|
#1
|
|
17.07.07, 17:49
ETA , İspanya 'yı bu kez Fransa 'da vurdu | Kanuni nin Fransa Fermanı | Barış manço fransa da... | Fransa da Çiftleri noter boşayacak | PARİS Paris kadar canlı ve hareketli bir kent, siz daha farkına varmadan hakkındaki tüm klişeleleri yıkıverir. Şehrin ebedi candamarı Seine Nehri’nin çevresinde yayılan Sol Yaka, hâlâ entelektüellerin ve sanatçıların meskenidir diyebilir miyiz? Hem evet, hem hayır. Académie Française, Sorbonne Üniversitesi ve seçkin yayınevleri hâlâ burada olsa da büyük moda evleri, galerilerin ve kitabevlerinin yerini aldı. Peki Sağ Yaka hâlâ burjuvazinin kalesi midir? Yine hem evet, hem hayır. İhtişamlı oteller, lüks mağazalar ve alışveriş merkezleri, başbakanlık sarayının yakınındaki büyükelçiliklerle birlikte hâlâ burada. Ama sanatçı ve yazarlar Sağ Yaka’daki yeni galerileri ve çatı katlarına sıkışmış stüdyoları mekân edindi. Edebi çevrelerin sıkça uğradığı kafeler, eski Bastille bölgesi ile Centre Georges-Pompidou kültür kompleksini çevreleyen Beaubourg civarında mantar gibi çoğalmış durumda. Bu yaratıcı insanlar bir zamanlar sadece Sol Yaka’ya özgü sayılan avangard tiyatroları da beraberlerinde getirip Sağ Yaka’nın orta sınıf boulevard komedisine bir heyecan kattılar. Diğer sanatçılar ise, turistlerin hâlâ Place du Tertre’de portrelerini yaptırdığı, şehrin kuzeyindeki eski meskenleri Montmartre’da ya da güneydeki Montparnasse’ın kalabalık bulvarlarından uzakta bulunan tenha arka sokaklarda kalmayı yeğlediler. Nehrin iki yakasını birleştiren köprüler –eski Pont Neuf, yeni Pont des Arts ve göz kamaştırıcı Pont Alexandre III– hâlâ aşıkların buluşma mekânı. Ne yazık ki, Paris yine de kırık kalplerin şehri; yıkılan hayallerin onarıldığı ya da hayallerin yıkıldığı büyülü bir yer. Öte yandan mükemmel toplu taşımacılığı ve çok sayıdaki kafe, fırın ve marketiyle turistlerde geçici bir süre için bile olsa Parisliymiş hissini uyandırıyor. İnsanlar tam da fast food restoranları yüzünden yerlerinden olan eski bistroları özlemeye başlamışken yeni nesil şefler geleneksel Fransız yemeklerine taze bir soluk getirerek bu özleme nefis bir cevap verdi. Paris’in pahalı bir yer olduğu yanılgısına kapılanların sayısı oldukça fazladır, ama şehrin en iyi yanından hiç para harcamadan yararlanabilirsiniz: Sokak hayatı. Eski Marais mahallesindeki ağaçlık meydanın karşısında bulunan St-Germain-des-Prés galerilerini ve sessiz arka sokaklardaki antikacıları dolaşabilir, eski Opéra Garnier’nin yanında uzanan kalabalık bulvarda beş duyunuza mükemmel bir ziyafet çekebilirsiniz. Her iyi tiyatroda olduğu gibi Paris’in de göz zevkinizi okşayacak birçok dekoru vardır; Arc de Triomphe’un en güzel manzarasını görmesi için 19. yüzyılda özenle tasarlanmış geniş caddeler ve meydanlar; Panthéon ve Invalides kubbeleri ya da muhteşem Tour Eiffel… Daha yeni yapılar da görülmeye değerdir fakat Louvre’daki muhteşem Pyramid, tartışmalara yol açan Centre Georges-Pompidou ve etkileyici Amerikan Kültür Merkezi’nin (bugün Fransız Cinémathèque’e dönüştürülmüştür) karşısında yer alan yeni Bibliothèque Nationale gibi en cesur örneklerin hakkını vererek dolaşın. Paris, işıklar Şehri olarak ününe yaraşır bir şekilde karanlık bastıktan sonra önemli binalarını aydınlatmak için bir servet harcar. Aslında şehir, nehrin ve beyaz ya da bal rengi cephelerin üzerinde oynaşan güneş ışıkları sayesinde bu ününü gün içerisinde de fazlasıyla hak eder. Bu kuzey şehrinin garip bir şekilde Akdenizli etkisi yaratan atmosferini hiç kuşkusuz Empresyonistler ölümsüzleştirmiştir. Seine Nehri’nin titrek suları sabah güneşinin gümüşi ve mavimsi ışınlarıyla parıldamaya başlar; öğleden sonraysa place de la Concorde ile Ile St-Louis üzerindeki harika malikâneler altın sarısı bir ışıltıya boyanır. Koku duyusuna gelince, sabahın erken saatlerinde yürüyüş yaparken, taze baget ekmeklerin dayanılmaz kokusuna kapılıp kendinizi bir fırında bulabilirsiniz. Ya da kasap vitrininde asılmış tavşan, sülün ve çeşitli kümes hayvanlarının arasından taşınan sığır etiyle karşılaşabilirsiniz ki bu, pek çekici olmasa da gerçek etseverlerin iştahını kabartacaktır. Bir bon vitant, akşam yemeğinde büyük bir porsiyon entrecôte ya da fırında ördek yedikten sonra Ile de la Cité’teki çiçek pazarında yapacağı yürüyüşü düşünmeye başlayacaktır. Kulaklarınız için Place Dauphine üçgenini kaplayan ağaçların altında gezinin. Fransa’nın sevilen yorumcusu Yves Montand’ın eskiden yaşadığı evin hemen yakınlarında, yalnız bir akordeon çalgıcısına, Güz Yaprakları’nın modern bir versiyonunu çalarken rastlayabilirsiniz (eskiden olduğu gibi). Tabii görsellik ve müzik bakımından başınızı döndürecek Paris’in ünlü köprülerini de unutmamak gerek. Hemingway’in Gezici Festival’inde de olduğu gibi şehrin gerçeğe daha yakın bir yanını tecrübe etmek için Champs-Elysées üzerindeki bir teras kafeye oturun. Gerçi bir fincan kahvenin fiyatı biraz tuzludur ama batı dünyasının en güzel caddelerinden birinde masa tutabilmek öyle kolay bir şey olmayacaktır elbet. Burada en önemli etkinlik olarak –kahvenizi yudumlamanın dışında– gelen geçenleri de izlersiniz. Parisliler gerçekten de söylendiği gibi kibirli midir? Yoksa kibirli olmak için haklı sebepleri vardır mı demeli? Öncelikle güzel bir şehirde yaşadıklarının bilincindedirler. Öte yandan sinir küpü bir yabancıdan bile daha fazla şikâyet ederler ama bunun tek nedeni, en iyisini hak ettiklerini düşünmeleri ve istemeleridir. Aslında çoğu Parislinin karakteri şehrin mimarisi kadar karmaşıktır. Büyük meydan ve caddelerdeki tarihi anıtlar kadar çarpıcı ve dışadönük; sevimli alanlar ve kendi halinde ara sokakları çevreleyen evler kadar zarif, şık ve kendi dünyalarında son derece cana yakındırlar. Şehrin, güzelliği dillere destan kadınları aslında diğer hemcinslerinden daha çekici ya da alımlı değildir, ama özgüvenleri sayesinde sıradan tişört, ceket, kot pantolon ve eşarbı öylesine bir araya getirip taşırlar ki gerçekten daha etkileyici görünmeyi başarırlar. Oturuşları, duruşları ya da yürüyüşlerindeki aynı özgüven de bunu pekiştirir. Aslında tam bir \'Parisli\' tipinden bahsetmek mümkün değildir. 2 milyonu aşkın nüfus, Bretanya, Normandiya, Provence, Burgonya, Picardy ve Korsika gibi Fransa’nın çeşitli yerlerinden gelmiştir. Parislilerin eskiden beri var olan “taşralı”lara yukarıdan bakma huyu ancak, düzenli olarak yaz tatillerinde ziyaret ettikleri, uzak bölgelerde yaşayan, bir ya da iki nesil büyütmüş dedelerine ve büyükannelerine gösterdikleri hararetli bağlılıkla karşılaştırılabilir. Aksi yöndeki tüm çabalara rağmen Paris Fransız sanatı, edebiyatı, müziği, modası, eğitimi, bilimsel araştırmaları, ticareti ve politikasının üzerindeki hâkimiyetini sürdürmektedir. Sadece bir tek alanda –ki bu bazı ziyaretçiler için hayati önem taşır– üstünlüğü kabul edilemez: Mutfak kültürü; çünkü zaten Paris mutfağı yoktur. Yani, başkentten ayrılmadan ülkenin yerel mutfaklarını deneyebilirsiniz. Genellikle bir bölge mutfağı sunan restoranlar o bölgedeki demiryolu istasyonunun çevresinde toplanmıştır; örneğin Bretanya restoranları ile crêperie’ler (krepçiler) Gare Montparnasse civarında bulunurlar, çünkü burası dünün “taşralıları”nın trenlerden inip Parisli oldukları yerdir. Göç ve küreselleşme uluslararası restoranların artmasında rol oynamıştır. Şehrin sayısı yaklaşık 12.000’i bulan bistro ve restoranı arasında mükemmel Kuzey Afrika ve oldukça iyi Vietnam, Tayland, Çin ve Japon mutfaklarının yanı sıra dikkate değer Hint ve İtalyan işletmeleri bulunmaktadır. Bunların dışında alışveriş hâlâ Paris’in en heyecan verici macerası sayılır ama müthiş pazarlıklar yapmayı beklemeyin. Almak istediğiniz şey ister Vendôme mücevher mağazasında, ister rue Jacob’un antikacılarından birinde ya da Boulevard St-Michel’in hediyelik eşya tezgâhlarında olsun, bu şehir her malın hak ettiği fiyatı belirleyecek kadar uzun bir geçmişe sahiptir. Gece hayatının tadını nerede çıkarırsanız çıkarın –tiyatro, opera, konser, varyete ya da kabare gösterisi, disko veya gece kulübü– kesinlikle ucuz olmayacaktır; ama kutlamalardan usanmak bilmeyen bu şehrin özel bir anısı ve eğlencesi için bu savurganlığa değer. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| |||
| |||
| NİCE Akdeniz sahilindeki en büyük tatil beldesi ve Fransa’daki beşinci büyük şehir olan Nice –en işlek ikinci havaalanı da buradadır- Yunanlılarca kurulmuş ve bir Roma kolonisi olmuştur. Ilıman kış iklimi ve yemyeşil subtropikal bitki örtüsü uzun zamandır ziyaretçileri cezbeder. II. Dünya Savaşı’na kadar, Çar I. Nicholas’ın 1856’da gelen dul karısı ve 1895’te burada kalan Kraliçe Victoria gibi aristokratların uğrak yeriydi. Bu parlak geçmişi sayesinde Côte d‘Azur’un başkenti olmuştur; bugün iş konferansları ile paket turlarının merkezidir. Müzeleri, güzel plajları ve sokak yaşamının yanı sıra Shrove Salısı’nda havai fişek gösterileri ve Çiçekler Savaşı ile sona eren 18 günlük Karnaval ile de muhteşem bir yerdir. Nice’i Geziyoruz Deniz kıyısı boyunca uzanan promenade des Anglais ingiliz kolonisince toplanan fonlarla 1830’larda yapılmıştır. Şehrin varsıllığının delili galeri, mağaza ve Negresco gibi büyük otellerin sıralandığı bu 8 şeritli yolun 5 km’si otoyoldur. Şehrin 1982’de ingiliz yazar Graham Greene’in kaydettiği karanlık bir tarafı da vardır. Yazar, şehrin Fransa’da yargılanmamak için Paraguay’a kaçan sağ kanat belediye başkanı Jacques Médécin hakkında bir suçlama kaleme almıştır. 1860’a kadar italya’ya ait olan Nice’in Eski Kasabası’ndaki pastel renkli cepheler ve balkonlar İtalyan etkisi taşır. Bir zamanlar orada duran kale nedeniyle hâlâ Château diye bilinen bir tepenin eteklerindedir. Hızla restore edilen bölgenin yüksek, dar yapılarında sanatçılar oturmakta ya da galeri, butik ve restoranlar açılmak- tadır. Cours Saleya’daki günlük çiçek ve sebze pazarı görsel bir şölendir. Şehre bakan tepelerdeki Cimiez bölgesi Nice’in şık semtidir ve burada eski Notre-Damede- Cimiez manastırı görmeye değer. Tepenin aşağısında büyük hamamlarla bir amfiteatrın izlerinin de görülebileceği geniş Roma kalıntıları vardır. Kazılardan çıkarılan çok sayıdaki el ürünleri Musée Matisse’in yanıbaşındaki arkeoloji müzesindedir. Musée Matisse 164 av des Arènes de Cimiez. 04 93 81 08 08. Açık Çrş–Pzt. Kapalı bazı resmi tatillerde. Akdeniz güneşinden ilham alan Matisse, Nice’te yıllarını geçirmiştir. Arene Villası’nın (17. yüzyıl) hem içinde hem de aşağısında yer alan müzede resim, çizim, bronz, dokuma ve el ürünleri sergilenir. Pomegrateli Natürmort ve tamamlanmış son eseri Çiçekler ve Meyveler göz alıcıdır. Palais Lascaris 15 rue Droite. 04 93 62 05 54. Açık Ara–Ekim: Sa–Pa.. Bu sıva boyalı saray (17. yüzyıl) süslü ağaç işleri, Flaman goblenleri ve Carlone’un yaptığı göz aldatıcı tavanlarla döşenmiştir. Küçük ama güzel koleksiyonuna bir 18. yüzyıl eczanesinin rekonstrüksiyonu da dahildir. Bazı resmi tatillerde kapalı Musée d’Art Contemporain Promenade des Arts. 04 93 62 61 62. Açık Çrş–Pzt. Kapalı 1 Ocak, Paskalya, 1 May, 25 Ara. Müze, birbirine cam geçitlerle bağlanmış mermer cepheli dört kuleden oluşan orijinal bir komplekstedir. Andy Warhol, Jean Tinguely ve Niki de Saint-Phalle gibi sanatçı ların eserlerinin yer aldığı koleksiyon Neo-Realizm ve Pop Art üzerinde yoğunlaşmı ştır. César, Arman ve Yves Klein gibi Nice’e özgü Ecole de Nice sanatçıları da temsil edilmiştir. Cathédrale Ste-Réparate Bu 17. yüzyıl Barok yapısının çok güzel bir çinili kubbesi vardır. içerisi ise alçı işleri, mermerler ve orijinal panellerle çok süslüdür. Musée Chagall Avenue du Docteur Ménard. 0493 53 87 20 Açık Çrş–Pzt. Kapalı resmi tatiller. Resim, çizim, heykel, vitray ve mozaiklerle Sanatçı Chagall’ın en kapsamlı koleksiyonu bu müzededir. Müzedeki en iyi parçalar incil’in Mesajı dizisini oluşturan 17 adet yağlıboyadır. Musée des Beaux Arts 33 avenue des Baumettes. 04 9215 28 28. Açık Sa–Pa. Kapalı 1 Ocak, Paskalya, 1 May, 25 Ara. 7 Ukraynalı bir prensesin 19. yüzyıldan kalma evindeki bu müzede italya’nın şehri 1860’ta Fransa’ya terk etmesini kutlamak üzere III. Napolyon’un gönderdiği eserler sergilenir. Dufy, Monet, Renoir ve Sisley’in eserleri cazibesini artırır. Palais Masséna 65 rue du France. 04 93 88 11 34. Açık Ara–Ekim: Sa–Pa. Kapalı 1 Ocak, 25 Ara. & Bu 19. yüzyıl sarayında Nice okulu resimleri, Karnaval afişleri gibi yerel halk sanatı ürünleri ile gündelik eşyalar, Empresyonistlerin eserleri, Provencel’a özgü seramikler ve Josephine’in altın işlemeli bir pelerini vardır. italyan tarzı yapı Napolyon’un Nice doğumlu mareşalinin büyük büyük torununa aittir. Cathédrale Orthodoxe Russe St-Nicolas 1912’de tamamlanan katedral 1865’te burada veremden ölen genç bir Çareviç’in anısına yapılmıştır. Dış cepheleri pembe tuğla, gri mermer ve şık mozaiklerle döşenmiştir. içerisi ikonlar ve ağaç işleriyle göz alıcıdır. Soğan kubbeleri burayı Nice’in en egzotik turistik yeri yapar. LYON Kuzey Avrupa’nın ve Akdenizin birleştiği yer Lyon seyahat edenlerin sıklıkla geçtiği ancak hakettiği değeri pek vermediği bir şehirdir. Alp kayak merkezlerinden iki saat ve denizden üç saat uzaklıkta olan Lyon (Rhône-Alpes bölgesinin başkenti ve Paris’ten sonra ekonomiye ikinci en büyük katkıyı sağlayan şehir) güneşin veya kayak merkezleri yolundan çok daha değerlidir. 1998 Aralık ayında Lyon, UNESCO Dünya Mirası Listesindeki bir kaç şehir merkezinden biri olmuştur. Şehrin ana serveti, kendi farklı mimari özelliklerini koruma bölgelerini sağlama ve geliştirmesinde yatar. Şehirin manzarasına ikilikler hakimdir; Fourvière ve Croix-Rousse tepeleri, Rhone ve Sâone nehirleri. Lyon’un mirasını bir karışım oluşturur; bazı bölgelerdeki tipik kuzey Fransa kasabaları ile Latin mirasının hakimiyeti karışıktır. Şehrin tarihi, hala asıl Roma şehri izleri taşıyan Fourvière tepesinde başlar. Romalılar Lyon’a “şehrin ışığı” anlamındaki Lugdunum ismini verdiler. Bu gelenek günümüze kadar devam ederek yılın her gecesi şehrin yüzden fazla bölümünde Lyon’un muhteşem mimarisini göstermek üzere ışıklar yakılır. Lyon’un iki bin yıllık tarihne tamamen hakim olmak için şehri yürüyerek gezmeniz tavsiye edilir. Güneşli ve ılıman iklimi kendinizi caddelere atmanıza yardımcı olur ve bu sayede şehrin mimari güzelliğine hayran kalırsınız. Çevreyi gezerken çeşitli tarihi mekanları da görebilirsiniz; Fourvière tepesi ve Gallo-Roma döneminde Lyon’un güç simgesi yerleşim yerleri. Eski Lyon (Vieux Lyon), fuarları ve ipek endüstrisiyle bilinen çok önemli ve zengin ticaret merkezi olduğu 15.yy’dan kalma rönesans mimarisinin hakim olduğu Fransa’daki en büyük yerdir. Şehri gezerken otantik yerel özelliği olan traboules’i (kapalı pasaj) de keşfetme şansınız olur. Bu kapalı pasajlar rönesans döneminde kısa yollar üretmek adına inşa edilmiştir ancak 2. Dünya Savaşı’nda ise Fransız direnişi için kaçma ve saklanma rotaları haline gelmiştir. Lyon gurmelerin cennetidir. Paris haricinde şehir, sahip olduğu Michelin yıldızlı restoranları ve Fransa genelinde ünlü olan şefleriyle övünür. Lyon’un Paul Bocuse’a ve ünlü, kaliteli yemeklerin servis edildiği restoranına ev sahipliği yaptığını da hatılatmak lazım. Daha orta dereceli bir hava için de gidilebilecek küçük ama yerel yemekler konusunda uzmanlaşmış bouchon tarzı restoranların lezzetlerinden de tadabilirsiniz. Kültürüyle geçmişin mimarisinin ve tarihinin karışımı ve bugünkü lezzetli tatları şehri Akdeniz’e doğru olan yolda bir köşe taşı haline getirmekten daha çok kendi hakkı için gidilmesi gereken bir yer olmasını sağlar. |
|
#3
| |||
| |||
| Bastille'de bir kilit ustası Paris'in meşhur Bastille mahallesinde dolaşırken karşıma, hayatımda görmediğim güzellikte bir çilingir dükkanı vitrini çıktı. Vitrine bakarken zihnime 1789'dan günümüze Bastille imgeleri doluştu paris / SABETAY VAROL Bastille Meydanı evime 40 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Pazar sabahları, Bastille'de kurulan açık hava pazarına kadar yaya gittikten sonra okyanusta avlanmış "olta balığı" levrek ya da çipura satın alıp metroyla eve dönme alışkanlığı edindim bir süredir. Bu kez aynı gezintiyi bir çarşamba gününe denk getirdim. Hem o gün pazar kurulu olmaması hem de iş günü olması daha önce fark etmediğim yeni şeyler keşfetmeme katkıda bulundu. Örneğin önüme daha önce hayatımda görmediğim güzellikte bir çilingir dükkanı vitrini çıkıverdi. Vitrinde 11-12'nci yüzyıllara ait anahtarlar, boy boy, türlü çeşit eski kilitler, sürgüler, kapı kapama, kilitleme aygıtları... İlk işim, kafamı kaldırıp dükkanın adında Bastille sözcüğü geçip geçmediğine bakmak oldu. Semtteki lokanta ve eğlence yerlerinin neredeyse yarısının adında mutlaka Bastille sözcüğü geçiyor. Ama karşımda şato, manastır, değirmen, kilise gibi tarihi yerlerin anahtarlarını ve kapılarını tamir eden bir kilit ustası vardı. Kendi soyadı olan Dantin adını vermiş dükkanına. İçimden "Bastille Anahtarcısı" adını alsa, o ismi taşıyan şu kadar bar ve lokantaya kıyasla ne kadar da anlamlı olurdu diye geçirdim. Hatta bir bahaneyle sohbete dalıp bu fikrimi açtığımda Mösyö Dantin'in eşi, şakasına bile gelemeyip, bu tip bir reklama gereksinmeleri olmadığını, 30 yıldır bu işi yaptıklarını, vitrindeki koleksiyonu kendi çabalarıyla oluşturduklarını anlattı. Komutanın kesik kellesi Yalnızca Fransa'da değil bütün dünyada özgürlük sembolü haline gelen bir sözcük Bastille. Aslında, Fransa krallarının yaklaşık 250 yıl boyunca, keyfinin istediğini sorgusuz sualsiz içeri tıktığı eski bir zindanın adı. Hapishane olarak kullanılan bu ortaçağ kalesini 1789'da ele geçiren ihtilalciler için her şeyden çok önemli olan husus, kraliyet rejiminin insanları "keyfi tutuklama" imtiyazına son verilmiş olunmasıydı. Fransız Devrimi başladığında hiçbiri politik tutuklu olmayan sadece yedi gariban varmış kalede. Kale komutanı Marquis De Laumey'nin kesik kellesini bir sopaya geçiren isyancılar, ele geçirdikleri bu barbar savaş ganimetini bütün Paris'te dolaştırıp krallığa karşı ilk zaferlerini kutlamışlar. Apaş kavgaları Bastille mahallesi Fransız Devrimi'nin 200'üncü yıl kutlamalarının yapıldığı 1989'a kadar Paris'in mütevazı semtlerinden biriydi. II. Dünya Savaşı öncesi kentin ayak takımı olan Apaşların buluşma yeri olarak biliniyordu. Kıskançlığın Batı ülkelerinde hâlâ fiziki kavga nedeni olduğu o devirlerde hasır şapkalı, boynunda kırmızı eşarplı, kaytan bıyıklı gençlerin, ince belli genç kızlarla erotik cava dansı yaptığı eğlence yerlerinde, ha bire kavga çıkıp ortalığın birbirine girdiği anlatılır. Harley Davidson cemaati 1989 yılı yani ihtilalden tam 200 yıl sonrası mahalle için bir dönüm noktası oldu. Bastille Opera Binası'nın açılışı popüler Bastille'i tarihe mal etti. Ortaya, gayrimenkul spekülasyonunun egemen olduğu, sanat galerilerinin birbiri peşinden açıldığı, eski eğlence yerlerinin New York taklidi Latin Amerikalı bar ve restoranlara dönüştüğü Fransız-Amerika karışımı melez bir Bastille çıkıverdi. Bu arada Paris'in Harley Davidson cemaatinin merkezinin de Bastille'in civar caddeleri olduğunu, müritlerin yılda birkaç kez dev anası iri motosikletleriyle burada toplanıp kolektif biçimde horuldandıklarını anımsatmadan geçemeyeceğim. Burası kente kısa süreliğine gelip yerleşen paralı bohem yabancıların kendine mekan seçtiği Paris'in en sıcak ve en hareketli yerlerinden biri. Birincisi bile diyebilirim. Operanın açılması nedeniyle müzik aleti satan dev mağazalar da buralarda. Kısacası sanat galerisi, tapas bar, motosikletçi ve çalgı aleti cenneti. Aklıma anahtar ustası Mösyö Dantin ve karısı geldi. Günümüzde Bastille Hapishanesi'nin kapı kilitlerini tamir fikrinin şakası bile hoşlarına gitmedi diye geçirdim. Nedenini de galiba biliyorum. |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| fransa |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|