Nüve Forum


Atatürk Köşesi hakkinda Atatürk ve Anılar ile ilgili bilgiler


Bu bölümde Atatürk'ün hayatından kesitler gibi konuşma parçaları yayınlamak Atatürk'ü daha iyi anlamak için de iyi bir fikir diye düşündüm. İlki benden olsun, umarım devamı gelir. ATATÜRK bi yemekte ingiliz

Like Tree5Likes
  • 1 Post By bitirim
  • 1 Post By bitirim
  • 1 Post By bitirim
  • 2 Post By by_eMRe

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 28.11.07, 10:09
bitirim - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.362
bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Atatürk ve Anılar

Bu bölümde Atatürk'ün hayatından kesitler gibi konuşma parçaları yayınlamak Atatürk'ü daha iyi anlamak için de iyi bir fikir diye düşündüm. İlki benden olsun, umarım devamı gelir.


ATATÜRK bi yemekte ingiliz bi çoçuğun suratını asyı görür ve yanındaki usağa derki

-git bakalım ne istiyomuş? neden suratı asık

uşak gider

-neden suratınız asyk
der
cocuk

-o karşıda duran adam benim ÇANAKKALE'de babamı öldürdü
der

uşak ataya gider
-paşam sizin ÇANAKKALE'de babasını öldürdüğünüzü söylüyor

der

ve ATATÜRK sinirlenir elini masaya vurur

-onun babasının orada ne işi varmış!!

der
__________________
_Söylediklerimden cok Sustuklarimda Sakliyim..

Ve Gizlediklerimde Gizliyim..

Beni anlamak için; Konustuklarimdan çok Sustuklarima kulak verin..

Aklım Sukütu Sever benim..

Çünkü çok agir ödeştik biz Hayatla..

Ben sonu Ölüm Noktali yollardan gectim..

Üç Noktalar Koymaz Bana..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 28.11.07, 10:10
bitirim - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.362
bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Cevap: Atatürk ve anılar

1938 in Mayıs ayında Ata ile birlikte bir radyo haber bültenini dinliyorduk. Spiker Fransızca olarak, ***8220;On dit que Atatürk est

malade - Atatürk***8217;ün hasta olduğu söyleniyor***8221; diye bir cümle kullandı.


Maalesef Atatürk de bu cümleyi duymuşlardı. İrkildi ve yerinden kükrer gibi kalkarak, fevkalade gergin ve işaret parmağı ile

radyoyu göstererek,


***8220;Atatürk hasta dedi, değil mi?***8221; diye bana sordu.


Ben şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilemedim. Atatürk tekrar bağırdı***8221; Atatürk hasta dedi değil mi***8221; deyince ***8220;Evet Paşam***8221;

demek zorunda kaldım. ***8220;Ya demek öyle,***8221; dedi.



Biraz durdu, sonra bana dönerek, ***8220;Yarın trenle Adana***8217;ya hareket ediyoruz. Hazırlıkları ona göre yapsınlar. Seyahatten

doktorların da haberi olsun***8221; diye emir verdiler. Derhal hazırlıklara başlandı. Doktorlar uzun seyahatleri ve uzun yürüyüşleri

kesin olarak yasaklamışlardı. Buna rağmen, ertesi gün trenle önce Mersin***8217; e gelinmiş, burada hasta hasta birlikleri teftiş

etmiş, onlara geçit resmi yaptırmış ve sonra yorgun düşerek arabalarına binmişlerdi. Bu seyahati ve bu hareketi, bütün

basın ve radyoya bildirmiş, dolayısıyla da dış dünyaya da duyurulmuştu.


Böylece Atatürk, sağlığı pahasına bu yorgunluğa katlanmış,

ama

hala ayakta olduğunu ispat etmişti.

Kaynak: cocuklacocuk.com
__________________
_Söylediklerimden cok Sustuklarimda Sakliyim..

Ve Gizlediklerimde Gizliyim..

Beni anlamak için; Konustuklarimdan çok Sustuklarima kulak verin..

Aklım Sukütu Sever benim..

Çünkü çok agir ödeştik biz Hayatla..

Ben sonu Ölüm Noktali yollardan gectim..

Üç Noktalar Koymaz Bana..
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28.11.07, 10:11
bitirim - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.362
bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!bitirim çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Cevap: Atatürk ve anılar

İZMİR SUİKASTI

İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:
- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:
- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi?
- Evet, dedi. Ben yine sordum:
- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?
- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.
- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun?
- Hayır.
- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?
- Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.

O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:
- Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Yahya Galip KARGI
__________________
_Söylediklerimden cok Sustuklarimda Sakliyim..

Ve Gizlediklerimde Gizliyim..

Beni anlamak için; Konustuklarimdan çok Sustuklarima kulak verin..

Aklım Sukütu Sever benim..

Çünkü çok agir ödeştik biz Hayatla..

Ben sonu Ölüm Noktali yollardan gectim..

Üç Noktalar Koymaz Bana..
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21.06.09, 19:40
by_eMRe - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nereden: İstanbul (egsoz kokulu şehir=) )
İletiler: 541
by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!by_eMRe çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Cevap: Atatürk ve anılar



ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!
Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

ALÇAKGÖNÜLLÜ

Atatürk'ü, 1938 Gençlik ve Spor Bayramı günü, son defa, 19 Mayıs Stadyumu'nda gördüm. Şeref tribünü kapısında -o zaman küçük bir çocuk olan kızıma- o günün anısı olan rozetini taktırmayarak bir şeyler söylüyordu. Zayıf ve yorgundu.

Kızımdan Atatürk'ün kendisine neler söylediğini sordum:
***8212; Rozette resmim varmış, nasıl takarım? dedi.
Zeki ve alçakgönüllü Atatürk rozetteki resmi görmüştü.

Bu, O'nun stadyuma ilk ve son gelişi, sanki gençliğe vedası oldu

BENİM ADIM ATA DEĞİL

Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde, kendisine "Ata" denildiğini okudukça şöyle dedi:
-Benim adım Ata değil, Atatürk'tür! Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?

GÖMÜLECEĞİ YER

Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:
O'nun kabri Ankara'da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O' nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi'nden İstasyon'a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer, diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:
Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında, O'nun ölümlü oluşu üzerinde durulmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti. "Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." dedikten sonra "Milletim beni istediği yerde yatırsın, yeter ki beni unutmasın," demişti. Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise, "iyi ve kalabalık bir yer, fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem". Ancak, gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok duygulandırdığını, bugün bile hatırlıyorum.
Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker, hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk, böyle bir fikrin uygulanmasından ancak, ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak: "Bunu unutma!" demişti.

SOKAK ÇOCUĞU

Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.
Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki:
- Bana sokak çocuğu diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı? Bana (zalim) diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamlar cezalarını buldularsa, benim onlara karşı sevgimden ziyade, Türk milletine sevgim daha büyüktür... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim..." demişlerdir.


MUTSUZ LİDER

Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı:
- "Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi.
O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık.

ABDÜLHAMİD

1937 yılında idi. Yaz aylarından biri. Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede "Makedonya" adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşam üstü Başyaver Celâl (Üner) Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe Sarayı'na davet edildim. Ve Saraya gidince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım. Bir kapı açıldı, kendimi Büyük Adamın karşısında buldum. Saygılarımı bildirince, belli bir iki nezaket cümlesi ile beni okşadı. Sonra:
- Yazını okuyorum, dedi. Hürriyetin ilân edildiği zaman küçük bir çocuk olman lâzım. Fakat kutlarım, o günleri iyi canlandırıyorsun. Yalnız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.
Biraz durdu. Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli bir Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu. Ben susuyordum. Bu hal bir iki dakika devam etti. Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:
- Sevme Abdülhamid'i! Yine de sevme! Fakat sakın anısına hakaret edeyim deme. Senin kuşağın biraz daha ölçülü kararlar vermeye alışmalı. Bak çocuk! Kişisel kanımı kısaca söyleyeyim: Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun durumu kuşkulu ve sınırları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette, Abdülhamid'in yönetimi büyük hoşgörüdür. Hele bu yönetim on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında uygulanmış olursa...
Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı. Saygılarımı tekrarlayarak huzurundan uzaklaştım.

YANINA ALDIĞI İLK ER

Atatürk, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.


KAHRAMAN TÜRK KADINI

1 Mart 1923 Tarsus:
Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.

İNANMAYANLAR DA HAKLIYDILAR

Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI


Hastalığının ilerlemiş zamanında:
"Hatta bir gün, bizim önümüzde bazı siyasi sorunlara değinip Romanya' da yapılan hükümet değişmesinden söz ederken, bir patriğin işbaşına gelmiş olmasından hayret duyduğumu söyledim. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın da yaklaşmakta olduğunu anıştırarak dedi ki:
- "Bir savaş çıktığı takdirde, kanımca yansız kalmalıyız. O zaman birçok fırtınalar kopacak. Devlet gemisini gayet ustaca yöneterek işin içinden sıyrılmaya çalışılmalıdır." dedi.

ELİF, LAM, MİM NE OLACAK?

Atatürk, Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesine karar verdikten sonra Kâzım Karabekir Paşa kaygıya düşmüştü. Büyük bir heyecan ve şaşkınlık içinde bir gün dayanamayarak Atatürk'e sordu:
- "Kur'an'ın Türkçe'ye çevirisini emretmişsiniz."
- "Evet."
- "Peki, o zaman elif, lam, mim ne olacak?"
Atatürk hayretle Karabekir'in yüzüne baktı ve en kolay bir şeyin cevabını verir gibi:
- "Ne olacak, elif, lam, mim yine elif, lam, mim olarak kalacak" dedi.

DİL ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI

Dil alanında bir kaynak sorununu ileri sürünce, ortaya, kâğıt kalem ve Atatürk'ün kendi eliyle açıklamalar yapılmış diksiyonerler getiriliyor. Yunanca'dan getirilen kelimelerin, onları bir başka dile bağlayan daha eski bir etimolojisi aranıyor.
- Ana kökü arayacağız, diyor.
Ve dil hakkındaki kuramını anlatmaya başlıyor ve bir gülüşle:
- Uzun bir çalışmadan sonra, bunu bulduğum zaman, Sakarya savaşını kazandığım dakikadaki mutluluğu duydum, diyor.

MEDRESELER

Rize gezilerinde medreselerin açılması için kendisine başvuran hocalara; öfke ve sertlikle ve herkesin önünde:
- "Para istiyorsanız size millet yetecek kadar verecektir. Açsanız karnınızı doyuracaktır. Medreseler bir daha açılmayacaktır, anladınız mı?" diye bağırdı.

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi'nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut'la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, "Ne dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:
- Bu memleketin efendisi kimdir?
Düşündüm. Karşılığı o verdi:
- Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:
- Türk köylüsü "Efendi" yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!...


YENİ KELİMELER

Atatürk, yeni kelimeler için şöyle derdi:
"Onları ortaya atmak gerekir. Millî duygumuz hangisinden hoşlanır ve onu kullanırsa, o zaman sözlüğümüze koyalım."

ÖĞRENCİ GÖZÜNDE ÖĞRETMEN

Çankaya'da bir ilkokul açılmıştı. Köşkün çevresinde bulunan bu okulu bir gün Atatürk ziyaret etmiş.
Öğretmen tahta başında öğrencilere ders veriyormuş. Cumhurbaşkanı girer girmez saygı işaretini vermiş, çocuklar ayağa kalkmış ve oturunuz işaretini verdikten sonra yüzünü tahtaya çevirerek derse devam etmiş. Atatürk, beş on dakika ayakta ders dinlemiş ve çıkarken öğretmen yine aynı ses, aynı eda ile çocukları ayağa kaldırmış ve oturunuz işareti verir vermez derse devam etmiş.
Gazi kapıdan çıkarken yanındakilere:
- "Gördünüz mü öğretmeni? Cumhurbaşkanına önem vermedi" demiş ve ilave etmiş:
- "İlköğretmen vatanın en hayırlı elemanı. Onlar vatan çocuklarıyla o kadar kaynaşmışlardır ki, adeta çocuklaşmalardır. Onların gözünde en sevgili öğrencilerdir. Bu öğretmen eğer dersini bırakıp saygısını göstermek için yanıma gelseydi ve çıkarken beni merdivenlere kadar geçirse idi, öğrencileri gözünde küçülür, belki prestijini kaybederdi. Öğrenci gözünde en saygılı, en büyük adam öğretmendir." demişlerdir

ANADOLU'NUN MÜZİĞİ

Atatürk söylüyor:
- Montesquieu'nun, "Bir milletin musikicilikteki akışına önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olamaz" sözünü okudum, doğrularım. Bunun için, musikiciliğe pek çok özen göstermekte olduğumu görüyorsunuz.
- Biz Batılılara göre, doğu musikiciliğinin kulaklarımıza gelen tuhaflık yönünden söz ettim ve dedim ki; Doğunun tek anlayamadığımız bir tarafı varsa,o da onun musikiciliğidir.
Gazi, itiraz ederek şöyle demiştir:
- Bunlar hep Bizans'tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek musikimiz Anadolu halkında işitilebilir.
- Bu ezgilerin geliştirilmesi mümkün değil midir?
- Batı musikiciliği bugünkü durumuna gelinceye kadar, ne kadar zamanlar geçti?
- Dört yüz yıl kadar geçti.
- Bizim bu kadar süre beklemeye zamanımız yoktur. Bunun için, batı musikiciliğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz.

SEN NE OLACAKSIN Kİ?

Mustafa Kemal, Selanik'te yine bir akşam o zaman Sağlık Müfettişi olan eski Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Araş, Nuri Conker, Salih Bozok beylerle birlikte Olimpiyos birahanesinde oturmuşlar içerlerken, devletin dış siyaseti söz konusu oluyormuş. Bu arada Mustafa Kemal Bey birtakım acı eleştiriler yaptıktan sonra işi şakaya dökmüş ve Tevfik Rüştü Bey'i göstererek:
- "Bu yanlış siyaseti bir gün doktor aracılığı ile düzelttireceğim." Deyince, yakın ve teklifsiz arkadaşı olan Nuri Conker:
- "Ne? Ne... Sen mi düzelttireceksin?"
Diye küçümseme ile sormuş. Bunun üzerine Nuri (Conker) Bey'le aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
- "Evet, ben doktoru Dışişleri Bakanı yapacağım. Bütün yanlışlıkları ona düzelttireceğim."
Nuri Bey şaka ile sormuş:
- "Demek sen doktoru Dışişleri Bakanı yapacaksın. O halde ya beni?"
- "Seni de vali ve komutan yaparım!"
Bu konuşmaya, hazır bulunan Salih Bozok da karışıyor:
- "Herhalde bu arada beni de bir şey yaparsınız?"
Mustafa Kemal Bey Salih'in bu sorusuna, biraz düşündükten sonra:
- "Salih, seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım." Cevabını verince Nuri Bey yine dayanamamış, tekrar atılarak:
- "Allahını seversen, sen ne olacaksın ki, hepimize şimdiden böyle birtakım onurlar veriyorsun?" demiş.
Mustafa Kemal Bey, Nuri Bey'in bu sorduğu soruya gülerek:
- "Bu memuriyetleri, bu onurları veren ne olursa işte ben o olacağım."
Diye karşılık vermiş.

TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM

Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!...
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
anılar, atatürk

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:28 .