|
#1
|
|
20.07.07, 09:59
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra, toplanan protestocuların “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırdığını televizyonda izleyen unutkan yaşlı amca karısına dönüp merakla sormuş: “Hanım, biz Ermeni miydik yahu?”… Apartmanlardan sarkan Türk bayraklarını görünce ben de zaman zaman kendime “Ben Türk değil miydim yahu?” diye sormadan edemiyorum. Zaten irticadan ürkmediğime, yabancı sermayeden nefret etmediğime, Kürtleri, Ermenileri, Yahudileri, misyonerleri tehlike olarak görmediğime, Onuncu Yıl Marşı yerine daha irticai (!) öğeler içeren İstiklal Marşını söylemeyi tercih ettiğime ve gençliğe hitabedeki gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulundukları iddia edilen AKP’nin çok başarılı ve Cumhuriyet tarihinin en demokrat partisi olduğunu düşündüğüme, Tuncay Özkan, Türkan Saylan, Necla Arat, Doğu Perinçek gibi tiplere hiç mi hiç güven duymadığıma göre… Üstelik Avrupa Birliğine girmek istemek, özelleştirmeye karşı çıkmamak, bilakis isabetli bulmak, tam bağımsızlıktan yana olmak bir yana ülkelerin birbirlerine tam bağımlı olmalarını istemek, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyebilmek için önce sevilecek ve mutlu olunabilecek bir Türkiye oluşturmak gerektiği gibi sakıncalı düşüncelerim olduğuna göre, sallanan Türk bayraklarına ve genelkurmayımızın muhtırasına gocunmak için haklı sebeplerim var. 3-5 ay kadar önce isminin cazibesine kanıp “Son Osmanlı” adında bir filme gittim. İsmine bakıp tipik bir muhafazakar Osmanlı pehlivanının kurtuluş savaşındaki rolünü izleyeceğimi düşünüyordum. Ne var ki karakterin bıyıkları dışında Osmanlı hiçbir özelliği yoktu, üstelik pehlivan değil boksördü. Film dövüşme ve sevişme üzerine bina edilmiş, milliyetçi soslarla ve Atatürk sahneleriyle seyircinin ‘hislerine’ temas edilmeye çalışılmış, çok para harcanmış (çarçur edilmiş demek daha doğru) vasatın altında bir filmdi. Tek dikkatimi çeken sahnesi ise bir kahvede, İngilizlerin duvarda asılı Türk bayrağını görüp ‘Bu direniş bayrağı ne arıyor burada?’ cümleleriyle kavga çıkarttıkları bölümdü… 1.Kosova savaşından yadigar olduğu düşünülen, 3.Selim’den beri şimdiki kullandığımız şekle çok benzer bir şekilde kullanılan Türk bayrağı, neden direniş bayrağı olarak sunulmuş? İstanbul hükümeti başka bir bayrak mı kullanıyormuş? Doğrusu ticari amaçla hazırlandığı belli böyle bir filmdeki böyle basit bir ayrıntının çok üzerinde durmadım. Ne var ki Cumhurbaşkanlığı süreciyle evlerden Türk bayrakları sarktığını görünce iyice kafam karıştı. Bayrağın kırmızısından mı bilmem, aklıma “Kırmızı Başlıklı Kız” masalı geldi. Biraz değişik bir versiyonu tabi… Bir gün kırmızı bayraklı kız miting meydanına gitmiş. Bakmış babaannesi Necla (Arat) bağırıyor: “Ne AB, ne ABD, tam bağımsız Türkiye…” “Peki babaanneciğim senin burnun neden bu kadar büyük? Türkiye AB ve ABD ile ilişkilerini kesecekse kiminle ilişkiye girecektir? Hem Atatürk bile ABD ile ilişkilerini sıcak tuttuğu ve hatta 1919’da bir Amerikan heyetini Türkiye’ye davet ettiği halde ve bizzat karşılayıp yardımlarını istediği halde sen hangi gücüne güvenerek tam bağımsızlıktan bahsetmektesin? Hem emperyalist sermayeden bahsediyorsun, hem altına son model BMW çekiyorsun. Senin burnun neden bu kadar büyük babaanne?” demiş. “Postal kokusunu daha iyi duyabilmek için” demiş babaanne. Sonra bağırmış: “Türkiye laiktir, laik kalacak… Cumhuriyeti koruyacağız…” Kırmızı bayraklı kız sormuş: “Peki babaanne senin dilin neden bu kadar uzun? Diyanet işleri başkanlığının bulunması, imamların hutbelere kadar devletin karar vermesi, dinin kontrol ve baskı altına alınması, din derslerinin okullarda zorunlu olarak okutulması, laikliğe aykırı değil mi? Olmayan bir şey nasıl kalacaktır? Hem karşı çıktığın iktidar, halkın oylarıyla iktidara gelmiş ve cumhuriyet halkın idaresi olarak tanımlanmışsa korumaya çalıştığın nedir? Adnan Menderes asılırken, askeri müdahaleler yapılırken cumhuriyete sahip çıkmak neden aklına gelmedi? Yoksa sen cumhuriyet derken militarist idareden mi söz ediyorsun? Ordu-millet elele derken ne istediğini açığa vermiyor musun? Senin dilin neden bu kadar uzun babaanne?” demiş. Babaanne cevap vermiş: “Türkiye laiktir laik kalacak. Cumhuriyeti koruyacağız.” Kırmızı bayraklı kız içinden “Bu babaannem de yaşlandı, takılmış plak gibi aynı şeyleri tekrar edip duruyor. Hiçbir soruma mantıklı cevap vermiyor” diye geçirmiş. Sonra babaanne tekrar bağırmış: “Şeriata hayır ! Yaşam biçimimizin kısıtlanmasına hayır !” Kırmızı bayraklı kız sormuş: “Babaanne senin kafan neden bu kadar büyük? Senin yaşam biçimine bir saldırı durumu, emaresi yok. Ben bile senin hain kurt olmandan şüpheleniyorum ama bunu paranoya haline getirmiyorum. Hem değil ihtimal, vehim, bu ülkede insanların yaşam biçimine fiilen müdahale ediliyor. İstedikleri gibi giyinmesine, konuşmasına, düşünmesine, yaşamasına izin verilmiyor. Bu bir gerçek, realite, hakikat iken vehimlerle, korkularla hareket etmek ayıp olmuyor mu? Senin kafan neden bu kadar büyük babaanne?” “Peki senin kafan neden kapalı kırmızı bayraklı kız? Kamusal alanda bununla dolaşamayacağını biliyorsun. Hem o kırmızı bayrağı nereden buldun bakayım? O bizim partinin sembolü…” “İyi de babaanne biz akraba değil miyiz? Aynı vatanda yaşayıp aynı havayı solumuyor muyuz? Yoksa sen babaannem değil misin? Hain kurt olmandan şüpheleniyorum babaanne, hem senin dişlerin neden sivrildi öyle babaanne?? Öyle bakma babaanne, korkuyorum…” EKREM SENAİ
__________________ Hiçbir zaman hayat bayram olmadı ya da,her nefes alışımız bayramdı!!!... BENİM İÇİN ÖTEKİ,ZALİM OLANDIR!!! |
| Sponsorlar |
| |