Nüve Forum


Yasalar hakkinda Anayasa ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Anayas. huk. Devletin şeklini, devlet organlarının kuruluş ve işleyişini belirleyen, yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkileri düzenleyen temel yasa. Eski hukuk dilinde Kanuni esasi (1876) ve Teşkilatı esasiye kanunu (1921 ve 1924

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 25.05.10, 13:57
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Anayasa

[coverattach=1]Anayas. huk. Devletin şeklini, devlet organlarının kuruluş ve işleyişini belirleyen, yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkileri düzenleyen temel yasa. Eski hukuk dilinde Kanuni esasi (1876) ve Teşkilatı esasiye kanunu (1921 ve 1924 anayasaları) terimleri kullanılmaktaydı. (Bk. ansikl. böl.) || Anayasa başlangıçları, anayasaların baş tarafına konan ve sözkonusu anayasanın doğuş nedenlerini, ona egemen olan siyasal felsefeyi açıklayan, iktidarlar için genel hedefler gösteren, hak ve özgürlüklerle ilgili temel ilkeleri belirleyen "giriş bölümü". (Bk. ansikl. böl.) || Anayasa değişikliği, yürürlükte olan bir anayasanın hükümlerini değiştirme ya da ortadan kaldırma işlemi. || Anayasa hukuku, siyasal iktidarla ilgili kurallar, kurumlar ve uygulamaların tümü. ***8212; Devletin şeklini, devlet organlarının kuruluş ve işleyişini belirleyen, yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkileri inceleyen hukuk dalı. || Anayasa mahkemesi, yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli özel ve yüksek mahkeme. || Anayasa yargısı, belli hukuk kurallarının anayasaya uygunluklarının yargı organları tarafından denetlenmesi. ( -*A-NAYASA MAHKEMESİ, YARGI.) || Anayasaya uygunluk ve aykırılık, bir yasanın, yasa hükmündeki kararnamenin ya da TBMM içtüzüğünün anayasaya şekil ya da esas bakımından uygun ya da aykırı olması. (Bk. ansikl. böl.) || Anayasayı ihlal, anayasayla kurulan düzeni zor yoluyla değiştirmeye yönelik eylem ve girişimler. (TürkCez. k.'nun 146. maddesine göre, "Türkiye Cumhuriyeti teşkilatı esasiye kanunu'nun [Anayasanın] tamamını veya bir kısmını tağyir [başkalaştırma] ve tebdil [değiştirme] veya ilgaya [kaldırmaya] ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük millet meclisi'ni İskata [düşürmeye] veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahkûm olur.")

***8212;ANSİKL. Anayasa teriminin bazı yabancı dillerdeki karşılığı olan ve ilk harfi büyük yazılan sözcüklerin (the Constitution, la Constitution, la Contituzione) temelindeki kavramlar (Constitution) daha geniş anlam taşırlar ve türkçede bu kavramlar "anakuruluş" terimiyle karşılanabilirler. Bundan, bir toplumun siyasi ve hukuki temel düzeniyle ilgili, yazılı-yazısız ana hukuk kurallarının bütünü anlaşılır. Dolayısıyla, bir anakuruluştan söz edebilmek için, bu kuralların belli ve tek bir metinde toplanmış olması gerekmez. Bu kurallar, değişik yasalarda yer alabilecekleri gibi, yasalar halinde derlenmemiş bile olabilirler. Anakuruluş, kısmen ya da büyük çapta, yazılı olmayan hukuk kurallarından, örf ve âdetlerden, teamüllerden de oluşabilir. Bu durumdaki bir ülkenin, yazılı ve tek metin halinde bir "Anayasa"sı bulunmasa bile, yazılı ya da yazısız hukuk kaynaklarından oluşan bir anakuruluşu, geniş anlamıyla bir anayasası vardır. Bu nedenle anayasalar, teamüli ve yazılı olmak üzere başlıca iki gruba ayrılırlar. Modern çağda anayasacılık hareketleri genellikle yazılı bir anayasanın yapılması şeklinde belirmekte, teamüli anayasa çok ender ve hemen hemen bir tek ülkeye (ingiltere) özgü bir olay olarak kalmaktadır.

***8226; Yazılı anayasaların doğuşu. XVIII. yy. sonlarına kadar devlet düzenlerinin temelini oluşturan yazılı hukuk kaynakları yetersiz ve dağınık durumdaydı. Anakuruluşu belirleyen belli ve tek bir yasa yoktu. Bunun yerine kısmen bazı yasalardan, kısmen de örf ve âdetlerden oluşan teamüli bir sistem, anakuruluşu meydana getiriyordu. Fransa'da Devrim öncesindeki durum bunun klasik örneklerindendir. Burada "Eski Rejim", bir yanda krallığın temel yasalarına, öte yanda da birtakım teamüli kurallara dayanmaktaydı, ingiltere' de de durum buydu; birtakım hak bildirilerinin yanı sıra, yazısız hukuk kurallarından oluşan bir demet, ingiliz siyasal yapısının temelini kuruyordu.

XVIII. yy. sonlarından başlayarak, önce ABD'de (1787), sonra da Fransa'da (1791) yazılı anayasalar görülmeye başladı. Amaç, devletin temel kuruluşu ve işleyişiyle ilgili yazılı-yazısız kuralları dağınıklıktan kurtarmak, tek metin halinde kaynaştırmaktı. Bu eğilimin kökleri akılcılık (rasyonalizm) akımında yatar, insanoğlu akıl yoluyla yeni yasalar ve üstün yasalar (anayasa) yaparak, hukuka, devlete ve devlet-toplum ilişkilerine yön verebilecekti. Bu aynı zamanda, kişi hak ve özgürlüklerini sağlama bağlamanın da bir yoluydu. Çünkü dönem aynı zamanda siyasal liberalizm ve özgürlük düşüncesinin de yükseldiği bir dönemdi. Bu çağın insanları, başta filozoflar ve siyaset bilginleri olmak üzere, anayasayı, toplumla birey ya da devletle birey arasında yapılan ve karşılıklı hak ve ödevleri belirleyen bir "sözleşme" olarak görmekteydiler. Yasalardan ve kararnamelerden daha üstün bir hukuk belgesi olarak anayasa, kamu yetkilerini sınırlayacak, iktidarı hukukla bağlayacak, böylece kişilere de hak ve özgürlük güvenceleri getirecekti. Orta-çağ'ın sonlarından beri gelişmekte olan burjuvazi, aristokratik ayrıcalıklara, mutlak krallıkların keyfiliğine, korporatif düzenin iktisadi rekabet ve özgürlüğü kısan cenderelerine karşı eşitlik, özgürlük, mülkiyet ve ekonomik serbestlik talepleriyle ortaya çıkıyordu. Bu isteklerin kabulü ve korunabilmeleri için en elverişli yol da, genel olarak hukukun, özel olarak da anayasanın kutsallaştırılmasıydı.

iki yüz yıldan beri bütün ülkelerin siyasal hayatına giren anayasa gerçeği, kaynağını da yeni devletlerin kurulmasından (ABD, italya, XX. yy.'ın yeni bağımsız devletleri) ya da belli bir ülke-devlet zemini içerisindeki köklü rejim değişikliklerinden almaktadır. Ancak, çeşitli anayasacılık hareketleri açısından, birbirinden farklı anayasa ve anayasacılık anlayışlarının var olduğu da bir gerçektir.

***8226; Anayasacılık hareketleri. Tarihteki ve günümüzdeki örnekler açısından anayasacılık hareketleri, Batı'da, marxçı rejimlerde ve Üçüncü dünya ülkelerinde farklı işlevler yüklenmişlerdir.

Batı demokrasilerinde anayasa ve anayasacılık, esas olarak, devlet iktidarının sınırlandırılması işleviyle yola çıkmıştır. XIX. yy. sonlarına kadar süren dönemde görülen klasik-liberal anayasalar, liberal burjuvazilerin devlete ve aristokratik-monar-şik ayrıcalık ve keyfiliklere karşı olan tutumlarını yansıtır. XIX. yy.'ın ortalarından başlayarak da, çalışan sınıfların verdikleri sosyal ve siyasal mücadeleler, anayasacılık hareketlerine yeni bir dinamik ve yön kazandırmıştır. Siyasal alanda, genel oy hakkının kabulüyle, geniş kitlelerin siyasal hayata aktif biçimde katılabilmelerinin yolu açılmıştır. Sosyal alanda da, emekçi sınıfların ekonomik, sosyal ve kültürel talepleri yasa ve anayasalarda dile gelmeye başlamıştır. Özellikle XX. yy. başlarından itibaren yeni anayasalar, devlete, ekonomik ve sosyal hayata müdahale etmek ve sosyal eşitsizlikleri azaltmak yolunda ödevler yüklemişlerdir (müdahaleci devlet, sosyal devlet). Sosyal güvenlik, konut, sağlık, iş edinme, ilköğre-nim, vb. konular, yasal ve anayasal düzenlemelere konu olmuş, "sosyal haklar" tanınmaya başlamıştır. XX. yy. Batı ana-yasacılığı, siyasal liberalizm ve çoğulculuk, sosyal demokrasi ve sosyal devlet eksenleri etrafında çeşitli sınıfların uzlaştığı bir alan olmuştur. Marxçı rejimlerde ise anayasacılık ve anayasa kavramları farklı bir içerik ve işlev taşımaktadır. Marxçılı-ğın, demokrasi ve özgürlüğü zaten var olan bir olgu olarak değil, ulaşılması gereken bir hedef sayması ve işçi sınıfı devletini bütün halk sınıflarının sosyal ve siyasal kurtuluşunu sağlamakla görevli tutması, marxçı anayasacılık anlayışının da temelini oluşturur. Buna göre aslolan, birtakım hak ve özgürlüklerin ve demokrasinin biçimsel olarak anayasayla ilanı ve korunması değil, geniş kitleler için demokrasi ve kurtuluşun maddi ortamının yaratılmasıdır. Anayasacılık ve anayasa, bu ana hedefe tabi birer araç durumundadır. Bu bağlamda anayasa, üstün, mutlak ve kutsal bir norm değil, sosyal ve siyasal pratikte geçilen aşamaları kaydeden bir göstergedir.

"Üçüncü dünya" denen azgelişmiş ya da gelişme yolundaki ülkeler topluluğunda anayasacılık, Batı ve marxçı anayasa anlayışlarının etkisinde kalmıştır. Batı tipi liberal demokrasiyi deneyen ülkeler, büyük çapta Batı anayasacılığının temel ilke ve kurallarını benimsemişler, kendilerine en yakın saydıkları "model'leri aktarmışlardır. Örneğin, Latin Amerika demokrasileri genellikle ABD tipi ve başkanlık rejimine dayalı anayasalara sahip olmuşlardır. Afrika'daki eski fransız sömürgeleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Fransız V. Cumhuriyet sistemine yakınlık duymuşlardır. Kara Afrika'daki eski ingiliz sömürgelerinin ise ingiliz parlamen-tarizmine yatkınlık gösterdikleri görülmektedir. Üçüncü dünya'nın en istikrarlı demokrasilerinden sayılan Hindistan, ingiliz siyasal kurumlarına bağlılık göstermiş, bunlara "federalizm" unsurunu eklemiştir. Bazı ülkelerin de, sosyalist anayasacılık anlayışından esinlenerek yeni anayasalar yaptıklarını görmekteyiz (Çin Halk Cumhuriyeti, Yugoslavya, Arnavutluk, Küba). Batı liberalizmi ve sosyalist model dışında, "üçüncü yol" arayışı içinde olan ve genellikle otoriter rejimlere sahip bulunan Üçüncü dünya ülkelerinde ise (özellikle bugünkü Kara Afrika ülkeleri), anayasaların daha çok ulusal kimlik ve bağımsızlığın bir simgesi rolünü oynadıkları, uluslararası alanda bir devlet olarak belirmenin göstergesi sayıldıkları görülmektedir. Buna bir de, bu anayasaların, mevcut otoriter rejim ve iktidarlar için birer "meşruluk" ya da "meşrulaşma" aracı işlevi görmeleri eklenmelidir. Başka bir deyişle bu rejimlerde anayasalar hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti, insan hakları, vb. konularda getirdikleri katkılara rağmen, tek partili sisteme dayalı olan siyasal hayatta, gerçek bir anlam ifade etmemektedirler.

***8226; Anayasaların özellikleri. Anayasalar, maddi içerikleri (özleri) bakımından diğer hukuk kurallarından ayrılırlar. Bunlar, devletin ve organlarının kuruluş ve işleyişi ve kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili temel ilke ve kuralları koyarlar.Devletin biçimi (federal ya da basit devlet), nitelikleri (demokratik, sosyal, sosyalist, laik, dini..), yasama, yürütme ve yargı organlarının kuruluşu, görev ve yetkileri ve birbirleri karşısındaki durumları, kişilerin hak ve özgürlükleri, bunların sınırları ve sınırlanma yolları ve usulleri, vb. gibi konular anayasaların başlıca ilgi alanlarına giren noktalardır. Bunun dışında kalan ikinci derecedeki konular ya da yukarki temel ilke ye kurallarla ilgili ayrıntılı uygulama hükümlerinin getirilmesi ise yasa, tüzük, kararname, yönetmelik, vb. gibi hukuk kurallarının işidir.

Çağımızın siyasal, sosyal ve idari sorunlarının gittikçe karmaşık hale gelmesi, vb. gibi etkenler, anayasaların daha "yüklü" metinler haline gelmesinde rol oynamaktadır. Bu durumda, anayasalarda ne gibi hükümlerin yer alması gerektiği konusunda evrensel ve her zaman geçerli bir ölçü bulmaya olanak yoktur. Sorun, ülkeden ülkeye ve zaman zaman değişen farklı çözümlere bağlanmaktadır.

Anayasaların bir başka özelliği de biçimle ilgilidir. Anayasalar genellikle diğer yasalardan farklı usul ve biçimlere uyularak yapılmakta ve değiştirilmektedir. Bu farklılık, hem anayasa kurallarının temel hükümler olmalarından doğmakta, hem de bu metinlere bir üstünlük sağlamaktadır (anayasanın üstünlüğü). Bu farklılığı sağlayan mekanizmalar çeşitlidir. Anayasalar çoğu kez, esas görevi bir anayasa hazırlamak olan kurucu meclisler tarafından hazırlanır ve kabul edilir. Kesin kabul için genellikle halkoyuna da (referandum) başvurulur (anayasa oylaması ya da referandumu). Biçimsel farklılıklar, anayasaların değiştirilmesinde de kendini gösterir. Genellikle anayasaların değiştirilmesi daha sıkı kurallara bağlı tutulmaktadır.

***8226; Anayasa çeşitleri. Anayasalar değişik açılardan, farklı ölçülere göre sınıflandırılır. ilk ayrım, teamüli ve yazılı anayasa ayrımıdır. Yazılı anayasalar da tarihsel ve siyasal kökleri bakımından iki grupta toplanabilir: hükümdarın (monark) tek yanlı iradesinden doğan ferman-anayasalar ile hükümdar ile ulusun temsilcileri arasındaki iki yanlı ve karşılıklı ilişkiden doğan misak-anayasalar. Osmanlı tarihi açısından, 1876 Anayasası bunlardan birincisine, 1909 anayasa değişiklikleri ya da anayasası da ikincisine örnektir. Monar-şik olmayan sistemlerde, halkın ya da ulusun temsilcileri eliyle yapılan anayasalar ise demokratik anayasa olarak adlandırılır. Bu anlamdaki "demokratik anayasa" biçimsel bir kavramdır. Bundan, bu yolla yapılan her anayasanın içeriği bakımından da mutlaka demokratik olduğu sonucu çıkmaz. Halkoyu tarafından ya da halkın temsilcileri tarafından kabul edilen anayasalar da kendi İçlerinde önemli ölçüde anti-demokratik kurallar barındırabilirler.

Anayasalar nihayet, yapılış ve değiştiriliş şekillerine göre, yumuşak ve katı (sert) anayasalar olmak üzere ikiye ayrılır. Birinciler, diğer yasaların bağlı bulunduğu usul ve biçimlere göre yapılan, değiştirilebilen anayasalardır. 1848 italyan Anayasası bu nitelikteydi. Katı anayasalar ise, diğer yasalardan farklı usul ve biçimlere uyularak yapılan ve değiştirilen anayasalardır.

OSMANLI-TÜRK ANAYASALARI
1808 tarihli Senedi ittifak ile, Tanzimat döneminde çıkarılan bazı fermanlar (özellikle 1839 Gülhane hattı hümayunu İle 1856 Islahat fermanı) devlet yönetimine hâkim olması gereken bazı İlkeleri göstermişler (adalet, yasallık, yasaya saygı, güvenlik..), ayrıca ayanın (Senedi ittifak), halkın (1839 fermanı) ve müslüman olmayanların (1856 fermanı) hak ve güvencelerinin neler olduğunu eksik de olsa belirlemişlerdi. Ancak bu belgeler, devlet yapısının kuruluşu ve işleyişiyle ilgili kurallara yer vermemeleri nedeniyle "Anayasa" niteliğinde değillerdi. Düzenleniş biçimleri bakımından da anayasaya değil, hak bildirilerine benzlyorlardı. Yine de bu anayasal ya da siyasal belgeler, gerçek anlamda ilk anayasa olan 1876 Anaya-sası'na önemli ölçüde malzeme sağlamışlardır.

1876 Kanuni esasisi
Hazırlanışı. Kanuni esasi, bir parlamento ya da kurucu meclis tarafından değil, üyeleri padişah tarafından seçilip atanan 28 kişilik bir kurul (cemiyeti mahsusa) tarafından hazırlandı. Çalışmalarda, daha önce Mithat Paşa tarafından 1831 Belçika Anayasası'ndan esinlenerek hazırlanan bir taslak esas alındı. Tasarı, Mithat Paşa başkanlığındaki bakanlar kurulunda (heyeti vükela) son şeklini aldı. Esasları. Kanuni esasi, devletin monarşik ve dini niteliğini pekiştirip koruma altına almaktadır. Sınırlı monarşi düzenine geçildiği halde, padişahın yetkileri son derece geniştir. Padişah sadrazamı, vekilleri ve şeyhülislamı, iki meclisli yasama organının ayan kanadının üyelerini seçer. Bakanlar kurulu üzerinde büyük etkisi vardır; bakanlar meclise değil, padişaha karşı sorumludur (azletme yetkisi); bakanlar kurulunun önemli kararlarının uygulanabilmesi padişahın iznine bağlıdır. Yasaların önerilmesi ve onaylanmasında da padişah büyük oranda söz sahibidir. Meclisi mebusan'ı kolayca feshedebllmesi mümkündür. Meclislerin toplantı halinde bulunmadığı dönemlerde ülkeyi yasa gücündeki kararnamelerle yönetebilir. Böylece sistem, zayıf bir parlamentoya ve padişahın kişiliğinde toplanan güçlü bir yürütme organına dayanmaktadır. Üstelik, bunca yetkiyle donatılmış olan padişah "kutsal ve sorumsuz"dur.

Kanuni esasi, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvenceleri bakımından olumlu hükümler getirmiştir (hâkimlerin azledileme-mesi vb,). Kişilerin yargı güvenceleri de sağlanmıştı: tabii hâkim ilkesi, mahkemelerin kendi görev alanlarına giren bir davaya bakmaktan kaçınamamaları, olağanüstü yargı mercilerinin kurulamaması, yargılamanın açık olması, herkesin mahkemeler önünde bütün hukuk yollarından yararlanabilmesi, vb.

Kanuni esası, temel hak ve özgürlükler bakımından ise eksik ve yetersizdir. Düşünce, toplantı ve dernek özgürlükleri tanınmamıştır. Basın, ancak "kanun dairesinde serbesttir". Kişi dokunulmazlığı ve güvenliği sözde tanınmıştır; padişah basit bir zabıta soruşturmasına dayanarak dilediği kimseyi yurt dışına sürgüne gönderebilir. Kanuni esasi, konut dokunulmazlığını, eğitim, mülkiyet, ticaret ve sanat hak ve özgürlüklerini, eşitlik ilkesini, kamu hizmetlerine girebilme, yasama organına başvurma hakkını ve bazı sınırlar içerisinde basın özgürlüğünü tanımaktadır.

Uygulanışı. Abdülhamit ll'nin ilk önemli icraatı, bir "komplo" düzenlediği gerekçesiyle Mithat Paşa'yı yurt dışına sürdürmek oldu. Daha sonra, biraz da görünüşü kurtarmak için, seçimler yapıldı, iki dereceli ve yalnızca erkeklerin ve belli bir gelir dü-zeyindekilerin katılabildiği bu seçimler sonunda İlk osmanlı parlamentosu kurulmuş oluyordu. 19 mart 1877'de açılan meclis, anayasanın açık hükmüne rağmen, dört yıl için değil, sadece bir yıl için seçilmiş sayıldı. Üç aydan biraz fazla bir süre için çalışan meclisin dağılmasından sonra İkinci yıl için yeniden seçimler yapıldı, ikinci Meclisi mebusan da iki ay kadar faaliyette bulunduktan sonra, Abdülhamit II, içinde bulunulan olağanüstü durum nedeniyle (savaş) meclisi tatile soktu (14 şubat 1878). Bundan sonra meclis bir daha toplantıya çağrılmadı. Birinci meşrutiyetin kısa yaşamı son buldu.

Abdülhamit'in baskıcı yönetimi özgürlükçü direnişe de ortam hazırladı. Harbiye ve Tıbbiye'deki genç aydınlar arasında başlayan ilk mayalanmalar "Jön Türk" hareketinin doğumuna kaynak oluşturdu, istibdadı yenmek ve yeniden anayasalı bir rejime geçmek amacını güden birçok gizli dernek ve örgüt kuruldu. Bunların en önemlisi ve kalıcısı olan ittihat ve Terakki cemiyeti, özellikle Balkanlar'daki osmanlı toprakları üzerinde büyük bir güç haline geldi. Cemiyet şiddet yollarına da başvurdu; padişah yanlısı bazı yüksek memurlar öldürüldü ya da sindirildi.

Dış ortam da, XX. yy. başlarından İtibaren, anayasacı-liberal gelişmelerin yükselişine sahne oluyordu. 1905'ten sonra Rusya, iran ve Japonya meşrutiyet yönetimine geçmişlerdi. Bunlar, Osmanlı imparatorluğu topraklarında yaşayanlar için de cesaret verici gelişmelerdi. Bu arada, ingiltere kralı ile rus çarının yaptıkları bir toplantı (Reval mülakatı), Jön Türk muhalefeti ve İttihatçılar tarafından yeni bir komplonun başlangıcı olarak algılandı. Anayasalı bir rejimin dış müdahaleyi önleyecek en İyi çare olacağı düşüncesi yeniden ve acil olarak gündeme geldi. Özellikle Makedonya'da yükselen ve ittihat ve Terakki cemiyeti'nin önderlik ettiği meşrutiyetçi hareket, 23 temmuz 1908 günü kesin çıkışını yaptı. Cemiyet, Manastır'da hürriyeti ilan etti. Aynı gün bütün Rumeli'den Saray'a yağan telgraflar bu hareketin desteklendiğini bildiriyordu. Sonunda, Abdülhamit bir iradei seniye İle, Kanuni esasi 'nin zaten yürürlükte olduğunu ve seçimlerin yapılarak meclisin tolanması-na karar verdiğini açıkladı. Yeni meclis 17 aralık 1908 günü açıldı. "31 Mart vaka-sı"ve bunun ardından Abdülhamit'in tahttan indirilip yerine Mehmet Reşat'ın geçirilmesinden sonra, ikinci meşrutiyetin en önemli anayasal dönemecine girildi. 1876 Kanuni esasisi 1909 yılında önemli değişikliklerden geçirilerek, meşruti bir rejime yatkın hale getirildi. 1909 değişiklikleri. Padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri esaslı bir şekilde kısıldı, meşruti-parlamenter bir rejimin devlet başkanı durumuna getirildi. Padişah artık sadece başbakanı atamakta, bakanlar ise başbakan tarafından seçilip padişahın onayına sunulmaktadır. Bakanlar kurulu artık padişaha değil parlamentoya karşı sorumludur; padişahtan bağımsız bir siyaset güdebilir. Padişahın meclisi fesih hakkı da, bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılmış, son derece kısıtlanmıştır. Meclislerin artık padişahın iradesine bağlı kalmadan yasa önerebilme yetkileri vardır. Padişahın yasaları veto etme yetkisi ise sınırlanmıştır. Hak ve özgürlükler alanında da önemli yenilikler vardır: padişahın yurt dışına sürgüne gönderebil-me yetkisi kaldırılmış, toplantı ve dernek özgürlükleri tanınmış, basına sansür konamayacağı kuralı getirilmiştir.

Hürriyetin ilanına ve anayasa değişikliklerine rağmen ikinci meşrutiyetin getirdiği siyasal liberalizm ve parlamenter düzen de uzun ömürlü olamadı. Özellikle 1913 Babıâli baskınından sonra tam olarak iktidara gelen ittihat ve Terakki fırkası ülkeyi otoriter ve komplocu yöntemlerle yönetmeye koyuldu. Çokuluslu imparatorluk yapısı da, liberalleşebilmenin önündeki bir engel gibi görülmeye başlandı. Dış sorunlar ve savaşlar, iç çalkantı ve ayaklanmalar, ittihatçı baskısının koyulaşmasına yol açtı. Böylece, 1913'ten sonra ve Birinci Dünya savaşı'nın bitimine kadar ülkede fiili bir tek parti rejimi oluştu.

1921 ANAYASASI
Kurtuluş savaşı'nın anayasası olan 20 ocak 1921 tarihli Teşkilatı esasiye kanunu Türkiye devletini kurmuştur (md. 3). Bu anayasanın hazırlanışı ve içeriği, içinde bulunulan olağanüstü şartların izlerini taşır. Ankara'da 23 nisan 1920 tarihinde açılan Birinci Büyük millet meclisi tarafından kısa sürede hazırlanmış ve kabul edilmiştir. Öteki anayasalara oranla çok kısa bir metindir (23 madde, bir de "maddei münferide"). Anayasa sadece yeni devletin temel ilkelerini açıklamakta, ana çatısını kurmaktadır. Getirilen sistemin özü, ulusal egemenlik İlkesi ile kuvvetler birliği ve meclis hükümeti rejimidir. Anayasa, kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili kurallara yer vermemektedir. Devlet düzeniyle ilgili konularda getirilen kuralların bile eksik ve yetersiz oluşundan doğan boşluklar, her biri anayasa hükmü değerinde olan yirmi kadar kanun, kararname ve kararla doldurulmaya çalışılmıştır. Hatta, BMM başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın sadrazam Tevflk Paşa'ya yolladığı ve Kanuni esasi'nin 1921 Anayasası ile çelişmeyen kurallarının yürürlükte olduğunu bildiren telgrafı,bu dönemde iki anayasanın varbunlara temel sağlayacak olan istikrarlı meclis çoğunluğu arayışları, artan bir şekilde siyaset gündemine girdi. Anayasanın getirdiği hak ve özgürlüklerin geniş kitleierce kullanılmaya başlanması, ülkede görülen yeni düşünce akımları bazı çevrelere sempatik gelmiyordu. Bu arada, yargı organlarının bazı kararları (Anayasa mahkemesi ve Danıştay), özerk kuruluşların (TRT ve üniversiteler) konumu da bunlarca yadırganıyordu.

Bu şartlarda, 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan ve iki yıl kadar süren yarı-askeri rejim döneminde, parlamento dışından destek alan hükümetlerin önayak olmasıyla, 1971 ve 1973 yıllarında anayasada önemli değişiklikler yapıldı. 20 eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı ve 15 mart 1973 tarih ve 1699 sayılı yasalarla yapılan bu değişiklikler sonucunda gerek devlet iktidarının örgütlenişi gerekse devlet ve kişi ilişkileri alanında önemli düzenlemelere gidilmiş oldu. Devlet katındaki değişikliklerle, askeri otorite sivil iktidar karşısında güç kazandı (askeri yargının genel yargı aleyhine genişlemesi, sıkıyönetim ilanının kolaylaştırılması, Milli güvenlik ku-rulu'nun rolünün artırılması). Parlamento ve yürütme üzerindeki yargı denetimi gevşetildi. Yasama-yürütme ilişkilerinde yürütmenin konumu güçlendirildi (gensoru yetkisinin yeniden düzenlenişi, bakanlar kuruluna yasa hükmünde kararname çıkarma yetkisinin tanınması, yine bakanlar kurulunun vergi yükümlülüklerinin saptanmasında bazı yetkilerle donatılması, vb.). Nihayet, yürütme içinde de yekpa-reliğe doğru bir adım atıldı, TRT ve üniversitelerin özerkliğine karşı yeni düzenlemeler getirildi. Temel hak ve özgürlükler alanında da, hem bunların sınırlanması yoluna gidildi, hem de bu alandaki yargı denetimi ve yargısal güvenceler zayıflatıldı.

12 Eylül ve askeri yönetim
12 Eylül 1980'de Silahlı kuvvetler, ülkenin bir iç savaş eşiğine geldiği ve mevcut devlet organ ve kurumlarının bunu önlemekten âciz kaldıkları gerekçesiyle, emir ve komuta zinciri içersinde devlet yönetimine el koydu. Bu tarihten başlayarak genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve jandarma genel komutanından oluşan Milli güvenlik konseyi, 27 ekim 1980 günlü ve 2324 sayılı "Anayasa düzeni hakkında kanun"la 1961 Anayasa-sı'nı kısmen değiştirdi. Milli güvenlik konseyi. 1961 Anayasası'nda TBMM, Millet meclisi ve Cumhuriyet senatosu'na ait olduğu belirtilmiş olan görev ve yetkileri, konseyin başkanı da cumhurbaşkanına tanınmış olan yetkileri yüklendi ve MGK'nin her türden kararlarına karşı yargı yoluna başvurma olanağı ortadan kaldırıldı.

1982 ANAYASASI
Hazırlanışı. 29 haziran 1981 tarih ve 2485 sayılı Kurucu meclis hakkında kanun'la yeni anayasal düzenin kurulması yolunda bir adım atıldı. MGK ve Danışma mec-llsi'nden oluşan Kurucu meclis, anayasayı, Siyasi partiler kanunu ile Seçim kanu-nu'nu hazırlamakla görevlendirildi.

Anayasa komisyonu'nun hazırladığı 200 maddelik bir anayasa taslağı 17 temmuz 1982'de Danışma meclisi başkanlığına sunuldu ve kamuya açıklandı. Taslak, 4 ağustos - 23 eylül 1982 tarihleri arasında Danışma meclisi'nde tartışılıp bazı yönlerden değiştirildi. 193 madde ve 11 geçici maddeden oluşan metin, 23 temmuz günü, 7 red, 12 çekimser, 120 kabul oyuyla anayasa tasarısı ola^k kabul edildi. 17 üye de oylamaya katılmadı. Bundan sonra MGK tarafından İncelenen ve bazı maddeleri değiştirilen tasarı, bir başlangıç, 177 madde ve 16 geçici maddeden oluşan bir metin halinde halkoyuna sunuldu. 20 ekim 1982 tarih ve 17844 sayılı Resmi gazete'de yayımlanan bu metin (kabul tarihi 18 ekim 1982, kanun no: 2709) 7 kasım 1982 tarihinde yapılan halkoylamasında geçerli oyların % 91,37' sini alarak kabul edilmiş oldu. 1982 Anayasası bazı hükümleriyle derhal, bazı hükümleriyle de kademeli olarak yürürlüğe girdi.

Esasları. 1982 Anayasası'nda da, 1961 Anayasası'nda olduğu gibi, ama daha uzun bir Başlangıç bölümü vardır. Burada 12 Eylül müdahalesinin ve yeni anayasanın ortaya çıkış nedenleri açıklanmaktadır. Anayasa metninin kendisi de, hem eski anayasalarımıza hem de öteki ülkelerin anayasalarına göre daha uzun-cadır. Bunda, bir önceki anayasa döneminde ortaya çıkan hemen her sorunu anayasa düzeyinde çözüme bağlamak isteğinin payı büyük olmuştur. Anayasanın bu derece uzun ve ayrıntılı hale gelmiş olmasının bir nedeni de, hak ve özgürlüklerin sınırlarının çizilmesi ihtiyacının kuvvetli bir şekilde hissedilmiş olmasıdır.

Gerçekten de yeni anayasa ya bizzat ya da Meclis'e yetki vermek suretiyle, hak ve özgürlük alanını eskiye oranla daraltmış ya da daraltmasına İzin vermiştir. Hak ve özgürlüklerin sınırlanabilme nedenleri çoğaltılmış, bazı hak ve özgürlüklere açık ve özel yasaklar getirilmiş (siyaset yasakları, düşünce suçları...), bir önceki anayasada var olan ve hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamayacağını bildiren kurala yer verilmemiştir. Anayasa, yürütmenin (İdare) hak ve özgürlüklere müdahalesini de kolaylaştırmaktadır. Gecikmede sakınca bulunan hemen her durumda, hak ve özgürlüklerin yargıç kararı olmadan kayıtlanabilmesine olanak verilmiştir. Olağanüstü hal ya da sıkıyönetim gibi olağanüstü yönetim usullerine geçiş de kolaylaştırılmıştır. Bu rejimler altında genel olarak yürütme organının, özel olarak da askeri otoritenin (sıkıyönetim) hak ve özgürlükler alanına müdahalesi en ileri noktalara kadar gidebilmektedir. Buna paralel olarak, başta Danıştay ve Anayasa mahkemesi olmak üzere, yüksek mahkemelerin kişi hakları ve özgürlükleri konusunda oynadıkları denetleyici rol, bazı bakımlardan kısılmıştır: bu mahkemelere başvurma hakkının kısıtlanması ya da mahkemelerin bazı işlem ve yasaları de-netleyememelerl durumu, vb.

Bu yönleriyle yeni anayasa, devleti güçlendiren bir nitelik taşır. Nitekim, milli güvenlik, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, "kutsal Türk devleti" (Başlangıç bölümü) gibi kavramların yaygınlığı da bunu gösterir.

Anayasa, devlet organları arasından "yürütme"yl eskisine oranla daha güçlü bir hale getirmektedir. Yürütme artık sadece bir "görev" değil, aynı zamanda bir "yetki"dir. Yürütme organının gen'ış bir alanda kural koyabilme yetkisi vardır. Cumhurbaşkanının statüsü kuvvetlendlril-diği için yürütme bundan da kârlı çıkmıştır. Ayrıca, olağanüstü hal rejimlerine geçiş kolaylaştırıldığından, bu yönetimlerde yasama denetiminin de gevşemesi yüzünden yürütme yeni bir rahatlık kazanmaktadır. Nihayet, yürütme kuvveti içindeki özerklikler (TRT ve üniversiteler), 1971 'den beri süregelen bir dizi gelişme sonucu artık hemen hemen ortadan kalkmıştır. Bu da yürütmeyi daha yekpare ve merkezi hale getirmekte, sonuçta da güçlendirmektedir.

1982 Anayasası'nın devlet aygıtı açısından getirdiği en önemli değişikliklerden biri de cumhurbaşkanlığıyla İlgilidir. Yine eskiden olduğu gibi TBMM tarafından seçilen cumhurbaşkanı, "Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek" gibi yeni bir yetkiyle donanmıştır. Eskisinden farklı olarak cumhurbaşkanı; Meclis'i açış konuşması yapmak, anayasayı değiştiren yasaları halkoyuna sunmak, başbakanın önerisi üzerine bakanların görevlerine son vermek, kendi başkanlığında toplanan bakanlar kurulu kararıyla sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilan etmek ve yasa hükmünde kararname çıkarmak, yeni kurulan bir heyet olan Devlet denetleme ku-rulu'nun üyelerini ve başkanını atamak ve bu kurula inceleme ve denetleme yaptırmak, YÖK üyelerini, rektörleri, bazı yüksek mahkeme üyelerini seçmek ve atamak gibi önemli yetkilere sahiptir. Ayrıca cumhurbaşkanı sorumsuz olduğu gibi, onun resen İmzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa mahkemesi dahil, yargı mercilerine da başvurulamaz.

Yasama organı, eskisinden farklı olarak tek meclisten oluşmaktadır (TBMM). Eski anayasa dönemindeki iki meclis sistemine ve ikinci meclis olan Cumhuriyet senatosu 'nun varlığına ihtiyaç duyulmamıştır. Milletvekili sayısı da indirilerek 400 olarak saptanmıştır. Yasama organıyla ilgili bazı önemli yenilikler, milletvekilliği sıfatının düşmesiyle ilgilidir. Buna göre, partisinden istifa ederek bir başka partiye giren ya da yine partisinden istifa ederek seçim hükümetleri hariç başka partinin kuracağı bakanlar kurulunda dışarıdan görev alan milletvekilinin bu sıfatının düşmesine meclis üye tamsayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.

1982 Anayasası, yargı bağımsızlığını ve yargının yasama ve yürütme üzerindeki etkisini yumuşatıcı formüller de getirmiştir. Yargıçlar seçilmeleri, atanmaları ve özlük işleri bakımından büyük çapta yürütmeye bağlı olan Hâkimler ve savcılar yüksek kurulu'na bağlanmışlardır. Yeni sistemde pek çok yüksek mahkemenin üyeleri ya da üyelerinin bir kısmı dolaylı olarak ya da doğrudan doğruya cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte ve atanmaktadır. Devlet güvenlik mahkemeleri yeniden kurulmuş, sıkıyönetim mahkemelerinin sivilleri yargılayabilirle yetkisi genişletilmiştir. Yargı mercilerinin yürütmeyi ve yasamayı denetleyebilme olanakları da, Danıştay ve Anayasa mahkemesi'nin yetkilerine getirilen kısıtlamalarla daraltılmıştır.

Yeni anayasayla, askeri otoritenin devlet katındaki alanı genişletilmiştir. Milli güvenlik kurulu'ndaki sivil üye sayısı, askerleri geçmeyecek düzeyde tutulmuş, kurul kararlan önceleri "tavsiye" niteliğin-deyken, "bakanlar kurulunca öncelikle dikkate alınır" nitelikte sayılmış, sıkıyönetim komutanları başbakana bağlı olmaktan çıkarılarak genelkurmay başkanına karşı sorumlu hale getirilmiş, askeri yargı alanı sivilleri de kapsayacak değişikliklere tabi tutulmuştur. Milli güvenlik konseyi üyeleri de Cumhurbaşkanlığı konseyi'ni oluşturmaktadırlar. Konsey, cumhurbaşkanı için yardımcı bir kurul niteliğindedir.

Anayasanın bir yeniliği de, 1924 ve 1961 anayasalarında, değiştirilmez anayasa hükmü sadece devletin cumhuriyet olduğunu belirten hüküm İken, yeni anayasayla, bu cumhuriyetin nitelikleri, devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti ile İlgili hükümlerin de değiştirilmez anayasa kuralları arasına katılmış olmasıdır. Ayrıca, anayasa değişikliklerine karşı cumhurbaşkanının halkoyuna başvurma hakkı vardır. Cumhurbaşkanı uygun görmediği bir anayasa değişikliğini geri gönderir. Meclis bunu aynen kabul ederse, cumhurbaşkanı halkoyuna sunabilir, ilk altı yıllık süre İçinde İse, bir anayasa değişikliğinin cumhurbaşkanınca reddedilmesi halinde, TBMM'nin bu değişiklik isteğinde direnebilmesi için 3/4 oranında bir oy çokluğu gereklidir.

Anayasanın "Geçici hükümler'lne göre, anayasanın halkoyunda kabulüyle Milli güvenlik konseyi başkanı da cumhurbaşkanı sıfatını kazanmakta, TBMM toplanıp göreve başladıktan sonra altı yıllık bir süre için MGK, Cumhurbaşkanlığı konseyi haline dönüşmektedir. Geçici maddeler, 12 Eylül öncesinin bazı siyaset adamları için 10 yıla kadar varan bir süreyle siyasal faaliyet yasakları getirmektedir. Askeri rejim organları ve İşlemleriyle ilgili olarak da koruyucu hükümler getirilmiştir. Milli güvenlik konseyi ve Danışma meclisi tarafından alınan her türlü karar ve yapılan işlemlerden dolayı cezai, mali ya da hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez, yargı yollarına başvurulamaz. Bu dönemde çıkarılan yasalar, yasa hükmünde kararnameler ve Anayasa düzeni hakkında kanun uyarınca alınan kararların ve yapılan işlemlerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemez.

Anayasa, çeşitli maddeleri açısından yürürlüğe girişiyle ilgili olarak da kademeli bir sistem getirmiş bulunmaktadır.

***8226; Anayasa başlangıçları. Anayasalarda başlangıç bölümlerine, özellikle büyük bir siyasal bunalımın ertesinde ya da bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin ilk anayasalarında rastlanmaktaydı. Bugün artık hemen hemen bütün modern anayasalarda bir başlangıç bölümü yer almaktadır. Türkiye'de ilk kez 1961 Anayasası uzunca bir başlangıç bölümü ile başlamaktadır.

Anayasa başlangıçlarında yer alan ifadelerin açık seçik birer hukuk kuralı ve ilkesi olmaktan çok felsefi ve siyasal demeç niteliği göstermeleri, başlangıçların hukuki değer ve niteliği konusunda tartışmalara yol açmıştır. Ancak, 1961 ve 1982 türk anayasalarında, anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıçların anayasa metnine dahil olduğu açıkça belirtilmiştir.

***8226; Anayasaya uygunluk ve aykırılık. Yasama meclislerinin, başta yasalar olmak üzere işlem ve kararlarının hukuka aykırı sonuç yaratmasını önlemek, anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerini gerçek anlamına kavuşturmak için bu karar ve işlemlerin anayasaya uygunluğunu sağlayacak mekanizmalar da oluşturulmuştur. Özellikle yasaların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi şeklinde beliren bu garanti, başlıca iki yoldan sağlanmaktadır: siyasal denetim, yargı yoluyla denetim.

Siyasal denetim: siyasal denetimde yasaların anayasaya uygunluğu bir siyasal organ tarafından denetlenir. Meclislerin ulusal iradeyi temsil ettikleri, bu nedenle de yargı mercileri tarafından denetlenmelerinin uygun düşmeyeceği görüşünü savunanlar siyasal denetime, yargı yoluyla denetime oranla daha fazla yatkındırlar. Siyasal denetim, tarihte ilk olarak Fransız devrimi ertesinde Sieyös tarafından savunuldu. Türkiye'de de 1961 Anayasası'na kadarki dönemde yasaların anayasaya uygunluğunu parlamentonun kendisi ya da bir bölümü değerlendirmekteydi. 1876 Anayasası döneminde buna yetkili olan Heyeti ayan, 1961'e kadarki Cumhuriyet döneminde de Türkiye Büyük millet meclisi idi. Bu sistem yasamanın kendi kendisini denetlemesi anlamına gelmekteydi. Bu özellik siyasal denetim mekanizmasının etkili olmasını da engellemektedir. Bu yüzdendir ki anayasaya uygunluğun denetlenmesini daha sağlam mekanizmalara bağlama ihtiyacı ve arayışları ortaya çıkmıştır.

Yargı yoluyla denetim: anayasaya uygunluk denetiminin yargı mercileri tarafından yapılması demektir. Bu denetim, 1982 Anayasası'nda itiraz yoluyla ve iptal davası açma yoluyla olmak üzere başlıca İki şekilde yapılır.

itiraz yoluyla denetim, bir davaya bakmakta olan mahkemenin o davada uygulanacak bir yasa ya da yasa hükmündeki kararnamenin hükümlerini anayasaya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasını ciddi bulmasıyla başlayan denetimdir. Anayasa mahkemesi işin kendisine gelmesinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir. Bu süre içinde karar verilmezse, ilgili mahkeme davayı yürürlükteki yasa hükümlerine göre çözümler. Anayasa mahkeme-si'nin anayasaya aykırılığın reddine dair verdiği kararların Resmi gazete'de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı yasa hükmünün anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.

iptal davası yoluyla denetim: anayasaya aykırılığı ileri sürülen yasa, yasa hükmünde kararname, Meclis içtüzüğü ya da bunların belirli hükümleri'aleyhine doğrudan doğruya Anayasa mahkemesi'ne başvurulmasıdır.
Anayasa mahkemesi, aykırılığı ileri sürülen yasa, yasa hükmünde kararname ve Türkiye Büyük millet meclisi içtüzüğünün anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Buna karşılık anayasa değişikliklerini ise yalnızca şekil bakımından denetler. Yasaların ve anayasa değişikliklerinin yalnızca şekil bakımından denetlenmesi; yasalarda, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği koşuluna uyulup uyulmadığı, konularıyla sınırlıdır.

Anayasa mahkemesi'ne doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi meclis grupları ile TBMM üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. iptal davası açma hakkı, yasaların, yasa hükmündeki kararnamelerin ya da içtüzüğün Resmi gazete'de yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer (Anayas. md. 151). Ancak yasalar ya da anayasa değişiklikleri için yalnızca şekil açısından iptal davası açılması, hem açma hakkına sahip olanlar, hem de süre açısından daha da sınırlıdır; şekil bakımından denetleme, cumhurbaşkanınca ya da TBMM üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Yasanın yayımlandığı tarihten başlayarak on gün geçtikten sonra da şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz..

Anayasaya aykırılığı ileri sürülen hüküm, iptal kararının Resmi gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Anayasa mahkemesi, iptal kararında yasa koyucu gibi hareket ederek yeni bir uygulamaya yol açacak şekilde hüküm veremez. Gerekli durumlarda mahkeme iptal edilen hükmün yürürlükten kalkma tarihini ayrıca kararlaştırabilir. Bu durumda yasama organına iptal edilen hükmün yerine anayasaya uygun yeni bir yasa yapma olanağı tanınmış olur. Anayasa mahke-mesi'nin verdiği kararlar kesindir. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. ( ***8212; Kayn.)


kaynak:2-cilt:1
Eklenmiş Resimin Önizlemesi
Anayasa-adalet.jpg  
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
anayasa

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:41 .