
Behçet Aysan, Ahmet Öztürk, Ahmet Özyurt, Asaf Koçak, Asım Bezirci, Asuman Sivri, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari Aybaba, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, İnci Türk, Koray Kaya, Kenan Yılmaz, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muammer Çiçek, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Sait Metin, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Serpil Canik, Uğur Kaynar, Yasemin Sivri ve Yeşim Özkan…
Diri diri yakılışlarının üzerinden tam 13 yıl geçti...
Ülkem gibisin Sivas… Değil mi ki Pir Sultan’ı çıkardın bağrından, değil mi ki “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan!” dedi Pir Sultan; gün yüzü görmez oldun.
Ülkem gibisin Sivas… Ne Hızır Paşa’ların bitti ne de Pir Sultan’ların… Hasret yakardı yürekleri bağrında, şimdi insanlar yanar bir bir…
Ülkem gibisin Sivas… Bir uzun hava çalar bağrında, yürekler yanar her daim, hapsolur bir otele Pir Sultan’lar… Temmuz sıcağında bir yaz akşamı yanarlar diri diri…
Ülkem gibisin Sivas… Ülkemde yapılan bin provakosyandan biri de senin bağrında yaşanır… Bin operasyonu bir bir tasarlayanlar; İslamcıları, Alevilere, ilericilere karşı kışkırtır…
Bu ülkeyi yönetenler, müdahale etmeyin emri verir… Olayın çığrından çıkmasını beklerler...
Oyalanır Madımak Oteli’nde onlarca insan, ölümü beklerler çığlık çığlığa; bir yardım eli uzansın isterler, tek bir yardım eli bile uzanmaz.
Sivas, ülkem gibisin… Milyonlarca insan elinden biri bile uzanamaz sana, yakılan insanlarına. “Allah Allah” naraları atanlar kadar bile, bir araya gelemez insanların. “Devletin şefkatli kolları uzansın” diye bekler insanların, çaresizce… Oysa biter insanlık Sivas’ ta… Gerici, faşist güruh, saldırır. Ve başarırlar… Bin operasyondan biri daha gerçekleşmiştir artık.
Otuz beş insan yakılarak öldürülür Sivas’ın orta yerinde. Otuz beş can, otuz beş insan güzeli... Acının kokusu kaplar her yanı. Yanan Madımak değildir de, yüreklerimizdir sanki.
Alacağın olsun Sivas. Değil mi ki, yalnız koydun otuz beş canı zulmün önünde; değil mi ki koruyamadın Madımak’ı, alacağın olsun! Bundan böyle her Temmuz’un ikinci gününde küller yağacak semalarından. Semaha duranların, türküler yakanların üzerine.
Ülkem gibisin Sivas… Din tüccarları,, belediye, maşalar... İşbirliği içinde senin bağrında... Aydınların yakılır, elinde sazı sanatçıların yakılır, semaha duranların bağrında. Sivas sen ülkem gibisin, ağıtlar yakılır, yakan senin insanın. İnsanlar yakılır, yakan senin insanın… Memleketinden utanır insan, utanan senin insanın…
Oysa utanmak yazmazdı kitabında senin. Pir Sultan’ı yaratan topraklara yakışmadı zaten bu duygu. Şimdi artık iki yüzün var senin Sivas. Aydınlık yüzün Pir Sultan’ın yüzüdür, karanlık ise Madımak’ın. “Keşke” der dilin “Keşke Pir Sultan’ın yanına yazdırmasaydım utancın adını. 2 Temmuz yazılmasaydı keşke tarih sayfalarına...” Zalimin zulmüne dizeleriyle karşı duran ustamız hani bir şiirinde der ya, “Kabahat sende demeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu sende.” diye, senin için söylenmiş dizeler sanki. Sözlerim ağır belki. Bil ki dost olduğumuzdan... En ağırından, en acısından sözler ediyoruz ki, dostluğumuzdan şüphe etmeyesin.
Ülkem gibisin Sivas… İnsanları yakan katillerinden daha çok izleyen ve sessiz kalanların var bağrında, korkanların, sinenlerin, yakılan insanların çığlıklarına kulaklarını tıkayanların var… 2 Temmuz’da bağrında yakılan ateş, vicdanları da yaktı…
Ve hala senin bağrında yaşanan kadar kalleştir ölüm ve ecelsizdir, Sivas… İnsan bedenidir artık ateş ve zulmün kalelerine çarpan gürül gürül bir hayattır ateşe kesmiş bedenler… Karanlığı aydınlatacak ateşi bir kez de seninle tanıdı baş eğmeyenler… Ağıtlar yakılırken, karanlığa gömülürken insanlık, insan bedeninde tecrit duvarlarını yaktı o ateş.
Ülkem gibisin Sivas… Madımak’ta yakılan ateş ülkemin dört bir tarafında yanar hala; aydınlatır, halkımın karartılan geleceğini.
Sorulsaydı hesabı Sivas’ın, umuda sevdalı yürekler yanmazdı. Ama sorulur bir gün elbet.
… Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm...”
Behçet Aysan
Alıntıdır














Normal