Evliya Çelebi, anlattığına göre, 1630 yılında gördüğü bir düşte Hz. Mu-hammedle karşılaşınca "Şefaat ya Resulullah" diye yalvaracağına, şaşkınlıkla "Seyahat ya Resulullah" diye niyaz etmiş, Peygamber bu niyaza gülmüş ve Evliya Çelebi 'nin dileği kabul edilmiş, düşte Peygamberin yanında bulunan Sa'd bin Ebi Vakkas adındaki sahabe, Evliya Çelebi'ye, gittiği yerlerde gördüklerini yazmasını öğütlemiştir. Sabah erkenden, Kasımpaşa Mevlevi dergâhı şeyhi Abdullah Dede'ye gidip, gördüğü düşü anlatarak ondan yorum ve açıklama isteyen Evliya Çelebi, Abdullah Dede'nin, İstanbul' dan başlayarak gezebildiği her yeri gezmesini ve gördüklerini, gezi izlenimlerini eksiksiz biçimde yazmasını öğütlemesi üstüne, İstanbul' dan işe başlayarak, tuttuğu notlarla, topladığı bilgilerle (tam bir İstanbul ansiklopedisi oluştururlar) ünlü Seyahatname adlı yapıtının birinci cildini hazırlamıştır. Daha sonra, arkadaşı Okçuzade Ahmet Çelebi'yle Bursa'ya (1640), Ketenci Ömer Paşa'yla (Ömer Paşa, babasının manevi oğluydu) Trabzon'a giden (1641), Karadeniz'in bütün doğu kıyılarını dolaştıktan sonra Kırım'a geçerek uzun süre Bahadır Giray Han'ın konuğu olan Evliya Çelebi, sonra İstanbul'a dönerek, Girit seferine katılmış (1645), Hanya'nın fethinde bulunmuş, Defterdarzade Mehmet Paşa Erzurum beylerbeyi olunca onunla Doğu Anadolu'ya giderek Gürcistan'ı, bütün Azerbeycan'ı, Tebriz'i, Bakü'yu dolaştıktan sonra 1648'de gene İstanbul'a dönmüş, aynı yıl, Şam'a beylerbeyi atanan Murtaza Paşa'yla Suriye'ye giderek, Lübnan ve Füistin'i gezmiştir. Murtaza Paşa Sivas beylerbeyi olunca, onunla Anadolu'ya geçen, Bulgaristan ve Dobruca'ya giderek ük Avrupa gezisini yapan, 1653'te İstanbul'a döndüğünde Konya'da bulunan dayısı Melek Ahmet Paşa Van beylerbeyi olunca onunla Van'a giden Evliya Çelebi, daha sonra diplomatik bir görevle İran'a gönderilmiş, oradan Irak'a geçerek Bağdat'ta bir süre kalmış, Melek Ahmet Paşa Özi'ye atanınca Erdel'e (Tran-silvanya) giderek Besarabya ve Ukrayna'ya gezüer yapmış, hem Melek Ahmet Paşa'nın, hem Kırım hanı Mehmet Giray IV'ün yanında çalışmıştır.
1657 yılı sonunda İstanbul'a dönen Evliya Çelebi, Melek Ahmet Paşa' nın sarayında yengesi Kaya Sultan' la (Mehmet IV'ün kızı) bir süre dinlendikten sonra, Romanya ve Macaristan gezilerini yapmış (o sırada resmen görevliydi), Bosna beylerbeyi olan Melek Ahmet Paşayla buluşarak Bosna, Dalmaçya, Hırvatistan'ı dolaşmış, dayısı Rumeli beylerbeyliğine yükselince, bu kez, Erdel'e giderek bşı Belgrad'da geçirdikten sonra, Arnavutluk'u dolaşmış ve Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın Almanya seferine katılmış. Uyvar fethinde bulunmuş, olağanüstü büyükelçi Kara Mehmet Paşa'nın maiyetinde Viyana'ya gitmiştir. Romanya ve Kırım'da süren uzunca gezilerden sonra, Kuzey Kafkasya, Hazar Denizi kıyıları, Dağıstan, Volga kıyıları, Kırım, Balkanlar ve istanbul seferlerini yaparak 1668'de döndüğü İstanbul'dan 7 ay sonra yeniden ayrılmış, sekiz kölesini de yanına alarak Ege adalarını, Güney Anadolu'yu, Suriye'yi dolaşmış, Mekke ve Medine ziyaretini yapıp hacı olmuş, Mısır'a giderek Kahi-re'de dokuz yıl kalmış (Kahire en uzun süre oturduğu kenttir), Sudan ve Eritre'ye geçip, ticaretle de uğraşmış, bir kez daha Hicaz'a giderek ikinci kez hacı olmuştur. 1682'de öldüğü büinen Evliya Çele-bi'nin nerede öldüğü henüz saptanamamıştır.
Bütün bu gezilerin öyküsü Evliya Çelebi Seyahatnamesi adlı on ciltlik büyük bir yapıtta toplanmıştır. Kendi anlatımına göre, yapıtında yalnız izlenimlerini yazmakla kalmamış, kanunname, sayım defterleri, vüayetname gibi resmî yayınlardan, Kazvinî, Taberî, Celâlzade, Solakzade gibi yazarların araştırmalarından, menakıbname gibi söylence kitaplarından da yararlanmıştır. Seyahatname'nin ilk beş cildi1896' da (Necip Asım, Ahmet Cevdet tarafından), 6. cildi 1900'de (îmre Karacson tarafından), 7. ve 8. ciltleri 1928'de (Kilisli Rifat tarafından), 9. ve 10. ciltleri 1935-1938 yıllarında (Ahmet Refik tarafından) yayımlanmıştır.
Evliya Çelebi seyahatnameden başka Şakaname adlı bir yapıttan daha söz etmektedir ama, bu yapıt bulunamamıştır.
Çok yönlü bir kişiliği olan Evliya Çelebi, aynı zamanda iyi bir hattat, nakkaş, orta derecede bir ozan ve musikişinastı. Düzyazılarında çok usta, çok sürükleyici olduğu bir gerçektir. Yıllar yılı at üstünde dolaşmış, iyi silah kullanmış, cirit oynamıştır (yazdığına göre, 1647'de Erzurum'da cirit oynarken 4 dişi kırılmıştır). Usta bir taklitçi, olayların ve kişilerin gülünç yanlarını büyük bir incelikle açıklayan büyük bir mizah ustası olan, zekice saptamaları, ince nükteleri, az bilinir olayları çok tatlı bir anlatımla kaleme alan Evliya Çelebi'nin düş gücü de son derece engindi (anlattığı olaylarda, kişilerde, yapılarda, sayılarda bazen inanması güç abartmalara yönelmesinin nedeni de budur).
kaynak 3
4.cilt / sf 1300-1301












Normal
