iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:18 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Filozoflar » Filozoflar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #101  
Alt 02.03.07, 16:17
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar

Tertullianus (Tertullian)

(Tahminen 155 - 220) Hıristiyan kilisesi, Gnosis'in tam karşıtı olarak, dogmayı her zaman bilgiden üstün saymıştır. Ancak bu konuda da kilise çerçevesinde çeşitli eğilimler; felsefeye dost olan, felsefeye düşman olan akımlar vardır. Felsefeye karşı olumlu bir tutum alanlara düşman olanlardan birisi de Tertullian'dır.

Ona göre dogmaları, içeriği ne olursa olsun, yalnızca "iman" ile benimsemek gerektir. Biz dogmayı yorumlamak, ona göre bir anlam vermek hakkına sahip değiliz. O kadar ki Tertullian daha da ileri giderek, dogmanın akıla tümüyle "aykırı" olabileceğini de savunur.

Söz gelişi Hıristiyanlıktaki Allah'ın insan biçimine girdiği ve bir insan olarak acı çektiği dogması, akla tümüyle aykırı olan bir düşünce, bir paradokstur. Buna rağmen dogmalara inanmak gerekir, çünkü dogmalar aklı alçak gönüllü olmaya zorlar. Böylece Tertullian, dogmaların felsefî yorumunu tümüyle reddeder.

Ona göre dinî inanç ile felsefî bilgi birbirinin karşıtıdır. "İmkânsız olduğu için inanıyorum", yani inandığım şeye, akıla karşı olduğu için inanırım sözü, doğrudan doğruya Tertullian tarafından söylenmemişse bile, onun anlayışını çok güzel açıklar. Ancak tüm bu anlayışlar Tertullian'ın, aynı zamanda, Antik felsefenin de etkisi altında kalmasına engel değildir. Nitekim Tertullian'ın Stoa'nın etkisiyle yazılmış olan ruh ile ilgili bir kitabı vardır. Tertullian, imanı bilgiden "üstün" tutan bir düşünce akımına önderlik etmiştir.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #102  
Alt 02.03.07, 16:18
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar

theophrast
(M.Ö. 372 - 287) Yunan filozofu. Lesbos adasında Eresos'da doğan Theophrastos, Aristoteles'in en ünlü öğrencisi ve gezimci (peripatetik) okula bağlı bir filozofdu. Atina'da önce Platon'un daha sonra Aristoteles'in yanında öğrenim gördü. Aristoteles M.Ö. 323'de Khalkis'e gitmek zorunda kalınca onun kurduğu Lykeion'un başına geçti. Otuz beş yıllık yönetimi sırasında okulda iki binden fazla öğrenci yetişti.

Theophrastos, metafizik, fizik, fizyoloji, zooloji, botanik, etik, siyaset ve kültür tarihi konularında Aristoteles'in görüşlerini tümüyle benimseyen birkaç gezimci filozoftan biriydi. Genel olarak bu konular arasında sistematik birliği sağlamaya ve Aristotelesçiliği Platoncu aşkın öğelerinden arındırmaya çalıştı.

Günümüze ulaşmış en önemli yapıtları olan Peri Phyton Historia (Bitkilerin Tarihi Üzerine) dokuz, Peri Phyton Aition da (Bitkilerin Nedenleri Üzerine) altı kitaptan oluşur. Önemli yapıtlarından Kharakteres Ethikoi (Halkların Karakterleri) Aristoteles'in etik ve retorik amaçlı çalışmalarına dayanan 30 karakter betimlemesinden oluşur.

Eski Yunan felsefesi konusunda önemli bir kaynak olan Physikon Doksai (Fizikçilerin Kanunları) adlı yapıtıysa 1789'da Herman Diels tarafından Doksographoi Hellenikon (Yunanlıların Kanıları) adıyla yeniden derlenmiştir. Theophrastos Stoacı filozofların saldırıları yüzünden ünlenen etik konusundaki öğretilerinde Aristoteles'in görüşlerinden yola çıkarak erdemlerle erdemsizlikleri birlikte ele aldı ve dışsal iyiliklerin de bir ölçüde önemli olduğunu belirtti. Stoacılar ise bunların insan yaşamı açısından lüksten öteye geçemediğini savunuyordu.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #103  
Alt 02.03.07, 16:18
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar

thomas more
İngiliz düşünür More, yeni bir toplum öneren Utopia adlı yapıtın sahibidir. Din ve hukuk öğrenimi gördü. 1504’te İngiliz Parlamentosu’na girdi. Kral VIII. Henry’nin ilgisini çekti. 1514’te kendisine soyluluk sanı verildikten sonra çeşitli dış temsilciliklere görevli olarak gitti. Bir süre sonra Kral’ın özel danışmanlığına atandı.

VIII. Henry’nin eşini boşayıp bir başkasıyla evlenme isteği, Katolik kurallara aykırı olduğundan Papalık karşı çıktı. 1534’te Kral, İngiliz Kilisesi’ni Papalık’tan ayırarak kendisini onun başına geçiren bir yasayı Parlamento’dan geçirtti. Yasaya göre, bu yeni niteliğiyle Kral’a bağlılık andı içilmesi gerekiyordu. Ant içmeye karşı çıkan More’un ihanet suçlamasıyla başı kesildi.

Thomas More, temel düşüncelerini sergilediği Utopia adlı yapıtında, güney yarıküredeki Utopia adasında, beş yıl kalan bir denizcinin ağzından bu ada insanlarının yaşam ve toplum biçimlerini anlatır. Utopialılarda başarının başlıca gizi, eşitliğin tam olarak sağlanmasındadır. Bu da özel mülkiyetin kaldırılması ile mümkündür.

Utopia’da o çağ İngilteresi’nde görülen toplumsal sorunlardan hiçbiri kalmamıştır. Mülkiyette ortaklığa geçince, yoksulluk giderilmiş ve yaşam düzeylerindeki dengesizliklerin yarattığı ahlâk düşüklükleri de ortadan kalkmıştır. Utopia’da hırsızlık ve başka suçları işleyenler cezalandırılmak yerine toplumda kimsenin yapmak istemediği işlerde çalıştırılır.

Utopia üzerinde, hepsi de eş düzene göre kurulmuş elli beş kent bulunur. Evlerin kapısında kilit yoktur. Her kent tarımsal açıdan kendine yeter bir biçimde örgütlenmiştir. Her yurttaş belirli bir süre çiftlik işlerinde çalışmaktadır. Günlük çalışma süresi altı saattir. Bunun dışında insanlar boş durmaz, okur ve halka açık derslere katılabilirler. Evlenme, belirli bir yaşta ve belirli kurallara göre gerçekleşir. Bunun dışına çıkmak yasaktır.

Özel yetenek gösteren kimi kişiler, çiftliklerde çalıştırılmaz, onlara kendilerini öğrenime verme olanağı sağlanır. Yöneticiler bunlar arasından seçilir. More’un ‘Utopia’sı kendi türünde, ideal devlet yapıları betimleyen kitapların yazılmasına yol açmıştır. Bacon’un Yeni Atlantis, Campanella’nın Güneş Devleti, bu tür yapıtlardandır. Ütopya kavramı da More’un yapıtına verdiği addan kaynaklanmıştır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #104  
Alt 02.03.07, 16:19
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar


Thrasyllos

Miladın I. yılında yetişmiş olan Eflatunculardandır. Mısır'daki Myndes kasabasında doğmuştur. Matematik ve astrolojiyi felsefeye karıştırmış ve gelecek hakkında bilgi edinmek isteyen İmparator Tiberius, onun kahinliğinden yararlanmıştır.Thrasyllos, bu imparator üzerindeki nufuzunu, onu daima iyiliğe yöneltmekte kullandı; fakat bu nüfuz uzun süre sürmemiş ve kendisi imparator tarafından idam ettirilmiştir.

Thrasyllos, Plotinos'un pek saygı gösterdiği bir çok eserler yazmışsa da, bunlar kaybolmuştur. Ondan kalan tek şey, Eflatun'un diyaloğlarını üçlüklü bölümlere ayırarak sınıflamış olmasıdır. Diogéne Laérce, Demokrit'ten söz ederken, Thrasyllos'un şu sözlerini nakleder: "Eğer Anterastlar, Eflatun'un olduğu doğru ise, demokrit kendisini tanıtmadan gelip, filozof atlete benzer, iddiasında olan Sokrat'la felsefeye dair tartımalara girişen Öopid ve Anaxagor'un öğrencisidir" ve Demokrit'in Fisagorculara da öğrencilik yapmış olduğunu, bu filozofa dair diğer bilgileri "Demokrit'in Kitaplarını Okumaya Giriş" adlı eserinden aldığını kaydeder.

Diogéne Laérce, Eflatun'un diyaloglarırı hakkında yazdıklarını da Thrasyllos'tan nakleder. Vorlander de, bu filozof hakkında, Eflatun'dan söz ederken, "İmparator Tiberius'ün döneminde yaşamış olan Yeni Fisagorcu Thrasyllos tarafından dörder eseri kapsayan dokuz dergi halinde düzenlenmiştir" der. Thrasyllos Eflatun ve Demokrit hakkında esaslı bilgiler veren eski bir felsefe tarihçisidir.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #105  
Alt 02.03.07, 16:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar


Thukydides'


M.Ö. 460 - 400) Heredot'tan sonra Yunanlıların ikinci büyük tarihçisi Thukydides'tir. O, Atina ile Isparta arasındaki 30 yıl süren ve M.Ö. 404 yılında sona eren ünlü Pelopponnes savaşları sırasında yaşamış ve bu savaşları tasvir etmiştir. Thukydides, tarihi her şeyden önce, siyasî açıdan inceler ve tarih ile bunun için ilgilenir. "Pelopponnes Savaşlarının Tarihi" adlı yapıtında, özellikle bu savaşların nedenlerini ve sonuçlarını ele alır.

O bu yapıtını, vatandaşlarına siyasî bir eğitim kazandırmak, onları siyasî açıdan bilgilendirmek için yazmıştır. Görüleceği gibi Thukydides, Heredot'a göre, çok farklı bir tarihçidir. Heredot yalnızca bir öykücüdür, oysa Thukydides tarihi, siyasî açıdan ele alan bir tarihçidir. Aralarındaki farklılığa rağmen, her ikisi de tarihçidir ancak tarih filozofu değildir. Bir başka deyişle, her ikisi de tarihi olaylarla ilgilenmişler, tarihin anlamı ve amacını, insanın tarih içindeki rolünü dikkate almamışlardır.

Oysa Demokrit tam bir tarih filozofudur. Onu öncelikle, insanı tarih çerçevesinin bütünü içine yerleştirmek konusu ilgilendirir. Demokrit'in bilmek istediği: İnsanlık nasıl bir başlangıçtan bugünkü duruma gelmiştir, yani insanlık tarihinin evrimi nasıl oluşmuştur?

Doğa filozofları, doğa olaylarının başlangıcını, doğanın özünü, doğanın yapısını öğrenmek istemişlerdi. Demokrit ise, tarih filozofu olarak, ayrıca insanlık tarihinin başlangıcını ve bu tarihe temel olan gerçekleri de bilmek istemiştir.

Demokrit'in bu konuyu gözlem ve deneylere dayanarak cevaplandırması, kabul edilemez. O, insan toplumunun ilk durumuyla ilgili olarak, yalnızca bir tasavvur öne sürer: İnsan, tarihin başlangıcında hayvanlara benzer bir yasam sürmüştür. Doğanın sunduğu meyveleri toplayarak beslenmiş, mağara ya da ağaç kovuklarında barınmıştır.

Özetle: Başlangıçta insanların bir kültürü yoktu. Kültür, yani insanların aletler yapması ancak sonraki bir gelişimin ürünüdür. Hastalık ve ölüm konusunda da insanlar bu ilk dönemde aynı hayvanlara benzer bir yaşam sürmüştür. Hastalıklar karşısında çaresizdiler.

Toplumun bu ilk ve ilkel şeklini yaşayan insan çaresizlikler, korkular içindeydi. Çaresizlikler içinde yaşamak, insana bu çaresizliği çözmeye, bunun için bir şeyler bulmaya yöneltti. Başka bir deyişle çaresizlikler insanı buluşlar yapmaya zorladı. Söz gelişi insan topladığı meyveleri, bu meyvelerin bulunmadığı zamana kadar koruyup, saklamak zorunda kaldı. Soğuktan ve sıcaktan korunmak için evler yapıldı.

Demokrit'e göre bu buluşlar yapılırken, hayvanların yaşamlarından çok fazla şeyler öğrenilmiştir. Söz gelişi kuşlar da yuva yaparlar. Hayvanlara korunmaları için doğanın verdiği silahlar, insanda korunmak için silah yapma düşüncesini doğurmuştur.

Bu türden çaresizlikler ve sıkıntıların neden olduğu buluşlar yardımıyla insan, hayvan yaşamını andıran ilkellikten kendini kurtarmış, kültür yaşamına geçmiştir. Bu gelişmede insanın en büyük başarısı sayılması gereken buluş kuşkusuz "dil" olmuştur. Dil aracılığı ile insan öteki insanlarla anlaşabilme olanağına kavuşmuştur.

Demokrit'e göre tarih, insan kültürünün, insan buluşlarının tarihinden ibarettir. İcatlar tarihi sürekli olarak artan bir gelişmeyi belgeler. Demokrit, gelişmeyi, tarihin odak noktası yapan düşünürdür. O, tutumuyla, kendisine kadar olan Yunan düşüncesine ters düşmüştür. Pek çok ulusun efsanelerinde, tarihin başlangıcında bir mutlu dönem yaşandığı, toplumun bir cennet yaşamı sürdüğü görüşü yaygındır. Eski Yunanistan'da bu görüşü ilk kez Hesiod belirlemiştir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #106  
Alt 02.03.07, 16:22
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar

timon
(M.Ö. 320 - 230) Bir başka septik de Pyrrhon'un öğrencisi olan Timon'dur. Timon Atina'ya gelmiş ve Eflâtun'un Akademisi'nde büyük bir saygınlık kazanmıştır. O kadar ki, Timon'un etkisiyle Akademi bir süre şüpheci bir yol izlemiştir. Bu ise garip bir görünümdür. Çünkü Eflâtun'un Akademisi, hiçbir zaman şüphecilik eğilimi göstermemiştir. Eflâtun'un kendisi de hiçbir şekilde şüpheci sayılamaz.

Ayrıca Eflâtun'u izleyenler şüpheci değil, daha çok mistik bir yola sapmışlardır. Fakat Eski Akademinin "sayı mistisizmi"ne karşı, Orta. Akademi şüpheci (septik) bir yol izlemiştir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #107  
Alt 02.03.07, 16:23
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar

valentinus
M.S. II. yüzyıl) Gnostisizmin Roma ve İskenderiye okullarını kuran Mısırlı din felsefecisi. Müritlerinin kurduğu Valentinusçu cemaatler II. ve III. yüzyıllarda Hıristiyan ilahiyatının karşısındaki en ciddi tehdidi oluşturmuştur. İskenderiye'de felsefe eğitimi gördükten sonra 136-140 yıllarında Roma'ya gitti ve 25 yıl orada kendi öğretisini yayarak nüfuz kazandı.

Roma piskoposu olmayı beklediği halde bu göreve getirilmemesi üzerine 140 yılında Hıristiyan cemaatini terk etti. Yaklaşık 160'da Kıbrıs'a ya da İskenderiye'ye gitmek üzere Roma'dan ayrıldıktan sonra Paulusçu ilahiyat ile gnostisizmin ilkelerini kaynaştıran Hakikatin İncili'ni kaleme aldı.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #108  
Alt 02.03.07, 16:24
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar


Wihelm Dilthey

19 Kasım 1833'de Biebrich'te doğup, 1 Ekim 1911'de Bozen'de ölmüş olan Alman filozofu. 1882'de Berlin Üniversitesine profesör olmuştur. Bünye psikolojisi, felsefe tarihi, hayat ve kültür felsefesindeki çalışmalarıyla son yüzyılın önemli kişiliklerinden biri olmuştur. Kendisine bağlı olan birçok tanınmış filozoflarla ayrı bir okulun kurucusu sayılır.

Dilthey, Almanya'da tinsel bilimlerle doğal bilimler akımını uzlaştırmaya çalıştı. Bu iki bilim zümresinin birbirine aykırı olan niteliklerini gösterdi. Ona göre doğal bilimler, açıklamaya ve geneli bulmaya çalışırlar. Bunlar, çözümcü ve öğeci özelliklere sahip oldukları halde, tinsel bilim, anlamaya, kavramaya önem veren, bireyselle uğraşan sentetik bir karaktere sahiptir. Bunun yöntemi, tarih'tir; bu nedenden dolayı da yaşanmış olaylar üzerinde çalışır.

Bir devrin ruhu kavranılmadan, bireyseli kavramak imkansızdır. O, bir devrin ruhuna 'Nesnel Ruh' adını verir. Tarih felsefesi yöntemine yeni bir yön vermiş olan Dilthey, bir yandan pozitifçiliğe bağlı olduğu halde, diğer yandan da Hegel ve romantiklerden ilham alır. Ahlâkta bağıntıcıdır. Önemli başlıca eserleri şunlardır:

Einleitung in die Geisteswissenschaften (1883)
Ideen Über ein Beschreibende und Zergleidernede Psychologie (1894)
Jugundgeschichte Hegels (1906)
Der Aufbau der Geschichtlichen Welt in den Geisteswissenschaften (1910)
Die Typpen der Weltanschauung (1911)
Das Erlebeniss und die Dichtung, Lessing, Goethe, Novalis, Hölderlin (1906)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #109  
Alt 02.03.07, 16:25
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Filozoflar


William James DURANT

Amerikan terbiyecisi ve felsefe tarihçisi. 5 Ekim 1885'te Nort Adams'ta doğdu. Gereken klasik öğrenimlerini bitirdikten sonra, yazarlık ve öğretmenlik hayatına atılmış olan Durant, 1914- 1927 tarihleri arasında Labor Temple School'da müdürlük yapmış ve 1927-1935 tarihleri arasında da Newyork'ta U.C.L.A'da felsefe profesörlüğü yapmıştır.

Durant, felsefeyi ve filozofları, bu bilim ve kişileri uğraşmayanların anlayabileceği şekilde çekici ve zarif bir üslupla yazmakta büyük bir başarı kazanmıştır. Eserlerinde felsefe konuları, edebi ve merak verici bir özellik taşır. En çetin problemleri açıklarken, filozofların çevreleriyle hayatları ve felsefeleri arasındaki ilişkiden ustaca yararlanan Durant, derin olmaktan çok, doğru ve dikkati çeken eleştirilerinde okuyucuya telkinler yapan öğretsel bir tavır takınır.

Bu nedenle, onun 'Filozofi Tarihi'nde, bu bilimin klasik yöntemlerinden çok, öğretmek ve felsefeyi sevdirmek ereğini taşıyan kendi kişisel zevk ve anlayışının öznel ışıkları hakimdir. Bunun içindir ki, kendisi de Alden Freeman'ın yöntemine uyarak, "terbiye ve seyahatlerle asil ve aydın bir hayatın ilhamları"na önem verdiğini itiraf eder.

Durant, "bilgi teorisinin, çağımız felsefesini hemen hemen yıkacak" bir yol tuttuğuna inanır; ve bilgi probleminin incelenmesinde, yalnız psikolojiye ayrılacak bir dönemin geleceğini, felsefenin artık bu dönemde, yeniden her deneyin biçim ve yollarının betimsel bir çözümlemesi değil, belki sentetik bir girişi telakki edileceğini ümit eder ve bilime çözümlemenin girerek, bize bilgi vermesini, felsefenin ise bilgeliğin bireşimini yapmaya mecbur olmasını ister.

William James DURANT'ın başlıca eserleri şunlardır;
The Story Of Philosophy (Felsefe Tarihi, 1926)
Adventures in Genius (Dehaların İlerlemesi, 1931)
On the Meaning of Life (Hayatın Gerçek Anlamı, 1932)
The Story of Civisilation (Uygarlık Tarihi, 1935)
The Life of Greece (Yunan Hayatı, 1939)
William James DURANT'ın
Vies et Doctrines des Philosophes (Filozofların Hayat ve Doktrinleri, Paris 1932)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
filozoflar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz