|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
10.07.07, 20:32
Çukurova, Antep, Maraş, Urfa ve Trakya'da Millî Mücadele | Harran Üniversitesi hakkında bilgiler | ŞANLIURFA* *GENEL BİLGİLER* *Yüzölçümü:* 18.584 km2 (DİE 1997) *Nüfus :* 1.436.956 kişi (DİE 2002) *İl Trafik No:* 63 Şanlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran' ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası'nda ise yaratılan bolluk ve bereketi gözlemlememek mümkün değildir. *Urfa ilinin ilçeleri:* Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viranşehirdir. *Çevresi: *Doğusunda Mardin,Kuzeyinde Diyarbakır,Kuzey Batısında Adıyaman,Batısında Gaziantep,Güneyinde de Suriye bulunmaktadır. Akçakale M.Ö. IX. yüzyıl ortalarında Asur hâkimiyetinde olan yöre, M.Ö. 610'da Medler'in ve Perslerin eline geçmiştir. Büyük İskender'in M.Ö.331 yılındaki Asya Seferi'nde Makedonya Krallığı'na katılmış ve İslam dönemine kadar sırayla Seleukoslar, Edessa Krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Sasaniler arasında el değiştirmiştir. 640 yılında Şam ordusunun, 661 yılında ise Emeviler'in eline geçti. Emeviler'in ortadan kaldırılmasından sonra Abbâsi hakimiyetine geçen yöre, 1087'de Selçuklular tarafından fethedilmiştir. 1144 yılında Urfanın Zengiler tarafından fethedilmesi ile Musul Atabeyliği'ne bağlanan yöre, daha sonra Eyyubilerle Anadolu Selçukluları arasında paylaşılmıştır. 1244 yılında Tatarlar, 1260'da ise Moğollar tarafından tahrip edilen ilçe, Türkiye-Suriye sınırı çizilmeden önce Tell Ebyad (Beyaz Tepe) olarak biliniyordu. 1921'de sınır tespitinden sonra Akçakale olarak tanındı ve 1946 yılında ilçe haline getirilmiştir. 1 Bucağı ve 73 köyü vardır. 2000 yılındaki nüfus sayımına göre nüfusu 38.088 'dir. Ayn-el Urus Hz. İbrahim(a.s) harandan Şam'a göç ederken amcası kızı Hz. Sare ve beraberindeki kafile ile birlikte Urfanın 50 km güney batısındaki bir su kaynağında konaklar. Hz. İbrahim(a.s) ve Hz. Saranın evlilik töreni burada yapılır. Evlilik töreninin yapıldığı yere "düğün gözü" anlamında Ayn-el Urus" adı verilir. Halen halk arasında bu isimle anılmaktadır. Bir diğer adı ise "Ayn Halil ür Rahman"dır.. Halil ür Rahman kaynağı ve gölü anlamındadır. Bu gün yarısı Akçakale ilçemizde yarısı da Suriye topraklarında kalmıştır. Bu su kaynağı bir vaha görünümünde olup Hz. İbrahim makamı olarak bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. Birecik Yakındoğu'nun büyük ticari yollarının kavşağında, Fırat Nehri kıyısında güzel bir ilçemiz olan Birecik'e, Arap kavimleri Bireh, Türkler ise küçük kale anlamında Birecik demişlerdir.1894 yılında yapılan araştırmalarda şehrin kuzey kesimini Paleolitik (Eski Taş devri) döneminden beri insanların gelip konakladığı bir bölge olduğu anlaşılmıştır. Sırasıyla Hurri-Mitanniler, Hititler, Asurlular, Makedonyalılar ve Seleukoslar hâkimiyetlerini gören ilçe, Müslüman Arapların eline geçinceye kadar, M.S. I. yüzyılda Romalılar ile Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. 1099 yılında Fransız Kontluğu'nun eline geçmiştir. Daha sonra Zengiler, Artukoğulları arasında el değiştiren şehir, XIII. yüzyılda Moğol istilasına uğramıştır. XV. asrın sonlarına doğru Memlukler'in eline geçtikten sonra dışkale ve surlar inşa edilmiştir. Birecik, Yavuz Sultan Selim tarafından 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında Birecik'te Almanlar tarafından birçok kışla ve askeri tesisler kurulmuştur. Savaştan sonra İngilizler tarafından işgal edilen Birecik, sonradan Fransızların işgaline bırakılmıştır. 10 Temmuz 1920 tarihinde kurtuluşunu sağlayarak hürriyetine kavuşmuştur. 1923 yılında ilçe olmuştur. İl merkezinin 90 km. batısında bulunmaktadır. 1 Bucağı, Ayran ve Mezra isimli 2 kasabası, 63 köyü ve 89 mezrası vardır. 2000 yılı sayımına göre, nüfusu 43.587'dir. Kelaynak Çevre Festivali Yörede bolluk ve bereketin sembolü olarak görülen ve kutsal sayılan kelaynaklar adına 1984 yılından beri düzenlenmekte olan bir festivaldir. Festivalin amacı ilçe ekonomisine katkı sağlamak, turizm faaliyetlerini yörede canlandırmak ve bir çevre koruma bilinci oluşturmaktır. Bozova Son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen buluntular, ilçe ve civarının Paleolitik ve Neolitik Çağ'dan beri yerleşim bölgesi olduğunu göstermiştir. Yöredeki Lidar ve Kurban Höyükleri Bozova'nın Tunç Çağı'nda da (M.Ö.5000-3000) bir yerleşme merkezi olduğunu meydana çıkarmıştır. Halep, Samsat ve Malatya yolu üzerinde kurulan ilçe, taşıdığı ticari önemden dolayı çeşitli kavimlerin istilâsına uğramıştır. Asurluların Asurinai, Romalılar ve Ermenilerin Tormenapa, Arapların ise Tell-Hüvek adını verdikleri ilçe 1326'ya kadar Araplar, yerli Ermeni prensleri ve Mardin Artukluları arasında el değiştirmiştir. 1389'da Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılan Bozova'da Timur döneminde bir yönetim karmaşası yaşandıktan sonra 1526'da Osmanlıların eline geçmiştir. Türkmenler tarafından Yaylak, Osmanlılar tarafından ise Bozâbâd olarak adlandırılmış ve son olarak Bozova adı ile ilçe statüsünü kazanmıştır. 2 Bucağı, 79 köyü ve 99 mezrası vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 33.086'dır. Atatürk Barajı Atatürk Barajı'nın yapılması yolundaki ilk çalışmalara, 1960 yılında Elektrik işleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından başlanmıştır. İki yıl önceden yapılan keşifler sonucunda baraj yeri Sam Köyü yakınındaki boğaz içinde seçilmiş, Fırat kenarında sondaj kampı kurularak temel araştırmalara başlanmıştır. Barajın gövde inşaatına 1983 yılında başlamış, inşaat sırasında bilgisayarlı beton hazırlama ve dökme gibi modern teknikler kullanılmıştır. İnşaatın en yoğun döneminde, günde üç vardiya şeklinde, 200 mühendis dâhil yaklaşık 7800 kişi ve her tipten 1000 araç istihdam edilmiştir. 10 Ocak 1991 tarihinde barajda su tutulmaya başlanmış, Haziran 1992'de ise elektrik üretimine geçilmiştir. Fırat Nehri üzerinde, Keban ve Karakaya barajlarından sonra yapılan 3. barajımızdır. Atatürk Barajı Türkiye'nin en büyük barajıdır. Dünyanın yükseklik yönünden 9.; gövde dolgusu yönünden 3.; göl hacmi yönünden ise 8. dolgu tipi barajıdır. Baraj gölünde, 1995 yılından beri Uluslararası Su Sporları Şenlikleri yapılmaktadır. Ceylanpınar M.Ö. XV. yüzyılda Mitanni Krallığı'na bağlı olan yöre, daha sonra Asurluların eline geçince "Riş Ayna" olarak çağrılmış ve bu isim Süryanice'ye Reş Ayna olarak geçmiştir. Bu isim daha sonra Arapça'ya Ra's el-Ayn (Kaynakbaşı) olarak geçmiş ve zamanımıza kadar devam etmiştir. 639 yılında Şam ordusu komutanı İyad b. Ganem tarafından Urfa ve Harran'dan sonra ele geçirilmiştir. Bizans İmparatoru I.Ioannes Çimişkes, 959 yılında Diyarbakır ve Nusaybin'i ele geçirdikten sonra Ceylanpınar'ı da yağma ve tahrip etmiştir. Yöre, Ocak 1394 yılında Suriye Seferi'ne giden Timur'un da yağma ve tahribine maruz kalmıştır. 1921 yılında Türkiye-Suriye sınırı çiziminden sonra ülkemizde kalan kısmına ceylanlarının çokluğundan dolayı Ceylanpınar adı verilmiş ve 1981 yılında ise ilçe yapılmıştır. İl merkezine 141 km. uzaklıkta olan ilçenin 32 köyü vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 53.873' tür. Ayn-ül Zuhur Efsanesi Urfanın Ceylanpınar ilçesinin diğer bir adı Ayn-ül Zuhur'dur. Arapça bir kelime olup "açık göz anlamına gelmektedir. Ayn "göz" zuhur ise "açık" anlamındadır. Ayn ül zuhur bölgede hüküm süren kralın kızının adıdır. Bunlar Ceylanpınar'dan daha güneyde Suriye topraklarında oturuyorlarmış. Bir bahar günü gezmek için bozkır çiçekleriyle rengarenk olan Ceylanpınar'ın kuzeyindeki "Tepez Tepesi"ne gelip çadır kurmuşlar. Çevre o kadar güzel görünüyormuş ki kralın kızı burayı çok beğenmiş ve uzun süre kalmak istemiş kral bu yöreye kızının adını vermiş. Her bahar gelip konaklamak için Kepez tepesinde bir saray yaptırmış. O günden sonra Ceylanpınar ve çevresinin adı Ayn-ül zuhur diye söylenmiş. Halfeti İlçe. M.Ö. 855 yılında Asur Kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman "Şitamrat" adını taşıyordu. Yunanlılar bunu değiştirerek "Urima" adını vermişlerdir. Süryaniler ise, ilçe için "Kal'a Rhomeyta" ve "Hesna d'Romaye" adlarını kullanmışlardır. Arapların eline geçtikten sonra "Kal'at-ül Rum" adı takılmıştır. XI. Yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez "Romaion Koyla" adını almıştır. 1280 yılında Bey sari komutasındaki Memluk Ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca, şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süre ile yağmalanmıştır. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre "Kal'at-ül Müslimin" adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen ilçe, günümüzde de kullanılan "Urumgala" ve "Rumkale" adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir. İl merkezine uzaklığı 120 km.dir. Yukarı Göklü adlı bir kasabası, 35 köyü ve 34 mezrası vardır. 2000 yılı Nüfus sayımına göre, ilçenin nüfusu 1.645'tir. İlçenin büyük bir kısmı Birecik Barajı'nın göl suları altında kalmıştır. Yeni yerleşim yeri olarak ilçe merkezine 7 km. mesafedeki Karaotlak mevkii seçilmiş ve yerleşime açılmıştır (nüfusu 963'tür). Tarihi ve kültürel kalıntıları içersinde barındıran, Birecik Barajının yapımından sonra büründüğü özgün kimliğiyle HALFETİ İlçesi önemli bir turizm potansiyeline kavuşmuştur. Şöyle ki Halfeti'de yaşamın tüm renklerini görmek mümkün. Kentin simgesi haline gelen 'siyah gül' yerli yabancı tüm konukların ilgisini çekmekte, önemli bir ticaret potansiyeli içermektedir. İl Özel İdaresi tarafından satın alınan su motoruyla Aziz Nerses Kilisesi'nin, Barsavma Manastırı'nın ve daha bir çok tarihi yapının yer aldığı Rumkale' ye, kaya kilisesinin yer aldığı tarihi Savaşan köyüne ulaşım olanaklı hale gelmiştir. Rumkale Rumkale, Birecik Ovası'nın ve Halfeti'nin kuzeyinde, Fırat Nehri'nin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir ve Birecik'i kuzeyinden ve kuzeydoğusundan sınırlar. XX. yüzyılın başlarında bir kaza halinde idi ve kazanın merkezi de Halfeti kasabası idi. Rumkale, Asurlular döneminde Şitamrat ismiyle tanınmıştır. Daha sonra Urima adını almış ve XII. yüzyılda Ermeni Piskoposluğu'nun merkezi haline gelmiştir. 1292 yılında Memluklu Sultanı Melik el-Eşref tarafından ele geçirilmiştir. 1516 yılında Mercidabık Savaşı'ndan sonra Osmanlı egemenliğine giren Rumkale, Halep Eyaletine bağlanmıştır. 1737 yılında eyalet haline getirilerek, derebeyleri ve yerel yöneticiler tarafından idare edilir. XX.yüzyılın başlarında kazanın nüfusunu Kürtler ve Türkler, köylerin nüfusunu ise Ermeniler ve Yezidiler oluşturmaktaydı. Rumkale'de bugün gezilip görülebilecek eserler şunlardır: Kale harabeleri, Aziz Nerses Kilisesi harabeleri ve Barşavma Manastırı harabeleri. Önceleri Halfeti ilçesinin esas merkezi durumunda idi; Cumhuriyetten çok önce Halfeti bugün sular altında kalan yerine taşınmıştır. Harran Şanlıurfa'nın 44 km. güneydoğusunda bulunan ve her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilen tarihi ilçemiz, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur. M.Ö.II. bin başlarına ait Kültepe ve Mari tabletlerine Harran adına ilk kez rastlanmıştır. Bu tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde geçer. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise, Harran'dan "Ha-ra-an" olarak bahsedilir. Harran adı, Sümerce ve Akadça "Seyahat- Kervan" anlamına gelen "Ha-ra-nu" dan gelmektedir. Harran, Asur ve Keldani dillerinde "Yol", Arapça'da sıcaklık anlamına gelen "harr" kelimesinden sıcak anlamına gelir. Harran, tarihin en eski dönemlerinden beri büyük bir ticaret şehri: Ay, Güneş ve Gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin, Sabiliğin en önemli merkezidir. Harran, tarih boyunca Babil, Keldani, Asur, Hitit, Med, Pers ve İskender Krallığının yönetiminde kalmıştır. Daha sonra ise, sırayla Roma, Bizans, Emeviler, Abbâsiler, Hamdâniler, Nûmeyriler, Selçuklular, Zengiler, Eyyûbiler Memluklar ve Osmanlıların yönetimine girmiştir. Harran, bilindiği gibi dünyanın eski üniversitelerinden birinin kurulduğu topraklardır. İslâmiyet'ten önce tıp, astronomi, fizik, matematik öğretimi; Eski Yunanca ve Süryanice eserlerin tercüme edilmesi ve pozitif bilimlerdeki çalışmalarla tanınmıştır. Harran'da yetişen dünyaca ünlü bilginler şunlardır: Sabit bin Kurra, İbn Teymiyye, Bettâni el-Harrâni. Harran, 1260 yılında Moğolların istilasına uğramış ve o dönemdeki harap şekliyle günümüze gelmiştir.1987 yılında ilçe haline getirilmiştir. 76 köyü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 13.428'dir. Harran Evleri Harran'ın en çok ilgi çeken yanı, bindirme tekniğinde yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evleridir. Kubbeli evlerin tarihi, M.Ö. VI. bine kadar gitmektedir. Kubbeli ev geleneği, Mezopotamya, Transkafkasya ve Ege'de M.Ö. III. bine kadar devam ettirilmiştir. Anadolu'da kubbeli evlerin yoğun olarak tespit edildiği iki bölge vardır. Birinci bölge Urfa-Birecik arasındaki bölgedir. İkinci bölge ise, Urfa-Akçakale arasındaki bölgedir. Ker*** kubbe ile örtülmüş bu evlerden farklı olarak Harran evlerinin kubbelerinde tuğla da kullanılmıştır. Harran evlerinin tuğla kubbe ile örtülmesinin iki sebebi vardır. Biri, bölgenin çöl olmasından dolayı ağaç malzemenin bulunmayışıdır. Diğeri ise, Harran'da bol miktarda bulunan tuğla malzemedir. Evlerin yüksekliği içerden en çok 5 metreye varan kubbeler, 30-40 tuğla dizisi ile örülmüştür. Örgüleri düzensiz bir şekilde balçık sıva ile bağlanan kubbe ve duvarlar, içerden ve dışardan yine bu harçla sıvanmıştır. Harran evleri bölge iklimine uyumlu olarak yazın serin kışın sıcaktır. 1979 yılında arkeolojik ve kentsel sit alanı olarak ilan edilen Harran'da kubbe evler korumaya alınmıştır. Ören yerinden malzeme toplanması, inşaat yapılması ve kanal açılması yasaklanmıştır. Harran evlerinden biri, 1999 yılında restore edilmiş ve " Harran Kültür Evi" olarak turizmin hizmetine sunulmuştur. Bu evlerden 5 tanesi de kültür bakanlığı tarafından satın alınarak restorasyon programına alınmıştır. Harran Höyüğü Harran'ın ortasında yer alan 22 metre yüksekliğindeki höyük, oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Tarih öncesi dönemlerden M.S. XIII. yüzyıla kadar kesintisiz olarak iskân edilen Harran höyüğü, içersinde çeşitli dönemlere ait mimari kalıntıları ve bölgenin tarihini gün ışığına çıkartacak belgeleri barındırmaktadır. Höyükte ilk kazı 1951 yılında D.S.Rice tarafından başlanmış ve Aralıklarla 1956 yılına kadar devam etmiştir. 1983 yılında Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında yeniden başlayan kazılarda, yukarıda bahsedilen dönemlere ait çeşitli buluntular ele geçirilmiştir. Üst tabakada geniş bir alana yayılmış olarak ortaya çıkartılan XIII. yüzyıl İslami dönem şehir kalıntısındaki su kuyuları, avlulara açılan odalar, kare ve dikdörtgen planlı, bitişik nizamlı evler, bu evlerin oluşturduğu dar sokaklar ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanlar, o dönemin İslam şehirleri ve konut mimarisi hakkında önemli bilgiler verir. Kazılardan elde edilen çok sayıdaki çivi yazılı tuğla, İslami dönem sikkesi, sırlı ve sırsız seramik kaplar, taş aletler, çeşitli süs eşyaları, madeni eserler, idol ve hayvan figürinleri Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir. Harran Kalesi Şehrin güneydoğusunda yer alan içkale, surların o kesimdeki bölümünü oluşturur. İslami kaynaklarda kalenin yerinde bir Sabii tapınağının bulunduğundan bahsedilir. Emevi halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı sarayın, kalenin esasını oluşturduğu tahmin edilmektedir. Kale, 1192 yılında Eyyubiler'den Melik el-Adil tarafından bazı eklemelerle birlikte restore edilmiştir. 1951 yılı kazılarında kalenin doğuya bakan cephesinin güney kesiminde bazalt taşından yapılmış at nalı kemerli bir kapı ortaya çıkartılmıştır. Kapıya ait Arapça bir kitabe parçalarında Numeyriler'in III. hükümdarı Meni' b. Şebib en-Numeyri (1040-1060)'nin adı geçmektedir. Kitabeye göre, Meni B. Şebib, 1059 yılında kalenin güneydoğu kapısı üzerine bazı tamirat ve eklemeler yaptırmıştır. 90x130 metre boyutlarındaki kale üç katlıdır. Düzensiz dikdörtgen planındaki kalenin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan kuzeybatıdaki kule tamamen yıkılmıştır. Güneydoğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup, iç kısmı ayaktadır. Güneybatıdaki ve kuzeydoğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır. 1951 yılındaki kale içi kazısında İslami döneme ait 100'e yakın havan, sini, kazan benzeri madeni kap bulunmuştur. Harran Ulu Camii Harran höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Camii, çeşitli kaynaklarda "Camii el-Firdevs" veya "Cuma Camii" adlarıyla geçer. Caminin esasının Sabilerin taptığı Ay Tanrısı Sin Tapınağı olduğu sanılır. Müslümanlar Harran'ı alınca bu tapınağın yerine bir camii yapılır ve onlara kendi tapınaklarını yeniden yapmaları için başka bir yer verilir. Ulu Camiye, son Emevi Halifesi II. Mervan tarafından geniş bir şekilde bazı eklemeler ve tamirler yaptırılmıştır. Plan olarak VIII. yüzyıl Emevi camilerine benzer. 1174 yılında Halep hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından büyük çapta yenilenmiş ve genişletilmiştir. Bugün görülebilen taş işçiliği ve süslemeler o döneme aittir. 104x107 metre boyutlarındaki bir planı olan Ulu Cami, 6 kapı ve revaklarla kuşatılmış, ortası Şadırvanlı geniş bir avluya sahiptir. Avlunun kuzey duvarının doğusunda, yakın zamanda restore edilen minare yer alır. Kare gövdeli minarenin yüksekliği 33.30metredir. 22 metrelik kısmı kesme taş, geri kalan kısmı da tuğladandır. Tuğlalı kısmın 1114 ve 1128 yılı depremlerinden sonra inşa edildiği sanılır. Minarenin ahşap merdivenleri günümüze ulaşmamış olup, yenileme çalışmaları esnasında orijinaline uygun bir biçimde yeniden yapılmıştır. Harran Üniversitesi Eskiçağlardan beri bilinen ve 718-913 tarihleri arasında (İslâmi dönem) bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan Harran Üniversitesi'nin (Harran Okulu) İslâm öncesi ve İslam dönemindeki yeri bugünkü kalıntılar arasında tespit edilememiştir.1976 yılındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kazılarında caminin doğu ve kuzey cephelerine bitişik olarak ortaya çıkarttığı küçük hücrelerin İslami dönem üniversitesine (medrese) ait olduğu tahmin edilmektedir. Harran Üniversitesi, 1992 yılında Şanlıurfa'da yeniden kurulmuştur. Şanlıurfa'da kurulan ilk yüksek öğretim birimi "Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu"dur (1976). Sonra Dicle Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi (1978), Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü (1984) ve Gaziantep Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesi (1988) kurulmuştur. Daha sonra 09.07.1992 tarih ve 3837 sayılı kanunla Harran Üniversitesi kurulmuş ve daha önce var olan okullar bu kanuna göre Harran Üniversitesine bağlanmıştır. Ayrıca Fen-Edebiyat, Tıp Fakültesi, Şanlıurfa Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü kuruluş kanununda yer almıştır. 1994 yılında Siverek, Hilvan, Suruç, Birecik, Viranşehir ve Bozova Meslek Yüksekokulları; 1995 yılında ise Veteriner Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Akçakale ve Ceylanpınar Meslek Yüksekokulları; 1997 yılında da Sağlık Yüksekokulu ve Kahta Meslek Yüksekokulu kurulmuştur. Harran üniversitesi bugün 7 fakülte, 1 yüksekokul, 11 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 10 araştırma ve uygulama merkezi ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Soğmatar Antik Şehri Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35. km'sinden sağa sapılarak 30 km. sonra tarihi kente ulaşılır. Bu tarihi kent kalıntısı merkez Yardımcı (Sumatar) Nahiyesi'ne bağlı Yağmurlu Köyü içersindedir. Soğmatar kelimesi, Arapça yağmur çarşısı anlamındaki "Suk el-Matar" sözcüğünden gelmektedir. Tektek Dağları'nın kışın bol yağmur alan bu bölgesinde bulunan çok sayıdaki sarnıç ve kuyuda biriktirilen sular, dağlarda otlatılan koyun ve keçi sürülerinin yaz aylarındaki su ihtiyacını karşılamakta idi. Bu özelliğinden dolayı köy, Yağmurlu adıyla da anılmaktadır. Efsaneye göre, Mısır Firavunundan kaçan Hz. Musa, Soğmatar'a gelerek, Şuayp peygamberin kızları ile buradaki bir kuyunun başında karşılaşmış ve mucizevi asasını Şuayp peygamberden almıştır. Köyün ortasında bulunan höyük, Soğmatar'ın milattan önceki tarihini gün ışığına çıkartacak tarihi belgeleri içersinde barındırmaktadır. Teperdeki duvar ve burç kalıntıları, höyüğün M.S. II. yüzyılda kale olarak kullanıldığını kanıtlar. Soğmatar, tarihteki esas ününü Ay Tanrısı Sin'in "Tanrıların Efendisi" (Marelahe) olarak kabul edildiği ve tapınıldığı dini bir merkez olmasından almaktadır. Höyüğün güneyinde bulunan Kutsal Tepe üzerinde birkaç Süryanice yazıt bulunmaktadır. Yazıtlar, bazı önemli kişilerin Marelahe adına bu tepeye diktirdikleri anıt sütunlar ve sunaklarla ilgilidir. Yazıtlarda kullanılan tarih miladi 165 yılıdır. Kutsal Tepenin kuzey yamacının zirveye yakın kısmında, kayaya oyulmuş iki adet insan kabartması bulunmaktadır. Bu kabartmaların yanında yine Süryanice yazıtlarda mevcuttur. Höyüğün kuzeyinde ise, giriş ağzı doğuya bakan bir mağara vardır. Bu mağara, Fransız H.Pognon tarafından bulunduğu için "Pognon Mağarası" olarak da bilinir. Mağaranın kuzey ve batı duvarlarında, yörenin yöneticilerini tasvir eden tam boy insan kabartmaları ve aralarında Süryanice yazılar görülür. Bu kabartmaların ikisinin başı üzerinde Ay Tanrısı Sin'in sembolü olan hilal biçimindeki ay kabartması da dikkat çeker. Bu tarihi mekânların civarında, burada valilik yapmış yönetici ve asillere ait 7 adet anıt mezar bulunur. Köylüler tarafından bulunan veya kazılarak çıkarılan insan heykelleri ve yazılı taşlar, Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir. Han El-Ba'rur Kervansarayı Harran'ın 20 km. güneydoğusundaki Göktaş Köyü'nde bulunan Eyyubiler dönemine ait bu kervansaray, kısmen harap durumdadır. Tektek Dağları olarak anılan dağlık bölgede Harran-Bağdat yolu güzergâhında bulunan kervansaray, giriş kapısı, köşe kuleleri, payanda kuleler, mescit (1993'de restore edilip kullanıma açılmıştır), hamam, yazlık ve kışlık bölümleri ile Anadolu Selçuklu kervansaraylarının tüm özelliklerini taşır. 43.30x44.80 metre ölçülerinde kareye yakın bir avluyu çevreleyen kervansaray, yazlık ve kışlık mekânlardan oluşur. Biri kuzeyde, diğeri de batıda olmak üzere iki kitabesi bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre bu kervansaray, İsa oğlu el-Hac Hüsameddin Ali tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Hanın ismi olan "Ba'rur" kelimesi Arapça'da "Keçi gübresi" anlamındadır. Rivâyete göre, hanı yaptıran kişi, burayı kuru üzümle doldurmuş ve "Benden sonra gelenler burayı keçi gübresi ile dolduracaklardır." demiştir. Gerçekten de bugün kervansaray, uzun yıllar ahır olarak kullanıldığı için hayvan gübresi ile dolmuştur. Şuayp Şehri Harabeleri Şanlıurfa-Mardin yolunun 35. km' sinden sağa sapılarak 45 km. sonra Şuayp şehrine ulaşılır. Harran ilçesine bağlı bu tarihi yer, Özkent Köyü adıyla bilinmektedir. Arkeolojik kazılar yapılmadığından, tam olarak hangi döneme ait olduğu bilinmemektedir. Fakat mimari kalıntılardan Roma-Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı yer yer izleri görülen surlarla çevrilidir. Kent merkezinde çok sayıdaki kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Halk arasındaki bir inanca göre, Şuayp peygamber bu kentte yaşamıştır ve kent adını bu peygamberden almıştır. Kalıntılar arasındaki bir mağara Şuayp peygamberin makamı olarak ziyaret edilir. Bazda Mağaraları Harran- Han el-Ba'rür yolunun 15. ve 16. km'lerinde yolun solundaki ve sağındaki dağlarda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Bunlardan 16. km'de yolun sağındaki köy içersinde "Bazda" , "Albazdu", "Elbazde" ya da "Bozdağ Mağaraları" adıyla anılan iki taş ocağı görülmeye değer özellikler taşımaktadır. Çevredeki Harran, Şuayp şehri ve Han el-Ba'rur yapıları için yüzlerce yıl taş alınması neticesinde her iki mağarada çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunlardan özellikle büyük olanı yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluşturulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır. Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephelerinde taş kesilmesi nedeniyle büyük oyuklar meydana gelmiştir. Anadolu'nun belki de en büyük ve en gizemli , gezilmeye değer bu tarihi taş ocağının belli bölümlerinin 13. yüzyılda "Abdurrahman el-Hakkâri", "Muhammet İbn-i Bakır", "Muhammed el-'Uzzar" gibi şahıslar tarafından işletildiği kayalara yazılmış Arapça kitabelerden anlaşılmaktadır. Senemığar (Senem Mağara - Sanem Mağara) Soğmatar'ın 11 km. kuzeyinde yer alan Büyük Senem Mığar Köyü'ndeki mevcut mimari kalıntılar ve kayadan oyma yapılar, burasının Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Köy içersindeki tepe üzerinde yer alan, kesme taşlardan yapılmış üç katlı anıtsal yapının bir manastır ya da saray kalıntısı olduğu tahmin edilmektedir. Bu yapının doğu cephesinin kuzey kesimindeki yuvarlak kemerli kapının kemer silmeleri M.S. 435'e tarihlenen Urfa'daki Aziz Stefanos Kilisesi'nin Karanlık Sokak'a açılan avlu kapısı ile büyük benzerlik göstermektedir. Ayrıca Senem Mağara'daki bu kapının içersinde bulunan ikinci kapının lentosu ortasındaki akantus yapraklı dairesel rozet, yine Aziz Stefanos Kilisesi'nin Yıldız Meydanı'na açılan avlu kapısı lentosundaki rozet ile üslûp benzerliğine sahiptir. Bütün bunlara dayanarak Senem Mağara yapılarını V. yüzyıl başlarına tarihlemek mümkündür.Bu anıtsal yapının kuzeyinde, kayalara oyulmuş kiliseler yer almaktadır. Bu kiliselerden birinin kayadan oyulmuş saçağına (sundurma) V. yüzyıl Bizans Sanatı özelliklerini yansıtan haç motifleri, antrolac'lar (düğümler), hayat ağacı motifleri, baklava dilimleri, bir vazodan çıkan üzüm salkımlı asma dalları ve simetrik kuş motifleri işlenmiştir. Süslemeli bu saçağın doğusuna bitişik büyük bir kaya mezarı yer almakta, ayrıca üç katlı anıtsal yapı ile kaya kilise arasındaki kayalık zeminde, tahrip edilmiş kaya mezarları dikkati çekmektedir. 11 km. güneydeki Soğmatar'ın M.Ö. 400-M.S. 200 yılları arasında Paganistlerin merkezi olmasına karşın, Senem Mağara'nın bölgedeki Hıristiyan Süryanîlerin önemli merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Zira Soğmatar'da tanrısal gücü olduğuna inanılan gök cisimlerinin heykellerine yer verilmiştir. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| |||
| |||
| Halfeti İlçe. M.Ö. 855 yılında Asur Kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman "Şitamrat" adını taşıyordu. Yunanlılar bunu değiştirerek "Urima" adını vermişlerdir. Süryaniler ise, ilçe için "Kal'a Rhomeyta" ve "Hesna d'Romaye" adlarını kullanmışlardır. Arapların eline geçtikten sonra "Kal'at-ül Rum" adı takılmıştır. XI. Yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez "Romaion Koyla" adını almıştır. 1280 yılında Bey sari komutasındaki Memluk Ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca, şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süre ile yağmalanmıştır. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre "Kal'at-ül Müslimin" adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen ilçe, günümüzde de kullanılan "Urumgala" ve "Rumkale" adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir. İl merkezine uzaklığı 120 km.dir. Yukarı Göklü adlı bir kasabası, 35 köyü ve 34 mezrası vardır. 2000 yılı Nüfus sayımına göre, ilçenin nüfusu 1.645'tir. İlçenin büyük bir kısmı Birecik Barajı'nın göl suları altında kalmıştır. Yeni yerleşim yeri olarak ilçe merkezine 7 km. mesafedeki Karaotlak mevkii seçilmiş ve yerleşime açılmıştır (nüfusu 963'tür). Tarihi ve kültürel kalıntıları içersinde barındıran, Birecik Barajının yapımından sonra büründüğü özgün kimliğiyle HALFETİ İlçesi önemli bir turizm potansiyeline kavuşmuştur. Şöyle ki Halfeti'de yaşamın tüm renklerini görmek mümkün. Kentin simgesi haline gelen 'siyah gül' yerli yabancı tüm konukların ilgisini çekmekte, önemli bir ticaret potansiyeli içermektedir. İl Özel İdaresi tarafından satın alınan su motoruyla Aziz Nerses Kilisesi'nin, Barsavma Manastırı'nın ve daha bir çok tarihi yapının yer aldığı Rumkale' ye, kaya kilisesinin yer aldığı tarihi Savaşan köyüne ulaşım olanaklı hale gelmiştir. Rumkale Rumkale, Birecik Ovası'nın ve Halfeti'nin kuzeyinde, Fırat Nehri'nin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir ve Birecik'i kuzeyinden ve kuzeydoğusundan sınırlar. XX. yüzyılın başlarında bir kaza halinde idi ve kazanın merkezi de Halfeti kasabası idi. Rumkale, Asurlular döneminde Şitamrat ismiyle tanınmıştır. Daha sonra Urima adını almış ve XII. yüzyılda Ermeni Piskoposluğu'nun merkezi haline gelmiştir. 1292 yılında Memluklu Sultanı Melik el-Eşref tarafından ele geçirilmiştir. 1516 yılında Mercidabık Savaşı'ndan sonra Osmanlı egemenliğine giren Rumkale, Halep Eyaletine bağlanmıştır. 1737 yılında eyalet haline getirilerek, derebeyleri ve yerel yöneticiler tarafından idare edilir. XX.yüzyılın başlarında kazanın nüfusunu Kürtler ve Türkler, köylerin nüfusunu ise Ermeniler ve Yezidiler oluşturmaktaydı. Rumkale'de bugün gezilip görülebilecek eserler şunlardır: Kale harabeleri, Aziz Nerses Kilisesi harabeleri ve Barşavma Manastırı harabeleri. Önceleri Halfeti ilçesinin esas merkezi durumunda idi; Cumhuriyetten çok önce Halfeti bugün sular altında kalan yerine taşınmıştır. Aziz Nerses Kilisesi 12 Yüzyılın sonlarında Rumkale de ölen Patrick Nerses(Nerses Şnorhali) tarafından veya onun anısına inşa edilmiştir. Urfanın İmadeddin Zengi tarafından ele geçirilmesi üzerine yazdığı Manzum mersiyesi ile tanınan Bu kişi 1166-1173 arasında Rumkale Ermeni Katalikosluğu görevinde bulunmuştur. Sur içinde, kalenin güneyinde yer alan kilise, 1292'ye kadar Ermeniler tarafından Katolikosluk makamı olarak kullanılmıştır. Rumkale Türkler tarafından 17 yüzyılda ele geçirilince Kilise, camiye çevrilmiştir. Yapı günümüzde doğu cephesinin yamaca yaslanan bölümü dışında yıkık bir durumdadır. Yapının doğu cephesindeki süslemeli iki levha, Ermeni "Kaçkarları" (Taş levhalar)nın tipik bir örneğidir. Barşavma Manastırı 13 yüzyılda Rumkale de yaşayan Yakubi Azizi Barşavma tarafından kendi adına inşa ettirdiği manastırdır. Yapının birbirine bitişik iki yapısından bazı bölümler günümüze kadar gelebilmiştir.. Manastırın inşasında büyük bloklar halinde kesme taşlar, düzgün kesme taşlar , kemer ve örtü sisteminde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır. Manastırın içinde ayrıca bir kuyuda bulunmaktadır. Norhut Kilisesi İlçenin norhut köyünde yer alan, üç nefli bazilikal planlı V. Yüzyıl Bizans Dönemine tarihlenen bir kilise kalıntısıdır. Önemli bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Feyzullah Efendi Konağı Halfeti yöresinin ileri gelenlerinden Feyzullah Efendi tarafından 1901 yılında(H. 1319) inşa edilmiştir. İnşaatı iki yıl sürmüştür. 1000 m2 bir alan üzerinde iki katlı olarak yapılmış olan bina ,ilk katta 10 ikinci katta ise 4 oda olmak üzere toplam 14 odalıdır. Birecik barajı suları altında kalacağından dolayı Harran üniversitesi tarafından, taşları numaralandırılarak yapılmakta olan Osman Bey kampüsüne taşınmış ve aslına uygun olarak inşa edilmiştir. Kanterma Mezrası Hanı Kesin inşa tarihi bilinmeyen yapı yöre halkı tarafından "Selçuklu Hanı" olarak isimlendirilmiştir. Avlu ve kapalı bölümden oluşan karma tipte bir han olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Süsleme öğelerinin kullanılmadığı büyük boyutlu kesme taşlardan inşa edilen tarihi yapının malzeme ve teknik özellikleri ortaçağa ait bir han olduğunu düşündürür. Suruç Eski çağların önemli ticaret yollarından biri, Harran'dan sonra buradan geçiyordu. M.Ö. III. yüzyılda Urfa bölgesinde kurulan Osrhoene Eyaleti'nin önemli bir Şehri idi. Anthemusia veya Batnai adını taşıyordu. Latin kaynaklarında ilçenin adı Sororgia olarak geçer. Araplar tarafından Saruğ, Saruc ve Seruc olarak adlandırılmıştır. I.Seleukos Nikator tarafından M.Ö.302 yılında bölgemizde yeniden kurulan yerleşim yerleri arasında Suruç'ta bulunuyordu. 639 yılında Şam ordusu tarafından Urfa ve Harran'dan sonra ele geçirildi. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Suruç, Osmanlı döneminde Halep vilayetinin Urfa sancağına bağlı iken, 1923 yılında Urfa' ya bağlanarak ilçe haline getirilmiştir. il merkezine uzaklığı 45 km'dir. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 44.100'dür. 1 Bucağı, 11 Nisan (Aligör) isimli beldesi, 77 köyü ve 153 mezrası bulunmaktadır. Mürşitpınar Köyü (Mürşitpınar Sınır Kapısı) İlçenin 18 km güneyinde Suriye sınır çizgisinde yer alan bir yerleşim birimidir. Mürşitpınar köyü, Suriye sınır kapısının bulunması ve Gaziantep- Kurtalan demiryolu üzerinde bir istasyon olmasından dolayı ticaret ve ulaşım açısından doğu-batı arasında bir bağlantı noktasıdır. Urfa'nın Akçakale ve Ceylanpınar'dan sonra Suriye topraklarına açılan diğer bir sınır kapısıdır. Ankara Antlaşmasıyla tren hattı sınır olarak kabul edildiğinden, ikiye bölünmüş, büyük bir kısmı Suriye topraklarında kalmıştır. Ahmed-i Bican Camii İlçe merkezinde ticaret faaliyetlerinin yapıldığı işyerleriyle çevrili durumdaki cami Yeni camii ile aynı avlu içindedir. İnşa kitabesi bulunmayan caminin 5 ramazan 1304/1882 yılında Kürkçü zade izzetli Ahmet Bican Efendi tarafından inşa ettirildiği söylenmektedir. Bu tarihi yapı " Suruç kaymakamlığı tarafından 1996 yılında büyük çapta onarılmıştır. Bu onarımda özgün yapısını kaybeden yapının; yedi basamakla çıkılan ve "Köşk Minare" denilen (Baldöken tipi minare) Minaresi silindirik kaide üzerine altıgen kesitli altı sütunun taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Şeyh Müslüm Türbesi (Ziyaret Köyü Şeyh Müslüm Külliyesi) Suruç ilçesinin 5 km güneydoğusunda yer alan cami, iki türbe, minare vb. çeşitli birimlerden oluşan bir yapı topluluğudur. İnşa kitabesi bulunmayan yapının camii, zaviye tekke ile birlikte 1168-1169 yılında inşa edildiği kabul edilir. Külliyenin türbesinde gömülü olduğuna inanılan Şeyh Müslim yada Şeyh Mesleme Bin Name es-Serucin hakkında bilinenler söylencelere dayanmaktadır. Birçok hastalık için Şifa dağıttığına inanılan türbe, daha çok çocuğu olmayan kadınlar ve akıl sağlığını yitirenlerin getirildiği bir ziyaretgâhtır. 11 Nisan Beldesi (Aligör) Şanlıurfa-Gaziantep karayolunun 45 km sinde, Suruç ilçesine 5 km uzaklıkta, ilçenin kuzeyinde yer alan bir yerleşim birimidir. Eski adı Ekili'dir. Bu beldeden 1940 yıllarda M.Ö. 8. yüzyıla tarihlendirilen bir stel bulunmuştur. Bu stel halen Anadolu Medeniyetler Müzesi'ndedir. Ulaşım yolu üzerinde olduğundan(E-24 Karayolu) geçim kaynağını ulaşım sektöründen elde etmektedir. Karayolu üzerindeki dinlenme tesisleri ve yağ fabrikası önemli gelir kaynaklarındandır. |
|
#3
| |||
| |||
![]() ![]() yaslı bir çiçek; siyah gül önce civcivleri rengarenk boyadılar, sonra da gülleri. mavi güller sardı dört bir yanımızı. o kadar yapaylardı ki, insanda hiçbir şey hissettirmiyorlardı. ama gerçekten de siyah gül var. çiçeklerin en yaslısı, en nadir bulunanı. bu çiçeğin renginden başka değişik olan bir özelliği de sadece fırat'ta yetişiyor olması. tohumu ya da fidanı başka ülkelere götürülse bile orada siyah açmıyor. ![]() ![]() FIRAT'A VERDİK SİYAH GÜLLERİ Fırat bazen hayat olmuş geçtiği topraklara, bazen hüzün bırakmış arkasından. Türküler Fırat'a karışmış. Düğünler Fırat akşamlarının günbatımında coşkuya ulaşmış Ağıtlarını suya vermiş Fırat sevdalıları. Bazen Fırat'tan aydınlık almak için önünü kesmişiz, aydınlık vermiş gecelerimize ama yüreğimizden çok sayıda şehri, anıyı, tarihi, kültürü söküp almış. Bir bahar sabahı düşüyoruz güneşin arkasına, Gaziantep faaliyet gösteren HÜRİSİAD (Hür Sanayici ve İş Adamları Derneği) öncülüğünde Fırat'ın aldıklarını unutup ondan kurtarabildiklerimizi görmek üzere. Gaziantep'ten; Mozaik medeniyeti Zeugma'ya, Kelaynak ev sahibi Birecik'e, yaslı Siyah gül şehri Halfeti'ye ve kayaların yükseğine yabancıları kabul etmek istemez gibi duran Rumkale'ye doğru yol alacağız. İlk durağımız Belkız/Zeugma Yükselen baraj suları altından son anda kurtulan bu antik kent'in kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bir zamanlar Fırat'ın en sığ yerine kurulan bu kent kervan yollarının geçiş noktası olduğu için gelişiyor. Gelişme yanında sanatı ihtişamı da beraberinde getiriyor. Büyük İskender'in komutanlarından Selevkos Nikator MÖ. 300'lü yılarda buraya kendi ismini de katarak Selevkos Euphrates ( Fırat'ın Silifkesi) ismini veriyor. Burayı MÖ 1. yy ele geçiren Romalılar buraya köPage Rankingü/ geçiş anlamına gelen Zeugma ismini veriyorlar. Bir rivayette de Kur'an'da geçen Hz Süleyman'la Belkıs Kıssasında geçen Seba kenti olabileceği vurgulanıyor. Zeugma'da çıkarılan Mozaikler Gaziantep Müzesinde sergileniyor. Barajın kenarında sadece iki sütun ve villa kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır. Zeugma'yı Fırat'ın sularına bırakıp Birecik Kelaynaklarının yolunu tutuyoruz. Kelaynaklar baharda Birecik'e gelip sonbaharda Nil vadisi, Kızıldeniz sahillerine uçan göçmen kuşlar olmalarına rağmen sayıları azalınca koruma altına alınmışlar. Kelaynakların neden Birecik'i kendilerine mekan seçtiğine gelince, burada bulanan kaylardaki kalsit maddesinin üreme güçlerini artırdığını öğreniyoruz. 5 yaşlarında ergenliğe ulaşan Kelaynaklar 20/25 yıl gibi uzun bir süre yaşıyorlar. Dünyanın en nadide kuşlarından kelaynakları gördükten sonra pusulamızı Halfeti'ye doğrultuyoruz. Halfeti adına ilk rastladığımız yer Yeni Halfeti. Buraya devlet tarafından yeni konutlar yapılmış. Burada yaşayan insanlar sanki bir yabancı memlekete gitmişler gibi bu yeni yerleşim yerine alışmaya çalışıyorlar. Sokakları, bağları, bahçeleri, umutları suyun altında kalmış. İnsan elindekini kaybedince daha çok değerini anlıyor. Eskiden vadiden akan Fırat Halfeti'nin bir bölümünü ve köylerini yüreğinin derinliğine alarak koskoca bir göl olmuş. Halfeti'nin taş evleri Fırat'a yada Fırat hayatın içine daha yaklaşmış. Taş evlerin aralarında başkaldıran nar, incir ağaçları asmalar ve buldukları karada açan gelincikler taş dokuya daha bir güzellik katıyor. Taş evlerin küçük avlularında yetiştirilen çiçekler pencereden bakıp gelene gidene gülümsüyor. Halfetililer bu çiçekleri bir nevi gelire de dönüştürmüş, yetiştirdikleri çiçekleri gelen turistlere satıyorlar. Evlerin taş duvarlarımdan yollara sarkan güllerin endamına diyecek yok. Ama bir gül var ki o sadece Halfeti'ye has bir gül. Halfeti'de güllerin efendisi "Siyah Gül.&". Siyah Gül sadece burada siyah açıyor. Başka bir memlekete gittiğinde siyah açma özelliğini kaybediyor. Bu yüzden siyah gül görmek için Halfeti'ye gelmeye değer. Halfeti'nden teknelere binip Rumkale'ye rotamızı çeviriyoruz. Bir zamanlar insanların gülüp oynadığı, sokakların, gezip tozduğu bağların bahçelerin ve anıların üzerinde yüzüyoruz. Bir hüzün melodisi sarıyor yüreğimizi. Suya veriyoruz efkarımızı, etrafımızı kuşatan sarp kayalıklarda takılıp kalıyor çığlıklarımız. İnce bir yağmur düşüyor Fırat'ın sularına. Rumkale görünüyor kayaların en sert noktasında. Eskiden atlı, yaya orduların kuşattığı Kaleyi önce Fırat'ın suları kuşatıyor. Sonra teknelerle bizler. Rumkale MÖ. 840 yılında Hitit döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Kale stratejik bir noktaya yapılmış. Kalenin Fırat'la, Merzimen ırmağının kesişme noktasına yapılmış. Bir yarım ada gibi. Karaya bağlanan bölümündeki kayalar kesilerek dev bir hendek oluşturulmuş. Kale mimarisinde neresi doğal kaya nerede insanın eli değmiş ayırmak zor. Rumkale özelikle Hıristiyanlar tarafından önemseniyor. Hz İsa'nın havarilerinden Yuhanna'nın İncilleri burada yazdığı daha sonra Beyrut'a kaçırıldığı söyleniyor. Kalede Aziz Nerses kilisesi, mescit, Kale içi pazarlar ve çok sayıda tarihi kalıntının olduğu görülüyor. Her yerde olduğu gibi burada bir efsane çıkıyor karşımıza. Aziz Nerses'in kalede yaşayan çok yakışıklı bir oğlu varmış. Kalenin su ihtiyacını karşılamak için kalenin altında bulunan kuyuya her gün iner, suyun aksinde kendini seyredermiş. Bir gün iki gün derken, suya yansıyan güzelliğine aşık olmuş. Etrafındaki hiçbir güzele meyil etmemiş. Azizi Nerses oğlunun aklını yitirdiğini düşünerek onu Rumkale yakınlarında bulunan Krala kızı / Henisli Mağarasına kapatmış. Bu efsaneden yola çıkarak insanın kendisini beğenmesine psikolojide Narsızım isminin verildiği rivayet edilmektedir. Baharın oynak iklimi burada da kendi yüzünü gösterdi Rumkale'den Halfeti'ye dönerken. Bir güneş açtı yamaçlardaki sarp kayalara vurduğunda kayalar altın sarısı parladılar. Bir yağmur damlası düştü Rumkale'nin surlarına , hava karardı. Fırat öfkelendi her nedense. Dalgalar teknemizi yalpalamaya başladı. Halfeti ile aramızda mesafe azaldıkça dalgaların öfkesi daha da arttı. Kıyıya ulaştığımızda Fırat'ın hırçınlığını, öfkesini, tutsaklığına verdik. İçimizde bir düş şehri, damağımızda güzel bir anı, birde ellerimizde siyah güller vardı. atlasdergisi Siyah gül, Halfeti'yle birlikte sular altında kalmıştı. FOTOĞRAF: ERCAN AKKAR / AA17/07/2007 (210 kişi okudu) AA - ŞANLIURFA - Türkiye'de sadece Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinde yetişen siyah gülün yok olmaması için proje hazırlandı. 'Güllerin efendisi' de denilen siyah gül seralarda yetiştirilecek. Halfeti'ye ne zaman, nereden geldiği bilinmeyen siyah güller, birkaç yıl öncesine kadar Halfetili ailelerin bahçelerini süslüyordu. Ama ilçe merkezinin büyük bölümü, GAP kapsamında yapılan Birecik Barajı'nın suları altında kaldı. Yeni Halfeti'ye taşınan aileler siyah gülleri dikmeye çalıştı. Ne var ki Fırat'ın yarattığı mikroklimanın sadece 10 kilometre uzağında dikilen güller tutmadı. Bunun üzerine kaymakamlık, eski yerleşim yakınlarında Tarım İl Müdürlüğü'ne ait bir serada, sayıları giderek artan siyah gül yetiştirmeye başladı. Kaymakam Yavuz Selim Süzer, ilçenin simgesi siyah gülleri dünyaya daha iyi tanıtmak için de çalışmalar yapacaklarını açıkladı. Koyu kırmızı rengi zamanla siyaha dönen Halfeti gülleri, bodur, yarı katmerli ve kokulu bir tür. İlk ve sonbaharda çiçek açıyor. 1-1.5 metre yükseklikte bir çalı olan bu türün çiçekleri altı yedi santimetre çapında oluyor |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| urfaharran |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|