Nüve Forum


Kişiler hakkinda İlmiye ile ilgili bilgiler


ilmiye a. (ar. "ilm ve -iyyeden "ilmiyye). Osmanlı devletinde din, yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği. (Bk. ansikl. böl.) ***8212;Giy. ilmiye kıyafeti, ilmiye sınıfından olanların

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13.09.10, 12:35
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart İlmiye

ilmiye a. (ar. "ilm ve -iyyeden "ilmiyye). Osmanlı devletinde din, yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği. (Bk. ansikl. böl.) ***8212;Giy. ilmiye kıyafeti, ilmiye sınıfından olanların giyinme biçimi. (Bk. ansikl. böl.) ***8212;ANSİKL. Giy. ilmiye kıyafeti, şalvar, cüppe ve sarıktan oluşuyordu. Orta dereceli ilmiye mensupları sokağa şalvarla çıkar, daha yüksek rütbeliler ise biniş ya da lata giyerlerdi. Latayı daha çok gençler, latanın babayani de denilen geniş kesimli türünü ise yaşlılar kullanırdı. Gençler, daha çok pantolonu andıran elifi şalvarı yeğler, yaşlılarsa bol şalvar giyerlerdi. Bazıları mintanın üstüne, cüppe altında kalmak üzere haydari* adı verilen bir tür kolsuz yelek giyer, kışın da kürk kullanırlardı, ilk zamanlarda hemen hemen tümü mest pabuç giyerken, daha sonra gençler mest potin kundura, yaşlılar mest kundura giymeye başladılar.
ilmiye sınıfının resmi giyimi ise şöyleydi: şeyhülislam devrik yakalı, geniş, sırmalı beyaz ferace, kolları çok geniş cüppe; meşihat mazulleri, şeyhülislamınkl gibi sırmalı, ceviz içi renginde ferace; Anadolu ve Rumeli kazaskerleri şeyhüllslamınkine benzer ama önü daha dar, boz renkli ferace; biladıhamse payeliler yalnız yakası sırmalı mor ferace; Haremeyn payeliler yakası ve birkaç parmak eninde önü sırmalı mor ferace; mahreç payeliler ve devriye mevallsi yalnız yakasında İnce bir sırma şerit bulunan mor ferace giyerlerdi. Şeyhülislam ve yüksek rütbeli ulema başlarına örf* adı verilen kavuğu takarlardı, ilmiye sınıfından olanların giydiği bir tür kavuğa da molla kavuğu adı verilir, genellikle üzerine beyaz ya da yeşil sarık sarılırdı.
***8212;Kur tar. Şeyhülislam unvanını taşıyan istanbul müftüsü, bu karmaşık sınıfın başkanıydı. Medreseden icazet alarak yaptığı bilimsel çalışmalar ve yetiştirdiği öğrencilerle müderris aşamasına ulaşan kişiler,

ilmiye sınıfından sayılırlardı. Osmanlı devletinde ilmiye sınıfı Mehmet II (Fatih) döneminde kurumlaştı. Daha önce ilmiye sınıfının en yüksek derecesini kadılar oluştururdu. 1481den sonra her ikisi de Divanı hümayun üyesi olan Rumeli ve Anadolu kazaskerleri; istanbul ve Haremeyn (Mekke ve Medine) payeli kadılar; Bursa (Hü-davendigâr), Edirne kadıları; mahreç me-valisi denen Kudüs, Halep, Eyüp, Şam, Kahire, Filibe, Selanik, Galata, izmir, Sofya ve Girit kadılıklarına yükselenler ilmiye sınıfından sayıldılar. Böylece XVI. yy.'a kadar Osmanlı devletinde Imiye sınıfından olarak, "ulema" unvanını taşıyan 46 kişi vardı. Ancak, sonraları İlmiye sınıfı, yalnız 6 000 kadılık ve sayısız müderrisle büyük bir topluluk oluşturdu. Başlangıçta naki-büleşraflık yalnız ilmiye sınıfının ulularına verilirken, XVII. yy.da, daha alt dereceli ulemaya da verilmeye başlanınca üst dü-zeydekilere özgü olmaktan çıktı, ilmiye sınıfının en büyüğü olan şeyhülislama, önceleri hacei sultanı, kazaskerlere de alemülulemailizam gibi lakaplarla seslenl-lirken, sonraları unvanlar birbirinden ayrıldı. XVIII. yy.'dan başlayarak Edirne, Bursa, Kahire ve Şam kadılarına bilad-ı erbaa; Filibe kadısına bilad-ı hamse; Galata, Eyüp, Üsküdar, Kudüs, Halep, izmir, Selanik, Yenişehir, Trabzon, Sofya ve Girit kadılarına mahreç mollaları; Belgrad, Sa-raybosna, Bağdat, Ayıntap, Maraş, Diyarbakır vb. gibi 10-13 kentin kadısına ulu molla anlamında devriye sanı verildi. Hoca Sadettin, Seyit Feyzullah, Hasan Fehmi efendiler gibi bir padişaha şehzadeliğinde hocalık yapan ve camiürriyaseteyn unvanını alan öğretmenler, padişahın özel İmamları, hekimbaşı, münecclmbaşı ulu mollalar sınıfından sayılırlardı. Şeyhülislamın buyruğunda çalışan 5 vakıf müfettişi, her yıl Mekke'ye giden sürre alayına eşlik eden mahmil kadısı, padişah ya da sadrazamla sefere çıkan ordu kadısı, donanmayla sefere katılan donanma kadısı, bunların hemen bir rütbe altında gelirlerdi. Asil kadıların vekili olarak görev ya&şn ve bab naibi ya da kadı naibi diye antlafı genç mollalar İlmiyenin en alt sınıfını oluştururdu. Bunlar şeriye adıyla anılırlardı. İlmiye sınıfından olanlar görev dışı kaldıklarında bir ya da iki kazanın arpalık adı verilen geliriyle geçinirlerdi. Görevden alınan ulema arpalığına gidip yerleşir ya da yerine bir naip gönderirdi. XVI. yy.'ın başlarında uygulamaya giren bu yöntem, XVIII. yy.'ın ikinci yarısında aşırı derecede kötüye kullanılması yüzünden Selim III döneminde yeniden düzenlenmeye çalışıldı. Sonra bu yöntem tam anlamıyla kaldırılarak tarik ve rütbe maaşı adı altında, arpalık aylığına dönüştürüldü. XVI. yy. sonlarında tüm öteki osmanlı kuruluşları gibi ilmiye ocağı da bozulmaya yüz tuttu. Kimi şeyhülislamların telkinleri sonucu akılcı derslerin medrese programlarından çıkarılması ilmiyenin değer yitirmesinde başlıca etken oldu. Medreselerde İlmi hikmet (felsefe), matematik ve astronominin öğretim programından kaldırılması ve derslerin fıkıhla usul-ı fıkıh gibi konularla sınırlı kalması yüzünden, ilmiye sınıfı değerli bilim adamlarından yoksun kaldı. Anadolu kazaskeri Hamizade Mustafa Efendi, Selim III döneminde (1789-1807), medreselerle ilmiye sınıfını yeniden düzenlemek için büyük çaba gösterdi. Ancak, yeniçerilerle İşbirliği yapan tutucular, yenilik hareketlerine şiddetle karşı çıktılar. Yeniçeri ocağı'nı ortadan kaldırarak (1826) ilmiyeyi asker desteğinden yoksun bırakan ve toplum üzerindeki etkisini kıran Mahmut II, Evkaf nezareti'ni kurmakla da (1834) vakıfların yönetimini ulemanın elinden aldı. Tanzimat'tan sonra ise, medreseler dışında, programlan nakil geleneğinin dışında, akılcı dersler içeren okullar açıldı. Daha sonra istanbul'da fıkıh ve şeri yargılama yöntemlerinin öğretildiği bir okul olan Muaillimhane nüvvab kuruldu (1853). Yetkin kadılar yetiştirmeyi amaçlayan bu okulu bitirenler ilk Hukuk mektebi açılana (1869) ve Mecelle yürürlüğe girene kadar, Nizami mahkemelerde görev yaptılar. Okul daha sonra "Mektebi nüvvab" adını aldı (1884). XX. yy. başlarında medreselere bilgili müderrisler ve yeni açılan okullara çağdaş öğretmenler yetiştirmek için, istanbul'da "Darülhila-fetülallye* medresesi" kuruldu (1912). Okul programına fen, fizik ve sosyal bilim dersleri kondu. Ancak, ilmiye sınıfını yenileştirme hareketleri istenen sonuçları vermedi. Cumhurlyet'ten sonra halifelik ve medreselerle birlikte, ilmiye sınıfı da ortadan kaldırıldı (1924). [- Kayn.]

kaynak:2-cilt:9
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ılmiye

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:15 .