Nüve Forum


Politik Kavramlar hakkinda Erdal'in Savunmasi ile ilgili bilgiler


ERDAL'IN SAVUNMASI Sayın yargıçlar Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09.12.07, 00:08
SAUVAGE - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Meraklı
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 12
Blog Başlıkları: 3
SAUVAGE gerçekten çok iyi biri.SAUVAGE gerçekten çok iyi biri.SAUVAGE gerçekten çok iyi biri.SAUVAGE gerçekten çok iyi biri.SAUVAGE gerçekten çok iyi biri.
Standart Erdal'in Savunmasi

ERDAL'IN SAVUNMASI
Sayın yargıçlar Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkı yönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.
Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktu. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kullarını sadece usule ilişkin bir yöntem ile bunun kanıtı olmak için yeterlidir.
Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunu için olmadık tertipler tezgahlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgahlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgahın bir dişlisinden başka birşey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır.Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaşılan emirlerin açıkca dışa vurulmasıdır.
Hakim sınıflar ve uşakları kan istediklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir.Kaldı ; eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım.Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni ne de başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.
Sıkı yönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir.Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafınfdan katledilen Sinan Süner'in ölümü de bunlardan biridir.
Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkı yönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasalarda çiğneyerek yapması meşrudur.Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. tersine en büyük terörist ve katil bu düzenin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında bilinen güçlerce katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır.
Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

ERDAL EREN OLMAK...

13 Aralık 1980 gecesi hücresinin kapısı açıldığında genç sosyalist Erdal Eren, yanında kısacık yaşamının son yolculuğu oldu. Erdal kısa ömrünün dört yılını devrimci olarak geçirmişti. Ve o gece bu dört yıllık devrimci yaşamında, bir devrimci olarak son görevi yerine getirecekti. Görev açık ve netti. Celladın karşısında devrimi ve devrimci örgütü savunmak. Ve birçok devrimci gibi işi cellada bırakmamak...
Erdal Eren o gece celladından tez davranamadı; sehpada «Kahrolsun Faşist Diktatörlük! Yaşasın TDKP!
Erdal Eren Şebinkarahisar'da öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Erdal 1967 yılında Şebinkarahisar Halkevi'nde siyasete ilgi duymaya başladı, burada devrimci oldu. Ailesi, Erdal devrimci olduktan bir süre sonra Ankara'ya taşındı. Erdal burada Ankara Yapı Meslek Lisesi'sinde Halkın Kurtuluşu örgütüne sempati duymaya başladı. YDGD'ye (Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği) gidiyordu.

A. Kadir Konuk, Erdal'ın o dönemini şöyle anlatıyor: «Geceleri odasında küçücük pullar hazırlıyordu. Resim yapmasını seviyordu. İlk olarak Lenin'in resmini yapmıştı. Resmi bitirdikten sonra özenle duvara asmıştı.
Halkın Kurtuluşu'nun partileşmesiyle beraber Erdal da TDKP'nin gençlik örgütü olan Genç Komünistler Birliği'ne katıldı. GKB'nin lise çalışmasında aktif olarak yer alıyordu. Benimsediği örgütlü duruş Erdal'ın yaşamında ve düşmana karşı alacağı tavırda belirleyici oldu.

Erdal kısacık devrimci yaşamında büyük bir fedakarlıkla koşarcasına kavga etti. «Bir çekirge gibi hareketli idi.
"O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki bu günlerde yaşamak bir işkence haline dönüştü. ....... Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm."


Birçoklarının sandığının aksine bir devrimcinin düşmanın karşısında alacağı tutum, düşmanın eline geçtiğinde, orada, o anda ortaya çıkmaz. Düşmanın karşısında alınan bu tutum düşmanın eline geçmeden yaşamda, tezgah başında, sırada, sokakta alınmıştır zaten. Bu anlamda devrimcinin tutsak düşmeden önceki yaşamı, düşmanın karşısında alacağı tutumda birinci dereceden belirleyen etken olur. Bunun için Erdal'ın «ellerinin küçücük
Erdal, yoldaşı Sinan Suner'in polis tarafından öldürülmesinin protesto edildiği bir gösteride elinde silahla yakalandı. O eylem sırasında vurulan bir er'i öldürmek suçundan yargılanıp mahkum oldu. Erdal'a ölüm cezası vermesi için burjuvazinin «bağımsız mahkemelerine Erdal, 17 Yaşındaydı***8230;Oysa burjuvazi için, önemli olan, bir insanın yaşı değil ona karşı örgütlü mücadeleye girmesidir. Bunun yakın zamandan zihinlerde canlılığını koruyan bir örneği Filistinli çocuklardır. Bu günlerde Filistin'de çocuklar katlediliyor. Bu çocuk ölümleri ile ilgili Radikal'e demeç veren İsrail Türkiye Büyükelçisi «o çocukların bize karşı nasıl kin tuttuklarını biliyorsunuz ama Erdal'ın örgütlü olduğu THKO'yu kuran Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş sehpada «Yaşasın Marksizm-Leninizm "Erdal Eren"in idamı bir Dreyfus Davasıdır"diyerek düşüncelerini ÖZGÜRLÜK DÜNYASI'NA anlattı.

ÖZGÜRLÜK-Önce, olayın tarihi ve kısa bir anlatımdan başlayalım...

N.TOKTAY-olay 2.2.1980 günü öğleden sonra meydana gelmiştir.sinan suner isminde bir gencin öldürülmesini protesto etmek için Aşağıayrancı Hoşdere Caddesi"nde bir gösteri düzenlenmiş ve bu gösteride sloganlar atılmış.
Askeri tim buna müdahale etmiş ve silahlı çatışma çıkmış.Bir inzibat eri öldürülmüş.Erdal Eren yakalanmış.Dava bize mahkemenin ikinci celsesinden itibaren intikal etti.ondan sonra biz dosyaya müdahale ettik.
Mahkemede bir sürü konuda tevsi-i tahkikat taleplerimiz oldu.bunları şöyle özetleyebiliriz:
Birincisi, Erdal eren"in yaşının tam teşhisi.
İkincisi,dosya içinde mevcut iki tane mermi çekirdeğinin bulunması,bu mermi çekirdeklerinin birisi üzerinde kan ve kemik parçalarının bulunmuş olması,canlı vucuttan çıkmış olduğunun fakat hangi canlı vucuttan çıkmış oldugunu belirtilmemiş olması.bu çekirdeklerin silahla beraber adli tıbba gönderilip yeniden incelemesini istedik.
Ücüncüsü,olay yerinde bir keşfin yapılmasın istedik.
Dördüncüsü;otopsi raporunda maktulün sırtında yanık izinin bulunduğu,bununda yakın ateşe delalet ettiğini,bu konuda elbiselerinin getirilerek tekrar adli tıbba gönderilmesini istedik.
Besincisi;olay yerinde yakalanan ve olaya katıldığı idia edilen 21 kişi var.Bu kişilerin de tanık olarak dinlenmesini istedik.Bütün bu talepleri mahkeme gerekçesiz olarak reddetti.Tanık olarak sadece askerler dinlendi,hatta askerlerin tanık olarak dinlendikleri zaman biz de yoktuk.Savcılıkta da soruşturma gizli olduğu için onada müdahele edemedik ve ondan sonrada hızla üç celse içinde mahkeme sonuca ulaştı.

ÖZGÜRLÜK-şimdi baştan başlayalım,yaş durumu...
N.TOKTAY-Dosya içindeki belgelere göre Erdal Erenin dogumunun 25.9.1961 olduğu belirtiliyor.Bu şebinkarahisar dan telgrafla soruldu.Telgrafta ne imza vardı,ne tanık vardı.Bu tarih olduğu söylendi.Biz buna itiraz ettik.Yargıtay kararlarına göre de yaş konusunda itirazlar varsa kişinin yaşını tespiti için kemik grafilerinin çekilmesi,kemik grafilerinden sonra da varsa tanık olarak anne babasının dinlenmesi gerekirdi.

ÖZGÜRLÜK - Yargıtayın bu konuda kararı var mı?
N. TOKTAY-yargıtay yaş konusunda bir kararda şöyle demektir.:"Zeytinburnu hükümet tabipliği tarafından verilen 21.6.1967 günlü raporda ise sanık hiçbir test'e tabi tutulmadan ve hiçbir gerekçe gösterilmeden sadece suç olayında suçun fail ve mümeizi olduğunu bildirir rapordur şeklinde yazı olduğu görülmüştür.Bu konuda nederece bilgi ve ihtisas sahibi olduğu belli olmayan hükümet tabipliği tıbbi gerçeklerden yoksun bulunduğundan adı geçen çoçuğun bir sağlık kuruluna,gerekli görülürse adli tıp mercisine muayene ettirilerek inandırıcı gerekçeyi taşıyan rapor düzenlenmesi gerekirken hükümet tabipliğinin raporunun yetirli bulunması yolsuzdur,hükümün bozulmasına oybirliğince karar verilmiştir denilmektedir.Bu konularda en sağlıklı yol,sanığın yaşının tesbiti için adli tıbba gitmesi adli tıb kuruluğundan gelecek rapora göre neticeye varılmasıdır.

ÖZGÜRLÜK-suçun işlediği iddia edilen tarihte Erdal Eren 18 yaşını 4 ay geçiyormuş..bu durumda gerçekten kuşkululanılarak,Anadolu"da çocukların askere erken gitmeleri için büyük yazdırıldıkları"da dikkate alınarak kemik muayenesi yapılmak suretiyle yaşının tespit edilmesi gerekiyordu degil mi?

N.TOKTAY-Bu konuda şunu belirtmekte fayda var,biz duruşmalardan önce de babasıyla görüştük bu konuda.Babası o tarihlerde Giresun ilinde bir dağ köyünde öğretmenmiş.Doğduğu zaman okullar açılmış.Bir de ulaşım güçlüğü nedeniyle doğduktan sonra şehre inip yazdırması mümkün olamamış.İndiği zaman bu oğlunu daha büyük yazdırmış.Bu beyanatları da ilettik.

ÖZGÜRLÜK-Kemik incelenmesi üzerinde kısaca dururmusunuz?
N.TOKTAY-Bu konuda sanığın kemik grafileri çekinmeden karar verilmesi usule,yasaya aykırıdır.Yargıtay kararları da bu yöndedir.Fakat bizim davamızda sadece kişinin adi görünüşüne,tahsil durumuna bakılmış ve talep reddedilmiştir.Birde olayımızda,olay için de yer alıp dinlenmeyen 21 kişi vardır.Bu da savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir.Yine yargıtay tarafından bozmayı gerektiren konulardan biridir.Çünkü bu konuda yargıtayın o kadar çok kararları vardır ki...

ÖZGÜRLÜK-Asker tanıkların ifadelerinde birbiriyle çelişik olan yada inandırıcı olmayan şeyler varmı?
N.TOKTAY-Asker tanıkların ifadeleri olarak dinlenen üç dört er var.Bunların savcılık ifadeleri olsun,mahkeme ifadeleri olsun tek bir kalıptan çıkmış gibi.Tek bir ağızdan çıkmış bizcede inandırıcılığı olmayan ifadelerdir.Bu konuda askerlere gerekli kolaylık savcılık ve mahkemede gösterilmiş yada ifadeler tek tek dikte ettirilmiştir.Çünkü bir kişi aynı konuda iki defa ifade verdiği zaman,ya değişik şekilde ifade bulunur,yada aynı cümleleri kurması mümkün değildir.insanın doğasına da aykırıdır bu.

ÖZGÜRLÜK-Olayın gerçekleştiği yerde keşif yapılmadığı söyleniyor.Keşif yapılmasını önemi nedir?
N.TOKTAY-Otopsi raporunda merminin aşağdan yükarıya doğru bir yön izlediğinden sözediliyor.Şimdi sanığın bulunduğu yer ile askerin bulunduğu yere baktığımızda asker,yolda vurulmuştur.Ve 20 yada 30 santimlik bir yol vardır.Ondan sonra 35-40 santimetre bir bahçe duvarı ve erlerin beyan ettikleri gibi bir buçuk yada bir yetmiş santimetre yüksekliğinde kalaslar yığını vardır.Erdal erenin bu kalasların arkasından ateş ettiği ileri sürülmektedir ki o zaman hesapladığımızda iki metrenin üzerinde bir yükseklik meydana gelmektedir.Ve erinde boyu 1.84'tür.Erdal Eren,yattığı yerden yani iki metre yükseklikten ateş ettiği zaman merminin tıbben de,fiziki olarakta yükardan aşağıya doğru bir yön izlemesi kerekir.
Otopsi raporunda ise bunun aksi iddia edilmektedir.Hattamahkeme heyetinin kararında da bu konu şöyle değerlendirilenmektedir."Merminin inzibat eri Zekeriya Önge"nin sağ sırt kısmında girip çapraz hafif yükarıya seyir takibiyle vucudu terketmek sizin sol iç kısmında kaldığı tespit edilmektedir.
Denilmektedir.
Yani gerekçeli karara göre, maktul sırtı dönükken, kurşun sağ sırttan girmiş, çapraz bir seyir takip ederek,solk meme altında kalmıştır. Mahkeme heyetinin tespitine göre maktul Zekeriya Önge'nin sağ tarafından vurulması mümkün değildir. Çünkü sırtının sanığa dönük olduğu kabul edilecek olursa,Erdal Eren'in maktulun sol tarafında bulunması gerekiyordu. Oysa maktule kurşun, sağ sırttan girmiş ve sol memenin altında kalmıştır.Maktulun solunda bulunan kişinin maktulu sağdan vurması mümkün değildir.Yüksekten kurşun atıldığı zaman izleyeceği yolda yukarıdan aşağıdır.Fakat otopsi raporunda belirttiği gibi, Zekeriya Önge'nin sırtındaki kurşun aşağıdan yukarıya doğru bir seyir izlemiştir.
Bu da olay yerinde keşif yapılmış olsaydı açıklığa kavuşmuş olacak ve davanın seyri değişecekti. fakat mahkeme bunada gerek duymadı ve bu isteğimizi de reddetti. Bu da davanın nasıl aceleye getiridiğinin ve nasıl bir kasıt altında karara bağlandığının en büyük kanıtlarından birisidir.

ÖZGÜRLÜK - Askerler eğer Erdal EREN ile çatışma içine giriyorlarsa sırtlarından değil yüzlerinin Erdal EREN'e dönük olması gerekir bu da maktüle isabet eden kurşunun Erdal EREN ile çatışıyorsa arkadan bir başkası tarafından atılmış olması ihtimalini güçlendirmiyor mu?

N. TOKTAY
- Dosyamızda 12-13 ayrı silahtan çıktığı belirlenen mermi kovanları vardır. Yani burada bir silahlı çatışma meydana gelmiştir ve tanık askerlerin beyanında da karşılıklı ateş edildiği belirtilmektedir. Göstericiler üzerine askerler ateş açmış, bunu da kabul ediyorlar. Bir kişi ateş ederken kitleye karşı sırtını dönmesi bizce mümkün değildir. Çünkü eğer silahlı çatışma var ise insanlar yüz yüze çatışırlar. Yoksa sırtını dönerek bir kişinin çatışması mümkün değildir. Bu da bizce askerin , Erdal EREN tarafından değil, dosyaya intikal etmeyen ki bu güvenlik güçlerinden biri olabilir, arkadaşlarından biri olabilir. Herhangi bir kişi tarafından vurulduğunun en büyük kanıtlarından biridir. Fakat mahkeme karar verirken bu konuyu da dikkate almamıştır.

ÖZGÜRLÜK - Burada mermi çekirdeği ve bunun balistiğine geliyoruz. Bulunan iki mermi çekirdeği de aynı tabancadan mı atılmış.

N. TOKTAY
- Bu konuda dosya için de ekspertiz raporu var. Bunun dört ve beşinci fıkraları bizi ilgilendiriyor."Zekeriya ÖNGE' nin vucudundan çıkan bir adet 7.65 çapındaki mermi çekirdeğinin NB 46 525 874 Numaralı tabancadan elde ettiğiöiz mukayese mermi çekirdekleri ile yapılan karşılaştırmalarda çeşitli unsurlar yönünden aralarında uygunluk görülmüş ve bu tabanca ile atıldığı sonucuna varılmıştır." raporun bu bölümünde çeşitli unsurlar bölümünden ne kastedilmektedir? Ne kastedilmiştir, biz bunu anlayamadık. Yalnız, dosya içinde ikinci bir çekirdek daha vardır. Bu çekirdeğin ekspertiz incelemesinde ve beşinci fıkrada şöyle deniliyor. "Bu mermi çekirdeğinde nesic parçaları ve kan bulunduğu, uç kısımda yan tarafındakısmı defarmasyon bulunmaktadır" denilmekte ve kemik parçalarına rastlanmıştır" denilmektedir. Yani iki çekirdek türü var burada, mesele şudur. Biz mahkemece şöyle dedik: kan parçası olan çekirdeğin, maktulün üstünden çıkan çekirdeğin adlı tıb'a gönderilmesi ve bu kan parçaları incelenerek, kimin vucudundan çıktığının saptanmasını istedik. Fakat mahkeme bunu da bir neden göstermeden reddetti. Böylece ortada yine bir şüpheli durum bulunmaktadır.

ÖZGÜRLÜK - İki mermi çekirdeği bulunuyor. biri olay mahalinde, diğeri erin vücudunda ..Erin vücudunda bulunan mermi çekirdeğinde herhangi bir defermasyon yok... Oysa adli tıb raporunda açıklandığı kadarıyla er'e isabet eden merminin kemiğe isabet ettiği ve çekirdeğin bu şekilde yön değiştirdiği ifade edilmektedir. Ölüme neden olan çekirdek deformasyona uğramamış ken olay mahalinde bulunan ve üzerinde kan kemik izleri bulunan çekirdeğin bulunması kuşku yaratmıyormu.?
N. TOKTAY - İki tane mermi çekirdeği var;biri erin vücudundan çıkan, diğeri olay yerinde bulunan çekirdek. Olay yerinde bulunan çekirdekte deforma var. Deformenin yanısıra lekeler var, kan ve kemik lekeleri ancak vucuttan çıkan çekirdekde ise hiç birinden bahsedilmemektedir. Fakat otopsi raporunda bilirkişi tarafından tespit edilen bir husus vardır. Orada şöyle deniliyor : " Mermi çekirdeği cesedin arkasından öne doğru bir seyir takip ederek 8. kodu kırarak, yani kemiği kırarak yön değiştirmiştir" denilmektedir. Kurşunlar sert bir cisme çarptıkları zaman deforme olur zaten bu ekspertiz raporunda "çekirdek sert bir cisime çarptı" diye belirtilmektedir. Fakat gerçekten Erdal EREN'in tabancasından çıkan çekirdek kemiğe çapmış olsaydı deforme olurdu... Ne varki ekspertiz raporunda Erdal'ın tabancasından çıkarak ölüme sebebiyet verdiği iddia edilen mermi çekirdeği üzerinde herhangi bir deformasyondan söz edilmediği gibi bu çekirdek üzerinde ölen erin vucudundan parçalara rastlandığıda belirtilmemektedir. Bu durumda ilginç bir şey ortaya çıkmaktadır. ölüme sebebiyet verdiği ve Erdal'ın tabancasından çıktığı kesin olan mermi çekirdeği tertemiz iken bu çekirdek hiç bir defomasyona uğramamışken olay mahalinde bulunduğu söylenen ve defermasyona uğramış olan çekirdeğin üzerinde kan ve kemik parçalarının bulunduğu belirtilmektedir. Oysa ölüme neden olan çekirdek askerin vucudunu delip çıkmamıştır ve er'e isabet eden çekirdek bir tanedir. Bu durumda olay mahallinde bulunduğu söylenen mermi çekirdeği neyin nesidir. Ben israrla deforme olmuş olan bu çekirdeğin üzerinde kan ile Z. ÖNGE' nin kan gurunun uyup uymadığının belirlenmesini mahkemeden talep ettim. Ne varki mahkeme bu talebimi dikkate almadı ve bildiği gibi davranmaya devam etti. Aynı şekilde bu çekirdeğin hangi tabancadan çıktığının tespit edilmesi talebim de dikkate alınmadı. tam bu nokta da söz konusu eylemde, başka bir yaralanma yada ölüm olmadığını belirtmeliyim. Bana göre deforme olan çekirdek askerin ölümüne neden olan çekirdekti. ve bu otopsi ile çıkarılmıştı. Bu kurşun ise E. EREN'in tabancasından çıkmış değildi. Ben bunu kanıtlamaya çalıştım, mahkeme bu gerçeği bilerek kulak tıkadı.

ÖZGÜRLÜK - Bu durumda olay mahalinde bulunduğu iddia edilen ve zedelenen sert bir cisime çarparak deforme olduğu söylenen çekirdeğin Erdal EREN'in üzerinde yakalanan silahtan çıkmadığı ortaya çıkıyor.
N. TOKTAY - Tabii...

ÖZGÜRLÜK - Dolayısıyla bu çekirdek ya bir başkasından ya da bir askerin silahından da atılmış olabilir.
N. TOKTAY - Evat bu mümkün...

ÖZGÜRLÜK - Bu konuda bir şey daha var. Z.ÖNGE'nin üzerinde, kurşunun giriş mahalinde yanık izleri ve morartılar olduğu söyleniyor. bu yakından atılan bir silahın bırakabileceği izler oluyor, değilmi?Bu konuda düşüncelerinizi söylermisiniz.
N. TOKTAY - Kurşun delik yerinin etrafında yanık halesinin bulunması, adlı tıpda yakından atışın en tipik belirtisidir. Çünkü ateşli silahlarda ve tabancalarda üç ile on santimetre arasında yapılan atışlar yakın atışlardır. bu mesafelerden yapılan atışlarda muhakkak kurşun vucuda girerken mermiden çıkan barut alevi veya barut tanecikleriyle yanık meydana gelir. Bu da adli tıp ta yakın ateşin en bariz belirtisidir. Zaten adlı tıb raporunda da kurşun giriş deliği etrafında bir yanık halesinden bahsedilmektedir. Oysa Erdal'ın bulunduğu yer ile Z. ÖNGE'nin bulunduğu yer arasında en az on bir metrelik bir mesafe bulunmaktadır. On bir veya oniki metreden atılan bir merminin yanık halesi meydana getirmesi mümkün değildir. Bu konuda da hüküm mahkemesinden taleplerde bulunduk. Eğer gerçekten yakın ateş var ise, bu yakın atışın bir takım bulgularla desteklenmesi gerekir. Bunun için elbiselerin getirilip elbiselerin üzerinde barut yanık izlerinin bulunup bulunmadığının is veye pas lekelerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesinin gereğini ifade ettik. Hüküm mahkemesi bu isteğimizide reddetti. Şayet bu tespit edilseydi makdül erin Erdal EREN tarafından öldürülmediği aydınlığa kavuşurdu. Çünkü yakın ateş olduğu tespit edilecek olsaydı, eri bir başkasının vurmuş olduğu ortaya çıkacaktı. Çünkü Erdal EREN'in ere en yakın olduğu mesafe en az onbir metredir.

ÖZGÜRLÜK - Bir başka silah örneğin bir tüfek aynı mesafeden yanık izi bırakbilirmi,
N. TOKTAY - Bırakmaz tüfeklerde de aynı şey geçerlidir. Tüfeklerde de on beş santim içindeki atış yakın atıştır.

ÖZGÜRLÜK - Bu duruma göre Z.ÖNGE'ye en yakın durumda olan yada olmak durumunda olan bir arkadaşının örneğin bir askerin telaş içinde Erdal'a ateş edeyim derken arkadaşını vurmuş olması ihtimali daha çok akla yakın görünüyor. Ayrıca bu durum Erdal ile çatışma durumunda bulunan askerlerin yüzlerini Erdal'a dönmüş olması gerçeğiyle birlikte daha çok önemkazanıyor.
N. TOKTAY - O konuya aynen katılıyorum. Zaten Erdal'la çatışma içinde bulunan Z. ÖNGE'nin arkasında kendi arkadaşları mevcuttur. Bu durumda erin arkasında bulunanyada daha başka kişiler olabilir. kişiler ateş edip onu öldürmüş olabilir. Bu daha güçlü ihtimaldir.,

ÖZGÜRLÜK - Peki size avukatlık bir yana samimi bir şey sorayım.Erdal EREN'in askeri vurduğuna dair herhangi bir kuşkunuz varmı?
N. TOKTAY - Kesinlikle... Zaten dava ciddi bir şekilde yürütülmüş olsaydıErdal'ın öldürmediği kesin bir şekilde ortaya çıkardı.

ÖZGÜRLÜK - Peki buna DREYFUS davası adı verilebilir ve bu kararı verenler hakkında bir dava açılabilirmi? Bu konuda ne yapılabilir?
N. TOKTAY - Bu dava adliye tarihimizde bir kara leke olarak durmaktadır. Suçsuz bir kişinin alelusul asılmasıdır. Bunun tekrar yargılama safhasına getirimesi büyük çabalar gerektiren bir olaydır. Ama gereklidir de.

ÖZGÜRLÜK - Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.
N. TOKTAY - Ben teşekkür ediyorum
__________________
Haram olsun
gerilla yüreğimi alıp elime
mavzerlerime sürüp yağlı kurşunları
ölüp dirilip binlerce kez
öpmezsem alnını ölümün
haram olsun
on sekiz yaş gençliğime.

Yılmaz Yeşildağ
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
erdal'in, savunmasi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:23 .