iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:49 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Filozoflar » Montesquieu’nun yaşamı (1689-1755)

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.05.08, 11:17
Standart Montesquieu’nun yaşamı (1689-1755)

04.05.08, 11:17



Montaigne ve Montesquieu’de İnsan, Erdem ve Trogloditler | Mustafa Bülent Ecevit, kişisel yaşamı, siyasal yaşamı, edebi kişiliği, kitapları | Siyaset bilimi: Machiavelli, Bodin, Locke, Montesquieu, Rousseau, Marx, Max Weber | Bitki Yaşamı | Cahit Arf kimdir yaşamı |




MONTESQUİEU’NUN YAŞAMI (1689-1755)


Montesquieu’nun doğumu, İnsan Hakları Bildirisinin İngiliz Parlamentosunca onaylandığı yıla, yani büyük Fransız devriminden tam yüz yıl önceye rastlar. Ailesi Bordeaux’nun eşrafındandı. Daha çocukluğunda büyükleri gibi onun da Parlementoya girmesi kararlaştırılmış, eğitimi ona göre düzenlenmiştir. Bu yüzden, Fen Bilimlerine karşı duyduğu eğilimi körletmek zorunda kalmıştır. 1716 yılında da, amcasının ölümü üzerine Bordeaux Parlamentosuna başkan seçilmiştir.

1721 yılında yayımladığı ilk eseri “Acem Mektupları” (Lettres Persanes), büyük ilgiyle karşılanmıştır. Paris’i görmeye gelen iki İranlı’nın, kurulu düzeni, görenekleri, gelenekleri, yeni bir gözle incelemeleri, en olağan durumlar karşısında şaşkınlığa düşmeleri, birçok doğruyu sarsmak, yerleşmiş kanıların sakatlığını belirtmek bakımından verimli bir yol olmuştur. Fransız ulusu belki de ilk defa olarak, kendisine doğru diye belletilenlerin bir yabancı açısından bakılınca ne denli eğri görünebileceklerini anlıyor, XIV. Louis krallığının, zorbalığa kayarak nasıl soysuzlaştığını, şaşmaz sanılan bir çok değerin kofluğunu iki Acemin ağzından dinliyordu. Gerçi Montesquieu, çağının Doğuya karşı beslediği ilgiden yararlanmış, İranlı’ları konuşturmuştu ama, bir göstermelikten başka bir şe değildi bu; aslında, bu yergilerin, bu alayların tümü, daha sonraları kaleme alacağı “Yasaların ruhu” (De l’esprit des lois) adlı incelemesindeki ana fikirlere dayanıyordu.

Acem Mektupları Montesquieu’yu pek çekemeyen Voltaire’in “böyle hafif uslupla yazılmış bir eseri herkes kaleme alabilirdi” hükmüne rağmen; daha ilk yılında dört baskı yapmış ve yazarının 1725 yılında Fransız akademisine seçilmesine neden olmuştur. Fakat Monsetquieu’yu sevmeyenler, akademi üyeliği için, sözde Paris’te devamlı ikamet şart koşan bir hükmün mevcudiyetini ileri sürerek, bu seçimi iptal ettirmişlerdir. Bunun üzerine Montesquieu, 1726’da Bordoeux bürosunu satarak başkente yerleşmiş, bu sayede nihayet 1728 yılında yeniden akademiye girebilmiştir.
“Hayatımda hemen hemen hiç üzülmedim, sıkıntı da çekmedim” diyebilen Montesquieu’nun en büyük merakı gezmek, dünyayı görmekti. Gençliğinde, “Binbir Gece Masalları”nı, Jean Chardin’in “İran ve Doğu Hindistan” adlı yolculuk notlarını okurdu. 1728’den 1731 yılına kadar çeşitli ülkeleri dolaştı, kendine malzeme topladı ama, Doğu’ya kadar bir türlü uzanamadığı için, bu konuda Chardin’in verdiği bilgiyle yetinmek zorunda kaldı. Fransa’ya dönünce, babadan kalma Brede şatosuna yerleşti, geceli gündüzlü bir çalışma dönemine girdi. Acem Mektupları’nın sağladığı ünle, bu başarı sayesinde elde ettiği Fransız akademyası üyeliğiyle yetinmek istemiyor, ilk eserinde ortaya koyduğu gözlemleri bilimsel bir yönteme vurmayı tasarlıyordu, “Romalıların büyüklüğü ve düşüşü” adlı incelemesi bu alanda giriştiği ilk deneme oldu. Tarih çalışmalarının bu kadar ilerlediği günümüzde bile Romanın neden büyüdüğünü, neden düştüğünü anlamak, altından kalkılamayacak kadar zor bir iş iken, Montesquieu’nun bunu kendi çağının imkansızlıkları içinde başarabilmesi zekasının üstünlüğüne en büyük kanıttır.

Nihayet devlet ve siyasi teorisi bakımından haklı olarak en büyük ve önemli eseri sayılan “De L’esprit Des Lois” (Kanunların ruhu) nu, yirmi yıla yakın bir çalışmadan sonra, 1743’te tamamlamış, 1748’de Cenevre’de bastırmıştır. Montesqueiu, bu eserini basılmadan önce yakın arkadaşlarına okumuş. Onlar da, bu kitabın on sekizinci yüzyılın en önemli eseri olduğunu belirterek, yayınlamasından doğacak tehlikelere işaretle basılmamasını tavsiye etmişlerdi.

Otuz bir kitaptan oluşan eser, altı kısma ayrılmıştır. İlk sekiz kitap hukuk ve hükumete tahsis olunmuştu; Onu takip eden beş kitapta da askeri ve mali meselelerden bahsedilmektedir. Üçüncü kısmı teşkil eden altı kitapta örf, adet ve iklim şartlarının tesiri incelenmiştir. Dördüncü kısmın dört kitabı, iktisadi meselelere ayrılmıştır. Beşinci kısımdaki üç kitap dinden, son beş kitapta Roma, Fransız hukukları ile feodal hukuktan bahsetmektedir.

Papa tarafından okunması yasak listeye geçirilen bu büyük eserin değeri çok geçmeden anlaşılmış ve dünyanın dört bucağından övgüler yağmaya başlamıştır. Esasında Montesquieu’yu düşman olan Voltaire bile 5 Ocak 1759’da bir Hollandalıya yazdığı mektupta “Kanunların ruhu” hakkında şunları yazıyordu : “Kabul ediyorum ki, Montesqueiu’nun zaafları vardır. O, bazen bir tarif yerine bir epigram bir yeni fikir yerine bir antitez sunmaktadır. Buna rağmen o, her zaman için düşünen ve okuyanı düşündüren başarılı ve derin bir bilgin olarak kalacaktır. Kanunlar hakkındaki kitabı, başkalarına hükmedenler için imtihan verip, diploma almaları gereken bir ibret hazinesi olmalıdır. O baki kalacak, broşür yazarları ise faniliğe karışacaktır” Son yıllarını daha çok la Brede şatosunda istirahatle geçiren Montesquieu 1755’te ölmüş ve St. Sulpice kilisesine gömülmüştür.

Montesquieu’nun XVIII nci yüzyıl aydınlık çağı düşünürlerinden olduğu ve eserinin metodu ile olduğu kadar savunduğu siyasal ve hukuki görüşleri ile de modern bir düşünür olduğu bugün kabul edilmektedir. Ancak Montesquieu XVIII nci yüzyılın ilk yarısının gelenekçi, tutucu ortamında yaşamıştır. Bu nedenle Montesquieu geleneklere bağlı bir kişi olmaktan da kurtulamayacaktır. Soylu bir kişi olan düşünür bu sosyal sınıfın yüceliğine inanmıştır, hukukçu ve hakim olması nedeniyle bazı ayrıcalıklara sahiptir ve bunları da korumak istemektedir ve Fransa krallarının mutlakiyet tutkularının bu “ara organlara” gereken önemi vermemelerinden yakınmaktadır. O dönemde İngiltere ve Hollanda da gelişen görüşler karşısında Montesquieu tutucu ve çekingen, bir düşünür olarak görülür.

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Filozoflar »
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için oguzgolcik kullancısına teşekkür ediyor :
Busra (18.09.08), lolipop (16.09.08), Rosella (16.09.08), İlhan Hoca (18.09.08), Yıldız Ünalay (06.10.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 16.09.08, 14:16
oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: istanbul
İletiler: 3.141
Ettiği Teşekkür: 3.391
2.241 tane iletisine 5.189 kere teşekkür edilmiş
oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Montesquieu’nun yaşamı (1689-1755)

MONTESQUIEU VE SİYASİ TECRÜBENİN ÇEŞİTLERİ

G.C.Morris

Charles Louis de Secondat ya da Baron Montesquieu ölümünün ardından uzun bir süre geçmesine rağmen hakkındaki tartışmaların hâlâ sürdüğü bir kişidir.Montesquieu’ye radikal ve hatta devrimci,hümanist ve de eleştirel olmakla beraber feodal kurumların destekçisi olarak bakılmıştır.O,aynı zamanda hem Burke hem de Robespierre’in öncüsü olmasıyla da takdir kazanmıştır.Şimdilerde ise ,toplumsal sorunların karışık yapısının ve hatta ahlaki konuların göreceli olduğuna inanmış bir düşünür olarak yüceltilmektedir.
Montesquieu,bilimsel sosyolojinin en azında,öncüsü ve hatta belki de mucidi olarak saygın bir başarıya ulaşmıştır.Ancak onun hakkında çok farklı fikirler ileri sürülmüştür.D’Alembert onu, yapılması gereken yasalarla meşgul olduğu için överken;Condorcet ise onu,mevcut olanın sebeplerini bulmaya çalışmakla meşgul olduğunu söyleyerek eleştirmiştir.
Montesquieu,hayatının büyük çoğunluğunu Bordeaux yakınlarındaki La Breda Şatosu’ndaki kütüphanesinde geçirmiştir.Paris’e yaptığı birkaç ziyaret ve yüksek hakimlik görevleri dışında dış dünya ile fazla bir bağlantısı yoktur. Montesquieu,gençlik yıllarında bazı amatörce deneyler yapmış fakat zamanla bunlardan vazgeçmiştir.
Montesquieu’nün başesri olan L’Esprit des Louis’de ortaya koyduğu öğretisi,beşeri kurumların değişiklik gösterebileceği ve göstermesi gerektiği,medeni olmanın birden fazla yolunun mevcut olduğu,şartların olayları etkilediği,değişik iklim ve geleneklerin değişik hükümet şekillerini gerekli kıldığı,bir ülkedeki yasaların yerel geleneklerle bağlantılı olmasının gerektiği,tabiatla aklın her zaman ve her yerde aynı yasaları ve aynı reformları gerektirmeyebileceğidir. Montesquieu,gördüğü tek gerçek cumhuriyet olan Venedik Cumhuriyeti’ni eleştirmiştir;ancak “cumhuriyetçi fazilet” onun için a priori temelinde bir aksiyom olarak kalmıştır. Montesquieu’nün aksiyomları ve tabiat kanunları,tanımsalla çözümsel arasında bir noktadadır.O gerçekte mevcut olan bir durumdan ,neredeyse olması gereken bir durumu çıkarmaya çalışan bir tutum takınmıştır.Hakikatte Montesquieu,gerçekle teori arasında bir orta yol izlemiştir.Yeni bir toplum bilimi kurmakta olduğuna inandığından genel kurallar bulmaya çalışmıştır.Onun bir doktrin adamı olmadığı kesindir;bundan dolayı da konuları fazla basitleştirdiği görülmemektedir.Adalet ve özgürlüğün her zaman iyi olduğunu savunmuş;ahlaki değerler alanındaki temel sorunun,gerçekte ahlaki konularda ortaya çıkan önemli sayıdaki mutabakat ve anlaşmazlıklara aynı derecede önem vermek olduğunu söylemiştir.Ona göre doğruları hakim kılmanın en kolay ve aynı zaman da en çirkin yolu despotizmdi.Özgürlüğü tutkuyla sevmesine rağmen onun getirdiği riskler,fedakarlıklar ve acılardan da habersiz değildi.
Montesquieu bir sosyolog olarak,özel ile genel arasında yine bir orta yol benimser.O,insan gruplarıyla,toplumlarla,çevreyi ve kurumları değiştirmeleriyle aynı zamanda bu tür değişimlerin kalıcı kurallarıyla ilgilenmiştir. Montesquieu’ye göre toplumlar,tabii biyolojik organizmalardır.Kökleri ve temel amaçları bilinmektedir ve de pek açıklama gerektirmez.Toplumun oluşum nedeni tamamen maddidir;toplumsal farklılaşmanın nedeni ise çok daha kompleks,ahlaki değerlerle yakından ilgilidir.Ayrıca,ahlaki değerlerin maddiyata üstün gelmesi de eğitimin ve aydınlanmış bir hükümetin etkisi sonucu olur.Ona göre “Hükümet,çok yavaş çalışan ve amacına yavaş yavaş ulaşan kör bir eğeye benzer.” Montesquieu diğer sınıflandırmaları gözardı ederek hükümetleri despotluklar,monarşiler ve cumhuriyetler olarak üçe ayırmıştır.Bu ayrım sosyolojik nitelikli bir ayrımdı.Despotizmde yönetim ilkesi korku,monarşide onur,cumhuriyette ise faziletti.
Montesquieu’nün tarihsel araştırmalarının en değerli bölümü,Fransız feodal hukukunun köklerine ışık tutan araştırmasıdır. “Cumhuriyet” terimiyle Montesquieu’nün anlatmak istediği demokrasi değildir.O bunula,en önde gelen toplumsal değerin “fazilet” olduğu bir toplum türünü kasdetmiştir.Bu nitelik Machiavelli’nin “virtu” olarak isimlendirdiği mefhumla ilgisiz değildir. Montesquieu’ye göre,bir cumhuriyet,dilediği yolda gitme gücüne veya hayatını idame ettirme gücüne herhangi bir devletten daha fazla sahiptir.
Montesquieu,toplumsal ahlak düzeninin nedenini büyük ölçüde iklime dayandırmakla oldukça yüzeysel kalmıştır. Montesquieu,değişik fiziki ortamlarım farklı ihtiyaçların doğmasına neden olduğu,bu farklı ihtiyaçlardan da değişik yaşam biçimlerinin ortaya çıktığı,böylelikle de “değişik hukuk sistemlerinin ortaya çıkmasının bu farklı yaşam biçimlerinin bir sonucu” olduğu şeklinde bir açıklama getirmiştir.Avrupa kıtasında dolaştıkça monarşinin yıkılmakta olduğu korkusuna kapılmış ve eski cumhuriyetlerin uğradığı akıbete uğrayabileceğini düşünmüştür.XVIII.yüzyıl düşünürlerinin çoğu,bir çeşit soylu vahşi inancına sahipti, Montesquieu içinse soylu vahşiler İngilizlerdi.işte “anayasalcılık” kelimesini Fransızca’ya kazandırmasının nedeni İngiltere üzerinde yaptığı gözlemleridir. Montesquieu,İngiltere’nin ortaçağa özgü yaşam biçimini sürdürerek,diğer milletlerin de çağdaş olmaya çalıştıkları bir zamanda bunları koruyan tek ülke olduğunu görmüştür.İngiltere’nin sırrının da kuvvetler ayrılığı prensibi olduğuna inanmıştır.Kuvvetler ayrılığı meselesinde de en azından yarı doğru bir noktayı
işaret etmiştir: “Hiçbir his,gelenek,uzlaşma ya da ideoloji gücü teke başına kontrol altında tutamaz.”
Bunlarla birlikte Montesquieu’nün büyüklüğünü herhangi bir formül ya da dogmada ramak doğru değildir.De L’Esprit des Lois,XVIII.yüzyıl da politika konusunda yazılmış eserlerin en yararlısıdır.Bu kitabın faydası içerdiği sapmalardan kaynaklanmaktadır. Montesquieu bir yerde tam istihdam fikrinden ve refah devleti mefhumundan ;başak bir yerde de silahlanma yarışı sersemliğiyle ve savunma alanında yapılan aşırı harcamalarda bahsetmiştir.Silahlanma yarışı ile ilgili söylediklerinin bundan iki asır önce yazılmış olduklarına inanmak oldukça güçtür.
Söylenebilecek tek şey,XVII.yüzyıl liberal aydınlanmasının bizzat Montesquieu’nün kendisi gibi yanlış anlaşılmış olasını bir nedeni varsa , bu da bu ekolden olan yazarların,yine Montesquieu gibi ikinci elden,yani başkalarının kitaplarından okumuş olmalarıdır.

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Filozoflar »

kaynak:
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için oguzgolcik kullancısına teşekkür ediyor :
Busra (18.09.08), lolipop (16.09.08), Rosella (16.09.08), İlhan Hoca (18.09.08), Yıldız Ünalay (06.10.08)
  #3  
Alt 18.09.08, 10:21
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.637
Ettiği Teşekkür: 349
375 tane iletisine 541 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Montesquieu’nun yaşamı (1689-1755)

XVIII ci asır filozoflarını, diğer bir çok meseleler gibi ölüm cezasının meşruiyeti meselesini de münakaşaya sevketmiştir.
Montesquieu meseleyi ortaya atıp münakaşasını yaptıktan sonra taraftarları arasına geçmiştir .

kaynak:Asistan Dr. Hakkı Demirel
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Busra kullancısına teşekkür ediyor :
oguzgolcik (06.10.08), İlhan Hoca (18.09.08), Yıldız Ünalay (06.10.08)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
montesquieu’nun, yaşamı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz