iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:26 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » eğlence » Sohbet » Hayal Kahvesi » Tasavvuf Edebiyatında Aşk

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 28.02.07, 22:21
Standart Tasavvuf Edebiyatında Aşk

28.02.07, 22:21








Tasavvuf, Allah'ı gönülden sevme işidir. Mutasavvıf ise tasavvuf ile uğraşan
ehil kişidir. Mutasavvıflara göre aşk her şeyin üzerindedir ve âlemin varlık
sebebinin aşk olduğu inancı hâkimdir. Tanrı "Ben gizli bir hazine idim
bilinmeyi, sevilmeyi istedim" demiş ve sırf kendi güzelliğine âşık olmak
için insanoğlunu yaratmıştır. Bu yolda Hallac-ı Mansur Enel Hak (Ben
Hak'kım) diyerek, aşkın Yaradan'da yok olmak olduğunu iddia etmiş ve bu
iddiasının karşılığını da yakılıp küllerinin Dicle'nin suyuna savrulmasıyla
ödemiştir. Uzun yıllar sonra Mevlana gibi büyük bir mutasavvıf Hallac-ı
Mansur'un teşhisinin doğruluğunu savunmuştur. "Ben size şah damarınızdan
daha yakınım " ayeti de bunu doğrular mahiyettedir. Çünkü asıl âşık olunan,
kavuşmak için arzulanan Allah'tır.

Mutasavvıflara göre beşeri aşk ilahi aşkın yeryüzüne yansımasından
ibarettir. Allah, ruhları Bezm-i Elest'te bir araya topladığında âşıklar
orda birbirini görmüş söz vermişlerdir. Bir diğer inanışa göre ise ruhların
yarım olduğu söylenir. Âşıklar ne zaman bir bedende iki ruh olur, işte o
zaman ruhların tamamlanacağı inancıdır.

Aşk ruhani olup, cinsel arzuların dışına taşmaktır. Bu haliyle aşk,
zenginlik, fakirlik, varlık ve yokluğun üzerindedir. Ölümden daha güçlü
olan, ölümü göze aldıran, candan daha kıymetli, canın feda edildiği şeydir.

Bir mıknatıs gibidir aşk. Âşıklar nerde olursa olsun, cuz-i irade onların
yollarının bir yerde muhakkak kesişmesini sağlar. Aşk, aramakla bulunmaz.
Aksine ansızın ve habersizce gelen bir beladır. Öyle bir beladır ki aşk
gelirken derdi, acıyı, kederi de beraberinde getirir. Çaresi ise bu beladan
tat almak, gam, keder, tasa içerisinde boğulmaktır. aşık acı çeker. Bu acı
öyle bir acıdır ki ne kılıç yarası ne de başka bir yaraya benzer. Çünkü aşk
acısı tenden ziyade ruhu acıtır. Bu acı ne kadar ağır olursa olsun, seven
insan o acıdan zevk almasını bilir. Ayrıca aşkta ne makam ne de denklik
aranır.

İnsanoğlu yalnız başına sadece bir tenden ibarettir. Bu tene can olan ise
sevilen, yani canandır. Aşksız insan bir boşluk içerisinde savrulup durur
hayatı bir düzensizlikler silsilesidir. Bunun sebebi ise, muhayyilemizde hep
onun olması, ümidin, idealin o olmasında saklıdır.

Aşk sevgili ile buluşma, ona kavuşma ama muvaffak olamama arzusudur. Çünkü
aşka erdiği zaman onun biteceğinden, o zevk veren acının kaybolacağından
korkar. Âşıklık bir süreklilik arz edeceğinden zamanla alışılır ve yaşam
biçimine dönüşür. Aşk makamına yükselen Allah'ın vahdetini ve birliğini
anlar.

Büyük âlimler önce beşeri aşkı yaşamış, sonra ilahi aşka ulaşmıştır.
Hakikate ancak aşk yoluyla, aklı terk etmekle ulaşılacağına inanılır.
Gönülde aşk varsa akıl idrak edemez. Bu yaşam biçimi aslında nefsaniyet
duygusunun öldürülmesidir. Yukarıda da değindiğimiz gibi aşk şehvet
duyguları, makam ve paranın üzerindedir. Bir rivayete göre Züleyha, Yusuf'u
bulmak için yetmiş deve yükü serveti bu yolda harcamıştır. Aşığın gözü
kördür derler. Bu sözün anlamı, sevenin canandan başkasını görmediği için
söylenmiştir. Ancak bu sözle sadece bu düşünceyi ima etmek eksik olur. Çünkü
seven cananın eksiklerini de görmez.

Aşk bazen uzun zamanlar sonunda, bazen de ilk bakışta ortaya çıkar. Bazen
de didişmeyle başlar. Ya aşk biter mi? Ruha olan aşk hiçbir zaman bitmez.
Çünkü ruh kalıcıdır. Ama surete olan aşk belirli bir süre sonra o güzelliğin
ölümüyle birlikte son bulmaya mahkûmdur.

Göz gönül penceresi olduğundan dolayı aşkın ilk başladığı yer ise
gözlerdir. Tasavvuf edebiyatında sevilenin kaşları yaya gözleri ise kalbi
hedef alan oka benzetilir.

Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem ve
daha nice zamana ve mekâna sığmayan aşklar ve âşıklar… Aşkın büyüklüğü
çekilen cefada ezada ve çilede gizlidir. İnsanoğlu erişilmeyene ulaşılmayan
her zaman daha çok arzu duyar. O ne kadar uzak olursa ona karşı şiddetli bir
istek vardır.

Tasavvuf edebiyatında simgeler dizisi içerisinde gül ile bülbül önemli bir
yeri vardır. Sevilen bir güle benzetilir. En güzel gül ise peygamberimiz(
s.av.) dır. İslam dinine göre insanoğlu yaradılış itibariyle meleklerden
bile üstün yaratılmıştır. İşte bu üstün yaratığın en güzeli de Hz.
Muhammed'dir. En büyük sevgili odur. Çünkü asıl sevgili olan Allah\'a
ulaşmanın yolu peygamberimiz sünneti ve onun aracılığıyla indirilen kuran-ı
kerim'i doğru anlamak ve uygulamaktan geçmektedir. Yukarıda da değindiğimiz
gibi Hallac-ı Mansur'un dediği gibi sevgilide yok olunmalıdır. Mevlana
Celalettin Rumi ise aşkı, tapılması gereken bir din olarak nitelemektedir.

Aşkın başlangıcı esnasında aşıka yüceltilirken âşık kendini sürekli aşağı
çeker. Belirli bir süre sonra bu hareket tam aksi yönde ilerler. Son aşamada
bu süreç dengelenir. Unutulmamalıdır ki naz sevilene yapılır.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ben demesini öğrenir. Ne zaman âşık olur,
işte o zaman sen demesini öğrenir. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi aşk
insanın kendi bencilliğini kırması için bir araçtır. Çünkü aşkta sevilene
itaat söz konusudur. Âşık, kendisi için değil aşkı için yaşar, ona benzemeye
çalışır. Onun hoşuna giden davranışları sergiler. Onu güldürebilmek için en
kötü hallere bile katlanır. Çünkü onun gülüşü, gülün açışıdır.

Birçok kimse hazı, arzuyu birbirini karıştırdığından kendisini âşık olarak
nitelendirir. Bunun sebebi ise aşkta ölçünün kişinin kendisi olmasıdır.
Hiçbir insan ne Leyla'nın ne de Mecnun'un duygularını anlayamaz ve de
yaşayamaz. İnsan ne zaman gerçek aşkı bulur, işte o zaman daha önce
yaşadıklarıyla bir mukayese ve muhasebe hesabına girerek gerçek aşkı
anlayabilir. Ancak yine de aşkın belirtileri vardır. İnsan sevgiliyi gördüğü
zaman, kalp atışları hızlanır, yüzü kızarır, söz söyleyemez olur. Aşığın
korktuğu tek şey sevilenin bir çift gözüdür. O gözler o kadar derindir ki
düşeceğinden korkar. Ayrıca seven insan sevgiliden söz edilmesinden haz
alır, onu sözcüklere sığdıramaz. O'nu seveni ve O'nun akrabaları sevene
tatlı gelir.

İnsan fıtratı gereği büyük bir sevgi taşımaktadır. Bu sevginin dışarıya
çıkması için bir aynaya ihtiyaç vardır. İşte o ayna sevgilidir. Aslında kişi
kendisine âşıktır, sevilen sadece bir simgeden ibarettir. Âşık olduğu şey
kendi hüsn-i zan ve taşıdığı duygularının anlam bakımından güzelliğidir.
Ünlü İslam bilginlerinden Arabî ise aşkın aşığın güzelliğine girdiğini
söylemektedir.

Bir rivayete göre insan sevdiğini ömrü boyunca sadece kendisinde saklarsa
Allah katında şehitlikle müjdeleneceğidir. Bu da aşkı kendinde saklamanın ne
kadar ağır bir yük olduğunun göstergesidir.

alıntı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lale_zar (13.11.07)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
aşk, edebiyatında, tasavvuf

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz