|
#1
|
|
06.08.07, 15:31
Gökten inen dev cehennem 62. yılına girdi Dünya tarihinde atom bombasının savaş yıkımı amacıyla tek kullanıldığı ülke olan Japonya’nın Hiroşima kenti, ilk kez gökten inen dev cehennemin 62. yıl dönümünü hala hayatta kalabilenlerle birlikte bu sabah andı. ABD’nin attığı atom bombasının ilk feci darbesi olan saatte (08:15), 800 km’lik fırtına, kör edici ve eritici nükleer ışığın ardından yıllarca süren radyasyon kalıntısından ölen 250 bin insan bu sabah Hiroşima’nın Barış Anıtı Parkında bir araya gelen binlerce insan ve savaştan hala hayatta kalanlarla birlikte anıldı. Binlerce sakat kalan insan yeryüzünden atom bombasının ebediyen silinmesi için dua etti. Törende, dünyadan katılımlarla birlikte 40 bin kişi yer aldı. BELEDİYE BAŞKANININ ETKİSİ Ana Japon adası Honşu’nun güneybatısında deltada deniz kenarında kurulu Hiroşima’nın Belediye Başkanı Tadatoşi Akiba, anma törenindeki konuşmasında, "ABD nükleer silah programını olduğu gibi muhafaza ediyor ve geliştirmeye devam ediyor" dedi. Başkan Akiba, "Atom bombasından sağ kalanlar, ’biz de ölmeliydik o anda’ diyerek, bombanın bıraktığı korkunç art yaraları anlattılar" dedi. Belediye Başkanı Akiba, bombanın tam düştüğü yerde granit bina taşlarına yalnız leke olarak işleyen ve eriyen insan bedenlerinin, bombanın düştüğü sıfır noktasından uzaklarda olanları daha derin şekilde yaraladığını da anlattı. 1000 güvencin göklere salınırken Akiba, "ABD atom bombaları doğurmaya devam ediyor" diyerek, büyük tepkisini bir kez daha söyledi: "ABD’nin köhne korkunç yanlış siyasetleri karşı atom bombasının devletler hukukunda tamamen yasaklanması sağlanmalıdır. Japonya tamamen barışçı anayasasını bu yolda koruyacaktır." ÇAN Hiroşima Belediyesinin Ankara’daki Botanik Parkına da örneğini hediye ettiği barış çanı, Amerikan bombardıman uçağı B-29 "Enola Gay"in bombayı attığı sabah saat 08:15’te iki çocuk tarafından çalındı. Tunç çanın tok sesi dünyaya barış için yayıldı. ABD, dünya tarihinde ikinci ve son savaş amaçlı atom bombasını Hiroşima’dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te attı. Japonya altı gün sonra kayıtsız-şartsız ABD’ye teslim oldu. "Güneş’in Oğlu" Japon İmparatoru Hirohito, Missouri zırhlısının güvertesinde, Amerikalı Gereral Douglas MacArthur’un huzurunda teslimiyet anlaşmasını imzalamıştı. Japonya Başbakanı Şinzo Abe, dün hükümetindeki eski savunma bakanı Fumio Kyuma’nın "Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları İkinci Dünya Savaşı’nı ebediyen bitirmiştir" manasında, bombaları haklı gösteren sözü için hem ulusundan hem dünyadan özür diledi. Başbakan Abe, bugün de sabah Barış Parkı’na çelenk koydu ve "barış temelinde kurulmuş anayasamız korunacaktır" dedi. Hiroşima’da 1945 sonunda atom bombasından 140 bin ölü vardı. Ama radyasyonun çok uzun süren korkunç etkisi 110 bin insanı daha öldürdü. Resmi ölü sayısı bu yıl 2 bin 8’e yükseldi. Sakatlıklardan her yıl birkaç bir ölüm daha bu sayıya ekleniyor. Bomba atıldığında kentin nüfusu 350 bin’di. Törene katılan 52 yaşındaki Japonya Başbakanı Abe, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğmuş ilk Japon başbakanı. Yakın zamanda 5 bin 221 bin insan daha Hiroşima bombasının etkilerinden ölüm listesine eklendi. Belediye Başkanı Tadatoşi Akiba, tören konuşmasında , "Korkunç tecrübemizi dünyada üçüncü bombanın insan üzerinde patlatılmaması için ebediyen muhafaza etmeliyiz" dedi. Kanserler, karaciğer iflasları, atom bombasının çok sayıda ölümcül etmeninden. Japon hükümeti halen atom bombası kurbanlarının tedavilerini çeşitli kurumlarla beraber sürdürüyor. TURNALARI SALAN, KANSERDEN ÖLEN ÇOCUK Kağıt turna kuşu yapmasıyla simgeleşmiş Japon kızı Sadako Sasaki de binlerce barış elçisi içinde anıldı. Sadako Sasaki, Hiroşima’ya atom bombası düştüğünde iki yaşındaydı. On yıl yaşarken, kendini, Japon kültüründe hayatın ve uzun ömrün simgesi tuğralı turnaların Japon kağıt katlama sanatı origami ile yapılması sanatına verdi. 1955’te ansızın düştüğünde, atom bombasının insan vücudunda açtığı derin yaralardan kan kanserine yakalandığı anlaşılmış ve 11 yaşındaki ölümünün ardından sınıf arkadaşları da ölünce onun yanına gömülmek istemişlerdi. Sasaki, ölünceye kadar kağıttan 644 turna yaptı. Hiroşima’da 20 kilotonluk, yani 20 bin ton trinitrotolüen (TNT) patlama gücüne eşitti. Bugün dünyada, Hiroşima’da kullanılan bombanın 2 bin 500 katı gücünde tek atom bombası, yani 50 megatonluk atom bombasını imal gücü var. 1975’te Nobel barış ödülü kazanan Sovyet nükleer fizik mühendisi Andrei Sakharov’un (1921-1989) Sovyet önderi Nikita Kruşçev’i (1894-1971) ABD ile silah yarışında 50 megatonun üzerine çıkılmaması yönündeki iknası, tarihe damgasını vurmuş atom bombası dönemeçlerinden biri olarak hatırlanıyor. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| |||
| |||
| İlk atom bombası ''teslis''le patladı ABD, Japonya-Hiroşima'ya ilk atom bombasını atmadan sadece 20 gün önce ilk atom bombasının deneyini, bundan 62 yıl önce New Mexico eyaletinde Los Alamos Ulusal Laboratuvarının girişimiyle yapmıştı. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya, İtalya ve Japonya'nın kurduğu Mihver Devletlerinin Müttefikler tarafından ebediyen ezilmesi için hazırladığı Manhattan Atom Bombası Projesinin deney alanının adı da ilginç seçilmişti: Atomların ayrışması olan fizyon ve birleşmesi olan füzyonu çağrıştıran isimle ''Trinity (Teslis)'' deney alanı. ''Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'' üçlemesinin adını taşıyan dünyanını ilk atom bombası deney alanı, New Mexico eyaletinin güneyinde İspanyolca adı ''Jornada del Muerto-Ölü Adamın Seferi'' isimli çölde 16 Temmuz 1945'te yapıldı. Sabah saat 05:29'da şafak vakti ilk atom bombası patlatıldı ve bunu büyük heyecanla bekleyen 40 bilim adamının gözü önünde muhteşem indifa mantarı göğü hapsetti. Dairesel beton bariyer setleriyle çevrili bombanın konulduğu ''masa'', yerden 33 metre yüksekteydi. Hiroşima'da da yere değmeden havada patlatıldı. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » AA |
|
#3
| |||
| |||
| 62 yıldır dinmeyen acı Törene katılan çocuklar 1945 yılında atom bombasının atıldığı yeri gösteren büyük posteri inceledi. FOTOĞRAF: AP 1945'te Hiroşima'ya atılan atom bombasının kurbanları, olayın 62. yılında kurtulan yaşlı insanlar ve torunlarının katıldığı törenle anıldı 07/08/2007 (1693 kişi okudu) REUTERS - HİROŞİMA - Japonya, Hiroşima'ya atom bombası atılmasıyla yaşanan felaketi 62. yılında törenle andı. Felaketten kurtulan on binlerce yaşlı, çocuk ve devlet erkanı, patlamanın 253 bin 8 kurbanını anmak için bombanın düştüğü yerde kurulan Barış Anısı Parkı'nda toplandı. Belediye Başkanı Tadatoşi Akiba kalabalığa felaket gününü, "Hayatta kalmayı başarabilenler için bile, her yer ölülerin haline özendirecek bir cehenneme dönüşmüştü" sözleriyle hatırlattı. Havaya 1000 güvercin uçurulmasının ardından konuşan Akiba, ABD'yi nükleerin dünyada yayılmasını durdurmakta başarısız olmakla eleştirdi. İki Japon çocuk, bombanın şehre atıldığı saat olan 8.15'te Barış Zili'ni çaldı. Başbakan Shinzo Abe konuşmasında, Japonya'nın pasifist duruşuna, on yıllardır sürdürdüğü anti-nükleer politikalarına ve 'üç nükleer prensibine' (nükleer silah bulundurmamak, üretmemek ve ihraç etmemek) bağlı kalacağı sözünü verdi. Abe "Dünyada atom bombalamalarını yaşayan tek ülke olarak, bu acı deneyimin hikâyelerini dünya toplumlarına ulaştırma sorumluluğumuz var" dedi. Kurban sayısı artıyor Geçen hafta Savunma Bakanı Fumio Kyuma'nın Hiroşima ve Nagazaki bombalamalarıyla ilgili, 'bunların tolere edilebileceği, çünkü 2. Dünya Savaşı'nın bu sayede sona erdiği'ne dair sözleri büyük tepki toplamış, başbakanın özür dilemesi sonrasında bakan istifa etmişti. Hiroşima'nın nüfusunun yaklaşık 350 bin olduğu 1945 yılında atılan atom bombası, şehirde 140 bin kişiyi öldürdü. Bombanın etkileri yüzünden son yıllarda ölen 5 bin 221 kişinin de listeye eklenmesiyle kurban sayısı 253 bin 8'e yükseldi. Hâlâ her yıl listeye birkaç bin insan ismi ekleniyor. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » radikal Konu nuvekolik tarafından (17.11.07 saat 21:56 ) değiştirilmiştir.. |
|
#4
| |||
| |||
| Sevil ATASOY satasoy@hurriyet.com.tr Hibakuşaların acısı 62 yıldır dinmedi Bundan 62 yıl önce, tam bu haftaydı. Önce beyaz bir ışık gördüler, sonra kara bir yağmur döküldü üzerlerine. Aldanmışlardı, yağan yağmur değil, küldü. 140 bin Hiroşimalı ve 70 bin Nagazakilinin külü. Atom bombasından sağ kurtulan, ancak etkilerini taşıyan yüz binlerce kişi, yani hibakuşalar, kurtulmuş değil aslında. Yanıklar, iltihaplar, radyasyon hastalığı, kanser... Ve en acısı, dışlanıp unutularak ne kadar ve nasıl yaşanırsa, öyle yaşadılar ve yaşıyorlar işte. Manhattan Projesi’nde çalışanların sayısı 130 bini, araştırmalara sarf edilen para 2 milyon doları bulmuştu. General Leslie Groves, "Elini çabuk tut, Bob" diye sıkıştırıyordu fizikçi Oppenheimer’i, "Elini çabuk tut, yoksa Hitler, bizi mahvedecek." Böyle bir tehdit yoktu aslında, Hitler’in elindeki kadroların atom bombası üretmeleri söz konusu değildi. 2. Dünya Savaşı’na katılalı beri, ölen Amerikan askerlerinin sayısı 400 bini bulmuştu. Bunların neredeyse 50 bini Okinava amfibik harekatında kaybedilmişti. Tek çözüm, Japonları teslime zorlayacak çapta bir hava saldırısıydı. İngilizlerin ve Kanadalıların desteğiyle üretilen dünyanın ilk atom bombası, 16 Haziran 1945 günü Amerikan topraklarında denendi, sonuç başarılıydı, Savunma Bakanı Henry L. Stimson’un önüne, bazı Japon kentlerinin listesi kondu. Kyoto’nun üzerini çizdi bakan "Olmaz" dedi, "Balayımızı orada geçirmiştik!" Bir hafta sonra, Pasifik’teki Stratejik Hava Kuvvetleri Komutanı General Carl Spaatz’a emredildi. "3 Ağustos’tan itibaren, Hiroşima, Kokura, Niigata ve Nagazaki bombalanacak." 6 Ağustos 1945 sabahı, Albay Paul Tibbets, annesinin adını taşıyan B-29 tipi uçağı ile Hiroşima’ya doğru yola çıktı. "T" harfi şeklindeki Aioi-Başi Köprüsü’nün üzerine geldiğinde, yüzbaşı Thomas Ferrebee 60 kilo Uranyum-235’i serbest bırakacak düğmeye bastı. Saat 8.15’ti. Bundan sonra olanlar, Nazım Hikmet’in sözcükleri, Zülfü Livaneli’nin notalarıyla hep aklımızda: "Kapıları çalan benim, kapıları birer birer. Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli, oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu." Düğmeye basan yüzbaşı, 1980 yılında öldü. Pilot Paul Tibbets 92 yaşında ve sağlığı yerinde. Yaptıklarından hiçbir zaman pişman olmadılar. "Bir emirdi ve yerine getirdik" dediler. BİR BOMBA YETMEDİ Benzeri olay, 9 Ağustos’ta Kokura’da tekrarlanacaktı. Hava durgundu. Kentin üzerini kaplayan kocaman bulut bir türlü çekilmiyordu. Yüzbaşı Kermit Beahan, B-29’un burnunu, alternatif hedef Nagazaki limanına çevirdi. Orası da bulutluydu. Tam geri dönecekken, bir an için açılan bulutların arasından Mitsubishi silah fabrikasını gördü. Kararını verip düğmeye bastı. Saat 11.02’de, 6.5 kilo kadar plütonyum-239 içeren bomba, toprağa 500 metre kala patladı. Yüzbaşı, hedefi ıskalamıştı. Bomba, silah fabrikasının değil, Japonya’nın en büyük Katolik kilisesi, Urakami Katedrali ve hemen bitişiğindeki, tek mahkumu bile sağ kalamayan cezaevinin üzerinde patladı. Nagazaki’deki ölü sayısı Hiroşima’dan daha azdı. Kentin 240 bin sakininden 70 bini hemen o anda öldü, 60 bini yaralandı. Birkaç ay içinde, Nagazaki kurbanlarının sayısı 80 bini bulacaktı. Japonlar, 12 Ağustos’ta teslim oldular. Böylelikle dünya, savaşın bittiğini sandı. 2. Dünya Savaşı bitmişti ama, artık "soğuk savaş" adını alacak yeni bir döneme giriliyordu. B-29’ları kullananlar, Atlantik’ten Pasifik Okyanusu’na, 400 bin silah arkadaşı ölmüş genç askerlerdi. Hiçbirinin ne atom bombasından haberi vardı, ne de verebileceği zararlardan. Sadece onlar mı? Manhattan Projesi’nin pek çok çalışanı da, bir tek bombanın bu kadar kişiyi aynı anda öldürebileceğini, radyasyon kirliliğinin kuşaklar boyu vereceği zararı hesaplamamıştı. Patlamalardan birkaç hafta sonra, Hiroşima ve Nagazaki’yi işgal eden ve azımsanmayacak düzeyde radyoaktiviteye maruz kalan 70 bine yakın Amerikan askerinin sağlık durumu da, hiçbir zaman ciddi biçimde izlenmedi. Yaşama tutunan kız çocukları 11 yaşındaki Kiyoko İmori, Nazım Hikmet’in "Kız Çocuğu"ndan daha şanslıydı. 6 Ağustos 1945 sabahı, en sevdiği arkadaşıyla buluştu, birlikte okula yürüdüler ve ilk işleri bodrum katına inerek ayakkabılarını değiştirmek oldu. Kenti saran yangından, yakınlardaki nehre atlayarak kurtulabildiler. Okulun 620 öğrencisinden sadece ikisi hayatta kalmıştı. İmori yaşadı, arkadaşı bir hafta sonra, kollarında öldü. Keiji Nakazava, babası ve kardeşlerini bombanın patladığı sırada kaybettiğinde 6 yaşındaydı. Hamile annesi, bombanın şokuyla doğurdu. Kız bebek Tomoko dört ay yaşayabildi. Daha sonra Nakazava, ailesinin öyküsünü Çıplak Ayaklı Gen (Hadaşi no Gen) adıyla çizgi roman haline getirdi. Roman, atom bombasının etkilerini en iyi anlatan eserlerden biri olarak edebiyat dünyasında yerini aldı. Sakue Şimohira 10 yaşındaydı. Yerdeki kapkara kadın, annesi olmalıydı. Bir altın dişi vardı çünkü. Sakue elini uzattı dokunmak için. Daha dokunamadan, kül oldu siyah kadın. Sakue’nin kız kardeşinin saçları dökülmeye başlayınca, çocuklar alay etmeye başladılar ve kız kardeşi kendisini trenin altına attı. Sakue, 10 yıl boyunca, başka öksüzlerle birlikte küçük bir kulübede yaşadı. Bir gün kız kardeşi gibi ölmek istedi. Son anda vazgeçti ve rayların yan tarafına düştü. "İki tür cesaret varmış" diye anlattı yıllar sonra, Oscar ödüllü belgeselci Steven Okazaki’ye, "Ölmeye cesaret ve yaşamaya cesaret. Ben yaşamayı tercih ettim." RADYOAKTİF TERÖRİZM Nükleer silahların kullanımı, nükleer güç santrallarındaki kazalar, her zaman korkulu bir rüya olmuştur ama, bir santrala yönelik intihar saldırısı, önlenmesinin zorluğu nedeniyle çok daha fazla kaygı uyandırıyor. Ancak, nükleer enerji yanlıları, "Bir nükleer santralın üzerine uçak düşerse ne olur diye, dert etmeyin. İlk anda ölenlerin sayısı, Hiroşima ve Nagazaki’deki kadar yüksek olmaz. Çünkü oradakileri kül eden radyasyon değil, 300 bin derece santigradı bulan sıcaklıktı" diyerek teselli ediyor. 23 Kasım 2006 günü, Rus gizli servisinin eski üyesi Litvinenko’nun, Londra’nın Millenium Oteli’nde içtiği çaya Polonyum-210 katılarak öldürülüşüne benzer cinayetlerin artmasından da korkuluyor. Litvinenko’yu nerede, nasıl, kimin öldürdüğünün aydınlatılmasında karşılaşılan güçlükler bir yana, radyoaktivite yayan cenazenin otopsisini kimlerin, nasıl yapacağına karar vermek bile günlerce sürmüştü. Bir diğer tehdit, "radyoaktif terörizm." 2003’te İngiliz karşı istihbarat teşkilatı MI5’in başkanı Eliza Manningham-Buller, "Bir Batı ülkesinin radyoaktif terörizmle karşılaşması an meselesi" dediği bu eylemlerin iki örneği biliniyor. İlki, 1995’te Moskova’nın İzmailovski parkına Çeçenlerin gömdüğü iddia edilen Sezyum-137, ikincisi 1998’te Çeçenistan’da Argun yakınlarında bir mayına takılı bulunan teneke kutudaki radyoaktif maddeler. Ancak hastane, fabrika ve araştırma laboratuvarlarından çalınan radyoaktif madde öylesine çok ki, Bayan Buller pekala haklı çıkabilir. İnsan içine çıkmaya utanıyorlar Hiroşima ve Nagazaki’nin hibakuşaları, her geçen yıl beşer bin eksilerek günümüze kadar ulaştı. Sayıları 250 bin dolayındaki bu mağdurların ortalama yaşları 70’in üzerinde ve en gençleri 62 yaşında, yani bombanın düştüğü gün henüz ana rahminde olanlar. Kimileri hálá hastanede, kimileri her an bir bomba daha patlayacak korkusuyla yıllardır evinden çıkmıyor. Onlar da öldüğünde, öykülerini kim anlatacak? Hiroşima’ya atılan bombanın hedefi "T" şeklindeki köprüydü. Bulunduğu yerde, bugün benzeri bir köprü var. Çevresini kuşatan Barış Parkı’nı ve içindeki müzeyi gezmeye ya da hemen karşısındaki, bir bölümü patlamadan sonraki harabe haliyle korunan Atom Bombası Kubbesi’ni görmeye gelen öğrencilerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. Çocuk Anıtı’nda biriken milyonlarca kağıttan turna kuşu da, birkaç yıl önce, "Geçmiş karın doyurmuyor. İşsizim" diyen üniversiteden yeni mezun biri tarafından yakılmıştı. O rengarenk kağıt turnalar ki, bin tane yaparsa ölmeyeceğine inanan ve sadece 644’üne ömrü yeten lösemili küçük kız Sadako Sasaki’nin anısına, dünyanın dört bir yanındaki ilkokul öğrencileri tarafından katlanmış ve sergilenmek üzere buraya gönderilmişti. O kuşlar ki, küçük Sadako sayesinde kağıt katlama sanatı Origami’nin olmazsa olmazına dönüşmüştü. HASTA DOSYALARI DELİL OLACAK Aslında, hibakuşaların fiziksel acılarına eklenen başka sorunları da var. Şekli bozulan, hatta tanınmaz hale gelen yüzleri, elleri, ayakları, dökük saçları, zayıf ve hastalıklı görünümleriyle insan içine çıkmaya utanıyorlar. Üstelik sadece onları değil, çocukları ve torunlarını bile "belki bulaşır" korkusuyla işe almayan kör cahiller bile var. Mağdurlar, Japon hükümetinden yeterince destek alıncaya dek çok mücadele ettiler ve hálá sürdürüyorlar. Hele, Hiroşima ve Nagazaki’deki fabrikalarda zorla çalıştırılırken ölen 20 bin kadar Koreli savaş esiri var ki, değil destek görmek, atom bombası kurbanları için dikilen anıtlara adlarını bile 25 yıl sonra yazdırabildiler. 1947’de, ABD Başkanı Harry Truman’ın emri üzerine kurulan Atom Bombası Zararları Komisyonu’nun görevi, radyasyonun sağ kalanlar üzerindeki uzun vadeli etkilerini araştırmaktı. Bu çerçevede Hiroşima ve Nagazaki’de görevlendirilen Amerikalı ve diğer yabancı doktorların, en az 15 bin hibakuşayı tedavi edip izlediği ve 28 yıl boyunca bu hizmeti Japon hükümetinden bağımsız yürüttüğü biliniyor. Atom bombası mağdurları ve yakınları şimdi, büyük bölümü hálá gizli tutulan bu hasta kayıtlarının peşinde. Belgeler, hem Japon hem de Amerikan hükümetleri aleyhine açılan bireysel tazminat davalarında delil olarak kullanılacak. MİLYONLARCA HİBAKUŞA VAR Aslında radyasyonun etkisiyle yaşamları kararan, sadece 62 yıl önce atılan atom bombalarının mağdurları değil. 1945’ten bu yana, bir daha hiçbir savaşta atom bombası kullanılmasa da, artık ABD’nin yanı sıra, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore’nin de nükleer silahı var. Resmen kabul edilmemekle birlikte, İsrail’in de elinde nükleer silah bulunduğu sanılıyor. Öte yandan ABD, İran’ı, bu tip silahları geliştirmekle suçluyor. Geçen yıllar içinde yeraltında, yerüstünde ve atmosferde, gösteri ya da deneme amaçlı patlatılan iki bin kadar nükleer silah, Hiroşima ve Nagazakili hibakuşalara milyonlarca yenisini kattı. Örneğin 1949 ile 1990 arasında, Doğu Kazakistan’ın Semipalatinsk bölgesini nükleer deneme alanı olarak kullanan Sovyetler Birliği, gerçekleştirdiği 600 kadar nükleer denemeyle, en az 1,5 milyon kişiyi, Hiroşima bombasının 20 bin katı radyasyona maruz bıraktı. Su kaynakları, nehirler ve tarım toprakları kirlenince, radyoaktivite besin zincirine girdi ve kanser, kısırlık, sakat bebek doğumları, intiharlar dünya ortalamalarının kat kat üzerine çıktı. 1986’daki, Ukrayna’nın kuzeyinde, Kiev’e 100 kilometre uzaklıktaki Çernobil nükleer reaktöründeki patlama, bir nükleer silah denemesi değil, kazaydı. Nükleer tarihin, bilinen 100 kadar kazasının en büyüğüydü ve açığa çıkan radyasyon, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre radyasyon, Türkiye’yi de kapsayacak biçimde, geniş bir coğrafyada 6.6 milyon kişiyi ciddi biçimde etkiledi ve bunların en az 4 binini kanserden öldürecek. |
|
#5
| |||
| |||
| “Kelebeği tutmak istediği anda patlama oldu” Yıkıntıların altında atıyor çocuk kalbim, dur bomba, ne olur! Soluğu kesilecek annemin... İkinci Dünya Savaşı’nın son günleriydi. ABD hükümetine bağlı bilim adamı ordusu, korkunç bir katliamın ön hazırlığını günlerce önce sona erdirmişti. Onbinlerce sivil insanın ölümü ve daha fazlasının yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı katliam, dünya kamuoyuna insanlığın bilimsel gelişimi olarak lanse edildi. Kullanıldığı anda yüzbin insanın canını alan atom bombası, ardında yıkılmış bir şehir, bütünüyle ölü bir toprak, soluk alamayan insanlar ve kahverengi bir gökyüzü bıraktı. Sokaklardan aylarca dağılmayan yanmış ceset kokusu, ABD’nin demokrasi ve insan hakları anlayışının kokuşmuşluğundan başka bir şey değildi. 6 Ağustos 1945’de ABD, Japonya’nın Hiroşima kentine bir atom bombası attı. Bombanın atıldığı anda ölen insanların sayısı 50 bine yakındı. 6 Ağustos’u takip eden aylar boyunca, bombanın radyoaktif etkisinin bir sonucu olarak, ölü sayısı resmi kayıtlara göre 150 bine ulaştı. Bu sayının çok çok üstünde insan sakat kaldı. Yayılan radyasyon doğal yaşamın bütün üretim dengelerini alt üst etti. Hiroşima topraklarında uzun yıllar tek bir bitki yetişmedi ve doğan çocukların büyük çoğunluğu kanser vb. hastalıklarla karşı karşıya kaldılar. Atom bombasının etkisi gökyüzünden bırakıldığı anda kendini göstermişti. İçerdiği maddenin yayılması sadece saniyeler aldı. İnsan hayatı üzerinde basit bir deneme yanılma oyunu değildi bu. Bilinçli bir biçimde planlanmış olduğu açıktı. Ve hedef gerçekten de onbinlerdi. Zira atom bombasının ortaya çıkarabileceği sonuçlar, üreticisi olan bilim adamlarınca başından beri biliniyordu. Bu soğuk kanlı bir cinayet miydi, yoksa savaş sırasında yapılmış geri dönülmez bir hata mı? Gökyüzünden yağan ölüm acaba yanlış anlaşılan bir komuttan ya da deli bir pilotun kendi inisiyatifinden kaynaklanmış olamaz mıydı? 6 Ağustos 1945’te dünyada milyonlarca insanın aklından ilk önce bunlar geçti. Akıl almaz bir bilanço çıkmıştı ortaya. ABD kendini aklamaya çalışmıyor, insanlar ilk kez karşılaştıkları bu ölüm makinesinin üzerlerinde yarattığı şok etkisi ile radyoların başından ayrılamıyorlardı. Bu arada Japonya’nın bir şehrinde yaşam durmuş, derileri yüzülmüş ama hayatta kalacak kadar şanslı olan insanlar, nehir kenarlarına sığınmış, kan kokan bedenlerini bataklık sineklerinden korumaya çabalıyor, bir yandan da tepelerine inebilecek yeni bir bombanın korkusu ve haber alamadıkları yakınlarının endişesiyle, ABD’yi lanetliyor ve ölülerine a&curen;ıt yakıyorlardı. Çok geçmeden ölümün yanık kokusu bütün Japonya’ya yayıldı. Haftalara yayılan bir gece başladı Japonya’da. Gece bitmedi. Gün doğmadı. ABD bir kez daha yeni onbinlerin soluklarını kesmeye karar vermişti. 9 Ağustos 1945, bu kez hedef Nagazaki. Gökten düşen yeni bir atom bombası... İnsanlığı sırtından vuran yeni bir saldırı... Ölümün kokusu aynı, akan kanın rengi, inlemeler ve haykırışlar, tiz çığlıklar, katliamın faili aynı! Hiroşima ve Nagazaki’deki saldırıların ardından hayatta kalmayı başaranların belleklerinde iz bırakan görüntüler aynı... Haritadan silinenler-Hafızalara kazınanlar Bugün katliamların üzerinden 59 yıl geçti. 59 yıl, kanayan yaraları sardı belki ama acıları dindirmedi. O günden bugüne çok şey değişti. “Bilim” ilerledi. Atom bombası yerini, nötron bombasına ve isimleri sayıldığında uzun listeler oluşturabilecek bir sürü yeni silaha bıraktı. Kullanıldıklarında bir kenti değil, koca bir kıtayı haritadan silebilecek güçte bombalar üretildi. Bütün bunlar bir yana ABD, hala, iktidarını öldürerek, öldürterek güçlendirmeye devam ediyor. Elinde devamlı koz olarak tuttuğu nükleer silah tehdidi ile dünyanın her yerinde jandarmalık misyonuna soyunmuş durumda. İkinci Dünya Savaşı sırasında 22 milyonu asker ve 28 milyonu sivil olmak üzere toplam 50 milyon insan can verdi. Şili’de, Vietnam’da, daha dün Afganistan’da, yıllardır Filistin’de ve bugün Irak’ta yüzbinlerce insan öldürüldü ve halen de öldürülmekte. Bütün bu katliamların hesabının kimden sorulacağı açıkça ortada. Hiroşima ve Nagazaki’deki yaşananların ardından kukla başkan Truman, beslendiği Amerikan kültüründen ve sırtını dayadığı emperyalist Amerikan tekellerinden aldığı güçle, yaptığı tüm açıklamalarda yaşananları savundu, pişman olmadığını, verdiği her iki ölüm emrinin de arkasında durduğunu açıkça ifade etti. “Amerikan rüyası” o yıllarda Japonya halkı için ve devamında tüm dünya halkları için bir kabusa dönüştü. Atom bombasının etkisinin gücüne dair bir dolu bilimsel açıklama yapılabilir. Örneğin Nagazaki’de kullanılan bomba daha güçlü olmasına rağmen, etkisi daha zayıf olmuştur. Bütün bunların sebeplerinin teknik ve coğrafi açıklamalarına girişilebilir. Atom bombasının geliştirilme süreci, içeriği anlatılıp, buradan bilim etiği üzerine tartışmalar da yürütülebilir. Ancak bütün bu tartışmalar sonucunda değiştirilemeyecek yaşanmışlıklar ve acıları hafifletilemeyecek insan yığını var. Ve kurulacak hiçbir cümle bu gerçeği değiştiremez. “Alarmdan sonra tehlike geçti işareti daha yeni çalmıştı. Okula gelen arkadaşlarımı tembel tembel seyrediyordum. Sarı-yeşil kanatlı bir kelebek süzülerek geldi, tam karşıma duvarın tepesine kondu. Şimdi düşünüyorum da B-29’un kendine özgü sesini açık seçik olarak işittiğimi hatırlıyorum. Tehlike geçti işaretinin verdiği güvenle, bu ses bir kulağımdan girmiş, bir kulağımdan çıkmıştı. Kardeşim kelebeği tutmak için elini uzattığı anda patlama oldu ve sanki bir fırına atılmışım gibi her yanımda büyük bir yanma duydum. Duvarın köşesine fırlatılmıştım. Aklıma geldikçe hala şaşarım: Önce bir parıltıyla, kapkaranlık bir dünyaya fırlatılıp atıldıktan sonra, nasıl olmuş da kardeşimin elinden tutup koşmaya başlamıştım? Bu sahnenin kopuk görünüşleri fotoğraf kağıdı gibi göz bebeklerime işlemişti.” (Sintara Fukuhara-1945’te dördüncü sınıfta) “Her yanı yanık içinde, günlerce inleyen kimsesiz insanları, yaralar üzerinde dolaşan kurtları, nöbet içinde feryat ederek ölenleri sizlere anlatmak için nereden kelime bulayım? Yaşayan Cehennem desem, olur mu? ” (Masataka Oseda–1945’te üçüncü sınıfta ) Hiroşima ve Nagazaki’de yaşananlar insanlık tarihinin kara lekesi olarak yıllarca güncelliğini yitirmeyecek. Emperyalist savaşlar sürdükçe, 1945’te açılan yara kapanmak bir yana, derinleşerek büyüyecek. Gerçek barışa giden yol tam da emperyalizme karşı verilecek savaştan geçmekte. Hiroşima ve Nagazaki’de gaz bulutlarının içinde, küle dönüşen insanların anısı, emperyalizme karşı insanlığın kinini biliyor. A. Eylül Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » |
|
#6
| |||
| |||
| ABD, 1945 yılında ilk atom bombasını Japonya'nın Hiroşima kentine attı: 140 bin kişi öldü. Zamanla radyoaktivitenin yol açtığı kanserler de dahil ölü sayısı 237 bini buldu. ![]() Hiroşima'ya bombanın atılmasından birkaç gün sonra... 6 ağustos 1945'te ABD, Japonya'nın Hiroshima kentine 15 bin tonluk TNT'nin patlayıcı gücüne eşdeğer ve 'The Little Boy' adında bir atom bombası attı. Üç gün sonrasında ise 'The Fat Man' Nagasaki'yi yerle bir etti. Bu bombanın patlama gücü çok daha yüksekti ve 21 bin tonluk TNT'ye eşitti. İki şehrin bombalanması sonucu yüzbinlerce kişi öldü. Yayılan radyasyonun etkileri hala sürüyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında, ABD ve İngiltere 'Manhattan Projesi' olarak adlandırdıkları bir atom bombası projesi başlattılar. Bu projenin çıkışı, Almanya'nın atom bombası yapabileceği korkusuydu. Ancak, Almanya savaşta yenildikten sonra Japonya'nın atom bombası yapabilme ihtimali neredeyse hiç olmamasına rağmen bu araştırmalar devam etti. Bombanın atılmasıyla Hiroşima ve Nagasaki anında yok oldu. Atom bombasının yarattığı muazzam şok dalgaları çok geniş bir alanda binlerce kişinin o anda ölmesine sebep oldu. Dalgaların doğrudan ulaşamadığı yerlerde ise yayılan radyasyon, sonraki günler, aylar ve yıllar boyunca birçok kişinin lösemiden ölmesine sebep oldu. Hayatta kalanlara Japonya'da 'Hibakusha' dendi. Hibakusha'lar ve çocukları ülkede yıllarca insanlar tarafından dışlandı. Radyasyondan etkilenme korkusu ile hiç kimse onlara yaklaşmak istemedi. Yıllarca bu zor koşullarda yaşayan Hibakusha'lar kendi trajedilerinden yola çıkarak dünyada başka Hiroşima ve Nagasaki olmaması için büyük kampanyalar başlattı. 6 ağustos 1945'te, sabah 08.15'te 'The Little Boy' isimli ilk nükleer bomba 'Enola Gay' isimli B-29 Superfortress'tan bırakıldı. İnsanlık tarihinde ilk defa böyle bir bomba kullanılmıştı. Aralık 1945'te Hiroşima'daki resmi kaynaklar ilk anda ölenlerin sayısını 140 bin olarak tahmin ettiklerini bildirdi. Bombanın etkisi ile binlerce insan daha yavaş yavaş öldü. Nükleer saldırıdan sonra Hiroşima şehri bir barış kenti olarak düzenlendi. Bombanın yıktığı alanda ayakta kalan ilk bina da Hiroşima Barış Anıtı olarak seçildi. 9 ağustos 1945 sabahı, 'Bockscar' isimli B-29 Superfortess uçağı 'The Fat Man' isimli ikinci nükleer bombasıyla, ilk hedefleri olan Kokura'ya ulaştı. Ancak, şehir bir bulut kümesi ile örtülmüştü ve görüş yeterli değildi. Hava şartları ve diğer sorunlar nedeniyle uçuş ekibi, ikinci hedefleri olan Nagasaki'ye yöneldi. Nagasaki, Japonya'nın en önemli sanyi bölgelerinden biriydi. Bombanın atıldığı anda ölenlerin sayısı 100 bindi. ABD, bomba kullanımını haklı göstermek için Japonya'nın Pearl Harbor baskınını ve müttefik güçlerinin koşulsuz teslim olma isteğini geri çevirmelerini öne sürdü. Ancak yıllar sonra yapılan açıklamalarda ABD hükümeti, bombanın gerekli bir askeri harekat olduğunu, çünkü buna tek alternatifin istila olduğunu söyleyecekti. İstila ise birçok ABD askerinin hayatına mal olacaktı. Aslında daha işin başından itibaren Japonların çözülmüş şifreli telegraflarından ve diğer bilgi kaynaklarından, aslında Japon askeri kuvvetlerinin zaten bozguna uğramış olduğu biliniyordu. Japonlar, imparatorlarını korumak karşılığında ABD'nin sunacağı teslim olma şartlarına uymaya hazırdı. Ayrıca, SSCB'nin, savaşa Japonya karşıtı girmesi durumunda, herhangi bir istilaya gerek kalmadan Japonya zaten teslim olacaktı Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » |
|
#7
| |||
| |||
| Atom bombasıyla ölenler anıldı 6 Ağustos, 2007 09:28:00 (TSİ) Dünya tarihinde atom bombasının savaş yıkımı amacıyla tek kullanıldığı ülke olan Japonya'nın Hiroşima kenti, ''gökten inen cehennem''in 62'nci yıldönümünde kurbanları ''hala hayatta kalabilen''lerle birlikte bu sabah andı. ABD'nin attığı atom bombasının ilk darbesi olan saatte (08.15), Hiroşima'nın Barış Anıtı Parkı'nda 40 bin kişi bir araya geldi. Hiroşimada 800 km'lik fırtına, kör edici ve eritici nükleer ışığın ardından yıllarca süren radyasyon kalıntısı nedeniyle yaklaşık 250 bin kişi öldü. Törende konuşan Hiroşima Belediye Başkanı Tadatoşi Akiba, sağ kalabilenlerin bombanın bıraktığı korkunç yaralarla yaşadıklarını anlatarak, "ABD atom bombaları doğurmaya devam ediyor" sözleriyle tepkisini dile getirdi. Akiba, "ABD'nin köhne, korkunç yanlış siyasetlerine karşı atom bombasının devletler hukukunda tamamen yasaklanması sağlanmalıdır" dedi. Bu arada, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra doğmuş ilk Japon Başbakanı olan Şinzo Abe, dün hükümetindeki eski savunma bakanı Fumio Kyuma'nın "Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları İkinci Dünya Savaşı'nı ebediyen bitirmiştir" manasındaki, bombaları haklı gösteren sözü için hem ulusundan hem dünyadan özür diledi. Başbakan Abe, bugün de sabah Barış Parkı'na çelenk koydu ve "Barış temelinde kurulmuş anayasamız korunacaktır" dedi. ![]() Etkileri hala sürüyor... İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, ABD Başkanı Harry Truman'ın emriyle Hiroşima atom bombası atıldı. Amerikan bombardıman uçağı B-29 "Enola Gay"in saat 08.15'te attığı bombaya "Küçük Çocuk" adı verildi. ![]() Atom bombası, o güne kadar kullanılan en güçlü bombadan tam 2 bin kat daha güçlüydü. Hiroşima'nın yüzde 60'ında taş üstünde taş kalmadı; 13 kilometrekarelik bir alan radyasyon bulutu altında kaldı. Bomba atıldığında kentin nüfusu 350 bindi. Hiroşima'da 1945 sonunda atom bombasından 140 bin ölü vardı. Ama radyasyonun çok uzun süren korkunç etkisi 110 bin insanı daha öldürdü. Resmi ölü sayısı bu yıl 253 bin 8'e yükseldi. Yakın zamanda 5 bin 221 bin insan daha Hiroşima bombasının etkilerinden ölüm listesine eklendi. Kanserler, karaciğer iflasları da atom bombasının çok sayıda ölümcül etmeninden. Japon hükümeti halen atom bombası kurbanlarının tedavilerini çeşitli kurumlarla beraber sürdürüyor. Bugün dünyada, Hiroşima'da kullanılan bombanın 2 bin 500 katı gücünde tek atom bombası, yani 50 megatonluk atom bombasını imal gücü var. 1975'te Nobel barış ödülü kazanan Sovyet nükleer fizik mühendisi Andrei Sakharov'un (1921-1989) Sovyet önderi Nikita Kruşçev'i (1894-1971) ABD ile silah yarışında 50 megatonun üzerine çıkılmaması yönündeki iknası, tarihe damgasını vurmuş atom bombası dönemeçlerinden biri olarak hatırlanıyor. İkinci bomba Nagazaki'ye ABD, dünya tarihinde ikinci ve son savaş amaçlı atom bombasını Hiroşima'dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945'te Nagazaki kentine attı. İkinci bombanın adı ise, "Şişman Adam"dı. İkinci bomba da yaklaşık 80 bin kişinin ölümüne neden oldu. Japonya altı gün sonra kayıtsız-şartsız ABD'ye teslim oldu. "Güneş'in Oğlu" Japon İmparatoru Hirohito, Missouri zırhlısının güvertesinde Amerikalı General Douglas MacArthur'un huzurunda teslimiyet anlaşmasını imzaladı. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » |
|
#8
| |||
| |||
| Bundan 60 yıl önce - Neden Hıroşima ve Nagazaki? - Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır ![]() Radyasyon yüklü mantar bulutunun altında ani, yavaş, tarifsiz acılarla ölümün adı: Hıroşima ve Nagazaki! Ve sürmekte olan tehlike! Yusuf Küpeli - Bundan 60 yıl önce Hıroşinma metoroloji gözlemleri patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Patlayan bir fotoğraf makinesinin flaşı değil, Amerikan B-29 bombardıman uçağından atılmış olan yaklaşık 15 kilotonluk Atom bombasının gözleri köreden yapay güneşi, dev ateşten topu idi. İnsan soyunun bu en yokedici şeytani silahı ilk kez insani bir hedefe karşı, hem de askeri stratejik açıdan hiç te önemi olmayan 250 bin nüfuslu sivil bir kent halkına karşı kullanılıyordu... Yaklaşık 15 kilotonluk bir Atom bombası demek, 15 bin ton Tri Nitro Tolien’in (TNT) etkisine eşit bir patlayıcı etki anlamına gelmekteydi. Silisyum çamuruna emdirilmiş Tri Nitro Gliserin’den ibaret dinamitten defalarca daha etkili olan, herçeşit top mermisinin, sıradan anti- tank roketlerin, elbombalarının, anti- personel ve anti- tank mayınların vs. içlerinde kullanılan askeri amaçlı TNT’nin radyasyon etkisi yoktur şüphesiz. Ve yine 15 bin ton TNT yüklü bir bombayı atabilecek ne bir uçak ve ne de bir başka aygıt vardı. Buna karşın, 15 bin ton TNT'nin patlayıcı etkisine ek olarak bir de radyasyon etkisi yaratan Atom bombası ise, yüksek derecede zenginleştirilmiş 60 kilogram uranyum içermekteydi sadece. Sözkonusu uranyum, zenginleştirilmiş U- 235’den ve çoğunlukla U- 238’den oluşmaktaydı. Japonya’nın yedinci büyük kenti Hıroşima’nın yüzde 90’ını bir anda yerlebir eden bomba, normal bir insanın kaldırabileceği ağırlıktaydı. Hıroşinma metoroloji gözlemleri 6 Ağustos 1945 günü sabah saat 08:15’de patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Bakanın gözlerini köreden flaşın, şekillenen ateş topunun, yapay güneşin çevresinden karşısına gelen herşeyi yıkan radyasyon yüklü bir rüzgar yayıldı, fırtına esti önce. Bu şiddetli rüzgar yine aynı yıkıcı etkisiyle kaynağına doğru gerisingeri döndü. Radyasyon yüklü rüzgar aynızamanda yakıcı, kavurucu, kül edici yüksek ısıyla yüklüydü ve geçtiği yerleri sadece yıkmadı, karşısına çıkan herşeyi yaktı, kömürleştirdi, kül etti... Patlayan flaşın ardından, ateş topunun kaybolmasıyla birlikte, beş dakika kadar sonra, gri- siyah bir bulut 8 bin metreye dek yükseldi. Bulutun tepesinde şekillenen radyasyon yüklü mantar kafası deniz seviyesinden 12 bin metre ve belki de daha yüksekteydi. Hıroşima’ya atılan Atom bombasının bulutu önce, 8 bin metrede kırmızı, beyaz, sarı renkler almış ve 12 bin metreye ulaştığında ise renksizleşmişti. İlk gün 45 bin kişi anında ölecekti. Cesetler kavrulmuş, kömürleşmişlerdi. Ardından gelen günlerde 19 bin kişi daha yanıklarla, acılarla öleceklerdi. Ölenlerin hepsi sivil halktan insanlar, sıradan işçiler, kadınlar, çocuklardı. Ve zaman geçtikçe ölü sayısı yükselecek, kalıcı radyasyon etkileriyle, artan kanser hastalıklarıyla bombanın zararlı etkileri yaşamakta olduğumuz yeni yüzyıla dek uzanacaktı. Aradan üç gün geçtikten sonra, 9 Ağustos 1945 günü 174 bin nüfuslu Nagasaki limanında patlatılan Atom bombası ise 8 kilogram plutonium-239 (yüzde 90 Pu-239) içermekteydi. Plutonium patlatma işinin ilk deneyi Yeni Meksika’da (New Mexico) bulunan Alamagordo’da 16 Temmuz 1945 günü gerçekleştirilmişti. Hıroşima ve Nagasaki kentlerine Atom bombası atma emrini veren ABD Başkanı Truman, verdiği emrin sivil halk üzerinde yaratacağı etkileri çok iyi biliyordu. Buna karşın, ABD tekellerinin dünya egemenliğini perçinlemek amacıyla yaratılacak dehşet havası, tüm dünyaya verilecek gözdağı uğruna “birkaçyüzbin sivil, onbilerce küçük kızçocuğu rahatca feda edilebilirdi ve edilmeliydi!” Nagasaki’ye atılan Atom bombasının gücü 25 kiloton idi, veya 25 bin ton TNT gücündeydi. İlk gün 22 bin, ardından gelen günlerde ise 17 bin kişi ölecekti. Ağır radyasyon nedeniyle ölenlerin sayıları kısa sürede 103 bine ulaşacak ve kanser ve kan kanseri oranları hızla yükselecekti. Kısa sürede her iki kentte birden Atom bombası nedeniyle ölenlerin toplam sayıları 200 bini aşacaktı. İleriki yıllarda bağlantılı nedenlerle ölenlerin sayıları 400 bine ulaşacaktı. Moriwaki Yoko, Hıroşima lisesine yeni başlamış 13 yaşında küçük bir kız çocuğuydu ve tuttuğu kısa günceler 6 Ağustos 1945 günü sonbulacaklardı. Moriwaki Yoko’nun göreceli uzun güncelerindeki en kısa notlardan bir- iki alıntı yapalım... 13 Nisan 1945: “Bugün yaşamımda ilk kez o allahın belası B-29’lardan birini gördüm. Ardından Hıroşima’nın üzerinde güzel beyaz bir bulut çemberi bırakarak uzaklarda kayboldu. Gerçekten üzüldüm. Hava saldırısı uyarısı yeniden sonbuldu ve öğleyin evlere döndük.” 26 Nisan 1945: “İlk kez biyoloji dersine giriyorum. Öğretmenimiz Kimura-sensei. Oldukça iyi bir öğretmen. Çam ağaçlarının tozlanma yoluyla üremelerini öğrendik ve mikroskopla deneme yaptık. Çok şey görebildik.” 5 Ağustos 1945: “Dün ziyaretimize amcam geldi, evimizi neşeye boğdu. Herzaman böyle geçebilse çok iyi olacağını düşündüm. Yarın çevre temizliği yapacağız. Elimden gelenin en iyisini gerçekleştireceğim.” Ertesi gün, Moriwaki Yoko ve sınıf arkadaşları “ülke için en iyisini başarma çabasıyla” temizlik yaparlarken, bulundukları yerin bir kilometre ötesine Atom bombası düşecekti. Aynı gün öğleyin ağır yaralı kızçocuğu 10 kilometre ötedeki okulunun mutfağına taşınabilecekti. Aynı akşam (6 Ağustos 1945 akşamı) ölecekti. Küçük kız çocuğunun anı defterine düşebildiği son not 5 Ağustos 1945 tarihini taşımaktaydı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 1980 sonbaharında bildirdiğine göre, bir milyon Hıroşima bombası gücünde 40 bin ile 50 bin arasında Atom bombası depolanmış olarak patlatılacakları günü beklemekteydiler. Bunların güçleri tüm dünya nüfusunu düzinelerce kez öldürmeye yeterlidir. Ve sanmayınki günümüzde, 2005 yazında daha az Atom bombası depolanmış olarak kullanılacakları günü beklemektedirler. Ve Atom bombasına sahibolan milletlerin sayıları da giderek artmaktadır. - Neden Hıroşima ve Nagazaki? Churchill'in anılarında aktardıgına göre, Potsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında Truman, korkutma amacıyla Stalin'e, ABD'nin elinde yeni bir bomba olduğundan sözetmişti.... Hıroşima ve Nagazaki yaşayanlarına yönelik insanlık düşmanı hainane eylemin asıl nedeni, atom bombalarının korkunç yıkımlarının hemen ardından, The London Daily Express yayınlanan makalenin başlığında gizliydi... Gazete, “Bu dünyaya bir uyarıdır!”, manşetini atmıştı. Anlaşılacağı gibi, “ayağınızı denk alın, dünyanın yeni egemeni ABD mali- sermayesidir!”, denilmişti... ABD Başkanı Truman, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’ya attığı atom bombası ile Hitler’in mirası üzerine oturduklarını tüm dünyaya ilanetmişti. Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında ilk atom bombası deneyini yapması ile ABD, dünya imparatorluğu düşünü en az bir 40 yıl ertelemek zorunda kalacaktı... Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile yeniden yaşama geçirilmeye başlayan sözkonusu düşün ise çok daha büyük bir trajedi ile sonbulacağına şimdiden emin olabilirsiniz. İkinci önemli neden ise, yine dünya egemenliği ile bağlantılı olmakla birlikte, daha çok ABD’nin Doğu Asya politikasıyla ilgiliydi. Hıroşima ve Nagazaki kentlerine atılan Atom bombaları, Savaş sonrası yaratılacak Çin, Japonya ve diğer Doğu Asya parçaları üzerinde Sovyetler Birliği’ni söz sahibi yapmama amacını taşımaktaydılar... Yalta Konferansı (4-11 şubat 1945) sırasında, Almanya’nın teslim olmasından en geç iki- üç ay kadar sonra Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı savaşa girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Bu ise Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu’da kazanılacak zafere ortaklığı ve sonuçta başta Çin’de olmak üzere kurulacak barış üzerinde de söz sahibi olması anlamına gelmekteydi. Özellikle Çin üzerinde kendine göre “tatlı” düşlere sahip olan ABD yönetimi, bu bölgede kurulacak yeni düzenle ilgili hertürlü süreçten Sovyetler Birliği’ni uzak tutmak, ve aynı nedenle Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılmak için şok bir darbeyle savaşı görüşmesiz bitirmek istemişti. Japonya veya daha doğrusu bütünüyle Uzak Doğu ile ilgili olarak Sovyetler Birliği’ni dışlayan bir son, Yalta Konferansı sırasında yapılan gizli protokole göre Çarlık Rusyası’nın 1904- 05 savaşında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakları geri alması ve ayrıca Moğolistan Halk Cumhuriyeti’nin konumunu koruması üzerine garantileri rahatça geçersiz kılabilecekti... Truman yönetiminin -zaten teslim olmaya hazırlanan- Japonya’ya attığı atom bombaları ile yaşama geçirdiği bu konspiratif plan, Sovyetler Birliği daha Japonya’ya karşı savaşa girmeden Uzak Doğu cephesinde savaşı bitirerek Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılma çabasından ibaretti. Olay sonuçta yine gelip dünyanın tek hakimi olma düşü ile bağlanmaktaydı... Japonya'nın Moskova büyükelçisi Sato, 13 temmuz 1945 günü Sovyetler Birliği yetkililerine başvurarak, ABD ile aralarındaki savaşın bitirilmesi için arabulucu olmalarını istemişti. Önerinin Japon İmparatoru'na ait olduğunu da bildirmişti... Stalin, Potsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında ABD Başkanı Truman'a Japonya'nın bu barış önerisini iletmişti. Buna karşın, Postdam kararlarının ilanından dört gün sonra, 6 agustos 1945'de ABD Hiroşima'ya ilk atom bombasını atacaktı... Savaşa girmek ve ardından Normandiya çıkartmasını yapmak için bilinçli olarak tarafların iyice yıpranmalarını beklemiş olan ABD yönetimi, Nazi Almanyası 7 mayıs 1945'de teslim olduktan hemen sonra, 8 Mayıs 1945'de savaşın tüm yükünü çekmiş olan Sovyetler Birligi'ne yaptığı ödünç verme ve kiralama yardımlarını toptan durdurmuştu... Rooesvelt’in ölümü üzerine savaşın son yılında, 12 Nisan 1945 günü ABD Başkanlık koltuğuna oturmuş olan Harry S Truman, Nazi ordularının üç milyon askerle 22 Haziran 1941’de üç koldan Sovyetler Birliği’ne saldırmalarının hemen ardından, New York Times’in 24 temmuz 1941 tarihli sayısında,“Savaşın kaderi Almanya’dan yana dönerse Rusya’ya, Rusya’dan yana dönerse Almanya’ya yardım etmeliyiz. Böylece taraflar mümkün olduğunca fazla insan öldürmüş olurlar.”, cümlelerini yazmış kişiydi. Hem Avrupa halklarının ve hem de Sovyet halklarının çektikleri acılar ve yaşadıkları kırımlar karşısında tamamen duyarsız olan Truman ve benzerlerinin dünyaya güçlerini kanıtlamak ve Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da kurulacak yeni düzenin dışında bırakmak amacıyla yüzbinlerce sivil Japon insanını bir anda kurban etmeleri, tarifsiz acılarla kurban etmeleri, sonderece anlaşılabilir bir gerçektir. Stalin yönetimi Hıroşima’ya atılan Atom bombasının politik amacını hemen anlamıştı... Hıroşima üzerinde patlayan Atom bombasından iki gün sonra, 8 Agustos 1945 günü Sovyet Kızıl Ordusu Mancurya'daki güçlü Japon Kwantung Ordusu’na karşı saldırıya geçecekti... Aslında Sovyet Rusya’nın Kwantung ordusuna karşı operasyon kararı önceden alınmıştı ve Truman bunun başlayacağı tarihini biliyordu. Bu nedenle 8 Agustos’tan iki gün önce, aceleyle Atom bombasını Hıroşima’nın üzerine attırtmıştı... ABD, Yalta Konferansı kararlarına uygun olarak Sovyetler Birligi'nin Japonya'ya karşı savaşa girdiginin ertesi günü, 9 agustos 1945'de Nagazaki'ye ikinci atom bombasını atacaktı ama, artık Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da gelişecek sürecin dışında bırakacak durumda değildi... Bombanın atılacağı kentlerin seçimleri de ilginçti. Bunlar endüstri kentleriydiler. Tüm Uzak Doğu pazarlarına gözdikmiş olan ABD mali- sermayesi, karşısında rakip bırakmak istememekteydi... Sovyet Kızıl Ordusu, güçlü Kwantung Ordusu’ndan elegeçirdiği tüm ağır ve hafif silahları, uçakları, tankları Mao Tse Tung’un yönetimindeki Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na devredecekti. Böylece Mao Tse Tung’a bağlı güçler saldırıya geçme yeteneğine sahibolacaklardı. Zaten anti- Japon savaşı yıllarında halkla ilişkilerini yüksek düzeyde geliştirmişlerdi... ABD yönetimi baştanberi Chiang Kai-shek’e olağanüstü yardımlar yapmaktaydı. Teslim olan Japonya Çin’den çekilirken, tüm limanlara, demiryollarına ve stratejik öneme haiz diğer yerlere Chiang Kai-shek birlikleri ABD uçaklarıyla taşınıp yerleştirilmişlerdi. ABD, Chiang Kai-shek güçlerini stratejik öneme haiz merkezlere yerleştirmeden Japon birliklerinin Çin limanlarını terketmelerini istememişti. ABD'nin kendi işbirlikçisi güçten yana tüm ağırlığını koymasına karşın, Çin komünistlerinin zaferleri engellenemeyecekti. Bu durum, Çinde ABD etkisinin uzun süre için bitmesi ve Sovyet etkisinin başlaması anlamına gelmekteydi. Ve ayrıca Sovyetler Birliği 1904- 1905 savaşı sırasında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakları da geri alacaktı... (Çin üzerine anlatımda aynı konuya geniş olarak yer verilecektir.) - Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır Balkanlar’ı, Afganistan’ı ve Ortadoğu’yu nükleer çöplüğe dönüştüren ve etkileri 4.5 milyar yı sürecek olan Tüketilmiş Uranyum’lu (DU’lu) mermilerden daha önce ayrıntılı olarak sözetmiştim (bak: OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI). Bunun yanında artık sadece ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in elinde değil, başta İsrail olmak üzere Hindistan’ın, Pakistan’ın ve daha bilinemiyen milletlerin ellerinde Atom bombaları ve bunları taşıyabilecek füzeler bulunmaktadır. Ayrıca Japonya Atom bombası yapabilecek kapasitededir ve İran ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin bu yönde çalışmaları olduğu bilinmektedir. Aslında artık Atom bombası teknolojisi de gizli değildir. Sadece belli malzemenin toplanabilmesi ve bunların kullanılır hale gelmesini sağlayacak yerin inşası yeterlidir. Ronald Reagan’ın başkanlığı (1981- 89) sırasında, Mart 1983'de ABD tarihindeki ilk en büyük askeri yatırım yapılmış ve sözde muhtemel nükleer saldırılara karşı Staratejik Savunma Sistemi (SDI) adıyla uzay silahlandırılmaya başlanmıştı. Şüphesiz asıl amaç askeri- endüstri komplekslerin kazançlarını yükseltmek olduğu kadar, silahlanmayı kışkırtarak, Sovyetler Birliği’nin silahlanma harcamalarının artmasını sağlayarak ekonomik durumunu zora sokmaktı. Aynızamanda "Yıldız Savaşları" olarak da anılan sözkonusu projeye, ABD bütçesinden ozamanki degeriyle önce 112 milyar dolar ayrılmıştı. Bu miktar giderek yükseltilecekti... Projenin pratikte somut bir yararı görülmeyecekti ama, uluslararası gerilim alabildigince artacaktı. Silahlanma yarışı hızlanacak ve Sovyetler Birliği silahlanmaya dafa fazla kaynak ayırmak zorunda kalacaktı... ABD bütçesinden sosyal fonlara, sağlığa vs. ayrılması gereken paralar silah tekellerinin kasalarına aktarılacaktı... Askeri- endüsti komplesler -günümüzde olduğu gibi- altın yıllarını yaşamaya başlamışlardı... Ronald Reagan, 29 ocak 1981 tarihli basın konferansında, ABC News'den Q. Sam Donald'ın sorusuna şu yanıtı vermişti: "Detand Sovyetler Birligi'nin işine yaradı. Amaçları dünya devrimidir. Onlar moralsizdirler vs.". Sözkonusu proje 1993 yılında Clinton yönetimi tarafından rafa kaldırılmıştı ama, 1999 yazında Yugoslavya'yı bombalatan güçler, aynı yıl Yıldız Savaşları projesini Clinton’a dirilttireceklerdi. Projeye ilk elde yeniden on milyar dolar ödenecekti... Günümüzde W. Bush yönetimiyle birlikte yıllık miktarı 500 milyar Dolar’a yaklaşan ABD askeri bütçesindeki bu şişişin en önemli nedenlerinden biride, W. Bush’un “Uzay Savaşları” projesini yeniden tüm hızıyla canlandırılmış olmasıdır. Şüphesiz uzaya yerleştirilen kıtalararası füzeler nükleer başlıklarla donatılmışlardır. Daha önceki silahsızlanma görüşmelerini askıya almış olan W. Bush yönetiminin nükleer tehlikeyi ne ölçüde büyüttüğü ortadadır. Aynı Bush politikası diğer ülkeleri de benzer biçimde silahlanmaya zorladığı için tehlikenin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Bunların ötesin, Irak’ın petrollerini millileştirmesinin ardından Ortadoğu halklarına karşı kullanılmak üzere 1973 yılından itibaren geliştirilmeye başlanmış olan ve sonra yapımları Senato tarafından durdurulan küçük çaplı, toplarla dahi atılabilen taktik nükleer silahların, yüksek radyasyon etkisi yayarak tüm canlıları yoketmesine karşın nesnelere, mallara ve dolayısıyla petrol kuyularına zarar vermeyen Nötron bombalarının ve yepyeni teknolojilerle diğer tehlikeli nükleer silahları imalatlarına ve bu konulardaki araştırmalara, W. Bush yünetimiyle birlikte yeniden canlılık kazandırılmıştır... Başkan Jonn F Kennedy’nin (başkanlığı, 1961- 63) ve yine Başkan Lyndon Johnson’un (başkanlığı, 1963- 69) savunma bakanı ve aynızamanda Nükleer Politika Araştırma Enstütüsü başkanı Robert S McNamara (bakanlığı, 1961- 68), ABD ve Rusya arasındaki nükleer hedef stratejilerinin fazlaca değişmediğini ve günümüzde de böyle bir savaş olasılığının varolduğunu açıkça ifade etmektedir. Sözde “terörizme karşı savaş” hedefinde birleşmiş bu iki ülkeyi uyarmakta ve “ilk görevlerinin acele ve hızlı olarak karşılıklı nükleer silahsızlanmayı gerçekleştirmek ve diğer altı nükleer ulusu da (Fransa, İngiltere, Çin, Hindistan, Pakistan ve İsrail) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aracılığıyla bu sürece dahil etmek olduğunu”, belirtmektedir. Ve McNamara, “Zaman lehimize işlememektedir”, diye sözlerini bağlamaktadır. Kanımca McNamara’nın sözlerine eklenecek birşey yoktur. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » yusuf@comhem.se 6 Ağustos 2005 Bazı kaynaklar: Hiroshima and Nagasaki Asia Times Online - The trusted news source for information on Japan Hiroshima and Nagasaki U.S. Nuclear Policy and Depleted Uranium Charting a New Course for US Nuclear Policy, by David Krieger, May 13, 2004 Fueling the Nuclear Fire: Nuclear Policies of the Bush Adminstration, by David Krieger, August 19, 2003 International Law - Bombing of Civilians UIC - Radiation and Life |
|
#9
| |||
| |||
| amerika bunu yapmıcaktı!!çok kişi öldü!!NEDEN?KİM?NE HAKLA? |
|
#10
| |||
| |||
| ilgili konular hiroşima ATOM Nagazaki görüntüleri - atom bombası Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Nükleer Teknoloji » Konu nuvekolik tarafından (05.01.08 saat 16:04 ) değiştirilmiştir.. |
| Sponsorlar |
| |