
Doğu ve Güneydoğu'da binlerce insan her yaz, yaşadığı kentin kavurucu sıcağından kaçıp kendini "Doğu’nun Akdeniz’i" olarak anılan Hazar Gölü’nün serinliğine bırakmanın keyfini yaşıyor.
Bu bir düş olmalı... Sözünü ettiğim; boz renkli, çorak dağların arasından kıvrılarak ilerlerken, masmavi sularıyla bir sürpriz gibi karşımıza çıkıveren Hazar Gölü değil sadece. O ana kadar Doğu Anadolu'nun birbirine benzeyen köy ve kasaba görüntülerine alışık olan gözlerimiz birdenbire göl kenarındaki plaj şemsiyelerine, çadırlara, güneşlenen, yüzen ya da deniz bisikletine binen insanlara, turistik tesislere, havuzlu villalara takılıp kalınca, Hazar Gölü'ndeki tek sürprizin gölün mavi suları olmadığını fark ediyoruz...
30 yıl öncesine kadar sadece çobanların hayvanlara su içirmek için kıyısına indiği, köylü kadınların sodalı sularında çamaşır yıkadığı ya da aşıkların kaçamak yeri olan Elazığ–Diyarbakır yolu üzerindeki Hazar Gölü artık bölgenin en gözde turizm beldesi.
Hazar'ın doğu kıyısında yer alan Gezin ilçesinden felsefe öğretmeni Fethi Aydın, "Fotoğraf makinesini, pantolonu, kolayı, birayı ilk kez bu gölün kıyısında tanıdım ben" diyor. Hazar Gölü, Aydın için modern dünyanın kapılarını araladığı yer aynı zamanda. O zamanlar turistlerin bıraktığı kutulardan koleksiyon yapıp arkadaşlarına caka sattığını anlatan Aydın, göl çevresinde çok hızlı bir değişim yaşandığını söylüyor: "1965'te ABD'lisi, ‹talyan'ı, Alman'ı buraya gelirdi. Farklı bir dil konuşan insanları, hız motorlarını, plaj havlusunu ilk burada gördüm".
Bölge insanının, yurt dışından gelen turistlerin açtığı kapıdan girmesi uzun sürmemiş. Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Bingöl, Tunceli ve Batman'dan gelen tatilcilerle nüfusu üçe katlanan Hazar Gölü, artık "Doğu'nun Akdeniz'i" olarak anılıyor. Bölgede yaşayanlar için Hazar, ulaşımı kolay, ekonomik bir tatil yeri.
Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası'nın rakamlarına göre göl çevresine yılda 70–80 bin turist geliyor. Hafta sonu ve yaz aylarında gölün 15 bine yaklaşan nüfusu, çevre illerden gelen çadırcılarla 45 bine çıkıyor. Tatilcilerin çoğu, göl kıyısındaki kamu kamplarında konaklıyor. Ancak kamu kamplarının "konfor"unu tercih etmeyenler, kendilerine özgü "konforlu alanlar" yaratmış...
Toprak yoldan göl kenarına doğru hemen her yeri istila etmiş çadırların bulunduğu Öz Diyarbakır Kamp, göl çevresindeki dokuz kamp alanından biri. Kampı 1995'ten beri işleten Mehmet Hafiz Çiçek ile Mehmet Atakılıç, tatillerini kazanca dönüştürenlerden...
Çiçek, kahvesini yudumlarken "Buraya hafta sonları geliyorduk. Sonra 20 çadır aldık, kiraya verdik. Çadırı olan geldi. Market, kasap, açıldı. Yazın üç ay burada kalıyoruz" diyor.
Ama burası sıradan bir kamping değil. Hemen her çadırda çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak ve şebeke suyunun geldiği lavabo var. Büyüklüğü 12–35 metrekare arasında değişen çadırların sayısı, temmuz–ağustos aylarında 100'ü buluyor. Kampçıların çoğu Diyarbakırlı. Çadır mutfağında akşam yemeğini hazırlayan Nilgün Dalkılıç, "8–10 çocukla Bodrum'a Antalya'ya nasıl gidelim ki" diyor.
nationalgeographic.com.tr
Yazı: Oya Ayman
Fotoğraflar: Kerem Uzel











:O0
Normal