iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:12 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset » Batı Uygarlığının Neresindeyiz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03.04.07, 00:05
Standart Batı Uygarlığının Neresindeyiz

03.04.07, 00:05



(ATATÜRK'ÜN BAŞLATTIĞi BATILILAŞMA HAREKETİNE TARİHSEL VE GÜNCEL BİR YAKLAŞIM)

Batı uygarlığını ele alırken, Batı'ya yaklaşımı öncelikle Atatürk'ün gözüyle değerlendirmeliyiz. Atatürk "Batı'ya rağmen Batılılaşma" hareketinin öncüsü ve belki de tek uygulayıcısıdır. Mustafa Kemali'in yeni kurduğu Türkiye Cumhuriyet'inin o dönemde her bakımdan dışarıya bağımlı olan ekonomisini, çözülmesi gereken en önemli problemlerden bir olarak gördüğü kesindir. Yeni yapılanan Türkiye'de şekeri, kumaşı dahi dışarıdan alacak derecede zafiyet vardı. Bununla da bitmiyordu; eğitim sistemi , hukuk, takvim ve benzerleri Arapçıldı, Arap uygarlığının bir uzantısıydı ve Atatürk Arap'tan Türk'e hiç bir fayda gelmeyeceğini çok iyi biliyordu. Batıya dönülmeliydi...Sosyal, ekonomik, her alanı kapsayan bir kalkınma projesi geliştirerek işe başladı. Sosyal geriliğin ve ekonomik geriliğin tümünün aşılması için, Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde sanayi hamleleri yapılıp fabrikalar kurulurken, kanunlar ayarlanıp medeni kanun hazırlanırken, eğitimde ve sanatta ileriye dönük muhteşem adımlar atılırken ve buna benzer pek çok konuda Batı şablonu kullanılmıştır. Şark zihniyetine tepeden aşağı batmış bir toplumu çağdaş düzeye getirebilmek için, yeni kurulmuş bir devleti güçlü kılmak için bu uygulamanın yapılması son derece gerekliydi. Yapıldı ve sonuçları Ata'nın 10.yıl nutkunda ve hatta 10 yıl marşında gözlemlenebilir.

Peki Atatürk'ün başlattığı bu Batılılaşma hareketini devam ettirebildik mi? Şark zihniyetinden kurtulabildik mi? Ve Batı uygarlığının neresindeyiz? Aynı zamanda sorulması gereken bir diğer soru da "Batı bugün ne durumda?" olabilir.

Batı olarak nitelediğim Avrupa da 80 sene önceki Batı değildir, onun da sosyo ekonomik dengeleri değişmiş ve tarihten gelen kültürü bir anlamda yok olarak Batının da batısı durumundaki hamburger uygarlığına yani Amerika'ya kaymıştır. İşte bu değişen dengeleri teşhis etme, duruma ayak uydurabilme imkanını yalnızca Kemalizm ideolojisi sağlamaktadır. Çünkü Atatürk bize "ayet " değil , bir düşünce sistemi bırakmıştır. Bunun arkasında korumamız gereken Atatürk'ün biricik vasiyeti "Ulusal bağımsızlık" kavramıdır. Atatürk Batı'ya rağmen batılılaşma hareketinde kendisine merkez olarak bu kavramı almış ve tüm çalışmalarının temeline "Ulusal bağımsızlığı" koymuştur. Bu kavram olmadan batılılaşmak yanlış sonuçlar getirecektir ve güncel olarak yaşanan tüm sorunların kaynağında bunu görmekteyim. 50 senelik iktidarlar döneminde hiçbir hükümetin umursamadığı bu temel nokta zamanla unutulmuş ve ülkeyi Kemalizm değil kapitalizm yönetir olmuştur. Şu anda "Kemalistim" diyen her siyasi partiye önemsenmeyen, yokedilen "Ulusal Bağımsızlığın" hesabının sorulması gerekmez mi?

Umursamazlıkların, aymazlıkların sonuçlarına bakınız:

Ülkemiz demirağlar yerine otobanlarla örülmüştür.

Sanayimiz dışa bağımlı hale getirilmiştir. Nihai üretimlerimizde bile hammadde alımları dışa bağımlıdır.

Tüketim toplumu oluşturularak, insanlarımız doyumsuz ve sınırsız bir şekilde "tüketmeye " özendirilmiştir.

Batılılaşma hareketi "batı taklitçiliği" ne yönelerek "yabancı marka" lar benimsenmiştir.

Batı uygarlığının çevre kirliliği hakkındaki duyarlılığı hiçbir şekilde ülkemize yansıtılmamıştır.

Batı uygarlığının dinlere "reformist" bakış açısına rağmen ülkemizde şeyhlerden şıhlardan kurtulmak mümkün olmamıştır. Halen devletimizin resmi tarikatı bile vardır ! (Ecevit'in samimi dostu Fetullah Gulen tarikatı)

"Ulusal bağımsızlığı" yoketmenin ön adımı olarak "milliyetçilik" kavramı yokedilmiştir. Milliyetçiyim demekten insanlar utanır hale getirilmiştir. Türk'üm derseniz hayatınızın hatasını yapmış ve "faşist" şeklinde damgalanmış olursunuz.

Hala kadınlarımız Batı'da hemcinslerine toplum içinde tanınan haklardan çok uzaktadır. Toplumumuzda kadın ikinci sınıftır, koca sultası ve dayağı altındadır.

Aile gelenekleri ve tabular nedeniyle kazanılmış kanuni haklarını bile kullanamamaktadır.

Batılılaşma bu mudur? Uygarlık dediğimiz nike ayakkabı, cartier gözlüklerle hamburgerciye gidip , çıkışta 2 dakika sonra zaten göreceğimiz arkadaşımızı cep telefonundan ararken kasılarak Schüller dondurması yemek ve akşam da televizyonda ABD imzalı "action" filmleri izlemek midir?

Batılılaşma demek "Doner-chi" "Fast Kebap" gibi ucube isimler yaratarak güzel Türkçemizi berbat edip , her kelimenin başına "the" koymak mıdır?

Batılılaşma demek sokakta itlerini gezdirip onlar milletin az sonra basacağı yerlere pislerken havaya bakıp en son moda yabancı parçaları ıslıkla çalmak mıdır?

Batılılaşmak Pepsi cola mıdır? Mercedes midir? Cappucino mudur? Kenzoo after shave midir? Cartier saat midir? Adidas eşofman mıdır? Yoksa bunların tümü, korkunç bir tuzağa doğru çekilirken önümüze atılmış birer yem midir?

Batının tüm markalarını kullanarak hayal aleminde yaşıyor ve geleceğimizi tükettiğimizin farkına varamıyoruz.

Batı ise şöyle yaşıyor:

Düzgün bir şehirleşme ile kurulmuş temiz bir çevrede,

Tüm Avrupa'yı ağ gibi sarmış metro ve tren hatlarında seyahat ederek,

Her insanın haklarını eşit olarak koruyan yasalarla,

Düzenli çalışan hükümetler ve devlet teşkilatlarıyla,

Düzenli olarak denetleyen Sivil toplum örgütleriyle,

Bu sözlerim asla Batı hayranlığı olarak algılanmamalıdır, sadece her yönüyle gelişmiş bir uygarlığın gözlemlerime takılan yansımalarını "bir an önce Batılılaşma adına bünyemize alıp , daha önce Batılılaşırken aldığımız safraları terketme dileğiyle" özetliyorum:

Batılı uygar, batılı temiz ve batılı iktisatlı yaşıyor. Yeni moda diye eski eşyasını yenisiyle değiştirmiyor ve eski malından gocunmuyor. Onlarda kriz olmuyor, çünkü ekonomilerini halk ve hükümet elbirliğiyle yani "Ulusal bilinçleriyle" idare ediyorlar. Zaten tüm şartları önceden sağlamışlar. Hükümete talip olan siyasi parti "ideolojisini" değil, yürüteceği programı açıklıyor ve seçilince bu programı yürütüyor. Batı uygarlığı hükümetini "yöneticisi" gibi değil " hizmet veren bir kuruluş" olarak algılıyor.

Batılılar müslüman ülkelerin şark zihniyetlerindeki örümcek kafalılar gibi "mucizelere" inanmıyorlar. Her yapılanmayı "bilim" , "us" ve "hesap" üzerine kuruyorlar. Biz ise Gazzali zihniyeti ile usçuluğa sırtımızı dönüp hala iman gücüyle yaşıyoruz.

Bugün Avrupa'ya gidiniz , uygarlığı inceleyiniz... Neleri yapıp neleri yapmadıklarını gözlemleyiniz , hatta Avrupa'ya gitmeye gerek yok, turistlere bakmak bile yeterli olabilir.

Onlar "insanlığı", "insan olmanın gereklerini" keşfetmişler. Tüm ayrıntıları uyguluyorlar. Avrupa'da bir tek başıboş kedi-köpek göremezsiniz. Avrupa'da baklava çalan çocuklara da pek rastlanmaz. Hem çocukların hem de hayvanların değerini bizden iyi biliyorlar. Bizde ise bazen çocuklar hayvan, hayvanlar ise çocuk muamelesi görüyor ne yazık ki...

Avrupa'da çöp kutularına baktınız mı? 4 gözlü olarak tasarlanmış ; kağıt, metal, plastik ve cam bölümleri var. Böylece daha atılırken çöpler sınıflanmış oluyor, işlenmeye hazır hale geliyor.

Onlar, spor ile hayatı içiçe yaşıyorlar, herkes spor yapıyor, bisiklete biniyor, yürüyor, koşuyor. Sigara kullanma oranları yok denecek kadar az. Sigara içene rastlamak zor.

Avrupa'da bir ülkeden trene bindiğinizde bir başka ülkeye rahatlıkla gidersiniz, ülkeler arasındaki sınırlar da kalktığından tren duraklamaz ve siz yemyeşil ovalara serpişmiş güzel, küçük evleri , çiftlikleri seyrederek tren yolculuğunun keyfine varabilirsiniz. Ve düşünürsünüz "Neden benim ülkemde böyle imkanlar yok" diye. Ve bizim katil otobanlardan gelen kaza haberleriyle daha da üzülürsünüz. "Kim kıyıyor bu ulusa, kim sabote ediyor hayatımızı?" dersiniz.

Özetle: Batı'nın iyi yanlarını henüz uygulayamazken tek yaptığımız Batılı markaları bolca tüketip Batı'nın zenginliğini arttırmaktan başka nedir? Batılı olamıyoruz, zaten amaç Batılı olmak değil onların minimum uygarlık düzeyine erişebilmektir. Gerisi taklitçiliğe girecektir.

Türk ulusu olarak Batı'dan aldığımız belki de en tehlikeli meta DOLAR yani $ yani USD denilen para birimi ve onun akrabaları olan MARK, POUND..vs dir. Ulusal bağımsızlığımızı yokeden etmenlerin başında DOLAR, MARK gibi yabancı paralara olan hayranlık gelmektedir. Bir millet düşününüz ki maaşını TL olarak alıyor ve harcamalarını yabancı para üzerinden yapıyor, bütün ekonomi dolar, mark üzerinden dönüyor! Bu milletin ayakta kalması mümkün müdür?

Böyle bir zihniyetten iyi bir sonuç çıkar mı? Hayır! Yalnızca kriz çıkar, tahkim yasası çıkar, IMF dayatmaları çıkar . Ve ülke giderek Batı'ya el açan bir dilenci durumuna sürüklenir.

Milletçe "tüketimden başka bir şey düşünmeyen", "marka bağımlısı" "hep bugünü düşünen" ,"günlük yaşayan", "miiliyeçi olmayan, milliyetçiliğin ırkçılık demek olduğu aşılanmış" bir güruh haline getirilmeye çalışılıyoruz. Bu , planlı bir çalışmadır, 20-30 sene önceden beri üzerimizde uygulanan paket program işlemektedir, toplumsal sonuçları şimdilerde daha güçlü ortaya çıkmaktadır.

Ne yazık ki milletçe getirilmek istendiğimiz yeri farkederek ve bir "çözüm" üretemeyerek kıvranıyoruz. Ama unutmayalım: Çözümü Kemalizm'de bulacağız.

Tek çözüm "Ulusal Bilincin" ve "Ulusal Bağımsızlığın" yeniden ortaya konmasıdır. Atatürk'ten sonra saptırılan "Batıya rağmen batılılaşma hareketini" doğru çizgiye çekmektir. Markalardan uzaklaşmaktır, ithalatı azaltıp ihracatı desteklemektir, milli üretimi arttırmaktır, güzel yurdumu emperyalizme peşkeş çeken hükümetleri sivil toplum kuruluşları ile denetlemektir, sos-Kemalistlerle sağ ve soldaki vatan hainlerine kulak asmamaktır, Türk diline ve Türk uygarlığına sahip çıkmaktır, Atatürk'ün ilkelerine bağlı kalmaktır.

Ve Atatürk'ü dinlemektir:

"KENDİNİZ İÇİN DEĞİL ULUSUNUZ İÇİN ÇALIŞINIZ, ÇALIŞMALARIN EN YÜKSEĞİ BUDUR
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar