iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:59 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Turizm » büyükada

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17.07.07, 23:51
Standart büyükada

nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
Send PM

Bunlara Baktınız mı?

17.07.07, 23:51



Büyükada hikayeleri | Büyükada İskelesi |



Şehirden uzaklaşmak için birçok farklı alternatifiniz var ama İstanbul'da trafikten kaçmak için tek yol adalara gitmek. Biz de Bostancı'dan ada vapuruna bindik ve Büyükada'ya doğru yola koyulduk.
Ada vapurları, Bostancı, Sirkeci ve Kabataş'tan yaz döneminde yaklaşık yarım saatte bir kalkıyor. Vapura binerken vapurun doğrudan Büyükada'ya gidip gitmediğine bakmakta yarar var. Çünkü birçok vapur diğer adalara uğrayarak Büyükada'ya ulaşıyor. Deniz otobüsleri, daha az sayıda sefer yapıyor, ama daha hızlı ulaşım sağlıyor. Özel yolcu motorları ile ulaşım da diğer bir alternatif.

Ada vapurunun keyfi bir başka oluyor doğrusu. Vapurda çayınızı içip etrafı seyrederken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz ve Prens Adaları'nın en büyüğüne, yani eski adı Prinkipo olan Büyükada'ya kadar martılar eşliğinde geliyorsunuz. Ama özellikle haftasonları ada vapurlarının çok kalabalık olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Biz Büyükada iskelesine iner inmez, adaya gelenlere gönüllü olarak rehberlik yapan Dimitri Bey'e uğruyoruz.

Dimitri Mandacıoğlu, "Harita istiyorlar, haritaya ihtiyaç yok diyorum, çünkü yol birdir" diyor. "Bir küçük tur bir de büyük tur var" diye ekliyor.

Faytona bindiğinizde arabaların gürültüsü ve egzost dumanı artık tamamen arkada kalıyor. Adada sadece temiz hava, bugonviller ve nal sesleri var.

Faytonlar adanın vazgeçilmezi. Zaten adada, motorlu taşıtlara izin verilmiyor. Etrafta sadece faytonlar, bisikletler ve son iki senedir kullanılmaya başlanan ve elektrikle çalışan scooterlar var.

Faytonla küçük tur 5 , büyük tur 12 kilometre sürüyor. Faytona binerken eski adalıların uyarısına kulak veriyoruz. Arabacı binmeden sakın siz de faytona binmeyin diyorlar.

Nizam caddesindeki sağlı sollu köşkler o kadar etkileyici ki, zaman içerisinde bu köşklerde kimlerin neler yaşadığını merak etmemek elde değil.

Eskiden Rumların yoğunlukla yaşadığı adada Osmanlı aydınları ve yazarlarının da yaşadığı tarihi köşklerin hepsinin ayrı bir hikayesi var. Troçki'nin sürgün sırasında yaşadığı ev ve şimdi Adalar Kaymakamlığı olarak kullanılan Hacapulos Köşkü...

Adanın bir yanı nizam bölgesi, diğer yanı maden. Biz bu seferlik tam ortadan gidiyoruz. Adanın en yaşlısı Koço Kalfa'nın evini görünce de bir "merhaba" diyelim diyoruz.


Koço Kalfa eski adayı anlatıyor biraz... "Çok değişti ada çoook" diyor. Atatürk'ün ada ziyaretlerini de soruyoruz Koço Kalfa'ya... Atatürk'ü görebilmek için nasıl sahile koştuklarını, Anadolu Klübü'nde yapılan dansları, özellikle tangoları uzun uzun anlatıyor...

Büyükada'nın birçok yerinden denize girilebiliyor. Yörük Ali Plajı da en çok rağbet gören yerlerden biri.

Yörük Ali Plajı, Dil Burnu'nda. Burası nefis bir çam korusunu ve denizi bir arada sunuyor.

Yörük Ali Plajı ve Naki Bey Plajı adanın eskiden beri denize girilen yerlerinden. Şimdi bir de bunlara Beach Club'lar eklenmiş. Prenses koyundaki Yaman Beach Club bunlardan biri. Burada su sporları yapmak da mümkün.

Büyükada'da denizin keyfini tam anlamıyla çıkarabilmek için poyraz esmesini beklemek gerekiyor. Hergün genelde rüzgar 17.00'den sonra poyraza dönüyor zaten.

Aya Yorgi Manastırı Büyükada'nın en yüksek noktasında. Faytonla, Lunapark tabir edilen ölgeye geldikten sonra , 20-25 dakika yürüyüş mesafesinde yokuş çıkmak gerekiyor. Ama buna kesinlikle değiyor.

Aya Yorgi'nin bulunduğu Yücetepe'de, bir mola verip, kır lokantasında bir çay içebilirsiniz. Sonra da bin yılı aşan bir maziye sahip olan Aya Yorgi Rum Manastırı'nı gezersiniz. Buraya gelenlerin hepsi çok etkilendiklerini söylüyor.

Levrek, çupra, kılıç şiş, tekir... Büyükada'da hemen hemen bütün balık çeşitleri var. Ama biz bu sefer barbunya balığı yiyelim diyoruz.

Büyükada'da sahil boyunca sıra sıra balık lokantaları var. Ali Baba, Büyükada'nın en eski balık lokantalarından biri. Şimdi eskiden Atatürk'ün de yemek yediği lokantanın yerinde hizmet veriyor. Balıkları kadar mezeleri de son derece leziz.

Adada balık yiyecekseniz, mutlaka pazarlık etmek gerekiyor. Hatta balıkçılara girmeden fiyat listesini sormakta fayda var. Fiyatlar bütün sahil lokantalarında aşağı yukarı aynı. Kişi başı ortalama 35 milyon ödeniyor.

Sahilde saat kulesinin çevresindeki pastaneler Bahar, Dolçi ve Güven'de de birşeyler atıştırabilirsiniz. Ayrıca civarda farklı zevklere hitap eden barlar da var.

Kalınacak yerlerin başında 1911'den beri hizmet veren Splendid Oteli geliyor. Splendid, geniş avlusu, avluyu çevreleyen odaları ve odalardaki antika nitleğindeki mobilyaları ile eskiyi yaşatıyor. Ama aynı zamanda havuzu ve sundukları hizmetlerle modern bir otel. Haftasonu gitmek istediğinizde çarşambadan rezervasyon yapmakta fayda olduğunu söylüyor otel işletmecileri...

Büyükada Princess Oteli, saat kulesinin bulunduğu meydanda, Hotel Saydam ise iskelenin tam karşısında.

Dönmeden önce iskelede çarşıdaki dükkanlara bir göz atalım diyoruz. Ada'da plaj kıyafetlerinden her türlü yiyeceğe, hemen herşeyi bulmak mümkün. Esnaftan Uğur Kaplan, adanın biraz pahalı olduğunu kabul ediyor, "Bakıyorum, İstanbul'dan gelenler sularını bile getiriyorlar. Bunda esnafın kabahati var" diyor.

Zaman adada biraz daha farklı işliyor. Saatler burada sanki biraz daha hızlı ilerliyor gibi. Akşamın nasıl geldiğini anlamıyorsunuz bile.

Büyükada'da bir kaç saat geçirmek bile, bütün havanızı değiştiriyor. Aslında şehire çok yakın olduğunuzu unutuveriyorsunuz. Bu yüzden genelde gece saat bir civarındaki son vapuru kaçırmamak gerekiyor.

Aya Yorgi Manastırı



Konu nuvekolik tarafından (18.07.07 saat 21:20 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
cigdem (18.07.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 18.07.07, 01:11
cigdem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nereden: istanbul av. yakası
İletiler: 538
Ettiği Teşekkür: 935
227 tane iletisine 399 kere teşekkür edilmiş
cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.cigdem ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: büyükada

çok istememe rağmen hala göremedim. ama gezen ve gören arkadaşlar çok güzel olduğunu anlattılar. inş. bir gün bende gider görürüm tşklerrrr
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18.07.07, 21:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: büyükada

büyükada hikayeleri

Büyükada’dan Atina’ya taşınan sıla hikayeleriAhmet Tanrıverdi doğma büyüme Büyükadalı. Yani bir zamanların Türk’ü, Rum’u, Ermeni’si, Yahudi’sinin birarada yaşadağı Ada’nın...

33 yıldır Büyükada’da meyhane işleten Ahmet Tanrıverdi nam-ı diğer Fıstık Ahmet, bir türlü unutamamış eski günleri, Ada’dan gidenleri... “Atina’da ”Türk tohumu”, Türkiye’de ”Pis Rum“ denen eski Adalıların hikayesini yıllar sonra Fıstık Ahmet, ”Atina’daki Büyükada“ kitabında topladı.


Elimde, Büyükadalı Ahmet Tanrıverdi’nin yazdığı “Atina’daki Büyükada” kitabı Ada vapuruna biniyorum... Hani o üzerine şarkılar yazılan yandan çarklı vapur değil ama benimkisi. Vapur tıklım tıklım. Eee hava güzel ve İstanbullu denizden yararlanmak için Ada’ya kaçıyor. Bense elimdeki kitabın etkisiyle 50 yıl önce Ada’da yaşayan hayatlarla tanışamadığıma ve o günleri yaşayamadığıma yanıyorum. Kitabı okudukça Ahmet Tanrıverdi’yle olan randevu saatinin gelmesi için daha bir sabırsızlanıyorum. Etrafı dikkatle kolaçan ediyorum. Belki, belki de 1964 yılında Yunan tebaalı olduğu için Atina’ya gönderilenlerden biriyle aynı vapurdayım... Çok geçmeden gözüme 80 yaşlarında bir kadını kestiriyorum ve yanına oturuyorum. Ona öylesine dokunaklı bakıyorum ve elimdeki kitabı gösteriyorum ki, sonunda dayanamayıp “Evet ben de gidenlerdenim” diyor. Zafer kazanmış bir edayla bakıyorum kadına. Adını söylemek ve resim çektirmek istemiyor ama anlatmadan da duramıyor: “Bizim için Ada demek memleket demekti. Atina’ya gittik ama ne onlar bizi kabul etti ne de biz onları... Ada’da dostluk, kardeşlik vardı. Türk, Rum, Ermeni, Yahudi birarada yaşar, güler, yer, içerdi. Yunanistan’a gittik ama bize orada ‘Türk tohumu’ dediler, dalga geçtiler. Ada’da ‘pis Rum’, Yunanistan’da ‘Türk tohumu’ olduk. Hep arada bırakıldık. Yıllarca memleket hasretiyle yaşadım. Artık yazları Ada’ma yani memleketime geliyorum.” Susuyor, gözleri dalıyor... Ada vapuru iskeleye yanaştığında “Beni unut, tanımıyorsun” deyip uzaklaşıyor. Ben de rotamı Ahmet Tanrıverdi’ye yani Adalıların bildiği adıyla Fıstık Ahmet’in mekanı Prinkipo Meyhanesi’ne doğru çeviriyorum.
Büyükada bitti, şimdi E-5’te kasaba oldu
Prinkipo Meyhanesi’ne doğru ilerlerken Ada’ya başka bir gözle bakıyorum. Zira okuduklarımdan sonra eski Ada’yı daha çok merak ediyorum. Ada yolları havlularını atıp güneşlenen insanlarla dolu. Onlara basmamak için parmak uçlarımda Fıstık Ahmet’in meyhanesine ulaşıyorum. Halimi gören Fıstık Ahmet başlıyor
yakınmaya: “Belediyecilik denen şey 1980’den sonra başladı. Burası müstakil belediye olunca Ada kültürünü alamamış insanlar burada seçilmiş adam oldular. Eskiden denize inen sokaklar vardı ve Ada halkı oradan denize giriyordu. Dışarıdan Ada’ya gelen insanların denize girebilecekleri yerler Dilburnu ve Yörükâli idi. Artık burada her türlü kıyafetle, çorapla, başörtüsüyle denize giriyorlar. Evleri ve bizi taciz ediyorlar. Burası Ada olmaktan çıktı ve kasaba oldu. E-5 karayolu üzerinde bir kasabadan farkımız yok.

“Acaba eskiler nasıl yaşardı?” diye soruyorum Fıstık Ahmet’e “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlıyor anlatmaya... “Ada etrafı suyla çevrili kara parçası yani tecrit edilmiş, dışarıdan gelecek etkilere kapalı yer demek. Dolayısıyla adada yaşayan insanların kendilerine özel bir kültürü oluşuyor. Yani nev-i şahsına münhasır kişiler Ada’da yaşardı. Büyükada’nın kendine has bir ekonomisi vardı. Burada ayakkabı imalathâneleri vardı. Sipariş ayakkabılar giyerdik. Elbiselerimizi terziler dikerdi. Benim çocukluğumda Ada’da mandolin, gitar, piyano imalathâneleri vardı. Bugün onların yerini lahmacuncu ve pideciler aldı. 1964 yılında siyasi nedenlerle Yunan tebaalı olanlar gönderildi. Daha sonra da bu gidişler devam etti. Ve kültür kopuşu yaşandı. Gidenlerin yerine gelenler kendi kültürsüzlüklerini kültür diye burada ikâme ettirdiler. Sıkıntı da o noktada başladı. Maalesef Ada’nın yerli halkı da buna uydu. Ada düşüncesiz insanlar topluluğu oldu.”

“Adalı olmak ayrıcalıktır” derler. Fıstık Ahmet de “Evet öyleydi. Düşünün sabah evden çıkılınca bir selamlaşma şekli vardı. Sağ elle kafadaki fötr şapka çıkarılır ve eğilerek ‘Sabah şerifleriniz hayırlı olsun’ denilirdi. Şimdi ‘Selamun aleyküm’ deniliyor. Bu Museviler’in kullandığı ‘Şalom aleyhim’in Arapça versiyonudur. Bir de ‘Kendine iyi bak’ var. Ben bunu anlamıyorum. Çünkü Amerikalılar’ın tabiri. Oysa eskiden biz ‘Yolunda güller açsın’ derdik. Artık bu lafı kimse hatırlamıyor. Şimdi bir ‘bye’ aldı başını gitti. Bizim jenerasyon Ada’nın altın çağını yaşadı. Şimdi Ada bitti ama hiç olmazsa bizim anlatacak bir şeylerimiz var” diyor.

Adalı arkadaşlarım Atina’da kayıp bir jenerasyon
Ahmet Tanrıverdi bir solukta Ada’yla ilgili yakınmalarını anlattıktan sonra doğma büyüme Adalı olduğunu ve “fıstık” lakabının da yeşil gözlerinden dolayı takıldığını söylüyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na endeksli olarak çalışan Prinkipo adlı meyhanesinin kapılarını Haziran’da okullar kapanınca açıyor, Eylül’de okullar açılınca kapatıyor. Prinkipo tam bir Rum meyhanesi ve Ada’nın vazgeçilmez mekanı. Zira sunulan mezelerden mi yoksa Fıstık Ahmet’in sohbetinden mi bilinmez rezervasyon telefonları hiç susmuyor. Fıstık Ahmet her müşterisinin masasına uğruyor, mezelerini ve Ada hikayelerini anlatıyor. Tüm bu koşuşturmaca içerisinde yeni kitabını okuyup okumadığımı soruyor. “Evet” yanıtını verince de “Öyleyse sen Türkiye’de ‘pis Rum’, Yunanistan’da ‘Türk tohumu’ olmak ne demek anlamışsındır” diyor. Sonra da birçok olaydan sonra Ada’da yaşayamayan, yaşatılmayan insanların Ada’dan koparılış öykülerini anlatıyor: “Daha önce yazdığım kitaplarda kendi bakış açımla Ada insanını ve olayları yazmıştım. Ama bu bir objeye tek tarafından bakmaktı. O nedenle Mart ayında Atina’ya gidip onların dünyasından Atina’daki yaşamı sordum. Onların ülkeleri Ada. Burada doğup büyüdüler. Anneleri, dedeleri, yayaları burada gömülü. Bir gece kapı çalıyor ve bir polis, ‘Yunan tebaalısınız. Zararlı faaliyetleriniz olduğu gerekçesiyle hükümetin aldığı karara göre 72 saat içerisinde burayı terk edeceksiniz’ diyor. Herkes şoke oldu. Aileler parçalandı. Çünkü içlerinde kadın Yunan tebaalı, adam Türk tebaalı olanlar vardı. Yunanistan’a hiç alışamamışlar. Düşünün hâlâ sofradan kalkarken ‘Çok şükür bugün de doyduk’ diyorlar. Gittiğimde ‘Ada kokuyorsun’ diye sarılanlar da oldu, mezarına koyulsun diye Ada toprağı isteyenler de. Onları Türk’sün diye aşağılamışlar. Vaftiz olduklarına bile inanmıyorlarmış. Arkadaşlarım kayıp bir jenerasyon. Çocukları ve torunları Yunanlaşmış ama onlar hep Adalı kaldılar.”



“Zincirsiz köpek kaçtı”

Fıstık Ahmet Adalıların eşek şakaları olduğunu şöylüyor ve “Ada’da anlatılan fıkra gibi hikayeler gerçekte yaşanmışlardır” diyor. Tanıklık ettiği hikayeyi şöyle anlatıyor: “Vassil diye alkolik bir adam vardı. Yahudi bir Adalı’ya ‘Bahçeni temizleyeyim, 5-10 kuruş verirsin, ben de şarap alırım’ dedi. Adam kabul etmedi. Vassil bu defa ’Duvarın boş, bir köpek resmi çizeyim. Kışın hırsızlar köpeği görürler ve gelmezler’ dedi. Adam kabul etti. Tebeşirle duvarı çizerken Yahudi adama zincirli mi, zincirsiz mi olsun? Fiyat fark eder’ dedi. Adam da ’zircirsiz’ dedi. Yağmur yağınca resim aktı. Vassil’i gören adam fırçayı kaydı ama Vassil çok rahat bir ifadeyle ‘Zincirli mi, zincirsiz mi? diye sordum. Sen zincirsiz dedin. Köpek de kaçtı, gitti’ dedi.”
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
büyükada

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz