları, yeşil ot türleri yanında ufak böcek gibi bir takım canlıları da yerler. Diğer kanatlılarda olduğu gibi dengeli beslenmeleri çok önemlidir. Toz yemler burun deliklerine kaçma- ması nedeniyle pek sevilmez. Hayvanın yaşa göre düzenlenmiş rasyonlarla ve mutlaka peletlenmiş yemlerle bes-meleri gerekir. Fakat bu fabrika yemlerinde bilhassa vitamin ihtiyaçlarına çok dikkat edilmelidir. Yeşil yonca ve diğer yeşil ot veya sebze çeşitlerinin kıyılarak yemlerine karıştırılması yemi daha lezzetli ve iştah açıcı hale geti-recektir.


Yemin Temel Besin Maddeleri :
A-) Enerji Maddeleri : Karbonhidratlar (tahıllar) ve yağlar.
B-) Proteinli Maddeler : Bakla, Soya fasulyesi, Yer fıstığı gibi yağlı tohumlar ve küspeler.
C-) Vitaminler : Sentetik vitaminler ve yeşil yemler.
D-) Mineral Maddeler : Kemik unları, kireç taşı, midye kabukları ve fosfor ihtiva eden kalsiyum bileşikleri ile tuz.
Bu besin maddelerinin karma yemlerdeki oranlarını yaş gruplarına göre dengeli bir şekilde düzenle-mek gerekir. Civciv, Piliç ve anaç yemleri özellikle kapalı sistemlerde titizlikle hazırlanmalıdır. Yumurtlama döneminde kesinlikle yem değişikliklerine gidilmemelidir.
Civcivlerin Beslenmesi : Yumurtadan çıktıktan sonra ilk 3-4 gün yiyeceğe ihtiyaç duymazlar. Yumur-ta sarısındaki besin maddeleri bu süre içindeki ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre sonuna doğru yem yemeye başlarlar. Kümes ısıları tavuk civcivi gibi düzenlenebilir. Yani ilk hafta 35 C daha sonra 20 C ye kadar azaltılarak düzenle-nir. Yeme alıştırma genelde lapa türü hazırlanmış yemlerle yapılmalı daha sonra fabrikalarda hazırlanmış ?Deve-kuşu Civciv Yemi ? verilmelidir. Bu yemler minimum % 18 proteinli, 2600 Kcal/kg enerji, sindirimi kolay, bakteri mantar yönünden temiz olmalıdır. 1-2 hafta sonra bu yemlerin içine kaliteli yeşil yemler ilave edilebilir. Yemler-deki kalsiyum oranı % 2 yi geçmemelidir. Fazla kalsiyum bacak bozukluklarına sebep olabilir. Civciv yemi 40-50 gramla başlayarak yaş ilerledikçe 500-600 grama çıkarılır. İçme sularının temizliği de çok önemlidir. Temizliğe çok dikkat edilmeli su kapları günde birkaç kez yıkanmalıdır.
Piliçlerin Beslenmesi : Civcivler 6 aylık olduktan sonra piliç devresine geçerler. Damızlıkta kullanıla-cakları 2 yaşına kadar bu döneme uygun ?Devekuşu Piliç Yemi ? ile beslenmelidir. %16/17 proteinli 2450 Kcal/kg enerjili % 2-2.5 oranında kalsiyum ve bunun 1/3 oranında fosfor ihtiva etmesi gereken bu yemlerde selüloz miktarı civciv dönemine göre daha yüksek olabilir. Ancak yeşil yem veya vitamin düzeylerine çok dikkat edilmelidir.
Damızlığa ayrılacak hayvanların yağlandırılmaması için yemlerin kalori düzeyi titizlikle kontrol altında tutulmalıdır. Yedikleri yem miktarı günlük 1 kg dan, giderek 3 kg a kadar yükseltilir. Yemlerin yapısı pelet şeklin-de olmalı ve imkanlar ölçüsünde yeşil yemlerle lezzetlendirmeye çalışılmalıdır.
Damızlıkların Beslenmesi : Dişiler 2 yaşında, erkekler ise 2.5- 3 yaşında damızlık olarak kullanılırlar. Dişiler 18-20 aylıkken yumurtlamaya başlarlar ise de 2 yaşından önce çiftleştirmeye alınmamalıdır. Günlük yem tüketimleri 5 kg? a kadar yükseltilebilir. Kaliteli kaba yemlerle takviye edilerek ? Devekuşu Damızlık Yumurta Yemi ? verilmelidir. Bu yemler, minimum % 15 protein, 2450-2500 Kcal/kg enerji, % 3-4 oranında kalsiyum %0.35-0.40 fosfor ihtiva eden, bakteri ve küf yönünden temiz olmalıdır.
Ergin hayvanlar günde 1-1.5 kg taş yu-tarlar bunu hazımı kolaylaştırmak için yaparlar. Her yaş dönemi için hazırlanan yemlerde vitamin düzeyi çok iyi ayarlanmalıdır. Sağlıklı bir döl verimi için, bilhassa serbest otlama imkanı olmayan yetiştiricilikte bu çok önemlidir. Yemler, diğer dönemlerde olduğu pelet şeklinde olan, içme suları ve su kaplarını temizliğine dikkat edilmelidir. Bütün yem çeşitlerinde önemli olan yemlerin ekonomik olmasıdır.
Hastalıkları :
Devekuşunun belli başlı hastalığı bulunmamaktadır. En çok ilk üç aylık ölümleri kayda değerdir. Kuluç-da yeteri kadar sıcaklık ve nem verilmemesi, havalandırma sorunları, yumurtaların gereği kadar çevrilmemesi, ka-buk altının artmasına çıkan civcivlerinde yaşama gücünün düşük olmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra A,B, C, ve biotin gibi önemli vitaminlerin eksiklikleri tüm kanatlılar gibi Devekuşlarında da çeşitli anomaliler meydana getirirler. İlk üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü yüksektir. Ancak en çok görülen bir sorunda ayak bozukluklarıdır.
Kaynak:Tarım bakanlığı

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17.02.07, 21:23
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Okyanusun en_derin Noktası
Okyanusların en_derin noktası, Pasifik Okyanusu'nda, Guamadasının güney batı tarafındaki Mariana Çukurudur. Derinliği tam 11033 metredir ve suyun içinde bir kilogram ağırlığındaki bir cismin Mariana Çukuru'na ulaşması tam bir saat sürer.


Dünyanın Yaklaşık Olarak % 70.5’ini Okyanuslar Kaplamaktadır. Denizlerin Toplam Yüzölçümü 360.800.000 Km2‘dir.

Okyanuslarımız Büyüklüğüne Göre Sırasıyla;
Büyük (Pasifik) Okyanus : 179.700.000 Km2
Atlas (Atlantik)Okyanusu : 104.500.000 Km2
Hint Okyanusu : 74.900.000 Km2

Okyanuslarımızın Derinliklerine Göre Sırasıyla;
Büyük (Pasifik) Okyanus : 4.028 M.
Atlas (Atlantik)Okyanusu : 3.323 M.
Hint Okyanusu : 897m.


Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş kabuk, manto ve çekirdekten oluşan farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuş ve sıcak bir eriyik halindeki bu karışım zaman içerisinde ayrışmaya başlamıştır . Önce en ağır olan demir merkeze doğru çökelerek çekirdeği , sonra yine erimiş halindeki silikat kayaçları kristalleşerek mantoyu meydana getirmiş , daha sonra mantonun bir kısmı tekrar eriyerek sıvı hale gelmiş ve yüzeye doğru yükselirken soğuyup yoğunlaşarak bugünkü kabuğu meydana getirmiştir. Dünyamızın çevresini ince bir zar gibi saran yer kabuğu bugün üzerinde yaşadığımız karaları ve okyanus tabanını içerir. Yer kabuğunun kalınlığı ; okyanus tabanlarında 5 - 6 km karalarda 30 - 50 km dağlık alanlarda ise 70 km ye kadar uzanır. Litosfer adı verilen taşküre, yerkabuğu ve manto'nun en üst kısımlarından oluşmaktadır Litosferin kalınlığı ortalama 70-100 km. arasındadır.

Litosfer üst manto'nun katı bölümüdür. Litosfer'in altında ise üst manto'nun akışkan bölgesi alan Magma yer alır. Astenosfer ise üst manto'nun eriyik halde bulunduğu kısımdır. Magma olarak bilinen eriyik, volkanlar sayesinde yeryüzüne ulaşır.


Uzaydan dünyamıza bakıldığında dikkat çeken iki özelliği yuvarlak oluşu ve geniş su örtüleridir. Geniş su örtüleri okyanus, okyanusları bölen kara parçaları ise hem coğrafik hem jeolojik manada kıta adını alır ve üzerinde akarsular ve göller bulunur.

Peki bu kıtalar okyanuslar ve göller nasıl oluşmuştur? Önce kıtaların sonra okyanusların oluştuğunu biliyoruz. Çünkü okyanuslar için hem çukur alanlar, hem de su gerekir. Manto üzerinde yüzer durumdaki yer kabuğu parçaları birbirleriyle çarpıştıklarında manto içerisine daha çok batarak alçak ve geniş çukur alanlar oluştururlar. İşte bu çukur alanlar müstakbel okyanus yataklarıdır. Zamanla manto içerisindeki volkanik etkinlikler sonucu yer kabuğu içindeki kırık ve çatlaklardan yer yüzüne ulaşan sıcak gazlar, bugünkü atmosferi oluşturdu.
Yer yuvarı bir milyar yaşına gelmeden önce yeterince soğuyarak, su buharının atmosferde sıvı su olarak yoğunlaşmasını sağladı.
Bunu milyonlarca yıl süren yağmurlar izledi. Okyanus yağmurları dediğimiz bu yağmurlar bugünkü okyanusları oluşturdu ki okyanusların az da olsa bir bölümünün Dünya' ya düşen buz kristalli milyonlarca meteorun erimesiyle oluştuğu da düşünülmektedir. Güneşin etkisiyle okyanus yüzeylerinden buharlaşan sular, atmosferde yoğunlaşarak yağış şeklinde tekrar yer yüzüne düşer.
Bunların bir bölümü yer kabuğu içerisine süzülerek "yeraltı sularını", diğer bir bölümü de yüzey akışları halinde akarsuları ve yer kabuğunun çukur alanlarındaki küçük su birikintileri olan gölleri meydana getirir.
Böylece dünyamız, eriyik halindeki bir kütleden karaları denizleri ve okyanusları olan bir gezegene dönüştü.


Yapılan jeolojik çalışmalar, dünyanın oluşum yaşının 4,5 Milyar yıl geriye gideceğini göstermiştir. Bu dönem içerisinde dünya birkaç kere levha hareketlerine bağlı olarak bir bütün halinde dağılmış yada tekrar toplanmışlardır. Bundan 250 milyon yıl kadar önce, Dünya'nın üzerindeki bütün kara parçaları pangea adı verilen bir tek süper kıtayı oluşturmak üzere birleşik durumdaydılar. Bu, bir kutuptan diğer kutba uzanan uzun ve dar bir kıtaydı. Bu kıtayı saran ve pantalos adı verilen tek okyanus, şimdiki Pasifik'in (Büyük Okyanus), daha geniş olan bir versiyonuydu ve yeryüzünün yüzde 75'ini kaplıyordu. Modern dağlar olan Ant Dağları, Himalayalar henüz yoktu 150 milyon yıl önce dünya 2 ana kıtaya ayrıldı. Kuzeyde kalan kısmına LAVRASYA güneydekine de GONDVANA adı verilmekteydi.



Daha sonra 100 milyon yıl önce levhalar hareket etmeye başladı.
Yaklaşık 94 Milyon yıl öncesine geldiğimizde, Artık Afrika Güney Amerika'dan ayrılmış, Kuzey Amerika Avrupa' dan ayrılmış, Atlantik Okyanusu' nun açılması ile Afrika kıtası ve ona bağlantılı olan Arabistan kuzeye doğru hareket etmiştir. Yaklaşık 50 milyon yıl önceki dönemde artık dünyamız ve Türkiye'nin içinde bulunduğu alan bugünkü görünümüne oldukça yaklaşmıştır.


şayet kıtaları eskiden oldukları gibi tekrar birleştirmemiz mümkün olsaydı, Kuzey ve Güney Amerika kıtaları, Afrika ve Avrupa kıtaları ile kesin bir şekilde uyuşacaklardı. Kuzey Amerika'nın Apalaşlar (Appalachian) Dağları ve Avrupa'nın İskoya Dağları, sıra dağlar oluşturacak şekilde tam olarak denk gelmektedir. Günümüzde ayrı olmalarına rağmen, bu iki dağ oluşumunun aynı kıvrım yapıları olan, aynı aralıklardaki aynı kaya katmanlarına sahip olmalarının, ve aynı döneme ait aynı fosil kalıntılarının bulunmasının sebebi budur.

Günümüzdeki kıtalar, bundan 200 milyon yıl kadar önce ayrılmaya başlayan Pangeanın birer parçalarıdır ve bu parçalar hareketlerine devam etmekte ve kıtalar birbirlerinden yılda 7.5 cm.'ye varan bir hızla ayrılmaktadırlar. Arabistan levhası kuzey-kuzeydoğu doğrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır.. Türkiye'de meydana gelen depremlerin esas nedeni de, Arabistan levhasının bilinen bu hareketidir.




Halihazırda yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuş olup Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksek olup sıcaklık farkları daha belirgindir. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütleleri okyanuslar dır

alıntı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 17.02.07, 21:23
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

ISO iso 9000 Belgelendirmesi Nedir ?
Kalite Yonetimi Firmalar kalite sistemlerini, ucuncu parti bir DIŞ denetim ve belgelendirme firmasi tarafindan denetletip belgelendirebilirler. Denetim firma yerinde yapilir. Basarili olunmasi halinde, firma ISO 9001, iso 9002 yada ISO 9003 sertifikasi ile odullendirilir. Bu sertifika genellikle 3 yil suresince gecerli olup, bu 3 yil icerisinde her 6-12 ayda bir gozetim denetimi ile gecerliligi onaylanmalidir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 18.02.07, 01:43
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: dünyanın en büyük elması

Bunları Biliyor musunuz?

Niçin esniyoruz? ESNEME yorgunluk, açlık veya can sıkılması durumlarında ortaya çıkan istemsiz bir derin nefes alma koşuludur.



Niçin esniyoruz?
ESNEME yorgunluk, açlık veya can sıkılması durumlarında ortaya çıkan istemsiz bir derin nefes alma koşuludur. Psikolojik bir durum olduğu konusunda tüm bilimadamları fikir birliği içerisindedir. Çünkü istemli olarak engellenebilir veya durdurulabilir. Beynimiz veya akciğerlerimiz fazladan oksijene ihtiyaç duyduğunda esnediğimiz konusundaki görüşler de oldukça yaygın. Ortalama bir esneme altı saniye sürer. İyi bir esneme için yüz ve çene kaslarının gerilmesi ön koşuldur.

Kuşlar nasıl konuşabiliyor?
BEYİNDE oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları aslında konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır. Kuşların doğasında mükemmel bir ses taklit yeteneği vardır.

Yumurtanın iki yüzü niye farklı?
YUMURTA, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurta şeklinin nedeni de budur.

İnsanlar saatlerini niçin sol kola takar?
İNSANLARIN çoğunluğu sağ elini kullanmaktadır. Bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu çıkarmadan, sağ elleri ile sol ellerindeki saati kurabilirler...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30.08.07, 19:29
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: dünyanın en büyük elması

Dünyanın en büyük elması!

GÜNEY Afrika nın kuzeybatı bölgesindeki bir madende, dünyanın en büyük elması bulundu. Kıymetli taşın bulunması, dünya elmas pazarında heyecan yarattı. Elmasın en az 30 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor. Elmasın nasıl ve tam olarak nerede çıkarıldığı henüz açıklığa kavuşmadı. Elmas, 1905 yılında bulunan ve şu ana kadar dünyanın en büyük elması niteliğini koruyan Afrika Yıldızı nın tam iki katı irilikte.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar