iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:53 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar » felsefi görüşler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 02.03.07, 18:00
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart felsefenin tarihçesi

Bilginin ve insan eyleminin kaynağını ve ilkelerini inceleyen düşünceler bütünü. Yunanca «philosophia» («philos», dost, «sophia», bilgelik) sözcüğünden Arapça'ya, oradan da Türkçe'ye «felsefe» olarak geçmiştir.

Felsefeciler (filozoflar), genellikle saygın, ağırbaşlı, kolay kolay heyecanlanmayan, hiç bir şeye kızmayan kimseler olarak düşünülür. Oysa Eflatun, filozofun başlıca özelliğinin hayret etmek olduğunu söylerdi. Böyle olunca, ister bilgin, ister cahil, ister çocuk, ister büyük olsun, herkes filozof demektir, çünkü herkes, hayat üzerine, ölüm üzerine, düşünmek etkinliği, ya da duyduğu sevgi veya başka herhangi bir etkinlik konusunda kendi kendine sorular sorar. Ama, sözcüğün dar anlamıyla filozof, düşünce yoluyla dünyayı yorumlamağa, yani dünyaya bir anlam vermeğe çalışan kimsedir.

Yunanistan Doğumlu

Batı felsefesi, Yunanistan'da, tarihin hem zengin, hem karışık bir döneminde doğdu. Felsefenin gerçek kurucusu, Eflatun'dur (428348). Ustası Sokrates gibi o da, insanların gerektiği gibi yaşamadıklarına inanmıştı: ama haksızlığın, bilgisizliğin, ahlâksızlığın çaresi nerede bulunacaktı?

Eflatun'a göre herkes, yapılması gerekeni bildiğini sanıyordu: «Bizler, tıpkı bir mağaranın ta dibinde zincire vurulmuş tutsaklar gibiyiz; içimizden biri kendini kurtarıp da başını aydınlığa çevirmeyi başarabilirse, o zaman, doğru bildiği her şeyin yanlış olduğunu anlayacak, böylelikle, bilgiye ulaşmak için, aklın kendi üzerinde çaba harcamasının gerekli olduğunu görecektir». Aristoteles ise, Eflatun'un bu düşüncelerini fazlasıyla idealist buldu ve daha çok, bir sistem halinde örgütlemeğe çalıştığı özel bilgiler (doğal bilimler, fizik, politika) üzerinde durdu.

M.Ö. III. yy.dan itibaren, Yunan sitelerinin gerilemesiyle, felsefe okullarının sayısı da çoğaldı ve her biri öncelikle şu soruya karşılık aramağa çabalar oldu: insan mutluluğa nasıl erişebilir? Stoacılar düşmanlığa son vermek için, ruh sağlamlığına güvendiler, Epikürcüler dostluk ve düşünce zevklerine öncelik tanıdılar, septikler (kuşkucular) ise her şeyden kuşkulanma duygusuna sığındılar.

Din Bilginleri

Kilise, yüzyıllar boyu düşünce tarihini egemenliğine aldı. Özellikle, Thomas d'Aquin (1225-1274) gibi Ortaçağ filozoflarının hemen hepsi tanrı ve insan sorunuyla uğraşan din adamları ve din bilginleriydi.

Sonra, hümanist (insancı) uğraşıların merkezi, insan oldu. Fransa'da Montaigne, İtalya'da Giordano Bruno (1548-1600), İngiltere'de Francis Bacon (1561-1626), düşüncenin gelişimine katkıda bulundular.

Klasik Dönem

Kopernik ile Galilei'nin dünyanın dönüşü üzerine kuramları, geleneksel düşünceleri altüst etmiştir. Ondan sonra bilimsel ilerleme, felsefi düşünceyle birlikte gidecektir. XVII. yy.ın bütün büyük filozofları, aynı zamanda bilgindiler. Onları ilgilendiren, bilim üzerine düşünmek, bilimin nasıl mümkün olacağını göstermekti. Bu anlayış, özellikle Descartes'da, Spinoza'da (1632-1677) ve Leibniz'de (1646-1716) belirgindir.

XVIII. yy.da bir yandan doğal bilimler gelişirken (doğa bilgini Lamarck'ın çalışmaları), bir yandan da Montesquieu (1689-1755) ve J.J. Rousseau gibi filozoflar da toplumsal ve siyasal fenomenlere (insan bilimlerinin doğuşu) yönelmişlerdi. İngiltere'de David Hume (1711-1776), deneyin bilginin kökeni olduğunu öne sürerken (ampirist [görgücü] kuram), XVIII. yy. sonunda Emmanuel Kant (1724-1804) eleştirisel idealizm kuramıyla «aydınlık çağ felsefesinin» doruğunu belirtiyordu.

Tarihin Anlamı

Fransız Devrimi, felsefenin evriminde bir dönüm noktası olmuştur: artık, tarih üzerine düşünceler, özellikle Alman filozoflarında ön plana geçecektir. Friedrich Hegel (1770-1831), tarihin ne saçma, ne de rastlantılara bağlı olduğu düşüncesindedir: ona göre tarihin bir anlamı var dır, bu da insan bilincinin ve insan aklının gelişmesidir. Hegel'in eseri, Kari Marx'ı çok etkilemiştir; Marx için tarihin, iktisat yasalarına bağlı yasaları vardır. Şair ve filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) için ise, dünyanın değişimi, bireyin değişiminden geçer.

Çağdaş Düşünce

XX. yy. başlangıcı felsefesine gelince, burada da iki büyük akım ayırt edilebilir: özellikle bilimde görülen büyük değişimleri (Einstein kuramları) inceleyen birincisinin ilerigelen temsilcileri Edmund Husserl (1859-1938) ve Gaston Bachelard'dır (1884-1962); daha çok insanla ve insan yaşamının anlamıyla ilgilenen ikinci akımın öncüsü ise Henri Bergson'dur (1859-1941).

İki dünya savaşıyla sarsılan XX. yy., psikanaliz .(Freud'un çalışmaları) araştırmalarına paralel olarak, insan üzerinde yeni bir düşünce biçiminin doğuşuna sahne olmuştur. Danimarkalı Kierkegaard'ın (1863-1855) öncülüğünü yaptığı varoluşçuluk (egzistansiyalizm), Martin Heidegger (doğ. 1889) ile Almanya'da ve Jean-Paul Sartre (doğ. 1905) ile Fransa'da gelişmiştir ve «her insan, kendini kendi seçer, öz seçimleriyle, öz davranışlarıyla kendini yaratır» kuramıyla belirlenmiştir.

Bugün filozoflar artık, sistemler kurmağa çalışmıyorlar; Sartre bile siyasal eyleme yönelmiştir. Bugün düşüncelerin gelişiminde en çok etkisi olan kişiler, birer insan bilimleri disiplini olan psikanaliz (Lacan) ve etnoloji (Levi-Strauss) üzerinde çalışan insan bilimleri uzmanlarıdır.



Raffaello'nun, Eflatun ile Aristo'nun çevresinde toplanmış Eskiçağ düşünürlerini tasvir eden «Atina Okulu» adlı freskinden bir bölüm. Yunan filozofları, büyücülük uygulamaları karsısında mantığı ve akıllı düşünmeyi zafere ulaştırmağa çalıştılar. Vatikan, Roma.



(Solda) Alman filozofu ve matematikçisi Leibniz (1646-1716). Parlak zekâsı ve üstün bilgisiyle Leibniz, hukuk, siyaset, din, tarih, dilbilimi, jeoloji ve mekanik alanlarında da önemli çalışmalar yaptı. «Dünyamızın olması mümkün dünyaların en iyisi olduğu»nu savundu.

(Sağda) Alman filozofu Emmanuel Kant (1724-1804). Hayatını inceleme, ders verme ve düşünmeğe adadı. Günlük programını bir kere, o da Fransız Devrimi'nin başladığını öğrendiği gün aksattı. Kant'a göre akıl, deneme sınırlarını aşınca hezeyana düşer; bilgimizin temeli insanın zihnidir; akıl, bilimsel ve deneye dayalı olarak kullanılmalıdır; insan yaşamına yön veren ahlâk yasası, özgürlüğü, ruhun ölümsüzlüğünü ve Tanrı'nın varlığını gerektirir. Portre, Hans Kurth'un eseri.

Doğu Felsefesi

Hindistan düşünürlerine göre, felsefe ile din birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Brahmanizm geleneği evrenin ruhu olan birliği öğrenmeğe çalışır. Bu ruh, her insanın ta derinliğindedir. ölümün bile söndüremediği hayat ilkesidir. Buna karşılık 'Buda için her şey görünüşten ibarettir; sağduyu, her şeyin gerçek dişiliği üzerine düşünmek ve kendinden vazgeçip özünü dünyadan da kurtarmak demektir.

Geleneksel Bölümler

Felsefe birkaç bölümü içerir: mantık, akıl yürütme, düşünme bilimidir; epistemoloji, bilimler üzerinde düşünmektir; etik {veya ahlak), ahlâk bilimi, iyilik ve kötülük kuramıdır; estetik, güzellik bilimidir. Metafizik ile teoloji (dinbilim) ise, doğrunun ilkelerini arar ve dine ilişkin sorunları inceler.

Diogenes

İlkçağ filozoflarının çoğunluğu, çok ince mantıkçıklardı. Ama bazıları da sadece aydınları küçümsüyor ve toplumsal kuramlardan uzak, sade ve doğal bir yaşantıyı arıyorlardı. Böylece her mevsim yalınayak gezen Diogenes'in tek bir pelerini vardı ve genellikle bir fıçıda yaşıyordu. Büyük İskender ona bir arzusu olup olmadığını sorunca da: «Evet, gölge etme, başka ihsan istemem» karşılığını vermişti.

Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #22  
Alt 14.03.07, 14:05
aysesahan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nereden: osmaniye
İletiler: 3.246
Ettiği Teşekkür: 810
1.691 tane iletisine 5.639 kere teşekkür edilmiş
aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Ynt: felsefi görüşler

Absürdizm

Absürdizm, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve eninde sonunda bu anlam uğraşının başarısız olacağını söyleyen felsefi düşünce akımıdır.

Absürdizm, varoluşçuluk ile bağlantılıdır fakat birbiriyle karıştırılmamalıdır. Absürdizmin kökenleri 19. yüzyıl Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard`a dayanır. Albert Camus`nün Sisifos Söyleni`yi yayınlanmasıyla Absürdizm`in sınırları belirlenmiş ve tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında işgal edilen Fransa`da absürdist (saçma, uyumsuz) görüşler yaygınlık kazanmıştır.

Søren Kierkegaard [değiştir]Camus`den bir yüzyıl önce Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard dünyanın absürtlüğü (usa aykırı olması, saçmalığı) hakkında birçok yazı kaleme almıştır. Günlüklerinde Absürt için şöyle der:

"Absürt nedir? Kolayca görülebileceği üzere, ben rasyonel bir varlık olarak mantığım ve amacım doğrultusunda, düşüncelerimin yansıttığı biçimde hareket etmek zorundayımdır: Başka bir şey yaptığmı sanmam da mantığımın ve düşüncelerim doğrultusunda olur, kısacası başka türlü hareket edemem ve yine hareket etmemin zorunlu olduğu yerdeyimdir... Absürt ya da absürtün erdemiyle hareket etmem inancımın doğrultusunda olur... Hareket etmek zorundayım fakat düşüncelerim yolu kapatıyor ve olasılıklardan birini alarak şöyle diyorum: Yaptığım hareket budur, başka türlü yapamam çünkü buraya düşüncelerimin yansıtmasıyla getirildim."
Ünlü eseri Korku ve Titreme`de Yaradılış hikayesinde adı geçen İbrahim`den örnek verir. Tanrı İbrahim`e oğlu İsmail`i öldürmesini söylemiştir. Oğlunu öldürmek üzereyken bir melek onu durdurur. Kierkegaard bu hikayenin absürtün erdemi olduğunu düşünür.


Absürdizm`e göre insanlar tarih boyunca yaşamlarında bir anlam bulmaya çalışmışlardır. Fakat bu dünyayla ilgili usa uygun bir cevap bulmak mümkün olmayacağından bu arayış kaçınılmaz olarak faydasız olacaktır. Sonunda ise insanları iki yoldan birine seçmeye itecektir: "Hayatın anlamsız olduğu sonucu" ya da "Tanrı`ya inanmak, bir dine yapışmak" . Fakat yukardaki argüman tekrar uygulanabilir: "Tanrı`nın amacı nedir?" Kierkegaard, Tanrı`nın bilinebilir mantıklı bir amacının olmadığına inanır, absürtü Tanrı`da da bulur.

İntihar etmek hayatın saçmalığına karşı "uğraşmaya değmez" demektir ve rasyonel bir tepki gibi görülebilir. Fakat birçok insana göre bu bir çözüm değildir, ölüm absürtü ortadan kaldırmaz, absürt ile bağlantıyı koparır sadece. Albert Camus, Sisifos Söyleni`de intiharın faydalı bir çözüm olmadığını söyler, çünkü hayat bütünüyle absürt ise onunla savaşmanın yolu aradaki bağı sürdürmekten geçer. Eğer bilinç yaşamıyorsa ki absürtü trajik yapan Sisifos`un taşın düşeceğinin farkında olmasıdır, akıl ve absürt arasındaki etkileşim var olmayacaktır. Ölüm ise bunu ortadan kaldırır ve ölümde de bir anlam yoktur, kısacası intihar insanın nihai yazgısını hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Camus, asıl isyanın yaşarken absürte baş kaldırmak olduğunu söyler.

Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar
__________________
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 14.03.07, 14:07
aysesahan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nereden: osmaniye
İletiler: 3.246
Ettiği Teşekkür: 810
1.691 tane iletisine 5.639 kere teşekkür edilmiş
aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Ynt: felsefi görüşler

Aristotelizm

Aristotalizm, Plantonculuğa paralel olarak, aynı zaman dönemleri içinde gelişen bir felsefei eğilimdir. Yeni bir dünya görüşü arayışı içinde rönesans felsefesinin Platon'a ve Aristotales'e yönelmesi şaşırtıcı değildir. Her ikisi de klasik çağın en güçlü düşürleriydi ve yapıtları bir anlamda ilk felsefeyi kurmaya yönelikti.


Aristotales'in ortaçağ felsefesinde de çok önemli bir rolü vardır; Aristotelizmin bir biçimi bu tarihsel dönemde şekillenir. Bu dönemde, özellikle de Skolastik felsefe içinde temel dayanak noktası Aristotales felsefesidir. Hıristiyan dogmaların felsefe ile temellendirilmesini hedefleyen bu dönem felsefeleri, önemli bir kaynak olarak Aristotales'i bulmuşlardr. Bundan kaynaklı olarak Aristotales denildiğinde aynı zamanda akla Skolastik felsefe gelir. Rönesans felsefesi skolastikle savaşım içinde geliştiğinden dolayı, başlangıçta Aristotales'e tepkili bir tavır geliştirir; ancak bu dönem felsefesi genel olarak antikçağ düşüncesini yeniden değerlendirmeye yöneldiğinden, Aristotales'e tümden yadsınmaz.

Rönesans felsefesinin Aristotales'le ilgisi, temel yönelimi olan hünmanizmayla bağlantılıdır. Hümanizm öncelikli olarak antik çağ felsefesine ait metinlerin orjinal olarak konulmasını ve öyle değerlendirilmesini hedefler. Ortaçağ felsefesinin bu bakımdan Aristotales'e kattıkları böylece ayıklanmaya çalışılmıştır. Rönesans felsefesinde Aristotalizm, ortaçağın ve Skolastik felsefenin Aristotales üzerine eklemelerin ayıklanması biçiminde meydana gelmiştir diyebiliriz. Theodoros Gaza (1400'lü yıllar), Aristotalizmin başlatılarından olan bir Bizanslı bilgindir.


Aristotalizmin belirli bir akademisi olmamıştır, bu bakımdan Platonizmden daha farklı yönelimleri sözkonusudur. Hümanistlerin yanısıra İbni Rüştçüler (Avveroistler) ve Alexandristler olarak adlandırılan akımlar anılmaya değerdir. Birinciler İbni Rüşt'ün ortaçağda Platon etkisininde işe karıştığı Aristo yorumunu temel alıyorlardı. İkincilerse, antikçağ sonlarında en büyük Aristotales yorumcusu kabul edilen Aphrodisiaslı Alexandros'a dayanıyorlardı. Bu son iki eğilim AristotalesÄi doğrudan kaynaklardan değil yorumcularından hareketle değerlendiriyorlardı. Rönesans döneminde bu aristotaleçi yönelimler arasında çelişki ve çatışmalar meydna gelir.

Aristotelizmin merkezi 14. yüzyıldan itibaren İbni Rüştcülüğün etkili olduğu Padua'dır. Bütün Aristotalesçi kadroların burada toplanması sözkonusudur. Bu dönem en büyük filozof Pietro Pomponazzi'dir (1462-1524). Bir çok üniversitede görev yapan Pomponazzie, Aristotelizmin merkezi tartışması olan ruhum ölümsüzlüğü konusunda doğalcı-materyalist bir düşüncenin savunusunu geliştirmiştir. "Çifte doğruluk" düşüncesiyle akli olan ile tanrısal olanı ayırmaya çalışmış buna regmen kilise tarafından aforoz edilmekten kurtulamamıştır. Röneans felsefesindeki Aristotelizmin ortacağdan farkı, dindışı bir yönelimle Aristo felsefesini degerlendirmesidir.

Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar
__________________
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 14.03.07, 14:12
aysesahan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nereden: osmaniye
İletiler: 3.246
Ettiği Teşekkür: 810
1.691 tane iletisine 5.639 kere teşekkür edilmiş
aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Ynt: felsefi görüşler

Perennial Felsefe
Perennial Felsefe ya da Perennializm, (Daimicilik) evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğuna dair felsefi düşünüş. 16. yüzyıl teologu Augustine Steuch tarafından De perenni philosophia libri X (1540) kitabında "theosophia perennis" şeklinde kullanılmış ve "düşüş"ten sonra unutulmuş ve tarihte parçalı olarak ortaya çıkan vahyedilmiş mutlak hakikate işaret etmekte kullanılmışsa da Latince "philosophia perennis" terimine popüler kullanımını 17.yüzyıl filozofu Leibniz kazandırmıştır. Yirminci yüzyılda ise terimin literatürdeki kullanımı 1945 yılında "The Perennial Philosophy" adındaki kitabıyla Aldous Huxley'a borçludur.

Perennial felsefenin ilkelerine göre farklı kültürlerde ve bölgelerde yaşayan insanlar gerçeklik, benlik, dünya ve mevcudiyetin anlamı ve amacı hakkında benzer kavrayışlara ve tecrübelere sahip olmuşlardır. Bu benzerlikler tüm dinlerin zeminini teşkil eden evrensel ilkelere işaret etmektedir. Kavrayışlar arasındaki farklılıklar beşeri kültürlerdeki farklılıktan kaynaklanır ve kültürel kayıtların ışığında açıklanabilir.


Aşağıda Perennial Felsefenin ilkelerinden bazıları bulunmaktadır:

Fiziksel veya fenomenal dünya tek gerçeklik değildir; fiziksel olmayan gerçeklik de mevcuttur. Maddi dünya duyu algılarıyla kavranamayan ancak ruh ve akıl ile kendisine şahit olunan daha yüksek bir gerçekliğin gölgesidir.
İnsan doğası bu iki taraflı gerçekliği yansıtmaktadır: Maddi beden doğum ve ölümün fiziksel yasalarına tabiyken beşer varlığının müdrike (intellect) veya ruh ile taşahhus eden diğer veçhesi kayıp veya yozlaşmaya tabi değildir ki bu veçhe beşer ruhunun özüdür. Batı'da (ve batı özentisi doğu ülke insanlarında) bu ikinci veçhe çoğunlukla gözönüne alınmak veya bilinmezlikten gelinir.
Tüm insanlar her ne kadar kullanılmadığı için körelmişse de nihai veya mutlak hakikatin sezgisel bakımdan kavrama yetisine sahiptir. Bu kavrayış insanoğlunun nihai hedefidir ve ona ulaşmak varoluşunun amacıdır. Büyük dinler beşer ruhuyla bu daha yüksek ve nihai hakikat arasında bağ kurmaya çalışırlar. Bu nihai hakikat İbrahimi dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet) Allah, Tanrı, Yehova şeklinde isimlendirilir. Tanrı tüm mevcudiyetin kendisinden neşet ettiği ve kendisine döneceği Mutlak İlke'dir. Budizm ve Taoizm gibi teistik olmayan dinlerde nihai veya mutlak, özünde aynı olmakla birlikte ibrahimi dinlerden daha farklı şekillerde nitelenir.


Dinlerde / Mistisizmde Perennializm

Diğer din mensuplarının da aynı hakikate eriştiğine dair anlayış tarihte apaçık biçimde görünmese de hemen her dinde özellikle mistiklerin bu anlama gelebilecek veya en azından sonraki yazarlarca bu anlamda yorumlanacak sözleri, ifadeleri vardır. Hristiyanlıkta Origen, İskenderiyeli Clement gibi azizler, İslamiyette İbn Arabi ve Mevlana Celaleddin-i Rumi, Abdurrahman el-Çişti gibi bazı sufiler, Hinduizm'de Sri Ramakrishna, Sri Chandrasekharendra Saraswathi gibi swamilerin Perennialistlerce bu manada yorumlanan sözleri bulunmaktadır. Bunlar arasından 19.yüzyılda yaşamış hintli aziz Sri Ramakrishna tüm dinlerin temel ilkelerinin benzerliğine atıf yapmakla kalmamış o dinleri tecrübe ederek hepsinin aynı hedefe ulaştırdığını net bir şekilde ifade etmiştir. Modern dönemde doğuştan müslüman olan Seyyid Hüseyin Nasrın yanısıra kendilerine din olarak İslamiyeti seçen Rene Guenon, Frithjof Schuon gibi sufi/yazarlar da çeşitli dinlerin aynı anda nihai hakikate götüren otantik yollar olduklarını

Eğitimde Perennializm

Perennializm, Türkçe'de Daimicilik olarak da adlandırılır. Eğitimde tüm insanlar için ebediyyen önemli olduğuna inanılan şeylerin öğretilmesi gerektiği düşüncesi. Perennialistler ayrıntılarda değişme olmasına karşın bunların kişi gelişiminde temel hususlar kadar önemli olmadığına inanırlar. Öğrenci insan türünün bir üyesi olduğu için öncelikle insani konular öğretilmelidir onlara göre makineler veya teknikler değil.

Perennializm özcülüğe (essentialism) çok benzemekle birlikte perennializm kişisel gelişime öncülük verirken özcülük temel beceriler üzerinde dururlar. Özcü ders müfredatı olgular temelinde ve daha fazla gönüllülüğe dayalı ve daha az liberal ve ilkeseldir.

Perennializm içinde iki büyük ayrım vardır: seküler, dini. Her ikisi hedef ve metotlarında farklılık gösterirler.

Seküler Eğitimde Perennializm

Seküler perennializm 19.yüzyıl ortalarına kadar giden nispeten yeni bir felsefedir. Mortimer Adler ve Robert Hutchins tarafından desteklenmiştir.

Seküler perennialistler muhakeme etmeyi öğrenmenin önemi üzerinde dururlar. Onlara göre doğru, bağımsız muhakeme, gelişmiş zihin ve gelişmemiz zihin arasındaki farkı yaratır. Bu sebeple eğitimin ana amacı bu muhakemeyi geliştirmek olmalıdır. Bu görüşün destekleyicileri Batı literatürünün büyük eserlerini sokratik metodu kullanan tartışmalarda destekleyerek okumakla muhakeme etmenin öğretilmesini savunurlar.

Dini Eğitimde Perennializm

Dini Perennializm 13.yüzyılda De Magistro, (Öğretmen) eseriyle Thomas Aquinas tarafından geliştirilmiştir.

Aquinas Tanrı'yı en büyük ve belki de tek Öğretmen görmüştür çünkü yalnızca Tanrı insanların zihinlerindeki fikirleri doğrudan biçimlendirebilir.

Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar
__________________
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 25.06.07, 13:07
Meraklı
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 203
Ettiği Teşekkür: 5
120 tane iletisine 211 kere teşekkür edilmiş
Sedat Sencan bir mücehver gibi özel.Sedat Sencan bir mücehver gibi özel.Sedat Sencan bir mücehver gibi özel.Sedat Sencan bir mücehver gibi özel.Sedat Sencan bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: felsefi görüşler

DÜŞÜNÜYORUM,ÖYLEYSE VARIM
Cogito ergo sum: Düşünüyorum,öyleyse varım.
Felsefenin gelmiş geçmiş en önemli cümlelerinden birisidir.
Hepimizin de bildiği gibi 1596-1650 yılları arasında yaşamış olan Descartes söylemiştir.
Bu cümle ile ne demek istemişti ?
Her şeyden önce o günlerde henüz bilim ve felsefe birbirinden ayrılmamıştı.
Ama ayrılmanın sancıları da başlamıştı.
Skolastik felsefe yıkılmış,bilgi problemi yeniden ele alınmıştı.
Uğraş olarak bilimi seçen insanlar gözlerini doğaya çevirdiler.
O güne kadar elde edilmiş bilgiler,her ne iseler tek tek ele alındı.
Avrupa’nın birçok yerinde bunların hepsi yeniden inceleniyordu.
Herbir bilgi deneylerle sınanıyor,tekrar tekrar gözlemleniyordu.

*** *** *** *** *** *** *** ***
Descartes, bu yoğun günlerde kendisini tam hedefe kilitlemiş olmalı.
Elbette sonuca bir günde varmadı.
Bir taraftan bilimsel gelişmeleri takip ediyor,bir taraftan kendisi araştırıyordu.
Bütün bunların arasında ilişki kurmak ve kuralları belirlemek bir filozofun görevidir.
Belki de bu işin düşünsel süreci yıllarca sürdü.
Şimdi kendim Descartes’mışım gibi düşüneceğim.

*** *** *** *** *** *** *** ***
İşe en başından başlıyacağım.
Bildiklerimin hepsinden şüphe ediyorum.
Duyularımın sağladığı bilgiler şüpheli ve aldatıcıdır.
Çevremdeki kişilerin de etkisinde kalmış olmalıyım.
Sabit fikirler,toplumun değerleri ,gelenekleri ve bunun gibi herşeyi de ayırıyorum.
Herşeyin varlığını yok sayıyorum.Var olup olmadıklarını şimdilik merak etmiyorum.
Hatta kendim bile yokmuş gibi davranmalıyım.

*** *** *** *** *** *** *** ***
Şimdi işe başlıyorum.
Etrafımda çeşitli biçim ve renklerde pekçok nesne var.
Ben bunları nasıl ve ne şekilde görüyorsam,onlar da öyle mi olmalı?
Örneğin şu tek avucuma sığacak kadar hacimli kırmızı bir elma görüyorum.
O,gerçekten mevcut mu ? Mevcutsa o boyutta ve o renkte mi?
Ben nesneleri duyu organlarım aracılığı ile tanıyorum.
Onlara dokunuyorum,kendilerini görüyorum,tadına bakıyorum.
Seslerini işitip bazısının kokusunu alıyorum.
Böylece onlar hakkında bilgi sahibi oluyorum.
Ama bu bilgiler doğru mu?

*** *** *** *** *** *** *** ***
Nitekim duyularımın beni sık sık yanılttığını bilirim.
Bazen halının üzerinde bir kalem görürüm,sonra anlarım ki o,halının deseniymiş.
Bunun gibi bir sesi başka bir şeyin sesi sanırım.
Demek ki duyulara güven duymamalıyım.
Duyularım beni yanılttığına göre belki de onların bana kaynaklık ettiği nesneler de yanıltıcıdır.
Belki de gördüğüm veya gördüğümü sandığım herşey bir hayaldir.
Belki de onların hepsi benim kuruntumdur.

*** *** *** *** *** *** *** ***
Eşyalar öyle de insanlar nasıl?
Ben herkesi kendim gibi düşünen,gören ve duyan birileri olduğunu kabul etmişim.
Ama ya onlar öyle değilse.
Sık sık rüya görürüm.Düşlerimde bir şeyler yapar,bir yerlere giderim.
Uyandığım zaman bunların hiçbirini de yapmamış olduğumu anlarım.
Sakın bütün yaşantım bir rüya olmasın?
Etrafımdaki eşyalar ve insanlar gibi kendi varlığım bile şüpheli.
O zaman geriye ne kaldı?

*** *** *** *** *** *** *** ***
İlk anda geriye hiçbir şey kalmamış gibi görünüyor.
Ama galiba bir şey var.
Bu öyle bir şey ki artık ondan şüphe edemem.
Bu şey, benim için kesin diyeceğim bir bilgidir.
İlginç olan durum,bu kesin bilgim benim kendi şüphemden oluştu.
Şüphe ettiğim zaman boyunca ,kendisinden şüphe edemeyeceğim şey nedir?
Elbette bu,şüphe etmekte olmamdır.
Peki şüphe etmek nedir?

*** *** *** *** *** *** *** ***
Hiç tartışmasız söyleyebilirim: Düşünmektir.
Yani şüphe etmek düşünmek demektir.
O zaman düşünme eyleminden şüphe edemem.
Böylece düşüncemin varlığını kesinlikle kabul etmeliyim.
Düşündüğüme göre o düşünceyi gerçekleştiren bir şey olmalı.
O şey,benim yani bizzat kendimim.
Düşündüğüme göre varlığımın olmaması olanak dışıdır.
O halde sonuç tartışılmaz şekilde ortadadır:
Düşünüyorum,öyleyse varım.

Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Felsefi Kavramlar
__________________
SEDAT SENCAN
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
felsefi, görüşler

« - | Felsefe nedir? »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz