Nüve Forum

Nüve Forum > gazete haber ve makale yorumları > Köşe Yazarları > Hüdai Çakmak > İslam Bilginleri Evrimi Onaylıyor mu

Hüdai Çakmak hakkinda İslam Bilginleri Evrimi Onaylıyor mu ile ilgili bilgiler


Kimileri İslam bilginlerinin evrimi onayladıkları iddiasındadırlar. Bu konuda küçük bir araştırma yaptık. Konunun daha iyi anlaşılması için önce evrimi tarif edelim. Evrim, rastlantılarla oluşmuş ya da bir yerlerden gelmiş bir

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08.05.15, 09:10
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Jul 2010
İletiler: 542
tersinim yakında çok ünlü biri olacak!tersinim yakında çok ünlü biri olacak!
Standart İslam Bilginleri Evrimi Onaylıyor mu

Kimileri İslam bilginlerinin evrimi onayladıkları iddiasındadırlar.
Bu konuda küçük bir araştırma yaptık.
Konunun daha iyi anlaşılması için önce evrimi tarif edelim.
Evrim, rastlantılarla oluşmuş ya da bir yerlerden gelmiş bir canlı hücresinin zaman içinde değişip, gelişme yoluyla türlerden türlere geçtiğini, bu yolla tüm yaşam dünyasını oluşturduğunu iddia eden bir hipotezdir.
Evrimin gerçek olduğu iddia edilen tüm aşamalarında bilgi ve irade yoktur . Her şey rastlantılarla oluşmuştur.
a)-Bir canlı hücresi rastlantılarla oluşmuş ya da bir yerlerden gelmiş olmalıdır.
b)-Bu canlı hücresi iki cinstir. Alg denen bakteri (ki algler fotosentez yapabilen mükemmel canlılardır) cinsinden içlerinde bin bir çeşit otların, çiçeklerin, meyve ağaçlarının, çamların, kavakların, dev sekoyaların … bulunduğun tüm nebatat evrilmiştir.
c)-Tür ve çeşit sayıları on milyonları bulan böcekler bir yerlerden evrilmiş olmalı ama kaynak bilinmiyor.
d)-Arke türü bakteri türünden ise önce bir solucan müsveddesi oluşmuş. Daha önce her nasılsa canlılar eşeysiz üremeden eşeyli üremeye geçivermişler.
Bu solucandan da balıklar, balıkların karalara çıkmaları sonucu ilkel kara hayvanları, ardından sürüngenler, semenderler dinozorlar, dinozorlardan kuşlar evrilmiş. Daha sonra da her nasılsa yumurtlayan canlılardan doğuran canlılar evrimleşivermiş. Bunlardan da yarasaların, farelerin, atların, itlerin, domuzların balinaların, ayıların, maymunların, insanların….. bulunduğu bilumum memeliler evrimleşmiş
İşte evrim hipotezi kısaca budur.
Yazılarda evrimcilerimizin onulmaz hastalığı olan EVRİM TEK GERÇEKTİR. TÜM SENARYOLAR BU GERÇEĞE UYGUN OLMALIDIR mantığının ön planda olduğunu dikkat çekeriz.
Yani her şey istenen şekilde olmuş bitmiş, evrim gerçekleşmiştir.
Evrimcilerimize düşen ise evrim teorileri adı altında arayı, oluşan boşlukları hayal ürünü fantezilerle doldurmaktır.
Teorilerin akla, mantığa, pozitif bilimin ilkelerine uyup uymaması önemli değildir. Önemli olan evrime uymasıdır.
Alıntıdır.

Cabir bin hayyan (öl.815)
“Canlıların kendiliğinden oluşumu ve suni yolla canlı üretme” fikrini savunmaktaydı.
]Cabir’e göre Allah ilk önce dört unsuru yani hava, su, ateş ve toprağı yarattı, sonra da onlardan maden, bitki, hayvan ve insan varlıklarının oluşumunu ve üremesini “irade” etti.

Temelde ilahi yaratma fikrini kabul eden cabir, bazı bitki ve hayvan türlerinin, hatta ilk insanın, kendiliğinden vucut bulduğunu kabul etmekten öte, minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuarda üretilebileceğini bile iddia etmektedir. Cabir, kendiliğinden oluşu tevlid ve tevellud, suni oluşumu tevalud ve tekvin, ilahi yaratma fikrini de kevn ve halk terimleriyle açıklamaktaydı.

cevap:
Allah’ın maden, bitki, hayvan, insan varlıklarının oluşumunu ve üremesini irade etmesi “canlılığın kendiliğinden oluşumu” ile çelişiyor.
Cabir b.Hayyan tüm varlıkların Allah’ın iradesiyle oluştuğunu anlatıyor. Rastlantılarla oluştuğunu değil.
Canlılık gibi düzen ve sistem sahibi yapılar irade - nitelikli bilgi – nitelikli güç – nitelikli madde ve yeterli zaman sonucudur.
Kimi biomoleküllerin modern laboratuvarlarda konularına uzman kişilerin denetiminde üretilmesi rastlantılarla değil, irade – nitelikli bilgi – nitelikli madde – nitelikli enerji ve yeterli zaman beşlemesi sonucu oluştuğunun kanıtı olur.

EVRİMİN DEĞİL
alıntıdır
Nazzam (öl.845)
Bir şair, düşünür, edebiyatçı, kelamcı ve filozoftu.
Birçok eser yazdığının bilinmesine rağmen günümüze hiçbir eseri ulaşmayan nazzam, kendi döneminde dehriye, zerdüştlük, cebriye, murcie vb. akımlarla mücadele etmesiyle ve aristo’yu eleştirmesiyle tanınıyordu.
Nazzam bir nevi kozmolojik evrim diyebileceğimiz bir teori savunmaktaydı.

Nazzam’ın, Kur’an’daki bazı ayetlere dayanarak kumun, buruz ve tecdid kavramlarıyla izah ettiği kozmolojik yaratıcı tekamül görüşü şöyle özetlenebilir;
“Yaratılış, Allah’ın doğrudan doğruya bütün canlı ve cansız varlık türlerini, kendi içinden çıkaracak şekilde bir anda var etmesidir.
Bütün varlıklar bu ilk varlık çekirdeğinde potansiyel kuvvet halinde gizliydi. (kumun).
İlk çekirdekte potansiyel kuvvet olarak gizlenen varlığın kozmik özü zamanla açığa çıkmakta, bariz olmaktadır (buruz).
Bu açığa çıkış veya bariz oluş, evrenin, birbiri ardı sıra, madde (fizik), yeryüzü (jeoloji), gökyüzü (astronomi), hayat (biyoloji), şuur (psikoloji) hareketleri halinde varlık sahnesine çıkmasıdır.
Ortaya çıkan canlı ve cansız türler varlık sahnesine çıkarken aralarında irtibatlar bulunmasına rağmen bağımsız olarak varolmaktadırlar.
Her bir tür kumun halindeki bağımsızlığını buruz halinde de korumaktadır.
Türler birbirine dönüşmemektedir.
Türler ilk kozmik özden zamanla ayrı ayrı çıkmaktadır.
İnsan vucudu ilk embriyodan sürekli hücre bölünmeleri halinde birbirinin içinden çıkarak oluştuğu gibi, evren de, kumun halindeki ilk özden sürekli yeni canlı ve cansız türleri çıkartarak oluşmaktadır.
Her bir ana tür bir başka ana türe dönüşmemekte, aynı kökden yeni ana türler birbiri ardınca çıkmaktadır.
Ortaya çıkan ana türler kaybolmaksızın, özünü ve türlüğünü de kaybetmeksizin, başka bir türe de dönüşmeksizin sürekli yenilenmektedir (tecdid).
Bu yenilenmeler atmosfer/çevre şartlarının etkisiyle olmakta, bu sebeple farklı insan ırkları ortaya çıkmaktadır.
Allah, varoluş süreçlerini, yaratıcı tekamül halinde böyle irade etmiştir…”

Cevap:
Anlaşıldığı kadarıyla Nazzamda canlı cansız tüm varlıkların Allah’ın iradesiyle ortaya çıktığını ifade etmektedir. Bu, evrim olarak nitelenemez. Çünkü evrimde irade ve bilgi yoktur.
Evrim özellikle Yaratıcıyı ret ve inkar etmek için ortaya atılmıştır. Bilimsel olmaktan çok ideolojiktir.
Nazzam açıkça varoluşun bir düzen içinde eksİksiz yapılarıyla ortaya çıktığını ifade ediyor.
Türlerden türler geçilemeyeceğini de açık ve net şekilde belirtiyor.
Bağımsız olarak var olmak ve varlığını korumak evrimin reddi değil midir?
İlk özden yeni canlı türlerinin (çeşitlerinin) çıkması canlılığın doğallığındandır.
Her bir ana tür (arı ırk) başka bir türe DÖNÜŞMEMEKTE oluşu evrimle değil tersinimle birebir örtüşür.
Türlerin sürekli yenilenmesi de tersinimin öngörüsüdür.
Tersinim aynı zamanda canlı türlerinin uygun yer ve zamanlarda yeterli cins ve sayılarda eksiksiz var edildiklerini ifade eder.
Çeşitli nedenlerle farklı canlı ırklarının çıkması TÜRLEŞME değildir. Dar alanda çeşitlenmedir.
Nazzamın fikirleri ile tersinim birebir örtüşür.
alıntıdır

Cahiz (öl.869):

İyi bir kelamcı ve edebiyatçı olmanın yanı sıra ünlü bir zoolog (hayvanbilimci) ve antropologtu (insanbilimci).
Cahiz, hocası Nazzam’ın kumun ve buruz teorisi olarak bilinen fikirlerini benimser görünmektedir.

O, Nazzam gibi, ilk yaratılışın, Allah’ın hür iradesiyle yarattığı bir çekirdek varlıkla başladığını kabul etmektedir.

Fakat çekirdek varlıktan nasıl türediklerinin izahı konusunda hocasından ayrılıyor.

Cahiz tüm evrenin bütün olarak nasıl oluştuğunu izahtan ziyade, canlıların oluşumu ve aktüel evrimleri üzerinde durmaktaydı.

Cahiz, kitabu’l-hayavan adlı kitabında biyolojik evrimi açıkca savunmuştur.

Ona göre evrenin yaratılışını başlatan Allah, aynı zamanda onu evrimleşme yoluyla teşekkül edici, hem de türleri devamlı evrimleştirici kılmıştır.

Bu bakımdan evrimin gerçek sebebi Allah’tır.

O, yaratılışı yaratıcı tekamül süreci olarak irade etmiştir.

Türler kendi içlerinde taşıdıkları potansiyel kuvvet sebebiyle evrimleşmektedirler.

Bu potansiyel kuvvet onlara Allah tarafından konulmuştur.

Türlerin içindeki potansiyel kuvvet, fiziksel çevre, iklim şartları, hayat mücadelesi ve doğal seçilimin etkisiyle ortaya çıkmakta, yaratıcı tekamül birbiri ardı sıra türleri ortaya çıkarmaktadır…

Cevap

Görüleceği gibi Cahizde varoluşu Allah’ın iradesiyle başlatır. Bu da yaratılış demektir.
Burada evrim ile çeşitlenmeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Evrim değişerek gelişme yoluyla türlerden türlere geçmedir.
Çeşitlenme ise genetik havuzları dahilinde oluşan ayrıntı farklılıklarıdır.
Cahiz insanların yarasalardan – farelerden – domuzlardan – maymunlardan evrildiğini filan yazmıyor.
Türlerin kendi içlerinde taşıdıkları potansiyel kuvvet genetik bilgi olsa gerektir.
Fiziksel çevre, iklim şartları, hayat mücadelesi.. canlıların çeşitlenme nedenleridir.
Burada evrimin gerçekte ne olduğu bilinmeyen doğal seçilim saçmalığı bir kez daha gündeme getirilmeye çalışılmıştır.
Gerçek olan doğal seçilim değil doğal elenmedir.
Doğal seçilim diye bir mekanizma yoktur.
alıntıdır

Biruni (öl.1061)
Biruni ile birlikte İslam düşüncesindeki yaratıcı tekamül veya evrimci yaratılış teorisinin zirveye çıktığını görüyoruz.
Biruni jeo-kimyasal evrim diyebileceğimiz bir görüşü savunmaktaydı.
Biruni’ye göre evrenin tekevvünü Allah’ın öyle irade etmesi sonucunda jeo-kimyasal bir evrimin sonucudur.

Allah’ın ezeli planına göre evren, genel jeo-kimyasal evrimler geçirmektedir.
Bu esnada, uygun şartlar oluştuğunda madenler ve canlı türler birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır.
Her bir jeo-kimyasal zaman kendi türlerini ortaya çıkarmaktadır.
Biruni’yi göre jeo-kimyasal evrim evrende meydana gelen yeryüzü (jeoloji), gökyüzü (astronomi), fizik (madde), mineraller (kimya), hayat (biyoloji) hareketlerinin (ekoloji) tümüdür.
Evrenin yaratılışından bu yana meydana gelen tüm bu ekolojik değişim zamanları her defasında kendi canlı türlerini doğurmuştur.
Türler birbirine dönüşmemiş, ekolojik denge değişikliklerine paralel bir şekilde birbiri ardınca bağımsız olarak tabiatın bağrından çıkmıştır.
Bu, hind-budist felsefede olduğu gibi (karma) devri daim şeklinde değil, birbirini takip eden bir süreklilik içinde olmuştur, olmaya da davam etmektedir…

cevap:
Yazar ilgisi olmadığı konularda bile sık sık evrimi vurgulayarak evrim sözcüğüne aşinalık oluşturmak istemiş olmalı.
Evrimci Yaratılış teorisi de ne demek?
Evrim temelde Yaratılışı ret ve inkar etmiyor muydu?
Biruni’nin yaratıcıyı inkar etmediği açıktır.
Uygun şartlar oluştuğunda maden ve canlı türlerinin BİRBİRLERİNDEN BAĞIMSIZ ortaya çıkmaları tersinimin “canlı türleri uygun yer ve zamanlarda yeterli cins ve sayılarda eksiksiz olarak var edilmişlerdir” görüşüyle birebir örtüşür.
Evrenin yaratılışından bu yana meydana gelen değişim zamanları her defasında kendi canlı türlerini meydana getirmesi, canlı türlerinin uygun yer ve zamanlarda yeterli cins ve sayılarda var oldukları ile TÜRLERİN BİRBİRLERİNE DÖNÜŞMEYİP SADECE ÇEŞİTLENMESİ, birbirlerinden bağımsız olarak tabiatın bağrında çıkması nitelemeleri bu görüşümüzü onaylar.
Çeşitlenme yönündeki bu değişim günümüzde de devam etmektedir.
Dünyamızdaki yaşam şartları devam ettiği müddetçe devam edecektir.
alıntıdır

İbni miskeveyh (öl.1030)
O da psikolojik evrim diyebileceğimiz bir görüşü savunmaktaydı.
Ona göre varlığın hiyerarşik mertebelenişi, ana hatlarıyla en aşağıdan başlamak üzere inorganik cisimler, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve melekler şeklindedir.
Dolayısıyla basitten karmaşığa, inorganik olandan organizmaya, fiziki olandan metafizik olana doğru yükselen hiyerarşik bir yapı söz konusudur.
Her mertebe ayrıca kendi içinde çok sayıda katmanlara ayrılmaktadır.
Mesela hayvanlar mertebesi, kendi içinde en basit türlerden yükselen katmanlar halinde bir hiyararşi oluştururlar.
Hayvanların en yüksek katmanı maymunlardır.
Maymunlar mertebesinin bittiği yerden itibaren insan katmanı başlar.
İnsan katmanının bittiği yerden itibaren de meleklerin katmanı başlar.
Ancak insan diğer mertebelerden farklı olarak kendi içinde bir bütünlük arzeden bir küçük alemdir.
Bedeni ve ruhi yapısı tıpkı kainatta varolan gibi bir yapı arzeder; bu küçük alemdeki beşeri güçler kozmik mertebeler gibi bitişme ve ilerleme ilişkisi içindedirler.
Türler arasındaki sınırları belirleyen ana etken, türlerin birbiri içinden çıkması anlamında değil, ilahi hikmete uygun olarak varlık hiyerarşisinde öyle sıralanmış olmasından kaynaklanan bir evrim sürecidir.
cevap:
Tersinim varoluşun bir düzen içinde oluştuğu görüşündedir. Asla karmaşa tutarsızlık yoktur. Nitekim fosil kayıtları bunu doğrular.
Aynı görüşü yorum farkıyla evrim hipotezide onaylamaktadır.
Evrime göre canlılığın bir düzen içinde var olması evrim nedeniyledir.
Yine evrime göre oluşum ilkelden karmaşığa doğrudur.
Fakat gerçek ilkelden karmaşığa doğru değilde gerekliliğe göredir.
Varoluş bakteriler - ökaryotlar - bitkiler -böcekler - otçullar - etçiller - hem etçil hem otçullar sırasındadır.
Bitkiler olmadan otçulların, otçullar olmadan etçillerin ortaya çıkması mantıksızdır.
İnorganik olandan organizmaya doğru oluşum yaratılışla çelişmez ve evrimi desteklemez.
Nedeni ise tüm canlıların evrende mevcut olan maddelerden var edilme zorunluluğudur.
İbn Miskeveyh yaratıcı iradeyi ret ve inkar mı ediyordu? Elbette hayır.
İbn Miskeveyh maymunları bir altındaki canlılar olarak tanımlarken insanların maymunlardan mı evrildiğini söylüyordu?
İnsanların diğer mertebelerden farklı olarak kendi içinde bütünlük arz eden küçük bir alemdir diye yazarken insanları diğer canlılardan ayırmıyor muydu?
Türlerin düzeni birbirleri içinden çıkması değilmiş, ilahi hilkmete göre sıralanması imiş ama yine de evrimmiş.
Herşeyi evrime göre yontup şekillendirmeye çalışma herhalde bu olsa gerektir.
alıntıdır

İbni Tufeyl (öl.1185) ve İbni Nefis’in (öl.1288)
Aynı adlı romanları Hay bin Yakzan ise insanın menşei hakkında tabiatçı bir teoriyi savumaktaydı.
Her iki romandaki tabiatçı tekamül/evrim düşüncesi İslam düşünce tarihinde fazla rağbet görmemiş, genel olarak İslam dünyasında yeni-eflatuncu/hristiyan etkisiyle cennetten kovulma ve yeryüzüne düşme görüşüne inanılmıştır.
Her iki romanda da tabiatın çoçuğu olarak, annesiz-babasız, toprak ve çamurdan kimyevi tepkimelerle canlı haline gelen Hay bin Yakzan aslında Adem’in yaratılışını anlatmaktadır.
Roman diliyle ortaya konan bu görüşlere göre ilk yaratılış şöyle olmuştur;
“Hay b. Yekzan (Adem) Hind okyanusu’nda ıssız bir adada, annesiz-babasız, toprağın çamur halinde mayalanması neticesinde canlı haline geldi.
Bu oluşum kısa sürede değil aradan epey zamanların geçmesiyle gerçekleşti.
Yavrusunu kaybetmiş olan bir ceylan Hay’ı büyütüp hayvanlarla rekabet edecek hale gelinceye kadar emzirdi.
Hay, her ne kadar hayvanlarla birarada yaşasa da kısa sürede derisinin çıplak olduğunu ve hayvanlara mahsus tabii savunma vasıtalarından mahrum bulunduğunu farketti.
Yedi yaşına geldiğinde kendisini korumak için vucudunu yapraklarla ve hayvan derileriyle örtmeye başladı.
Sonunda onu emziren ceylan ödü.
Bu olay Hay’ı çok üzdü ve ölümün sırrı üzerine düşünmeye başladı.
Ceylanın cansız bedeni üzerine uzun süre düşündü ve sonunda ölümün sebebinin bedeni terkeden bir güç (ruh) olduğuna karar verdi.
Çünkü ceylan’ın bedeni olduğu gibi durmakta fakat canlılığı sağlayan güçten yoksun olduğu için hareket edememekteydi.
Böylece Hay hayatı keşfetti…”
cevap:

Adı geçen romanda Adem’in YARATILIŞI anlatıldığına göre olayın Allah’ın irade etmesiyle başladığını söyleyebiliriz.
Bu yazı Adem’in salt toprak ve çamurdan kimyevi tepkimelerle canlı haline geldiğini (abiyogenez) kanıt olur mu?
Peki ya Adem nasıl var edilecekti?
Tüm canlıların aynı temel malzemelerden (örn. aminoasitlerden, proteinlerden) var edilmesi abiyogeneze kanıt olur mu?
Rastlantılarla oluşan abiyogenez kanıtlanmış mıdır?
Tüm canlı türlerinin arı ırkları cansız maddelerden varolmuşlardır, bu doğrudur.
Fakat bu varoluş eksiksiz olmak zorundadır.
Aksi halde canlıların yaşayıp üremeleri mümkün olmazdı.
Bir bakıma varoluş irade - bilgi - güç - madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olmalıdır.
Bunun başka açıklaması yok.
İbni Haldun (öl.1406)
İbni Haldun, bir anlık (tafra, mutasyon) için de olsa insanların fiilen melek haline gelebileceklerini göstermek, dolayısıyla nübüvvet ve vahiy meselesini izah etmek için evrim (tekamül, insilah) konusunu girer.
İbni Haldun, mukaddime’de Farabi ve İbni Sina’nın nübüvvet teorisini, Cahiz, İbni Miskeveyh ve İhvan-ı Safa’nın evrim/tekamül düşünceleriyle bağdaştırmıştır.
Burada İbni Haldun’un asıl amacı canlılardaki evrimi izah etmekten ziyade peygamberin gaybtan aldığı bilgi türüne açıklık getirerek temellendirmektir.
Yani konu asıl itibariyle epistemolojidir ancak antropolojik bir temele oturtulmaya çalışılmıştır.
İbni Haldun açıkça “hurma ve üzüm ağacı sedef ve salyangoza, maymun insana, insan meleğe insilah edebilir” demektedir.
Buradaki “insilah” kelimesi daha iyiye geçme, tekamül, dönüşüm, reform, değişim vb. anlamlara gelmektedir.
Öte yandan İbni Haldun “peygamberler bu haletten ayrılıp beşeriyetlerine döndüğü zaman ilimlerindeki vuzuh ve sarahat onlardan ayrılmaz” derken bu dönüşümü bir anlık sıçrama (tafra) olarak anlamaktadır.
Bu açıdan İbni Haldun’un canlı türlerinin birbirine dönüşerek çoğaldığını mı yoksa aralarındaki yakınlığı anlatmak için mi böyle bir açıklama yaptığı tam anlaşılmıyor.
Türler arasındaki yakınlığı ve varlığın kategorik dizilişini anlatmak için değil de, bunun bir çoğalma yasası olduğunu anlatmak istediğini varsayarsak bu takdirde şu anki insanların atasının bir zamanlar maymun, meleklerin de bir zamanlar peygamber olduklarını kabul etmemiz gerekecektir.
Yine İbni Haldun da kapalı olan bir diğer hususda meleklerden sonra insılahın nereye varacağıdır.
İbni Haldun burada susmaktadır ancak biz mantığı sonucuna götürecek olursak, meleklerden sonraki aşama allah’la bütünleşme, yani vahdet-i vucud veya fenafillahtır.
Oysa İbni Haldun’un vahdet-i vucuda kesin olarak karşı olduğu biliniyor.
Cevap:

Yazarımız en nihayet sonuçta evrimin tekamül (gelişim) yoluyla başka türe (meleklere) geçme olduğunu belirtmiş. Bu da bir gelişme.
İbn Haldun’un maymun insana, insan meleğe insilah edebilir diye yazarken nihayet fikrini, görüşünü belirtmiştir.
Kanıtlara dayanmadığı için bu sadece bir varsayım olarak kalır.
Peygamberler meleklik haletinden sıyrılıp beşeriyetlerinde döndükleri öngörüsü evrimin gelişim kuralına uymaz.
Melek olan peygamberler daha düşük seviyedeki insanlığa neden döndü?
Hani evrim tersine çalışmıyordu.
Hani Allah (c.c) peygamberler, cinler, melekler…. akıl mantık ve bilim dışı kavramlardı?
Yazar öküz altında buzağı bulmayı başararak bu yazıdan insanların maymunlardan evrildiği sonucuna ulaşıvermiş.
Gerçekten ilginç.
Evrimcilerimiz oldukça çaresiz kalmış olmalılar.
Alıntıdır.

İbn-i Sina (980-1037):
Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Canlı sorununa, gözleme dayalı bir ruhbilim anlayışıyla çözüm arayan İbn Sina’ya göre dirilik bir bileşimdir.
Doğal organların, göksel güçler yardımıyla birleşmesinden canlılar ortaya çıkar.
Bu olay da, belli aşamalara uygun olarak gerçekleşir.
İlk ortaya çıkan canlı bitkidir.
Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardır.
İkinci aşamada ortaya çıkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algı güçleri bulunur.
Devinme gücünden isteme ve öfke doğar.
Algı gücü de, iç ve dış algı olmak üzere ikiye ayrılır.
İnsan özü doğal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleşmis bir oluşumdur. Bu nedenle, öteki varlıklardan ayrılır.
İnsanda dış algı duyumlarla, iç algı da, beynin ön boşluğunda bulunan ortak duyu ile saglanır.
Duyularla alınan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider.
Beynin, ön boşluğunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur.
Bu yeti duyu izlenimlerini sağlamaya yarar.
İnsan için en önemli olan düşünen öz yapıcı ve bilici güçlerle donatılmıştır.
Yapıcı güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarır.
Bilici güç ise, yapıcı gücü yönlendirir.
Özdekten ayrılan tümel biçimlerin izlerini alır.
Bu biçimler soyutsa onları kavrar, değilse soyutlayarak kavrar.
İnsanda iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayıran yapıcı güçtür, bu nedenle bir istenç niteliğindedir.
Us konusunda İbn Sina ayrı bir düşünce ortaya atmıştır.
Ona göre us beş türlüdür.
Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayı, bilmeyi sağlayan bir yetenektir.
Bir yeti olarak işlek us, yalın, açık ve seçik olanı bilir, eyleme yöneliktir, durağan bir güç niteliğinde değildir.
Eylemsel us, kazanılmış verileri kavrar ve ikinci aşamada bulunan ustan daha üstündür.
Kazanılmiş us, kendisine verilen ve düşünebilen nesneleri bilir.
Aşama bakımından usun olgunluk basamağında bulunur.
Bu aşamada usun kavrayabileceği konular kendi özünde de vardır.
Kutsal us, usun en yüksek aşamasıdır.
Bütün varlık türlerinin özünü, kaynağını, onları oluşturan gücü, başka bir aracıya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar.
İnsan, ayrıntıları duyularla algılar, tümelleri usla kavrar.
Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneği olan etkin usa olanak sağlar.
İnsan usunun algıladiği ayrıntılar, kendi varlıkları dolayısıyla değil, nedenleri yüzünden vardır.
Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanır.
Sonra duyu verilerini usun genel kurallarına göre işlemden geçirir, yargıları ortaya koymada onları aşar.
Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhyiddin-i Arabi, Muhammed İkbal vb. vahdet-i vücud felsefesine sahip tasavvuf alimlerinin tekamül (evrim) düşünce ve inancına sahip olduğu zaten biliniyor.
O nedenle bu alim ve düşünürlere burada yer vermeyeceğiz.
Sadece Mevlana’nın hayvandan insana geçişte maymunu belirttiği kaynağı verelim ve Muhyiddin-i Arabi’den ilginç bir mekke anısı sunalım:

FÜSUS ÛL- HİKEM
Arabi, Mekke’de kaldığı iki yıl boyunca sık sık Kabe’yi tavaf edermiş.
Bir seferinde Kabe’yi tavaf ederken, herkesin gölgesi olduğu halde, çok uzun boylu bir adamın gölgesinin olmadığını farketmiş.

Uzun boylu adam tavaf ederken kendisine;
- Bizler de sizler gibi bu beyti tavaf ediyoruz.
Arabi, merakla adama sormuş;
– Kimsiniz, kimlerdensiniz?
– Ben sizin çok eski atalarınızdanım.
– Hangi asırda yaşadınız?
– Kırkbin sene evvel vefat etmiştim.
– İnsanın atası olan Adem’in altıbin sene evvel halk olunduğunu söylerler. Siz nasıl kırk bin sene önce vefat etmiş oluyorsunuz?
– Sen hangi Adem’den bahsediyorsun? Size yakın olandan mı? yoksa diğerlerinden mi?
Bil ki; insanın ilk atası olan Adem’den evvel yüzbin Adem gelip geçmiştir.” dedi.
Bu yanıt üzerine arabi, ” o zaman hatırladım ki hadiste ‘ Allah yüzbin Adem yaratmıştır.’ diye yazardı.” der.

Bu hadisin doğruluğu şüpheli olmakla beraber, Kur’an’daki yaratılış anlatımına ters olduğu açıktır.
Ayrıca bu hikayenin gerçek olmadığının düşünülmesi son derece normaldir.
Önemli olan bu hikaye ile Muhyiddin-i Arabi’nin 6000 yıllık Adem masalına inanmadığını anlatmaya ve Adem’den öncede insanın bir geçmiş evrimi olduğunu ifade etmeye çalışmasıdır.
Sonuç olarak zamanımızın ilahiyatçıları hariç geçmişten bugüne otuzdan fazla islam alim ve filozofunun evrim görüşünde olduğunu yani evrimci yaratılışa inandıklarını söyleyebiliriz

cevap
Yazarımız ibn Sina’yı tanımlarken evrimi de araya sokuşturuvermiş.

[COLOR=#404040]İbn Sina’ya göre ( gerçekte yazarımıza göre) insan özü doğal EVRİM SÜRECİNDE en üst düzeyde gerçekleşmiş bir oluşummuş.

Burada kast edilen doğal evrim süreci; alglerden oluştuğu iddia edilen bitkiler, yaşamın büyük bölümünü oluşturdukları halde evrimsel temeli bilinmeyen böcekler, solucanımsı canlıdan oluştuğu iddia edilen – balıklar – sürüngenler – yarasalar – fareler – maymunlar – insanlar…… olmalıdır.
İbn Sina böyle bir iddiada bulunur mu? Ya da bulunmuş mu? Bulunmuş ise nerede bulunmuş?
Böyle bir iddiada bulundu varsayımı bu büyük insan yapılmış açık bir iftiradır.
Adem’in günümüzden altı bin yıl önce ortaya çıktığı iddiası bir yanılgı ya da dinlere sokuşturulmuş bir hurafedir.
Musa’nın (as) kavmini Kıpti zulmünden kurtardığından günümüze altı bin küsur yıl geçtiği açıkça bilindiği halde hangi aklı başında bilim insanı bu tür iddiada bulunabilir?
Evrimcilerimiz dinlere karıştırılmış hurafeler evrim lehine kanıt diye KULLANILAMAYACAĞINI artık öğrenmeli.
Bütün bunları BATMAKTA OLAN EVRİM GEMİSİNİ İSLAMA YAMAYIP KURTARMA operasyonu olarak değerlendiriyoruz.

EVRİM PİSLİĞİNİ İSLAMA BULAŞTIRMAYINIZ
ÇÜNKÜ EVRİM İNSANLIĞIN TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK ALDANIŞI VE ALDATIŞIDIR.

Ateizimde günümüz bilimini güdümüne almış pagan bir dindir.
Ateistler bilim kisvesi altında insanlık tarihinin en büyük yobazlığını yapmaktadırlar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bilginleri, evrimi, islam, mu?, onaylıyor, ıslam

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:54 .