|
#1
|
|
21.07.07, 02:59
Avusturya tarihi | Avusturya imparatorluğu | Mayrhofen Kayak Merkezi / Avusturya | Woerthersee stadyumu, Klagenfurt, Avusturya | Alpbach Kayak Merkezi - Avusturya | VİYANA Avusturya’nın saygıdeğer başkenti artık görkemli geçmişiyle övünmüyor, ama onları bir kenara atmış da değil. Viyana, orta Avrupa’nın romantik geleneğinde demlenmiş eski dünyalı zarafetin parıltısıyla yıkandığı yılların ardından, hayata daha farklı bir gözle bakıyor. Taze, genç ve yenilikçi bir nesil kıpırdanmakta ve şehirlerini modern bir anlayışla yeni Avrupa’ya taşımaktadır. Parlak krom ve camdan yapılmış olan Haas-Haus 1990 yılından beri Stephansdom’un (Aziz Stephanos Katedrali) tam karşısında durmaktadır. Eskiye özlem duyanlar bile, çok sevdikleri 850 yıllık kiliselerinin, çatı restorandan görünen muhteşem bir manzara yarattığını kabul etmek zorunda kaldılar. Eski ve Yeni Endişelenmeyin, eski dostlar hâlâ buradadır. Johann Strauss’un valslerini hâlâ duyabilirsiniz –boz bulanık Tuna Nehri için bir tek o mavi diyebilir– ve hediyelik CD seti olarak hepsini evinize götürebilirsiniz. Sachertorte çikolatalı pastası öğleden sonra kahveniz için hâlâ eşsiz bir refakâtçidir. Tabii siz, geleneksel kremalı Viyana kahvesi ya da koyu bir espresso tercih edebilirsiniz. Muhteşem, beyaz Lippizaner atlarının, İspanyol Binicilik Okulu’nda yaptıkları gösteriler muhteşemdir. Melon şapkalı, tıknaz ve neşeli bir sürücünün eski moda Fiaker at arabasıyla, şehirde gezmek de çok zevklidir; böylece şehirde, her biri gittikçe daha fazla ışıldayan Habsburg imparatorluk sarayını, aristokrat malikânelerini ve Barok kiliseleri görme fırsatı bulabilirsiniz. Havaalanına limuzinle giderken, şoförün, Fiaker sürücüsünün kardeşi olma ihtimali yüksektir. Opera’da, kendinizi, Mozart’ın Don Giovanni’si –ya da onun kalbini kazanan güzellerden biri– olduğunuzu hayal edebilir, daha sonra geç bir vakitte, Viyana ormanlarının kıyısında, bir kadeh beyaz şarap içip olağanüstü duygusal bir şarkı dinlemek için Heuriger şarap evlerine gidebilirsiniz. Aslında biraz eski moda bir yaklaşım olsa da, Viyana’nın dinamik nesli, şehrin mirasıyla gurur duymaktadır. Eski, büyük kahvehaneler büyük bir zevkle onarılmış, sanatçılar, yazarlar, düşünürler ve hayalciler de, TV yapımcıları ve reklamcılarla iç içe geçmiştir. Viyanalı moda tasarımcıları, zamanın eskitemediği, kış rüzgârlarına karşı hâlâ mükemmel bir malzeme olan sıcacık, yünlü Loden kumaşından, geleneksel zeytin yeşili ceketlere, uzun eteklere ve mantolara göre daha yenilikçi bir kesim ve parlak renkler yaratmışlardır. Saygıdeğer Burgtheater (Ulusal Tiyatro), Thomas Bernhard gibi önemli yazarların devrimci prodüksiyonları yüzünden sık sık eski sakinlerinin keyfini kaçırmaktadır. Adı saygıyla anılan Kunsthistorisches Museum’da (Sanat Tarihi Müzesi) eserleri sergilenen Avrupalı büyük ressamlar, Habsburg İmparatorluğu’nun şahane koleksiyonunun heybetini yansıtmaktadır: Brueghel ve Rembrandt, Tiziano ve Raffaello, Poussin, Velázquez ve Dürer. Fakat Viyana aynı zamanda 20. yüzyıl ustalarıyla da ünlüdür: Klimt, Schiele ve Kokoschka Belvedere Sarayı’nda, avangard sanatçılar da şehir merkezindeki galerilerde sergilenmektedir. Doğu ve Batı Batı ve Doğu Avrupa uygarlıklarının bir kesişme noktası olarak Viyana’nın tarihi rolü, Doğu blokunun çökmesi ve Avusturya’nın 1995 yılında Avrupa Birliği’ne girmesiyle yeni bir anlam kazanmıştır. New York’tan çok önce farklı milletlerden insanların kaynaştığı bir şehir olan Viyana, her zaman basit ulusal bir etikete karşı çıkmıştır; bunu görmek için telefon rehberindeki isimlere bakmak yeter. Viyana, Habsburg İmparatorluğu’nun başkenti olarak sadece Slav ve Macarların değil, Almanların, İspanyolların, İtalyanların, hatta Hollandalıların da evidir. 1938’den önceki Viyana’da esaslı bir güç olan Yahudiler de, ülke kültüründe –Sigmund Freud, besteci Gustav Mahler, oyun yazarı Arthur Schnitzler ve pek çokları– ve ailelerini çirkin Nazi geçmişiyle yüz yüze getiren yeni neslin ağır ağır uyanan bilincinde, iz bırakmışlardır. Günümüzde azımsanamayacak sayıda, sakin ve zengin Ruslar kadar; Polonyalılar, İtalyanlar, Türkler, Hırvatlar ve eski Yugoslavya’dan bütün diğer etnik gruplar iş gücüne katılmışlardır. Dil tabii ki Almancadır fakat kentin mutfağı gibi, nüfusunu oluşturan çok sayıda etnik grup, Viyana’ya has bir üslupla kaynaşmıştır. Şehrin 18. yüzyıl cazibesi ve 19. yüzyıl debdebesinin büyük kısmı, II. Dünya Savaşı bombalarının, savaş sonrası inşaat spekülasyonlarının ve modern kirliliğin yarattığı hasarlardan kurtarılmıştır. Innere Stadt’ı (İç Kent, Birinci Bölge) çevreleyen, kenarlarına ağaçların dizili olduğu Ringstrasse, geniş Paris bulvarlarından farksızdır. Her anlamda şehrin kalbi olan Innere Stadt, Barok sarayları, zarif mağazaları, kahvehaneleri, ünlü Burgtheater ile Staatsoper ve Stephansdom’un etrafına labirent gibi dolanmış dar ortaçağ sokaklarını kucaklamaktadır. Ringstrasse’nin dışında şehir, 22 bölgeye yayılmıştır. Şehir sınırları içinde parklar, hatta çiftlikler ve üzüm bağları vardır. Viyana dinlenmek için pek çok alana sahip bir şehirdir. Kırsal görüntüsüyle, benzer büyüklükteki modern şehirlerin aksine, Viyana, hayata karşı olabildiğince tasasız bir tavır sergilemeyi tercih eder. Şehrin dingin atmosferi ziyaretçileri çoğunlukla şaşırtmaktadır. Viyanalılar hâlâ eski günlerdeki incelikler için vakit ayırmaktan hoşlanırlar. Mağaza sahipleri, yasal olarak yıllar önce yok olmuş olsa da, eski müşterilerini aristokratik isimlerle çağırmayı tercih ederler. Son dönem sosyal yenilikler, genel olarak Viyana’da popüler olsa da, kent sakinleri değerleri konusunda son derece tutucudurlar. Viyanalıları siyasi olarak tanımlamak her zaman kolay olmamıştır. Önce Habsburg İmparatorlarını, daha sonra da Napoléon’u alkışlamış, I. Dünya Savaşı’ndan sonra cumhuriyetçi dönemi karşılamış ve ardından Hitler’i selamlamışlardır. Daha sonra demokrasiyi de beğenmişlerdir. Bu yönetim biçimi, hayatı fazla dert etmemek anlamına gelen, efsanevi Gemütlichkeit’ı da desteklemiş gibi görünmektedir. Bu, Viyanalılara has cazibenin bir parçasıdır, fakat aynı cazibe Wiener Schmäh (Viyanalı istihzası) olarak bilinen, kimi zaman kötü niyetli olabilen bir alaycılığın fısıltılarıyla bilenmiştir. Bu tavır, yeni yüzyılda başarılı olmak için Viyana’nın hiçbir zaman ağırdan almaması gerektiğini bilen genç nesil tarafından yaratılmıştır. Salzburg Rehberi Salzburg bir müzik başkenti olarak ününü doğumunun 250 sene önceki anısına istinaden 2006 yılında tüm Avusturya’da kutlanan en meşhur evladı olan Mozart’a borçludur. Bu durum 20.yy’da Von Trapp ailesinin teşebbüsleriyle Salzburg’un müzikle olan güçlü bağlarının her zaman teminat altında olcağı kesinleştirilmiştir. Mozart piyano başına oturmadan çok önce Salzburg zaten kilisenin ve Salzkammergut bölgesi yakınlarındaki ortaçağ tuz madenlerinin desteklediği cazip bir barok merkeziydi aynı zamanda Salzach nehrinin ortasından geçtiği muhteşem dağlarla çevrili ve Kapuzinerberg ve Mönchsberg’in sarp ikiz tepelerinin ortasında yer almaktaydı. Salzbug merkezinin ünü, Altstadt olarak geçen geç 16.yy küçük tarihi merkezin yollarını turistlerin bolca arşınlamış olmasından bellidir. Kulelerin ve kubbelerin aşağısında kalan dar sokaklarında Mozart’ın büyümüş olduğu ve ön yüzlerinin pastel renklerle boyanmış ve ya dövülmüş demirlerle süslenmiş Getreidegasse gibi caddeler, pahalı ve tutucu tezgahlarla, kabaca Mozartkügeln (Mozart topları) denilen antep fıstığı doldurulmuş çikolata toplarının yapıldığı yerlerin bir kombinasyonunu sunar. 9 numarada doğduğu evdeki sıradan koleksiyonlar Mozart’ın dehasına takdire şayan değildir. İlk defa gelmeyen sadık turistler gözünde evdeki küçük enstrumanlar hala değerlidir. Mozart’ın evinin yakınlarında bestecinin bronz heykelini 17.yy başpiskoposun evine bakar şekilde bulubilirsiniz. Alstadt’a hakim en büyük görüntü Mozart’ın vaftiz edildiği ve müttefiklerin bombaladığı ancak sağlam barok hazinelerinin müzede sergilendiği Domkirckhe olarak geçen çok büyük bir katedraldir. Birbirine bağlı beş alanın muheşem şekilde birleşerek bir bütün oluşturduğu bir katedraldir. Kapitalplatz’dan Festungsbahn füniküler sistemle ya da 20 dakikalık kolay bir panoramik tımanışla ulaşılabilen 16.yy’dan kalma yapının içinde görülmesi gereken bölümler bulunmaktadır: işkence odaları, bekaret kemerleri ve ceza maskeleriyle dolu iki müze ve Salzbug’un muhteşem manzarasına hakim bir gözetleme kulesi. İki yakayı birleştiren Salzach nehri ve dağlarla çevrili olan bu güzel Avusturya şehri barok ihtişamıyla birleşen çarpıcı bir ortamı vardır. Alplerle çevrili ve tarihi bir dokusu olan, 1997’de UNESCO tarafından Dünya Mirasına sahip şehirler listesine giren Salzburg, “The Sound of Music” ‘de tarif edilen kadar harika bir şehirdir. Tarihi Roma dönemine kadar uzanır. 16 yy’da yaşayan şehrin ünlü, ileri görüşlü ve en güçlü arzusuna sahip dönemin başpiskoposu olan Wolf Dietrich von Raitenau sayesinde Salzburg şehri bugün bildiğimiz halini almıştır; arnavut kaldırımları, dar sokakları, seçkin meydanları ve muhteşem mimarisi olan şehir. Wolfgang Amadeus Mozart’ın doğduğu şehir olan Salzburg şüphesiz dahi bestekarın gurur duyacağı zengin müzikal hayatını çok geliştirmiştir. Salzburg festivali dünya çapındaki en önemli festivallerden biri olarak değerlendirilir ve şehirde çok çeşitli festivaller de düzenlenir. Salzburg çoğu müzikal içerikli olan 4000 yöresel ve uluslararası kültürel organizasyonlar hazırlar. Sol kıyıdaki meydanlarda, dar sokaklarda kozmopolit bir kültür havası eserken diğer tarafta ise ilginç bir kültür olan yöresel biraların satıldığı bira standlarıyla karşılaşılır. Salzburg Avusturya’nın ikinci büyük şehridir, nufusu 150.000’dir ve her sene 7 milyon ziyaretçi çeker. Görülecek Yerler Salzch nehri ve Mönchsberg kayalığının arasında sıkışmış olan Altstadt (eski şehir) şehirdeki en önemli görülmesi gereken yerlerdendir. Katedral ve eskiden dini merkez olarak kullanılan etrafındaki meydanlarla başpiskoposluk evlerinin ve kiliselerle çevrili olduğu bölge de kaçırılmaması gerekenler listesindedir. Altstadt’ın geri kalan kesimi zengin yerleşim yerleridir; Getreidegasse, Alter Markt (eski Pazar), belediye binası ve Mozart’ın doğduğu ev. Mönchsberg sarp kayalıkları eski şehrin hemen arkasında yükselir ve doğudan Hohensalzburg hisarlarıyla sınırlanır. Nehrin karşında kıyı ile Kapuzinerberg kayaları arasında kalan küçük bölge Steingasse, çalışan insanlara ev sahipliği yapan orta çağdan kalan dar sokaklarıyla ilgi çekici bir yerdir. Kuzeybatıda Kapuzinerberg, Mirabell sarayı ve bahçeleri arasında uzanır. Eskiden Salzburg eteklerinde kırsal bir arazi iken şimdi şehirle bağlantılı bir bölge olmuştur. Geziye eski şehirin zengin mimarisi ve kültürel mirasıyla başlanabilir arkasından hisara gidilebilir ve nehir geçilerek diğer kıyı keşfedilebilir. Bu gezi için iki gün ayırmak en güzelidir. Alternatif olarak, kilise ya da kaleler ilginizi çekiyorsa Rupertinum gezildikten sonra doğruca hisar gezilebilir dönüşü ya yürüyerek ya da finüküler sistemi kullanarak tamamlayabilirsiniz. |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| avusturya |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|