|
#1
|
|
11.07.07, 00:29
Komünizm nedir, sosyalizmden ne farký vardýr? Bu iki kavram da çeþitli açýlardan çeþitli anlamlar ifade ediyor olmakla beraber, burada kastedilen, insan toplumunun geliþmesindeki basamaklar olarak bunlarýn ne anlama geldiði ve bu açýdan aralarýndaki farkýn ne olduðudur. Marksizme göre kapitalizmin yýkýlmasýyla birlikte bir geçiþ dönemi baþlar ve bu dönemin bitimiyle komünist topluma ulaþýlýr ki, bu toplum da kendi geliþimi bakýmýndan iki temel evreye ayrýlýr. Marx bu evreleri komünizmin alt ve üst evreleri olarak adlandýrýr. Ýþte komünizmin alt evresine ayný zamanda sosyalizm denir. Bu alt evreye sosyalizm denmesi dolayýsýyla, üst evreyi anlatmak için de yine komünizm kavramý kullanýlmýþtýr. Böylece komünizm kavramý hem komünist toplumun alt ve üst evresiyle birlikte tamamýný anlatmak için, hem de bu toplumun yalnýzca üst evresini anlatmak üzere iki ayrý kapsamda kullanýlagelmiþtir. Sýnýfsýz toplumun bu iki aþamasý arasýndaki farký þöyle açýklayabiliriz. Sýnýfsýz toplumun ilk evresine, sosyalizme varýldýðýnda insanoðlunun binlerce yýllýk sýnýflý toplum döneminin miras býrakmýþ olduðu tüm sorunlar henüz tamamen çözülmüþ durumda olamaz. Bunlar arasýnda yalnýzca en temel nitelikte olanlarý, yani sýnýflar ve devlet ortadan kaldýrýlmýþ durumdadýr. Ýnsanoðlunun genel geliþimi sýnýfsýz topluma varýldýðýnda da devam edecektir. Temelde üretici güçlerin daha yüksek bir atýlýmý ve buna eþlik eden bir kültürel dönüþüm sayesinde sýnýfsýz toplumun daha yüksek aþamasý olan komünizme ilerlenecektir. Bu aþamada üretici güçler o denli geliþmiþ olacaktýr ki, bunun doðuracaðý muazzam bolluk sayesinde çalýþma bir zorunluluk olmaktan çýkarak artýk sadece bir zevk halini alacaktýr. Ýnsanlar büyük oranda zamanlarýný ve enerjilerini, kendilerini ve nesillerini özgürce geliþtirmeye ve daha yüksek arayýþlara adayacaklardýr. Ýþte ancak bu aþamada, insanlarýn toplumdan aldýðýnýn ona verdiðiyle orantýlý olmasý ilkesi son bulacak, insanlar topluma verdiði emekten baðýmsýz olarak tüm ihtiyaçlarýný ondan alabilecektir. Böylece, herkesten yeteneðine göre, herkese ihtiyacýna göre hedefi yaþama geçirilmiþ olacaktýr. Komünist toplumun ilk aþamasý sosyalizmde ise üretici güçlerin bolluk düzeyi henüz bunu mümkün kýlamadýðý için bölüþüm ancak herkese çalýþmasýna göre ilkesi temelinde yapýlabilir. Bir baþka deyiþle sosyalizmde orantýlýlýk ilkesi henüz hüküm sürer. Sosyalizmde, çalýþabilir durumdaki herkes çalýþmak zorunda olacak ve herkes toplumdan çalýþmasýyla orantýlý olarak alacaktýr. Þüphesiz buradaki çalýþma, kapitalizmdekinden sonsuz ölçüde farklý bir nitelik taþýr. Hem sömürücüler ve hem de onlarla birlikte onlarýn pahalý devleti, bürokrasisi, kapitalizmdeki muazzam israf artýk olmadýðý için, üretim planlý ve tamamen insanlarýn gerçek ihtiyaçlarýna dönük olarak yapýldýðý için, sosyalizm üretici güçleri çok daha yüksek düzeyde geliþtirir. Böylece sosyalizmde hem ortalama zorunlu çalýþma süresi muazzam ölçüde azalýr hem de çalýþanlara düþen ortalama refah muazzam ölçüde artar. Alýntýdýr.
__________________ ellerinle bana baharlar getir cývýl cývýl bir görüþ gününde olsun bir mektup gönder bana bahar tadýnda baygýn baygýn ülkem koksun Selda Baðcan |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| |||
| |||
| Alıntı:
20. yüzyýl insanlýk tarihinin en kanlý dönemidir. Bu yüzyýlda dünya savaþý, soykýrým, toplama kampý, kimyasal silahlar, nükleer silahlar, bombardýman, gerilla savaþý, terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyýllarda duyulmamýþ ve görülmemiþ vahþet yöntemleri ortaya çýkmýþtýr. Bu yüzyýlda saydýðýmýz yöntemlerle öldürülen insanlarýn sayýsý, yüz milyonlarla ifade edilmektedir. 20. yüzyýlýn bu kadar kanlý olmasýnýn iki önemli nedeni vardýr. Birincisi, geliþen teknolojinin eski devirlerdeki silahlara göre çok daha öldürücü silahlarýn yapýmýna izin vermesidir. Ýkinci neden ise —ki asýl önemli olan budur— bu silahlarýn kullanýlmasýna, hem de korkunç bir acýmasýzlýkla kullanýlmasýna neden olan ideolojilerdir. Temelleri 19. yüzyýlda atýlan çeþitli "izm"lerin kanlý hasadý 20. yüzyýlda olmuþtur. Komünizm, bu "izm"lerin en kanlýsý, en acýmasýzý ve en geniþ çaplýsýdýr. 20. yüzyýlda komünist rejimler veya örgütler tarafýndan öldürülen insan sayýsý yaklaþýk 120 milyondur. 120 milyon insan, sýrf bu ideoloji uðruna idam edilmiþ, toplama kamplarýnda ölesiye çalýþtýrýlarak katledilmiþ, "sürgün" adý altýnda evlerinden toplanýp Sibirya steplerinde yok edilmiþ, kasten oluþturulan kýtlýklarla açlýktan öldürülmüþ, en korkunç hapishanelerde en korkunç iþkencelere uðratýlmýþ, beyni yýkanmýþ komünist militanlar tarafýndan kurþuna dizilmiþ, boðulmuþ, boðazlanmýþ, parçalanmýþtýr. 1917'de Rusya'da gerçekleþen kanlý Bolþevik Devrimi ile baþlayan vahþet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliði'nin geneline, ardýndan Doðu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba'ya ve Afrika'ya yayýlmýþtýr. Þimdi bu kýzýl vahþetin tarihini inceleyelim. LENIN'ÝN KANLI DEVRÝMÝ Karl Marx, bir siyasi partinin veya hareketin lideri deðildi. Sadece bir teorisyendi. Ýnsanlýk tarihini diyalektik materyalizme göre kurallara oturtmaya uðraþmýþ, buna göre geçmiþe yorumlar getirmiþ ve gelecek hakkýnda kehanetlerde bulunmuþtu. Marx'ýn en büyük kehaneti ise devrimdi. Kapitalist düzenin ayaklanan iþçiler tarafýndan yýkýlacaðýný ve bu devrimle birlikte "sýnýfsýz toplum" doðacaðýný vaat etmiþti. Marx 1883 yýlýnda öldü. Aradan yýllar, hatta on yýllar geçmesine raðmen, Marx'ýn haber verdiði devrim bir türlü gerçekleþmedi. Avrupalý kapitalist ülkelerde, devrim gerçekleþmesi bir yana, iþçilerin çalýþma ve hayat koþullarýnda kýsmen de olsa iyileþme yaþandý ve iþçi-burjuvazi gerilimi azaldý. Devrim gerçekleþmiyordu ve gerçekleþeceði de yoktu. Marx'ýn ölümünün ardýndan, onun býraktýðý ideoloji Lenin tarafýndan yorumlandý. Lenin, bir yandan Marx'ýn açýklarýný ve çeliþkilerini kapatmaya çalýþýrken, bir yandan da komünizmi silah zoruyla iktidara getirmenin formüllerini geliþtirdi. Üstte, 1897'de St. Petersburg'da çekilen resimde Lenin (üstte) ve diðer komünist militanlar. Aþaðýda ise Marx'ýn Das Kapital'inin Rusça baskýsý Bu ortam içinde, Marx'ýn ölümünden yaklaþýk 20 yýl sonra, bir baþka önemli isim Rusya'da ortaya çýktý. Marxistler'in kurduðu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde giderek yükselen Vladimir Ýlyiç Lenin, Marxizm'e yeni bir yorum getirdi. Lenin'e göre, devrimin kendi kendine olmasý mümkün deðildi, çünkü Avrupalý iþçiler burjuvazi tarafýndan kendilerine saðlanan imkanlar tarafýndan oluþturulmuþtu, diðer ülkelerde ise zaten kayda deðer bir iþçi sýnýfý yoktu. Lenin bu duruma militan bir çözüm önerdi: Devrim, Marx'ýn öngördüðü gibi iþçiler tarafýndan deðil, iþçiler (yani Marxist literatüre göre "proleterya") adýna hareket eden, profesyonel devrimcilerden oluþan, askeri bir disipline sahip "Komünist Parti" tarafýndan gerçekleþtirilecekti. Komünist Parti, silahlý mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak devrim gerçekleþtirecek, iktidarý ele geçirdiði andan itibaren Lenin'in "proleterya diktatörlüðü" adýný verdiði otoriter bir rejim kurulacak, rejim muhaliflerini tasfiye edecek, özel mülkiyeti ortadan kaldýracak ve toplumun komünist düzene doðru ilerlemesini saðlayacaktý. Lenin'in ortaya attýðý bu teoriyle birlikte komünizm, eli silahlý terör gruplarýnýn ideolojisi haline gelmiþ oluyordu. Lenin'den sonra da dünyanýn dört bir yanýnda kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamýþ yüzlerce "komünist parti" veya "iþçi partisi" ortaya çýktý. Kasým 1917'de St. Petersburg'da silahlarýyla poz veren Bolþevik devrimciler Peki komünist parti devrim için hangi yöntemleri izlemeliydi? Lenin bu soruyu hem yazýlarýyla hem de eylemleriyle cevapladý: Komünist parti olabildiðince çok kan dökecekti... Lenin, henüz 1906 yýlýnda, yani Bolþevik Devrimi'nden 11 yýl önce, Proletari dergisinde þöyle yazýyordu: Bizim ilgilenmekte olduðumuz olgu, silahlý mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafýndan yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nýn belirli kesimlerinde çoðunluðu) herhangi bir devrimci örgüte baðlý deðildirler. Silahlý mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrýlmasý gereken, farklý iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kiþilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayý amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kiþilere ait para kaynaklarýna elkoyar. El konulan paralar kýsmen parti kasasýna, kýsmen özel silahlanma amacýna ve ayaklanma hazýrlýðýna, ve kýsmen de tanýmlamakta olduðumuz mücadeleye katýlan kiþilerin geçimine gider. Büyük el koymalar (Kafkasya'daki 200.000 rublelik, Moskova'daki 875.000 rublelik gibi olanlar) gerçekten de öncelikle devrimci partilere gitmiþtir -küçük elkoymalar çoðunlukla, bazen de tümüyle "el koyucularýn" geçimine gider.14 Lenin'in de yönetiminde bulunduðu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde, 1900'lü yýllarýn baþýnda önemli bir fikir ayrýlýðý yaþandý. Lenin'in önderliðindeki grup, þiddet yoluyla devrim yapmayý savunurken, diðer bir grup daha demokratik yöntemlerle Marxizm'i Rusya'ya getirmeyi savunuyordu. Leninistler, gerçekte sayýlarý az olmasýna raðmen, çeþitli baský yöntemleriyle "çoðunluk" haline geldiler ve Rusça "çoðunluk" anlamýna gelen "Bolþevik" sözüyle anýlmaya baþladýlar. Diðer grup ise "azýnlýk" anlamýna gelen "Menþevik" sözüyle adlandýrýldý. Bolþevikler, Lenin'in üstteki alýntýsýnda tarif edilen þekilde örgütlenmeye baþladýlar: suikastler, hükümete ait paralara el konmasý, resmi kurumlarýn soyulmasý vs. Çoðu sürgünde geçen yýllar sonucunda, Bolþeviklerin planladýklarý devrim 1917 yýlýnda gerçekleþti. Bu yýl iki ayrý devrim yaþandý. Þubat ayýnda gerçekleþen ilk devrimde, Rus Çarý II. Nicholas tahtýndan indirildi, ailesiyle birlikte hapsedildi ve demokratik bir hükümet kuruldu. Ancak Bolþevikler demokrasi deðil, "proleterya diktatörlüðü" kurmaya kararlýydýlar. Ekim 1917'de bekledikleri devrim gerçekleþti ve Lenin ile en büyük yardýmcýsý Leon Trotsky'nin (Troçki) önderliðindeki komünist militanlar önce hükümet merkezinin bulunduðu Petrograd'ý, ardýndan Moskova'yý ele geçirdiler. Her iki þehirdeki çatýþmalarýn sonucunda dünyanýn ilk komünist rejimi kurulmuþ oluyordu. KOMÜNÝZMÝN CAHÝL MÝLÝTANLARI Bolþevikler, cahil halk kitlelerine basit sloganlarla seslendiler ve yoðun bir propaganda ile pek çok kiþiyi kýsa sürede saflarýna kattýlar. Eðitimsiz ve yoksul insanlar, kendilerine ekmek ve huzur vaat eden komünistlerin yalanlarýna kolayca inanabiliyorlardý. Darwinizm'in körüklediði dinsizlik ise, komünist propagandayý pekiþtiriyordu. Resimde, söz konusu propaganda sonucunda bir kaç gün içinde komünist olup çýkmýþ bir grup Rus iþçi ve köylüsü yer alýyor. Ekim Devrimi'nin ardýndan Rusya büyük bir iç savaþa sahne oldu. Çar yanlýsý generallerin topladýðý "Beyaz Ordu" ile, Trotsky'nin önderliðindeki Kýzýlordu arasýnda geçen savaþ tam 3 yýl sürdü. Temmuz 1918'de Bolþevik militanlar tarafýndan, Lenin'in emri üzerine, Çar II. Nicholas ve tüm ailesi (üç çocuðu ile birlikte) kurþuna dizilerek idam edildi. Ýç savaþ boyunca Bolþevikler, rejim muhaliflerine karþý en kanlý cinayet, katliam ve iþkenceleri uygulamaktan çekinmedi. Gerek Kýzýlordu birlikleri, gerekse Lenin'in kurdurttuðu "Çeka" adlý gizli polis örgütü, devrime karþý gördükleri bütün toplum kesimlerine karþý büyük bir terör uyguladýlar. Dünya çapýndaki komünist terörü anlatan Komünizmin Kara Kitabý adlý eserde, Bolþevik terörü þöyle anlatýlýr: Kanlý Bolþevik devriminin askeri lideri, Leon Trotsky idi. Lenin'den sonraki ikinci adam durumunda olan Trotsky, baþýnda olduðu Kýzýlordu ile tüm Rusya'yý kana boðan bir iç savaþ yürüttü. Bolþevikler, mutlak iktidarlarýna yönelen edilgen de olsa her türlü muhalefeti veya direniþi; sadece siyasi muhalif gruplardan kaynaklanmayýp, soylular, burjuvalar, aydýnlar, din adamlarý gibi toplumsal ve subaylar, jandarmalar gibi mesleki gruplardan da gelse, gerek hukuki gerekse fiziki olarak ortadan kaldýrmaya karar verdi ve bazen iþi soykýrým boyutlarýna vardýracak kadar ileri götürdü. Daha 1920'de yürütülen "Kazaklardan arýndýrma" kampanyasý önemli ölçüde soykýrým tanýmýnýn kapsamýna girmektedir: yeri yurdu tamamen belli bir topluluk olan Kazaklar, tüm erkeklerin kurþuna dizilmesi, kadýn, çocuk ve yaþlýlarýn sürgün edilmesi, köylerin yerle bir edilmesi ya da Kazak olmayanlara devredilmesi sonucu bir grup olarak varlýðýný sürdüremez duruma getirildi. Lenin, Kazaklarý Fransýz Devrimi dönemindeki Vendee'yle bir tutuyor ve onlara modern komünizmin "mucidi" Gracchus Bubeuf'ün daha 1795'te populicide (soykýrým) olarak tanýmladýðý yöntemi uygulamak istiyordu.15 Bolþevikler, girdikleri her þehirde kendi ideolojilerine ýlýmlý bakmayan kesimleri katliamdan geçiriyor, halka korku salmak amacýyla abartýlý vahþetler gerçekleþtiriyorlardý. Ayný kaynakta, Kýrým'da gerçekleþtirilen Bolþevik vahþetleri þöyle anlatýlýyor: Benzer þiddet uygulamalarý Bolþevikler tarafýndan iþgal edilen Sivastopol, Yalta, Aluþta, Simferopol gibi Kýrým illerinde de gerçekleþtirildi. Ayný uygulamalara Nisan-Mayýs 1918'den itibaren isyan komisyonunun hazýrladýðý dosyalarda "elleri kopmuþ, omzu parçalanmýþ, kafasý daðýlmýþ, çenesi kýrýlmýþ, cinsel organlarý koparýlmýþ cesetler" de yer almaktaydý... 16 S.P. Melgunov da, La Terreur rouge en Russie, 1918-1924 (Rusya'da Kýzýl Terör, 1918-1924) isimli eserinde, Sivastopol þehrinin "hayatta kalanlarýn tanýklýklarýný bastýrma harekatý" neticesinde bir "asýlanlar þehri"ne dönüþtüðünü ifade ediliyordu: Nahimovski Caddesi, sokakta tutuklanan subaylarýn, erlerin, sivillerin asýlmýþ cesetleriyle doluydu. Þehir ölüydü, halk mahzen ve ambarlarda gizleniyordu. Tüm çit kazýklarý, tüm ev duvarlarý, telgraf direkleri, maðaza vitrinleri 'Hainlere Ölüm' yazýlý afiþlerle kaplýydý. Ýnsanlarý ibret olsun diye sokakta asýyorlardý. Bolþevikler, yok etmek istedikleri herkesi, belirli kategoriler altýnda damgalýyorlardý. Örneðin "burjuvalar", veya Bolþeviklerden farklý bir sosyalizm anlayýþýný savunan "Menþevikler", kurulan yeni rejimin önde gelen düþmanlarýydý. Sayýsý en geniþ ve en çok hedef alýnan kategori ise, "kulak" kategorisiydi. Kulaklar, Rusça'da zengin toprak sahiplerine verilen isimdi. Lenin, devrim ve iç savaþ boyunca, kulaklara karþý acýmasýz bir terör uygulanmasýna dair yüzlerce emir yaðdýrdý. Örneðin, Penza Sovyeti Yürütme Komitesi'ne yolladýðý bir telgrafta þöyle yazýyordu: Yoldaþlar! Beþ kazanýzda cereyan eden kulak ayaklanmasý acýmasýzca ezilmelidir. Devrimin çýkarlarý bunu gerektiriyor, çünkü artýk her yerde kulaklarla bir "ölüm kalým mücadelesi" baþlamýþtýr. Bir örnek oluþturmak gereklidir. Daha az sayýda olmamak üzere; 100 kulak, para babasý, kan içicinin asýlmasý (insanlarýn görebileceði bir þekilde asýlmasý diyorum), isimlerinin açýklanmasý, bütün tahýllarýna el konmasý... Bunu insanlarýn yüzlerce fersah öteden görüp, titreyecekleri, anlayacaklarý... þekilde yapýnýz. Bu talimatlarý aldýðýnýzý ve yerine getirdiðinizi bildirmek için telgraf çekiniz. Selamlar. Lenin.17 Trotsky'nin etkisiyle Petrograd kentinde Çar karþýtý ayaklanmayý destekleyen Rus askerleri, 1917 Lenin'in talimatlarý Bolþevik militanlar tarafýndan büyük bir zevkle yerine getiriliyordu. Hatta militanlar, özel vahþet stilleri geliþtirmiþlerdi. Ünlü Rus yazarý Maxim Gorki, þahit olduðu bazý yöntemleri þöyle anlatýyordu: Tambov'da komünistler, tutsaklarýný sol el ve sol ayaklarýndan topraðýn bir metre yukarýsýnda aðaçlara demiryolu çivileri ile mýhlýyorlardý ve bu insanlarýn acý çekmesini bilerek izliyorlardý. Bir esirin midesini açýp küçük baðýrsaðýný alýyorlar ve bir aðaca çiviliyorlardý ve baðýrsaðýn çözülmesini izliyorlardý. Yakaladýklarý görevlileri soyup omuzlarýndan itibaren derilerini yüzüyorlardý.18 Bolþevikler, komünizmi benimsemek istemeyen herkesi tasfiye etmeye giriþtiler. Lenin'in üstteki emrine benzer daha pek çok emir ve uygulama sonucunda, on binlerce insan hiçbir yargýlama olmaksýzýn kurþuna dizildi. Pek çok rejim muhalifi de "Gulag" adý verilen ve tutuklularýn çok aðýr þartlarda ölesiye çalýþtýrýldýklarý toplama kamplarýna gönderildi. Çoðu bu kamplardan sað kurtulamayacaktý. Sonuçta, 1918-1922 yýllarý arasýnda Bolþevik rejime karþý ayaklanan yüz binlerce iþçi ve köylü katledildi. Tarihçi Richard Pipes, gizli Sovyet arþivlerine dayanarak yazdýðý The Unknown Lenin (Bilinmeyen Lenin) adlý kitabýnda, Lenin'in Bolþeviklere verdiði sayýsýz cinayet, katliam, iþkence emirlerini ortaya çýkarmakta ve sonuçta þu yorumu yapmaktadýr: Mevcut delillerle Lenin'in idealist deðil, ancak gerçek ya da hayali olsun sorunlarý çözmenin en iyi yolunun, onlara sebep olan insanlarý öldürmek olduðuna inanan bir toplu katliamcý olduðunu reddetmek imkansýz hale gelmektedir. 20. yüzyýlda on milyonlarca hayatýn yok olmasýna politik ve sosyal imha uygulamasýný ilk olarak meydana getiren/baþlatan kendisidir.19 PAVLOV'UN KÖPEKLERÝ VE LENIN'ÝN "ÝNSANIN EVRÝMÝ" PLANLARI Buraya kadar Lenin örneðinde gördüðümüz ve ilerleyen sayfalarda çok daha feci örneklerini inceleyeceðimiz komünist vahþet uygulamalarýnýn sebebini iyi anlamak gerekir. Lenin'i ve sonradan inceleyeceðimiz Stalin, Mao, Pol Pot gibi komünist liderlerin her birini gözü dönmüþ birer katil haline getiren sebep nedir? Bu sebep, inandýklarý materyalist felsefe ve bu felsefenin insana bakýþýdýr. Baþta da belirttiðimiz gibi, komünizm, aslýnda materyalist felsefenin tarihe uyarlanmasýndan ibarettir. Ve materyalist felsefenin doðaya uyarlanmasýyla, yani Darwin'in evrim teorisiyle tam bir uyum içindedir. Bu sapkýn düþüncelerin bazý temel yapýtaþlarý ise þöyle özetlenebilir: 1. Ýnsan, sadece maddeden ibaret olan, ruhu bulunmayan bir varlýktýr. 2. Ýnsan, geliþmiþ bir hayvan türüdür. Diðer hayvanlardan tek farký, içinde bulunduðu þartlarýn onu biraz "ehlilleþtirmiþ" olmasýdýr. Özde, insanla hayvan arasýnda bir fark yoktur. 3. Gerek doðada gerekse insan toplumlarýnda deðiþmeyen tek kural "çatýþma"dýr. Çatýþma, birbiriyle çakýþan menfaatler nedeniyle olur. Çatýþma sonucunda bir tarafýn kaybetmesi, acý çekmesi, ölmesi son derece doðal ve hatta gereklidir. 4. Dolayýsýyla, bir geliþmenin gerçekleþmesi, örneðin komünistlere göre "komünist devrim"in yaþanmasý için, çok sayýda insanýn ölmesi, acý çekmesi, iþkence görmesi kaçýnýlmazdýr ve hatta gereklidir. Komünizmin –ve materyalizmi benimsemiþ tüm ideolojilerin- yukarýda saydýðýmýz maddeleri meþru göstermek için baþvurduklarý yöntem toplumlardaki Allah inancýný ortadan kaldýrmaktýr. Aslýnda materyalizmin amacý da Allah inancýný, dini ve ahlaki deðerleri toplumlardan uzaklaþtýrmak, böylece kendilerini "ruhsuz hayvan topluluklarý" olarak algýlayan kitleler meydana getirmektir. Bu yolla söz konusu kitleleri kolaylýkla yönlendirebileceklerini, kendi iktidarlarýný koruyabileceklerini, istedikleri her türlü ahlaksýzlýða ve zulme meþru zemin hazýrlayabileceklerini düþünürler. ÞARTLI REFLEKS TELKÝNLERÝ Lenin ve Trotsky, insanlarýn da hayvanlar gibi þarflý refleks yöntemleriyle eðitilebileceðini düþünüyorlardý. Sovyetler Birliði'ndeki Komünist Parti örgütlenmesi, bu mantýða göre þekillendirildi. Resimde, Trotsky Kýzýl Meydan'da kendisini dinleyen kitlelere propaganda konuþmasý yapýyor. 1918. Ýþte insana bu þekilde bakan komünist ideolojinin en büyük icraatý, insanlarý olabildiðince "hayvanlaþtýrmak", vahþi hayvanlar gibi zincirlere vurmak, acý ve korku yoluyla kendince "terbiye etmek" ve gerektiðinde boðazlamak olmuþtur. Lenin'e baktýðýmýzda, insanlarý bir hayvan türü olarak kabul eden söz konusu materyalist-Darwinist felsefeyi çok açýk olarak görürüz. Öyleki Lenin, hayvanlar üzerinde gerçekleþtirdiði þartlý refleks deneyleriyle ünlenen Rus bilim adamý Pavlov'la özel olarak görüþmüþ ve Pavlov'un yöntemlerini Rus toplumu üzerinde uygulamak için giriþimde bulunmuþtur. Tarihçi Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution (Bir Halkýn Trajedisi: Rus Devriminin Tarihi) adlý kitabýnda, Lenin'in Rus halkýný bir havyan terbiyecisi gibi eðitme amacýný ve bunun Darwinist kökenini þöyle anlatýr: Ekim 1919'da söylentiye göre Lenin büyük fizyolojist I. P. Pavlov'un laboratuvarýna, onun þartlý refleks çalýþmalarý vasýtasýyla insan beyninin Bolþeviklerin insan davranýþýný kontrol etmede yardýmcý olup olamayacaðýný öðrenmek için gizli bir ziyarette bulundu. "Rus kitlelerinin komünizm çizgisini düþünmelerini ve buna göre davranmalarýný istiyorum" diye açýkladý Lenin... Pavlov hayretler içinde kalmýþtý. Lenin ondan köpekler için yaptýðý þeyi insanlar için yapmasýný istiyordu. "Rus kitlelerini bir standart haline getirmek istediðinizi mi söylüyorsunuz? Hepsinin ayný þekilde davranmasýný saðlamak mý istiyorsunuz?" diye sordu... "Aynen" diye cevap verdi Lenin. "Ýnsanlar doðru olmalý. Ýnsanlar biz nasýl istersek o þekle getirilmelidir"... Komünist sistemin nihai amacý insan tabiatýnýn deðiþimiydi. Bu, diðer totaliter rejimler tarafýndan da paylaþýlan bir amaçtý... Nazi Almanyasý'nda 1920'de öjenik hareketin öncülerinden birinin söylediði gibi "Neredeyse insanlýk kavramýnda bir deðiþime þahit olduk.... Savaþýn korkunç öjeniði sayesinde daha öncekine göre farklý bir birey olmaya zorlandýk"... Aydýnlanmýþ kitleler vasýtasýyla yeni bir insanlýk türü yaratma fikri 19. yy Rus aydýnlarýnýn -ki Bolþevikler onlardan çýkmýþtýr- her zaman kurtarýcý misyonu olmuþtur. Marxist felsefe de ayný þekilde insan tabiatýnýn tarihi bir geliþimin sonucu olduðunu ve bu nedenle de yenilenebileceðini öðretir. Lenin'in gençlik çaðlarýnda Rus aydýnlarý arasýnda neredeyse dini bir kutsallýða sahip olan Darwin ve Huxley'in bilimsel materyalizmi, insanýn içinde yaþadýðý dünyaya göre belirlendiðini savunuyordu. Bu nedenle Bolþevikler kendi devrimlerinin bilimin de yardýmý ile yeni bir insan türü yaratacaðýna inanýyorlardý... Pavlov'un her zaman devrimi eleþtirmiþ olmasýna ve göç ettirilmekle tehdit edilmesine raðmen Bolþevikler her zaman ona lütuf göstermiþlerdir. Ýki yýl sonra Pavlov'a Moskova'da geniþ bir apartman verildi. Lenin, Pavlov'un çalýþmalarý hakkýnda "devrim için çok büyük öneme sahiplerdir" diyordu. Bukharin bunu materyalizmin demir cephaneliði olarak adlandýrýyordu.20 Lenin'in en büyük yardýmcýsý ve komünist ideolojinin önemli teorisyeni Trotsky de Lenin'in Darwinist kökenli "insan tabiatýný deðiþtirme" düþüncelerine katýlýyordu. Trotsky aynen þöyle yazmýþtý: Ýnsan nedir? Henüz bitmiþ bir canlý deðildir. Hala beceriksiz bir yaratýktýr. Bir hayvan olarak insan planlý bir þekilde deðil spontane bir þekilde evrimleþmiþtir. Ve birçok zýtlýk geliþmiþtir. Nasýl eðitmek ve idare etmek sorusu, insanýn fiziksel ve ruhsal yapýsýnýn; nasýl geliþtiði ve tamamlandýðý sorusu, yalnýzca sosyalizm temelinde tasarlanabilecek büyük bir problemdir. Çöle bir tren yolu inþa edebiliriz, Eyfel Kulesi'ni inþa edip direk olarak New York ile konuþabiliriz, ama insaný geliþtiremeyiz, öyle mi? Hayýr, yapabiliriz. Ýnsanýn yeni ve deðiþmiþ bir versiyonunu üretmek—bu komünizmin bir sonraki görevidir... Ýnsan kendisini ham materyal olarak görmeli, ya da yarý üretilmiþ bir madde olarak. Ve þöyle demeli: "Sevgili homo sapiens, senin için çalýþacaðým".21 Lenin, Trotsky ve diðer Bolþevikler, insaný bir hayvan türü olarak gördükleri ve bir madde yýðýný saydýklarý için, insan hayatýna herhangi bir deðer vermiyorlardý. Onlara göre, devrimin baþarýsý için, milyonlarca insan kolayca feda edilebilirdi. The Unknown Lenin kitabýnýn yazarý tarihçi Richard Pipes'a göre, "Lenin, insanlýðýn geneli için küçümseme dýþýnda hisler beslemiyordu: Mektuplar, Gorki'nin öne sürdüðü, insanlarýn Lenin için 'neredeyse hiçbir anlamý' olmadýðý ve onun iþçi sýnýfýna bir metal iþçisinin demir cevherine davrandýðý gibi davrandýðý iddiasýný doðruluyor."22 LENIN'ÝN KASITLI KITLIK POLÝTÝKASI 20. yüzyýldaki komünist rejimlerin neredeyse ortak bir özelliði, halklarýný büyük açlýklara mahkum etmeleridir. Lenin zamanýnda tüm Rusya'da 5 milyon insanýn ölümüne neden olan bir kýtlýk yaþanmýþtýr. Stalin zamanýnda, 1932-33 yýllarý arasýnda bu felaket daha geniþ çapta tekrarlanmýþ ve sadece Ukrayna'da tam 6 milyon insan kýtlýk sonucunda açlýktan can çekiþerek ölmüþtür. Ýlerleyen sayfalarda inceleyeceðimiz gibi, Mao'nun Kýzýl Çini'nde ve Pol Pot'un Kamboçyasý'nda da milyonlarca insan kýtlýk sonucunda ölmüþtür. Lenin, Darwinizm'e olan baðlýlýðýnýn bir sonucu olarak, insanlarý bir hayvan sürüsü gibi görüyordu. Dolayýsýyla yönetimi altýndaki insanlara karþý en zalim yöntemleri kullanmaktan çekinmedi. Kýtlýðýn ne olduðunu iyi düþünmek gerekir. Süpermarketlerin, fýrýnlarýn, pastanelerin, restoranlarýn dört bir yanýmýzda yer aldýðý günümüzde, kýtlýk bizler için yabancý bir kavramdýr. Ve dolayýsýyla kýtlýk kavramýný duyduðumuzda, bunu çoðunlukla "bir süre aç kalmak" olarak anlarýz. Oysa Rusya, Çin, Kamboçya gibi örneklerde yaþanan kýtlýk, aylar ve yýllar boyunca devam eden daimi bir aç kalma halidir. Sadece kendi yetiþtirdikleri ürünlerle (tahýl veya pirinçle) beslenen köylülerin elinden tüm mahsulleri zorla toplanmýþtýr. Bunlar alýndýktan sonra geriye yiyecek hiçbir þey kalmaz. Ýnsanlar önce etraftan topladýklarý sebzeyi, meyveyi ve kesebilecekleri hayvanlarý bulup yerler. Bunlar hemen tükenir. Sonra yapraklar, otlar, aðaç kabuklarý kaynatýlmaya baþlanýr. Haftalar geçtikçe bedenler zayýflar, incelir. Ýnsanlar sürekli açtýr. Bazý insanlar kedi, köpek yakalayýp yemeye baþlarlar. Bu, baþka canlýlara, böceklere kadar devam eder. Sonuçta acý içinde kývranan insanlar birbiri ardýna ölmeye baþlar. Ölüleri gömecek takati olan kimse yoktur. Ve en sonunda kýtlýðýn en korkunç boyutu ortaya çýkar: Yamyamlýk. Ýnsanlar önce ölüleri yemeye baþlarlar. Sonra birbirlerine saldýrmaya, birbirlerinin çocuklarýný kaçýrýp, kesip yemeye baþlarlar. Ýnsanlýktan çýkar ve hayvanlaþýrlar. Zaten komünist rejimin amacý da budur. Bu anlatýlanlar, -inanýlmaz görünse de- 20. yüzyýl içinde ilk olarak Lenin'in önderliðindeki Bolþevik Rusya'da yaþanmýþtýr. Bolþevikler iktidara geldikten bir süre sonra, 1918 yýlý içinde, Lenin tarafýndan alýnan bir kararla, özel mülkiyetin ortadan kaldýrýlmasýna yönelik bir politika baþladý. Bunun en önemli sonucu ise, köylülerin tarlalarýnýn devletleþtirilmesi ve mahsullerinin ellerinden alýnmasýydý. Bolþevik militanlar, Çeka polisleri, Kýzýlordu birlikleri, Rusya'nýn dört bir yanýndaki köyleri basarak, zaten çok zor koþullarda yaþayan köylülerin yegane besin kaynaðý olan mahsulleri silah zoruyla toplamaya baþladýlar. Her çiftçi için Bolþeviklere vermesi gereken bir kota belirlenmiþti, ancak bu kotayý tamamlayabilmek için çoðunun elindeki tüm mahsulü vermesi gerekiyordu. Direnmek isteyen köylüler en vahþice yöntemlerle susturuldu. Bazýlarý ellerindeki buðdayýn hepsini kaptýrmamak için mahsulün bir kýsmýný gizli ambarlara saklýyordu. Ancak bu gibi davranýþlar, Bolþeviklerce "devrime ihanet" sayýlýyor ve akýl almaz vahþetlerle cezalandýrýlýyordu. 14 Þubat 1922'de inceleme yapmak üzere bölgeye giden bir müfettiþ, Omsk bölgesindeki uygulamalarý þöyle anlatýyordu: Zoralým birliklerinin haksýz uygulamalarý akýl almaz boyutlara ulaþtý. Tutuklanan köylüler sistematik biçimde soðuk hangarlara kapatýlýyor, kýrbaçla dövülüyor ve ölümle tehdit ediliyor. Teslim etmeleri gereken kotanýn tamamýný doldurmayanlar, elleri kollarý baðlanýp, çýplak bir þekilde köyün ana caddesi boyunca koþmaya zorlanýyor ve sonra da soðuk bir hangara týkýlýyor. Çok sayýda kadýn bayýlana kadar dövüldükten sonra çýplak olarak karda açýlan çukurlara konuluyor.23 1921 ve 22 yýllarýnda, Lenin'in oluþturduðu kasýtlý kýtlýk sonucunda, Sovyet sýnýrlarý içinde tam 29 milyon insan açlýkla pençeleþti. Bunlarýn 5 milyonu da açlýk nedeniyle yaþamýný yitirdi. Lenin, köylüler için belirlediði kotanýn doldurulamadýðýný gördükçe çýlgýna dönüyordu. Sonunda, zoralýmlara direnen bazý bölgelerdeki köylülere 1920 yýlýnda korkunç bir ceza verdi: Bu köylülerin sadece mahsulleri deðil, ayný zamanda ellerindeki tohumlar da toplanacaktý. Tohumlarýn toplanmasý, köylülerin yeni mahsul üretememeleri ve mutlak kýtlýkla ölmeleri anlamýna geliyordu. Nitekim öyle oldu. 1921 ve 22 yýllarýnda, Rusya sýnýrlarý içinde tam 29 milyon insan açlýkla pençeleþti. Bunlarýn 5 milyon tanesi de açlýk sonucunda yaþamýný yitirdi. Kýtlýk dünya kamuoyu tarafýndan duyulduðunda, Batýlý ülkeler bu felaketi hafifletebilmek için yardým kampanyalarý düzenlediler ve biraz olsun felaketi hafiflettiler. Ama çok geç kalmýþlardý; çünkü Bolþevikler, uyguladýklarý tarým politikasýnýn felaketini gizlemek için kýtlýkla ilgili haberlerin yayýlmasýný yasaklamýþ, böyle bir olayýn varlýðýný da ýsrarla inkar etmiþlerdi. Richard Pipes, A Coincise History Of The Russian Revolution (Rus Devriminin Kýsa Tarihi) adlý kitabýnda þöyle yazar: 1921 ilkbaharýnda köylüler açlýk nedeniyle ot, aðaç kabuðu ve kemirgenleri yiyorlardý. Yamyamlýk olaylarý vardý. Kýsa sürede milyonlarca sefil insan yemek bulabilecekleri bir yere gitmek umuduyla en yakýn tren istasyonuna koþuyordu. Bu kiþilerin nakli kabul edilmedi, çünkü Moskova 1921 Temmuzu'na kadar bir felaketin varlýðýný inkar ediyordu. Hiçbir zaman gelmeyecek olan treni ya da onlar için kaçýnýlmaz olan ölümü beklediler. Þehri ziyaret edenler hiçbir hayat belirtisi görmeden gidiyorlardý, halk ya oradan gitmiþti ya da evlerinde hareket edemeyecek kadar güçsüz bir þekilde yatýyorlardý. Þehir sokaklarýný cesetler kirletiyordu.24 KÖYLÜLER KITLIKTAN ÖLÜRKEN... 1920'lerin baþýndaki kýtlýk, Bolþeviklerin köylülerin mahsulüne zorla el koymasýnýn bir sonucuydu. Yüzbinlerce çocuk ve milyonlarca insan kýtlýktan öldü. Lenin ise yoldaþlarýna kýtlýðýn çok yararlý olduðunu söylüyor ve "ancak bu sayede insanlarýn Tanrý'ya olan inancýný yok edebiliriz" diyordu. Peki bu açlýk politikasýnýn hedefi neydi? Elbette Lenin, köylülerin mahsullerini toplayarak Bolþevik rejimini ekonomik yönden güçlendirmek ve özel mülkiyeti kaldýrarak komünist rüyayý gerçekleþtirmek peþindeydi. Ama insanlarý bile bile kýtlýða sürüklemenin baþka bir amacý daha vardý. Lenin, kýtlýðýn insan psikolojisi üzerinde tahribat oluþturacaðýný biliyor, bu yolla insanlarýn Allah'a olan inançlarýný yok etmeyi ve kiliseye karþý bir hareket baþlatmayý hedefliyordu. Komünizmin Kara Kitabý'nda Lenin'in bu zalim düþüncesi þöyle anlatýlýr: 1890 yýlýnda, genç avukat Vladimir Ulyanov-Lenin, 1891'de açlýktan en çok etkilenen eyaletlerden birinin merkezi olan Samara'da ikamet ediyordu. Yöre aydýnýnýn, yalnýzca açlara toplumsal yardým çabalarýna katýlmamakla kalmayýp, kesin biçimde böyle bir yardýma karþý olduðunu da açýklayan tek temsilciydi. Arkadaþlarýndan birinin hatýrladýðýna göre, "Vladimir Ýlyiç Ulyanov, açlýðýn birçok olumlu yanlarý olduðunu açýkça ifade etmekten çekinmiyordu. Düþüncesine göre ortaya çýkacak sanayi proleteryasý burjuva düzeninin kökünü kazýyacaktý. … Geri kalmýþ köylü ekonomisi yýkýlýrken, açlýk bizi amacýmýza yaklaþtýracak ve kapitalizm sonrasý aþama olan sosyalizme ulaþýlacaktý. Açlýk, yalnýzca çara deðil, Tanrý'ya olan inancý da yok edecekti..."25 ... KIZILORDU TAHILLARI YAÐMALIYORDU Bir deri bir kemik kalan çocuklar açlýktan kývranarak ölüyordu. Ancak Bolþevikler köylülerin tahýllarýna zorla el koymaya devam ediyorlardý. Köylülerin korkuyla yer altýnda gizledikleri çuvallar komünist militanlar tarafýndan bulunup çýkarýlýyor, bunlarý gizleyen köylüler ise iþkence edilip öldürülüyordu. Yanda, 1918 yýlýnda Kurgan bölgesinde Kýzýlordu'yu beslemek için halktan zorla toplanýp götürülen buðday çuvallarý. 30 yýl sonra, Bolþevik hükümetin baþý olan genç avukat, yine ayný düþüncedeydi: açlýk, 'düþmanýn baþýna ölümcül bir darbe indirmeye' yarayabilir ve yaramalýydý. Bu düþman, Ortodoks kilisesiydi. 26 Lenin, açlýk yoluyla kitlelerin dine olan baðlýlýðýný kýracaðýný, onlarý tepkisizleþtireceðini, böylece dini kurumlara karþý planladýðý saldýrýyý çok daha kolay gerçekleþtireceðini, 19 Mart 1922'de Politbüro üyelerine gönderdiði bir mektupta þöyle anlatýyordu: Gerçekten de, þu anki durum onlarýn deðil, istisnai derecede bizim lehimize. Düþmanýmýzýn baþýna ölümcül bir darbe indirmek ve gelecek on yýllar bakýmýndan bizim için asli nitelikte olan mevzileri garanti altýna almak için yüzde 99 þansýmýz var. Tüm bu aç insanýn insan etiyle beslendiði, yollarýn yüzlerce, binlerce cesetle dolu olduðu tam da þu an, ancak kilisenin mallarýna yaman, acýmasýz bir enerjiyle el koyabiliriz ve dolayýsýyla da koymalýyýz. Þimdi, yalnýzca þimdi, büyük köylü kitleleri bizi destekleyebilir ya da bir avuç Kara Yüzlü ruhban ve gerici küçük burjuvalarý destekleyemeyecek durumda olur... Herþey göstermektedir ki baþka bir zaman amacýmýza ulaþamayýz, çünkü sadece açlýktan kaynaklanan ümitsizlik, kitlelerde bize karþý hoþgörülü davranýþlara yol açabilir veya en azýndan bize karþý yansýz olabilirler.27 Lenin uyguladýðý tüm bu zulümle birlikte, komünist vahþetin ilk büyük örneðini sergiledi. Onu izleyen Stalin veya Mao gibi komünist diktatörler, baþlattýðý vahþeti daha da büyüteceklerdi. Lenin'in sonu ise oldukça anlamlýydý. 1922 yýlýndan itibaren giderek yoðunlaþan bir hastalýk Lenin'i yavaþ yavaþ felç etmeye baþladý. 1923 yýlýnýn çoðunu tekerlekli sandalyede ve büyük acýlar veren baþ aðrýlarýyla boðuþarak geçirdi. Mart 1923'de bir tür kriz geçirdi ve bu tarihten sonra düzgün konuþma yeteneðini yitirdi. Hayatýnýn son aylarýnda, Lenin'i görenler dehþete kapýlýyorlardý; çünkü yüzü korkunç bir ifadeye bürünmüþtü ve yarý deli durumdaydý. 21 Ocak 1924'te bir beyin kanamasý sonucunda öldü. Bolþevikler Lenin'i mumyaladýlar ve çok deðerli saydýklarý beynini özel bir koruma altýna aldýlar. Moskova'daki Kýzýl Meydan'da eski Yunan tapýnaklarýný andýran bir anýt mezara konan cesedi, uzun kuyruklar oluþturan kalabalýklar tarafýndan ziyaret edildi. Ziyaretçiler, cesede korkuyla bakýyorlardý. Korkularý ilerleyen yýllarda daha da artacaktý. Çünkü Lenin'in ardýndan Sovyetler Birliði iktidarýný ele geçiren Josef Stalin, Lenin'den bile daha zalim ve daha sadistti. Kýsa sürede modern tarihin en büyük "korku imparatorluðu"nu kurdu. STALIN NASIL KOMÜNÝST OLDU? Stalin, 1879'da Gürcistan'daki küçük bir kasabada fakir bir ailenin çocuðu olarak doðdu. Ýsmi, Iosif Vissarionovich Djugashvili idi. Rusça'da "Demir Adam" anlamýna gelen "Stalin" ismini, 1913'ten sonra kullanmaya baþlayacaktý. Stalin bir din adamý olarak yetiþtirilmiþti. Ama genç yaþlarýnda okuduðu bazý kitaplar, onu bir ateist ve komünist olmaya sürükledi. Bunlarýn baþýnda Darwin'in Türlerin Kökeni adlý kitabý geliyordu. Stalin'in annesi dindar bir kadýndý. Binbir güçlükle yetiþtirdiði oðlunun bir din adamý olmasýný istiyordu. Bu nedenle onu Gori'deki bir Kilise okuluna yazdýrdý. Burada 5 yýl boyunca öðrenim gören Stalin, okulunu bitirdiðinde, Tiflis'teki din enstitüsüne girdi ve Gregoryen Ortodoks Kilisesi'nde bir rahip olabilmek için çalýþmaya baþladý. Ancak tam bu sýralarda, okuduðu bazý kitaplar Stalin'in tüm dünya görüþünü deðiþtirdi. O zamana kadar dindar bir annenin dindar bir çocuðu olan Stalin, Allah'a ve dine olan tüm inancýný yitirdi ve bir ateist oldu. Stalin'e inancýný kaybettiren kitap, Darwin'in Türlerin Kökeni isimli kitabýydý. Oxford Üniversitesi'nde tarihçi Alex de Jonge, Stalin and The Shaping of the Soviet Union (Stalin ve Sovyetler Birliðinin Þekillenmesi) adlý kitabýnda, Stalin'in gençlik yýllarýnda Darwin'in önemli bir yer tuttuðunu vurgular. Jonge'a göre, Stalin'in dini bir eðitim almýþken, Allah'a olan inancýný yitirmesi, bunun yerine ateizmi benimsemesi, Darwin'i okumasýyla olmuþtur. Stalin'in Marxizm'i benimsemesi ise bunun ardýndan gelmiþtir. Jonge, bunun Stalin tarafýndan da özel sohbetlerinde sýk sýk vurgulanan bir gerçek olduðunu bildirmektedir.28 Ýngiliz tarihçi Alan Bullock da Stalin ve Hitler'in yaþamlarýný karþýlaþtýrmalý olarak inceleyen Hitler and Stalin: Parallel Lives adlý kitabýnda, Stalin'in gençlik yýllarýnda Darwin, Auguste Comte ve Karl Marx'ýn Rusça çevirilerini okuduðunu ve bunlardan etkilendiðini belirtir.29 Aslýnda bu aldanýþ, sadece Stalin'in deðil, Rusya'daki genç ve okuyan neslin çoðunun baþýna gelmiþti. Darwin'in, Huxley'in veya Lamarck'ýn o zamanlar bilimsel sanýlan hurafeleri, pek çok Rus gencinin ateist olmasýna neden oluyordu. Tarihçi Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution (Bir Halkýn Trajedisi: Rus Devriminin Tarihi) adlý kitabýnda, "Lenin'in gençlik çaðlarýnda Rus aydýnlarý arasýnda Darwin ve Huxley neredeyse dini bir kutsallýða sahipti" derken bunu kasteder.30 Figes ayný eserinde, sonradan Bolþeviklere katýlacak olan Semen Kanatchikov adlý genç bir iþçinin evrimci propaganda sonucunda nasýl dinsizleþtiðini þöyle bir örnekle anlatýr: Genç bir iþçi kendisine bir kutuyu toprakla doldurup sýcak tutunca solucan ve böceklerin oluþtuðunu göstererek Tanrý'nýn insanlarý yaratmadýðýný söylemiþti. Zamanýn sol kanadýnýn kitapçýlarýnda bulunan bu tip kaba bilim, Kanatchikov gibi genç iþçilerin üzerinde büyük etki yapýyordu. "Þimdi eski önyargýlarýmdan kurtulmam beni artan bir tempoya yöneltti" diye daha sonra yazdý. "... Kiliseye artýk gitmedim ve haram yiyecekleri yemeye baþladým".31 Stalin komünist kadrolara katýldýktan sonra Çar rejimi tarafýndan bir kaç kez tutuklandý. Üstte bu tutuklamalardan biri sýrasýnda çekilmiþ resimleri yer alýyor. Oysa "canlýlarý Allah yaratmadý, tesadüfen oluþtular" iddiasýnýn dayanaðý gibi gösterilen üstteki alýntýdaki gibi örnekler, baþta belirttiðimiz gibi birer hurafeydi. Toprak içindeki solucanlar ve böcekler, o zamanlar sanýldýðý gibi, tesadüfen ve hiç yoktan orada oluþmuyor, daha önceden toprakta yer alan yumurtalardan çýkýyorlardý. Ancak bilim dünyasý henüz "cansýz maddeden asla canlýlýk çýkmaz" þeklindeki gerçeði fark edemediði için, bu gibi hurafeler çýð gibi büyüyor ve yarý cahil Rus gençlerini ateizme sürüklüyordu. 19. yüzyýlýn sonunda Rusya'da yetiþen bu ateist nesil, 20. yüzyýlýn baþýnda ateþli birer komünist olarak sahneye çýktýlar. Stalin, Lenin'in son dönemlerinde ona yakýnlaþarak parti içinde yükselmeye çalýþmýþtý. Lenin'in ölümünün ardýndan diðer rakiplerini alt ederek Sovyetler Birliði'nin tek hakimi oldu. Bu ateþli komünistlerin biri Stalin'di. 1898 yýlýnda gizli bir komünist örgüte katýldý. 1901 yýlýnda Brdzola (Mücadele) adlý bir komünist dergide yazýlar yazmaya baþladý. Bu tarihten sonra, 1917 yýlýna kadar, Lenin'in önderliðindeki komünist hareketin aktif bir militaný oldu. 1917'deki Ekim Devrimi'nden sonra, Komünist Parti'nin en üst kademesi olan 5 kiþilik Politbüro'nun üyesi seçildi. Lenin'in 1923 yýlýndaki hastalýðýyla birlikte, Stalin parti içindeki gücünü giderek artýrdý. Lenin'in ölümünden sonra da en büyük güç haline geldi. 1924'den 1929'a kadar geçen beþ yýl içinde, parti içindeki tüm muhaliflerini suikast, idam veya sürgün gibi yöntemlerle tasfiye etti. Ekim Devrimi'nin mimarlarýndan olan Trotsky bile Stalin'in hýþmýna uðradý ve Sovyetler Birliði'nden sürüldü. Stalin, iktidarýný bu þekilde saðlamlaþtýrdýktan sonra, elini topluma attý. Lenin, Rusya'daki tüm tarým alanlarýný devletleþtirmeye kalkmýþ, ancak 1920 ve 1921'deki büyük kýtlýk ve tahribat üzerine bu uygulamayý ertelemek zorunda kalmýþtý. Ancak Stalin bu iþi gerçekleþtirmeye kararlýydý. "Kollektivizasyon" adý verilen bir politika uygulamaya koydu. Amacý, köylülerin tüm mallarýný devletleþtirmek, mahsullerine el koymak, bu mahsulleri ihraç ederek Sovyet sanayisini ve ordusunu güçlendirmek için kaynak oluþturmaktý. Stalin kollektivizasyonu, öldürerek, iþkence ederek, aç býrakarak uygulayacak ve 6 milyon insan kýtlýk sonucunda kývranarak ölürken, yurtdýþýna yüz binlerce ton tahýl ihraç edecekti. Stalin iktidarý, insanlarý, acý çektirerek eðitilmeleri gereken birer hayvan türü olarak gören materyalist-Darwinist düþüncenin vahþetini bir kez daha belgeleyecekti. KOLLEKTÝVÝZASYON VAHÞETÝ Stalin kollektivizasyon politikasýný 1929'da baþlattý. Buna göre topraklar üzerindeki tüm özel mülkiyet kaldýrýlacak, her köylü belirli bir kotayý devlete vermek zorunda kalacak ve kendi mahsulünü satamayacaktý. Belirlenen kota yine çok yüksekti ve köylülerin bunu karþýlamalarý için ellerindeki herþeyi vermeleri gerekiyordu. 1920'de Lenin'in baþlattýðý zalimlik, tekrar ediliyordu. Stalin kollektivizasyonu uygulamak için en acýmasýz yöntemlerin uygulanmasýný emretti. Direnenler öldürüldü, Sibirya'ya sürgüne gönderildi (yani uzun vadede öldürüldü) veya kýtlýða maruz býrakýldý (yani yavaþ yavaþ öldürüldü). Kollektivizasyona karþý—veya genel olarak komünizme karþý—direnenler "kulaklar" (zengin toprak sahipleri)'a karþý tüm ülkede bir sürek avý baþlatýldý. Bu politika, Komünizmin Kara Kitabý'nda þöyle anlatýlýyor: Kollektifleþtirmeye direnen kulaklar kurþuna dizildi, diðerleri çocuklar, kadýnlar ve yaþlýlarla birlikte sürgüne gönderildi. Þüphesiz, hepsi doðrudan öldürülmedi, ama Sibirya'nýn ya da Büyük Kuzey'in tarýma elveriþli olmayan bölgelerinde yapmaya zorlandýklarý iþler onlara fazla hayatta kalma þansý býrakmadý. Yüz binlercesi orada son nefeslerini verdi, ancak kesin ölü sayýsý hala bilinmemektedir. 1932-1933 yýllarýnda Ukrayna'da, kýrsal nüfusun zorunlu kollektifleþtirmeye direnmesine baðlý olarak yaþanan büyük açlýða gelince, bir kaç ay içinde 6 milyon kiþinin ölümüyle sonuçlanmýþtýr.32 Kulaklara uygulanan þiddet en feci iþkenceleri içeriyordu. Örneðin Napolovski bölgesinde, görevliler "sorguya çekilen kolhozcularý akkor haline gelmiþ bir sobanýn üzerine uzanmaya zorluyor, daha sonra da onlarý bir hangara çýrýlçýplak kapatarak, 'soðutuyordu'."33 Stalin rejimi, kendinden önceki Lenin yönetimi gibi "kulak" diye hayali bir düþman oluþturmuþtu ve yok etmek istediði herkesi "kulak" olarak damgalayýp hedef alýyordu. Her þehre emirler gönderiliyor, belirli sayýda kulak yakalanmasý ve idam edilmesi emrediliyor ve komünistlerin sevmediði herkes kolayca "kulak" kategorisine sokuluyordu. Komünizmin Kara Kitabý'nda bu durum þöyle açýklanýyor: Bu þartlar altýnda, bazý bölgelerde kulak diye tasfiye edilen köylülerin yüzde 80 ila yüzde 90 arasýndaki bir bölümünün serednyak, yani orta halli köylüler olmasýna þaþmamak gerekir. Yerel yetkililerin "tasfiye ettiði" kulak sayýsýna ulaþmak ve mümkünse bu sayýyý aþmak gerekiyordu! Yazýn pazarda tohum satmak, 1925 ya da 1926'da iki ay boyunca yanýnda bir tarým iþçisi çalýþtýrmak, iki semaver sahibi olmak, Eylül 1929'da "yemek ve böylece sosyalist müsadereden mal kaçýrmak amacýyla", bir domuz öldürmek nedeniyle köylüler tutuklanmýþ ve sürgün edilmiþti. Bir köylü, yalnýzca kendi ürettiði ürünleri satan yoksul bir köylü olduðu halde, "ticarete baþladýðý" bahanesiyle tutuklanýyordu; bir baþkasý, amcasýnýn Çarlýk ordusu subayý olmasý bahane edilerek sürülüyor, bir diðeri "kiliseye sýk sýk gitmesi" nedeniyle kulak olarak damgalanýyordu. Fakat daha çok, kollektifleþtirmeye açýkça karþý çýkanlar kulak olarak mimleniyordu. Kulak sýnýfýný yok etmekle görevli müfrezeler içerisinde öyle bir karýþýklýk yaþanýyordu ki, kimi zaman saçmalýðýn doruklarýna ulaþýyordu. Sözgeliþi, bir örnek vermek gerekirse: Ukrayna'nýn bir kasabasýnda, kulak sýnýfýný tasfiye etmekle görevli bir tugaya mensup bir serednyak, kasabanýn diðer ucundaki bir baþka tugayýn temsilcileri tarafýndan kulak diye tutuklanmýþtý.34 "Kulak" olarak damgalanýp katledilen insanlarýn arasýnda, din adamlarý baþta geliyordu. Öyleki, "1930'da 13.000'den fazla din adamý "kulak" diye tasfiye edildi. Birçok köy ve kasabada kollektifleþtirme, sembolik olarak kilisenin kapatýlmasýyla, kulak sýnýfýnýn tasfiyesi de papazla baþladý."35 Kollektivizasyonun iki büyük sonucu oldu: Kýtlýk ve sürgün. STALIN YAPIMI KITLIK Stalin'in kasýtlý kýtlýk politikasý sonucunda açlýk yaþayan ve bacaklarý adeta birer çöpe dönüþmüþ bir Rus çocuðu Stalin, ayný Lenin gibi, kollektivizasyonu topluma karþý bir silah olarak kullanmak niyetindeydi. Ýstediði bölgeden istediði kadar tahýl toplayabilir ve böylece istediði bölgedeki insanlarý açlýktan öldürebilirdi. Nitekim öyle yaptý. Komünist rejime karþý direnen Ukrayna, kollektivizasyon yoluyla hedef alýndý. Tarihin en büyük "insan yapýmý kýtlýðý" bu bölgede yaþandý ve toplam 6 milyon insan açlýktan öldü. Olaylarýn geliþimi ilginçti. Önce, 1931'de devlet genel kollektivizasyon politikasý gereði, yýlda toplam 18 milyon ton mahsul alan Ukrayna'dan 7.7 milyon ton tahýl talep etti. Bu, zaten çok zor hayatta kalan köylüleri neredeyse açlýktan ölecek oranlara getirdi. Bunun üzerine Ukrayna köylüleri Stalin'in birliklerine direnmeye çalýþtýlar. Ama bu durum, Stalin'i daha da acýmasýzlaþtýrdý. 1932 Temmuzu'nda tüm Ukrayna için ölüm emri verdi. Daha önceki kotaya ilave olarak, 7.7 milyon ton tahýl daha istedi. Milyonlarca kiþi açlýkla ölüme mahkum olmuþtu. The Russian Century: A History of the Last Hundred Years (Rus Asrý: Son 100 Senenin Tarihi) adlý kitapta, bu politikanýn sonuçlarý þöyle anlatýlýyor: Resmi komünist birlikler silahlý bir þekilde Ukrayna'yý sardýlar. Kurbanlardan biri "evleri, kilerleri, kulübeleri araþtýrdýlar" diyordu. "Sonra dýþarý çýkýp ambarý, kümesleri araþtýrdýlar." Tarlalarda gözlem evleri kuruldu. Burada silahlý gardiyanlar mýsýrlarý didikleyenlere bakýyorlardý; yakalananlar en az on yýl hapis cezasý alýyorlardý, bazýlarý ise vuruluyordu. Bir Kharkov mahkemesinde bir ayda 150 ölüm kararý verildi; bir kadýna kocasýnýn açlýktan ölmesinden sonra kendi arsasýndan 100 mýsýr baþaðý kesti diye on yýl hapis cezasý verildi. Stalin'in Ukrayna'da oluþturduðu kýtlýk sonucunda 6 milyon insan öldü. Üstte kýtlýk sýrasýnda açlýktan kývranan bir anne ve çocuðu. Altta ise kýtlýk sonucunda ölmüþ küçük çocuklar. Kalan tavuklar ve domuzlar da 1932 kýþýnýn baþlarýnda yendi. Sonra köpekler ve kediler bitti. Vasily Grossman "Onlarý yakalamak zordu. Hayvanlar artýk insanlardan korkuyorlardý ve gözleri kocaman açýlmýþtý. Ýnsanlar onlarý kaynatýyorlardý" diye yazýyordu. 1932'nin sonuna gelindiðinde Moskova'ya yalnýzca 4.7 milyon ton tahýl verilebilmiþti. Yeni bir zorla toplama kampanyasý ilan edildi. Meteoroloji uzmanlarý tahýlýn zarar görmesine neden olan yanlýþ hava raporlarý verdikleri için tutuklandýlar. Veterinerler, çiftlik hayvanlarýný sabote ettikleri nedeniyle vuruluyorlardý. Tarým uzmanlarý "kulak" olmakla suçlanýyordu ve Sibirya'ya sürülüyorlardý. 1933'de karlar eridiðinde toplu açlýklar baþladý. Ýnsanlar fare, karýnca ve solucanlarý yiyorlardý. Kara hindi baðý ve ýsýrgan otundan çorba yapýyorlardý. The New York Evening Journal Kiev'den 20 mil uzaktaki bir köyü ziyaret etti. "Kulübelerin birinde pislik gibi bir þey piþiriyorlardý. Tencerede kemikler, deri ve çizmeye benzer bir þey vardý. Ýnsanlar köylerini terk ediyorlardý. Tren yolunun kenarýnda diz üstü çökmüþ, arabalarýn pencerelerinden ekmek dileniyorlardý. Kiev'de arabalar geceleyin ölenlerin cesetlerini toplayarak dolaþýyordu. Çocuklar ölü kuþa benzeyen ince uzun yüzlere sahiptiler." Görevliler hala tahýl araþtýrýyorlardý; kazanlarýnda patates bulduklarý anneleri vuruyorlardý. Þiþmiþ bir vücutla açlýk çektiðini göstermeyen kiþileri besin kaynaklarýný göstermeleri için vuruyorlardý. "Tarihsel bir zorunluluðu ortaya çýkarýyoruz. Devrimsel görevimizi yerine getiriyoruz. Sosyalist ülkemiz için tahýl elde ediyoruz" diyorlardý. "Göbekleri þiþmiþ, gözleri ölü gibi maviye dönüþmüþ kadýnlar çocuklar gördüm. Ve cesetler... köylülerin kulübelerinde, eski Volga'nýn eriyen karlarýnda, Kharlov köPage Rankingüsünün altýnda cesetler gördüm" diye yazýyordu görevlilerden Lev Kopolev... Diplomatik raporlar ve yabancý ilgililerle kýtlýk haberi Batý'ya ulaþtý. Vienna baþpiskoposluðu altýnda uluslararasý bir komite geliþtirildi. Ancak Sovyet hükümeti herhangi bir kýtlýk olduðunu inkar edince hiçbir þey yapamadýlar.36 STALIN'ÝN YALANI... Bu vahþet görüntüleri, Rus yazar Mihail Þolohov'u etkilemiþ ve Þolohov Stalin'e bir mektup yazarak bu zulmün sona ermesini talep etmiþti. Oysa Stalin tüm bunlarý kasten yaptýrýyordu: 1933 Nisaný'nda, yazar Mihail Þolohov, Kuban'ýn bir kasabasýndan geçerken, Stalin'e iki mektup yazdý. Mektuplarýnda, yerel yetkililerin, açlýða mahkum edilen kolhozcularýn tüm rezervlerine iþkenceyle nasýl el koyduðunu ayrýntýlý bir biçimde anlatýyor, birinci sekreterden (Stalin'den) bir yiyecek yardýmý göndermesini istiyordu. Yazara cevabýnda Stalin, tutumunu hiç saklamadan dile getiriyordu: Köylüler, "grev ve sabotaj yaptýklarý" için, "Sovyet iktidarýný çökertme savaþýna girdikleri, kýyasýya bir savaþ sürdürdükleri" için, cezalandýrýlýyordu. 1933 yýlý içerisinde, milyonlarca köylü açlýktan ölürken Sovyet hükümeti, "sanayileþmenin ihtiyaçlarý" için yurtdýþýna 18 milyon kental buðday ihraç etmeyi sürdürüyordu.37 ...VE STALIN'ÝN GERÇEÐÝ Komünizmin önemli bir özelliði, resmen üretilen ve yayýlan yalanlara dayalý bir sistem olmasýdýr. Sovyetler Birliði'nde Stalin yapýmý kýtlýk nedeniyle 6 milyon insan açlýktan ölmüþ, yüzbinlerce çocuk bu felaketin hedefi olmuþtur. Bu fotoðraf, Stalin döneminde Rus çocuklarýna reva görülen "yaþam standardý"ný belgelemektedir. Ancak propaganda posterlerinde, Stalin kendisini bakýmlý ve mutlu çocuklar tarafýndan çiçekler hediye edilen müþfik bir yönetici olarak göstermiþtir. 6 milyon erkek, kadýn, yaþlý, çocuk ve bebeðin ölümüne neden olan kýtlýk, Sovyet topraklarýnda yeterince tahýl yetiþmediði için deðil, komünist partinin emelleri öyle gerektirdiði için gerçekleþen bir kýtlýktý. Yani tamamen "insan eliyle yapýlmýþ bir kýtlýk", bir kitle katliamýydý. Stalin, kýtlýðýn Batýlý ülkeler tarafýndan duyulmamasýný istiyordu; çünkü düzenlenebilecek yardým kampanyalarýnýn Ukrayna için belirlediði cezayý hafifleteceðini düþünüyordu. Tarihçi Dana Dalrymple, Soviet Studies adlý süreli yayýnda, bu konuda þu yorumu yapmaktadýr: Sovyetler Birliði resmi olarak hiçbir zaman kýtlýðýn olduðunu kabul etmemiþtir. Sovyetler Birliði üzerindeki Amerikan ve Ýngiliz çalýþmalarý ara sýra Ukrayna'da bir kýtlýktan bahseder, ama genellikle bir iki detaydan baþka bir þey söylemez. Oysa Sovyetler Birliðinde daha önce olan kýtlýklar hükümet tarafýndan bilinmektedir ve her tarafta çok iyi kayýtlara sahiptir. Fark nedir? Cevap: 1932-34 kýtlýðý, geçmiþtekilerden farklý olarak insan eliyle yapýlan bir felaket olarak gözüküyor.38 Kollektivizasyon sonucunda, Ukrayna köylüleri en az 4 milyon ölüyle en aðýr kaybý verdi. Kazakistan'da yine ayný uygulama sonucunda bir milyon insan öldü. Kuzey Kafkasya'da ve Kara Topraklar'da da ölü sayýsý bir milyondu. Stalin, tek bir emirle 6 milyon insaný ölüme göndermiþti. SÜRGÜNLAR VE ÇALIÞMA KAMPLARI Stalin, komünizme direnen Ukraynalýlarý kýtlýk yoluyla öldürürken, diðer pek çok halký da sürgüne göndererek katletti. "Sürgün" adý altýnda yapýlan bu uygulamalar, milyonlarca insanýn hayatýna mal oldu. Baþta Kýrým Türkler'i olmak üzere, Sovyetler Birliði içindeki pek çok azýnlýk, bir gecede evlerinden silah zoruyla söküldüler ve binlerce kilometre uzaklardaki ölüm tarlalarýna gönderildiler. Sadece yolda ölenlerin sayýsý yüz binleri bulmaktadýr. Bir komünist parti görevlisinin bu sürgünler hakkýnda kaleme aldýðý aþaðýdaki notlar, sürgünün Sovyet dilinde "toplu cinayet" anlamýna geldiðini göstermektedir: 29 ve 30 Nisan 1933'te, Moskova ve Leningrad'dan trenle bize iki konvoy sýnýfsýzlaþtýrýlmýþ unsur gönderildi. Konvoylar, Tomsk'a gelince mavnalara yüklenerek biri 18 Mayýs'ta, diðeri 26 Mayýs'ta, Obi ve Nazina ýrmaklarýnýn koylarýndaki Nazino Adasý'na götürüldü. Birinci konvoyda 5070, ikincisinde 1044 kiþi olmak üzere, toplam 6114 sürgün vardý. Taþýma þartlarý korkunçtu: yiyecek çok az ve çok kötü; yer kapasitesi ve solunacak hava yetersiz; en zayýflara musallat olan hastalýklar… Sonuç: günde, ortalama 35-40 kiþilik bir ölüm oraný. Bununla birlikte, bu koþullar, mahkumlarý Nazino Adasý'da bekleyenlerle karþýlaþtýrýldýðýnda gerçekten lüks sayýlýrdý. Nazino Adasý, üzerindeki tek bir ev bile bulunmayan tamamen bakir bir yer… Yiyecek, tohum, alet yok. Yeni yaþam böylece baþladý. Ýlk konvoyun geliþinin ertesi günü, 19 Mayýs'ta, kar yaðmaya baþladý, rüzgar sertleþti. Acýkmýþ, zayýflamýþ, baþlarýnda dam, ellerinde alet… bulunmayan mahkumlar, kendilerini çaresiz bir durumla karþý karþýya buldu. Soðuktan korunabilmek için, sadece ateþ yakabiliyorlardý. Yavaþ yavaþ ölmeye baþladýlar… ilk gün, 295 ceset gömüldü… Sürgünlerin adaya gönderilmesinin ancak dördüncü ya da beþinci günü, yetkililer gemiyle kiþi baþýna yalnýzca birkaç yüz gram düþen un gönderdi. Bu acýnacak kadar az olan tayýnlarýný alanlar, kýyýya koþuyor ve þapkalarýnda, pantolonlarýnda ya da ceketlerinde, bu unun birazýný sulandýrmaya çalýþýyordu. Fakat, çoðunluðu unu olduðu gibi yutmaya çalýþýyor ve çoðunlukla da boðularak ölüyordu. Adada geçirdikleri günler boyunca mahkumlar, azýcýk bir undan baþka bir þey alamadý. En beceriklileri, peksimet piþirmeye çalýþtý, ancak ellerinde hiç kap yoktu… Kýsa zamanda, yamyamlýk olaylarý belirdi…39 Robert Conquest The Harvest of Sorrow (Hüzün Hasadý) adlý kitabýnda, Stalin dönemi sürgünlerini þöyle anlatýr: 15 yaþýna kadar olan çocuklarýn yüzde 20'si, genellikle de küçük çocuklar sürgün sýrasýnda öldü. Özellikle de 1940'larda azýnlýk milliyetlerin toplu sürgünlerinde bu durum yaþandý. Tabii ki sürülenler içerisinde çok farklý fiziki duruma sahip olanlar vardý, mesela hamileler. Sürgün treninde doðum yapan bir annenin bebeði öldüðünde askerler onu hareket halindeki trenden aþaðý atardý. Bu sürgünler varacaklarý yere nadiren varabilirlerdi. Genellikle bölgesel kasabalarda kalýrlardý… STALIN'ÝN ÖLÜM KAMPLARI Komünist parti politikasýna karþý en ufak bir direniþ gösterenler, "gulag" olarak adlandýrýlan çalýþma kamplarýna gönderildiler. Kamplarda tutsaklar ölesiye çalýþtýrýlýyordu. Resimler, gulaglarda çekilmiþ bazý görüntülerdir. Archangel'de tüm kiliseler kapatýlmýþ ve sürgünler için hapishane olarak kullanýlýyordu. Köylüler yýkanamýyordu ve vücutlarý çeþitli yaralar ile doluydu. Kasabada yardým için yalvarýyorlardý. Ancak halk onlara yardým edilmemesi konusunda kesin emir almýþtý. Hatta ölüleri bile toplanamýyordu. Kasaba sakinleri, korku içinde kendilerini hapsediyorlardý. Vologda þehrinde de 47 kilise tamamen sürgünlerle doluydu. 40 Sürgünlerin yanýnda kullanýlan bir diðer kitle katliam yöntemi ise çalýþma kamplarýydý. Daha önce de belirttiðimiz gibi Rusça'da "gulag" adý verilen toplama kamplarý, genellikle Sibirya gibi öldürücü þartlarýn hakim olduðu bölgelerde kuruldu. Sovyet yönetimine karþý olduðu düþünülen milyonlarca insan tutuklanarak gulaglara gönderildi. 1928 ve 1953 yýllarý arasýnda (Stalin döneminde) gulaglara toplam 30 milyonun üzerinde insanýn gönderildiði hesaplanmaktadýr. Bunlarýn üçte ikisinden fazlasý, yani en az 20 milyon insan bu kamplarda hayatýný yitirmiþtir. Açlýk sýnýrýnda yaþatýlan ve günde 14-16 saat çalýþtýrýlan tutuklular, kamp gardiyanlarý tarafýndan basit bahanelerle idam edilmiþtir. Bazý tutuklular kasten aç býrakýlarak açlýktan ölmüþ, bazýlarý yetersiz beslenme ve korkunç yaþam þartlarý nedeniyle bedensel olarak çökerek can vermiþtir. Paramparça ve son derece ince kýyafetlerle Sibirya soðuðunda çalýþtýrýlan pek çok tutuklu da donarak ölmüþtür. Gulag mahkumlarýnýn donma yüzünden, önce el ve ayak parmaklarýnýn düþtüðü, kulak veya burunlarýnýn "kýrýlarak" koptuðu, bu þekilde yüz binlerce insanýn acý çekerek öldüðü, bilinen gerçeklerdir. Ünlü Rus Yazar Aleksandr Solzhenitsyn The Gulag Archipelago, 1918-1956 (Gulag Takýmadalarý, 1918-1956) adlý kitabýnda bunun benzeri dehþet örneklerini anlatmaktadýr. |
|
#3
| |||
| |||
| Su götürmez bir gerçektir ki; tarihin her devrinde allý morlu, türlü renkte ve basmakalýp ruhlu, milliyet ve mukaddesat düþmanlarýna rastlamak, onlarýn bu zavallýlýklarýna gülmemek gibi bir þey akla gelmez. Ýþte bu zavallý milliyet ve mukaddesat düþmanlarý, bu kalemleri satýlmýþ kiralýk ruhlar, bu iffetsiz soysuzlar; bir gün Moskova, baþka bir gün de Farmason aðzýyla karþýnýza çýkýverirler. Bunlarda ne iffet, ne namus ve ne de haya... Hiç mi hiç, bir þey arama. Onlar bunun karþýsýnda, hatta namus ve haya ile eðlenecek kadar ilericidirler(!).. Bu zavallýlar, bu kiralýk kalemþorlar; milletin büyük çoðunluðuna uymak yerine, milleti kendilerine uydurmak istemektedirler. Bunun yapýlmasý için, 1955 yýlýnda Moskova’da yapýlan “sanatkârlar ve yazarlar konferansý”nda, 18 maddelik bir önerge hazýrlanmýþtýr. Konumuzla ilgili olmak üzere, bu önergeden aldýðým ikinci maddeyi sunuyorum: “Halkýnýzý mümkün olduðu kadar sýnýf ve zümrelere bölünüz.” Ýþte bugünün “ilericilik-gericilik” çatýþmasýný yaratmaya çalýþan ve yukarýdaki maddenin kutsallýðýna kapýlan satýlmýþlar, bu kiralýk ruhlar; boyuna çalýþýyor, dikin tutturabilmek için de çabalýyorlar. Hemen söylemek gerekirse, bu iþte kýsmen baþarý saðlamýþlar, ruhsuz ve ülküsüz bir kalabalýðý da peþlerine takmýþlardýr. Yukarýya aldýðýmýz madde, bize gösteriyor ki; günümüzün toplumsal ilericileri, dine, milliyetçiliðe ve namus duygularýna saldýranlar; Moskova’nýn rengindedirler. Onlarýn kýzýllýðý da mide bulandýrmaktadýr. Bu soysuzlar tarihi gerçekleri yok saymýþlar ve hatta asil milletimizin öz kahramanlarýna dil uzatmýþlardýr. Onlara demediklerini býrakmamýþlar, halkýn gözünden düþürmeye çalýþmýþlardýr. Yine bu örümcek kafalý, paslý düþünceli soysuzlar; halk kahramanlarýna leke sürmek, onlarý da “sýnýfçý-ayrýmcý” olarak göstermek istemiþlerdir. Burada Namýk Kemal ve Adsýz Beyler örnek olarak gösterilebilirler. Þimdi bu ilericilerin, “gericidir damgasý”ný vurmaya çalýþtýklarý, saðlam karakterli, milliyetperver insanlarý tanýtalým. Bu kimseler, yani gericiler; milliyetine düþkündür. Ulusunu sever. Tarihiyle övünür, geçmiþini kalbine perçinler. Ýnandýðý bir dini vardýr. Onunla manevi gýdasýný kuvvetlendirir. Allah “birdir” der, ondan baþkasýný tanýmaz. Namusuna düþkündür. Evine eli boþ dönerek çocuklarýný boynu bükük býrakmaz. Ýdeali; yükselmek, uygar dünyada gereken yerini almaktýr. Ve bunlarýn en önemlisi de, Atatürk’ün dediði gibi, en baþta gelen görevi; Komünizm’in baþýný ezmektir. Ne yazýk ki iþte bunlar, yukarýda saydýðýmýz meziyetleriyle, ilericilerin yanýnda suçludur, gericilik damgasýyla damgalanmaya mahkumdur. Çünkü o inanmýþtýr; komünizm afettir, zehirli bir yýlandýr. Nasýl ki zehirli yýlan, soktuðu kiþiyi öldürürse, bu afet de girdiði yeri çöle çevirir, dolayýsýyla öldürür. O gerici ki; saðlam karakteri ve benliði sayesinde, milliyetçidir. Milliyetçiliðin, komünizmin önünde set olduðunu bilir. Mukaddesatçýdýr, manevî duygularýnýn zedelenmesine boyun eðmez. Komünizmin, manevî inançlarý silip süpürdüðünü, ona karþý güçlü bir dinî inançla durulabileceðini çoktan anlamýþtýr. O gerici ki; memleket ve milletin, birtakým hayâlî görüþlerle yükselemeyeceðine bütün kalbiyle inanýr. O, Sibirya’nýn buzlu çölleriyle sadece öldürme aracý olarak kullanýlan taþ ocaklarýný da bilir. Ýþte bunun içindir ki suçlu sayýlýr ve gericilik damgasýyla damgalanýr, hakkýnda “gerici avý” kampanyalarý yapýlýr ve “gericilikle savaþ” dernekleri kurulur. Biz, buna teþekkür ederiz. Çünkü ilericilerin, gerici diye adlandýrdýklarý, bizim gibi düþünen vatanperver vatandaþýmýzý tanýyor, halkýmýzýn sarsýlmaz güvencinin varlýðýndan ve benliðinden hiçbir þey kaybetmediðini de görüyoruz. Yalnýz unutmayýnýz ki gericiler, Bozguncu da deðildir. Batý hayraný, sizin anladýðýnýz biçimde batý yanlýsý da deðildir. O, sizin gibi; asil ve batur yürekli Atatürk’ümüzün sözlerini deðiþtirmez, baþka anlamlara çekmez. O’na, gereken deðeri verir. “Batýya karþýdýr” diyerek damgaladýðýnýz bu insanlarýn hiçbirisi, “ne yamyam tamtamasý”ný, “ne de tivist ve ça-ça-ça”larý, uygarlýk fiþeði olarak görmez. Bilindiði gibi Atatürk bize; batýnýn ahlâkýný deðil, kültürünü, temiz tekniðini almamýzý söylemiþtir. Çünkü Atatürk diyor ki; “Millî þuuru yok olan millet, ayaklar altýna alýnmaya mahkumdur.” Öyleyse bay ilericiler; bizi, batýnýn pis ahlâkýný deðil de, uygarlýðýný aldýðýmýz için “gericilikle suçlayamazsýnýz.” Onlarý, kukla gibi kullandýðýnýz birkaç milletvekili ve senatör aracýlýðýyla kuþku içinde yaþatamazsýnýz. Bugün gerçek ve var olan bir tehlikeden söz edilmek isteniyorsa, o da “Mýsýr’da saðýr sultanýn bile duymuþ olduðu” komünizmdir ve “... her görüldüðü yerde ezilmeli...” yazý alýntýdýr,ama tamamen kominizme bakýþýmý yansýtmaktadýr....YÜZYILA AÄžIT |
|
#4
| |||
| |||
| Sevgili Pena, Üç sorum olacak. Yazýn alýntý olmasýna raðmen tamamýyla senin fikirlerini yansýttýðýndan bu sorularý soruyorum. 1. Komünizmi benimseyenler senin için tehlikeli midir? 2. Sence bu tehlike nasýl ezilmelidir? Yani ezmek için nasýl bir yöntem izlenmelidir? 3. Benzer bir biçimde senin sahip olduðun görüþü tehlike olarak görenler, seni ayný þekilde ezmek isterlerse ne düþünürsün? Teþekkürler... |
|
#5
| |||
| |||
| Sevgili Warmgrey beni daha tanýyamamýþsýn arkadaþým.. rejim düþmaný denilince ben sadece irtica yý anlamýyorum..sanýrým senle aramýzdaki en büyük fark bu..Ben rejim þekillerinden þunlarý anlýyorum... Monarþi Meþrutiyet Oligarþi Demokrasi Otoriter Yönetim Totaliter Yönetim Teokrasi Teokratik Egemenlik Cumhuriyet Kominizm ve Nasyonal sosyalizm Demokrasi ile yönetilen bir ülkeyiz ve rejim düþmaný benim için demokrasinin haricindekileri bize dayatanlardýr.... 1-Kominizmi benimseyenlerde yazýlarýmdanda anlamýþ olmalýsýn evet benim için tehlikedir.. 2-Ben, bu tehlikeyi gösteren bilgileri arkadaþlarýmla paylaþarak tehlikeyi ezmeye calýþýyorum zaten.. 3-Bu soruna cok güldüm benim demokrasi görüþüme karsý cýkmalarý icin,yani benim tehdit olabilmem için bu ülkenin diðer yönetim þekilleriyle yönetiliyor olmasý gerekmiyormuydu sencede? ![]() |
|
#6
| ||||
| ||||
| Alıntı: |