iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:50 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset » AKP demokrasi sınavını geçti

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06.08.07, 20:03
Standart AKP demokrasi sınavını geçti

06.08.07, 20:03



AKP demokrasi sınavını geçti

22 Temmuz basit bir seçim değildi; Türkiye demokrasinin, özgür seçimlerle iktidara gelen İslamcı partilerin yönetiminde de gelişip gelişmeyeceği üzerine bir sınavı başarıyla geçti. Türkiye, İslamcı partilerin demokratik değerlere uzanabileceğinin gerçek bir örneği
06/08/2007 (693 kişi okudu)
ABDULMÜNİM SAİD (Arşivi)
Türkiye'de 22 Temmuz'da yapılan seçimler, kalkınan ülkelerde çoğunlukla azınlıklar arasındaki şartları belirlemek veya karşıt politikalar arasındaki anlaşmazlıklara son vermek için gerçekleştirilen sıradan seçimlerden biri değildi. Bu seçimler aslında, İslam ülkelerinin ve Müslümanların, Batı demokrasilerinde bulunan türden demokratik bir siyaset sunma gücü üzerine yapıldı. New York Times gazetesi şu soruyu soruyordu: 'Özgür seçimlerle iktidara gelen İslami eğilimli bir hükümet, Batı'yla iyi ilişkiler kurup demokratik olabilir mi?'


Türk seçmeni olgun
Türkiye, çoğu Arap ülkesine uzun süre hükmeden ve hilafeti elinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra kuruldu. Türkiye ayrıca İslam Konferansı Örgütü'nün de önemli bir üyesi. Fakat diğer yandan, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923'te cumhuriyeti kurmasından bu yana modernleşmeyi seçti ve dinle devletin arasını net bir biçimde ayıran laik politikalar izledi. 2. Dünya Savaşı sonrası 1949'da Avrupa Konseyi'ne, 1952'de de NATO'ya katılarak Batı koalisyonunun üyesi oldu. 1995'te AB'yle Gümrük Birliği'ni oluşturdu ve tam üyelik başvurusu yaptı. Tam üyelik müzakereleri Ekim 2005'te başladı.
Türkiye'nin geçmişi ve gelenekleriyle modern Batılı bağlantıları arasındaki bu çelişki, şu iki etkenden dolayı Türk siyaseti ve kimliği açısından sınav konusuydu: İlki 11 Eylül 2001 sonrası dünya düzeni. Zira Müslümanlar bu tarihten sonra, Batı'yla 'medeniyetler çatışması'nda şüpheli hale geldi. İkincisiyse, kökleri Müslüman Kardeşler hareketinden etkilenen, siyasal İslam'la tarihi bağları bulunan AKP'nin yapısı. Bu iki etken Türkiye'yi müttefiklerinin ve genel olarak Batı'nın gözünde şüpheli bir konuma getirmese de, AB üyeliğinin gecikmesine yol açtı.
Hatta, birliği bir Hıristiyan kulübü olarak görüp, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan bir Avrupa politikası üretti. Türkiye, Batı demokrasilerindeki Hıristiyan demokrat partiler gibi İslamcı partilerin çatısı altında da demokratik gelişim imkânı olup olmadığı üzerine bir sınava tabi tutuldu.
Açık gerçek şu: 22 Temmuz seçimleri, AKP'nin parlak başarısının yanı sıra, Türkiye'nin bu sınavda başarılı olduğunu da gösterdi. Zira seçmenlerin yüzde 85'i oy verdi; bu oran, milletvekillerini 14 parti ve 700 bağımsız aday arasından seçmek için gereken bütün demokratik kriterlerin yerine getirildiğini gösteriyor. AKP oyların yüzde 47'sini alarak 342 koltuk kazandı. Bu oran partinin reform programını hayata geçirmesi için yeterli ancak tek başına anayasayı değiştirme gücünü sağlamıyor. Diğer yandan, seçim sonuçları Türk seçmenlerin olgunluğunu gösteriyor.
Başka demokrasilerdeki gibi, Türk halkı ekonomik başarıları ve sosyal reformları nedeniyle AKP'yi ödüllendirdi. Parti Kasım 2002'de iktidara geldiğinde Türkiye'nin toplam iç üretimi 181 milyar dolardı. 2007 yılında bu miktar yüzde 7,4 büyümeyle 410 milyara ulaştı. AKP aynı zamanda, Türkiye'nin AB üyeliğine azim, sabır ve kararlılıkla yaklaştı ve Avrupa'nın istediği kriterleri yerine getirmek için çalıştı. Parti, iç politikayı ve Avrupa politikasını azımsanmayacak bir anlayışla yürüttü. Türkiye'deki laikler AKP'nin demokratik samimiyetine dair şüphe yaratmak için büyük bir kampanya ve dev gösteriler başlattığı zaman parti, laiklerin yaptığından daha fazlasını yapma gücüne sahip olmasına rağmen karşıt gösteriler veya kampanyalar düzenlemeyi reddetti. Başbakan Tayyip Erdoğan seçimlerden sonra taraftarlarına, "Sevincimizin bizim gibi düşünmeyenler için hüzün olması gerekmiyor" diyen kişinin ta kendisiydi.
Erdoğan ve arkadaşları gerçekten de, Türk siyasetinin çıkmazını iyi çözmüşlerdi. Zira Türkiye, geleneklerle yeniliklerin, kendisini Asya,
Ortadoğu ve Avrupa'da öne çıkaran 'coğrafi paradoks'un ve sosyal ve ekonomik reform sorununun getirdiği çelişkilerin birlikte yaşaması gerektiği bir ülke. Türkiye'nin ekonomik kalkınma sağlaması ve Avrupa ve dünya pazarlarına entegrasyonu sosyal hareketlilik getirdi; eğitimli bir kesimin geleneklerini, sosyal adetlerini, başörtüsü de dahil giyim tarzlarını da beraberlerinde getirirek kentlere göç etmesine yol açtı. Bu gelişmeler, kadın hakları ve özgürlükleri konusunda sadece AKP'yi değil, Batı'yı ve Türk seçkinleri de samimiyet ve bireysel özgürlüklere saygıları bağlamında bir sınava tabi tutuyor.
22 Temmuz AB'nin de sınavıydı
Bu sınavın sadece AKP'nin sınavı olduğu söylenebilir, ancak bu aynı zamanda çeşitlilik ve farklılığa saygıya dayanan demokratik ilkelere inananların da sınavıydı. Dahası, bir kısmı Türkiye'den pek de farklı olmayan 27 ülkeyi kabul etmiş AB'nin de sınavı bu.
Türkiye sadece İslami tarihi ve gelenekleri nedeniyle değil, medeniyetlerin birlikte yaşama imkânına ve gelenekçi İslamcı partilerin, demokratik değerler ve ilkelere uzanabilme güçlerine canlı bir örnek sunduğu için de seçkin bir konumda bulunuyor. Seçim sonuçları, Türkiye'yi birçok İslam ülkesi tarafından taklit edilen bir ülkeye dönüştürebilir. (Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 1 Ağustos 2007)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
nisannn (09.08.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 06.08.07, 20:03
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: AKP demokrasi sınavını geçti

Askeri iktidarların son kullanma süresi doldu

ABD, yıllardır Ankara'daki ana müttefiki olan orduyu kışlaya gönderen 22 Temmuz seçiminin sonuçlarıyla başa çıkmak zorunda. Askeri yönetimin miadı doldu ve Müşerref'e desteği de kesme zamanı geldi
06/08/2007 (941 kişi okudu)
Jim Hoagland (Arşivi)
Pervez Müşerref'in performansını izlerken insanın gözünün önüne Fred Astaire geliyor. Pakistan Devlet Başkanı o kadar çevik bir topuk dansı yapıyor ki, ölmekte olan bir sanatı icra ettiğini unutuyorsunuz. Müşerref'in sanatı, nükleer güce sahip ve ABD'nin terörle savaşında kilit müttefiklerinden olan İslami bir ülkede, yumuşak bir askeri diktatörlük yürütmesinde. Elinden geldiğince hızlı dans ederek dünyanın en tehlikeli ülkesinde denge sağlıyor. Fakat Bush'un gözdesi olarak uzun koşusunda Müşerref'in başı öyle büyük belada ki, ABD artık Pakistan liderinin ayakta kalıp kalmayacağını sorgular hale geldi. Vardıkları sonuçsa, (yani Müşerref'in iktidarda kalmaya devam edebileceği sonucu) değişen Pakistan'ı ve uluslararası gerçeklikleri gözden kaçırıyor gibi görünüyor.
Askeri iktidarlar 20. asrın gelişmekte olan ülkelerinin hâkim veçhesi olageldi. Fakat küreselleşme iktidar ve ulus-devletlerin amaçlarını yeniden biçimlendirdikçe, bu fenomenin de modası geçti. Ordunun yönettiği ülkeler, uzun vadede böyle olmayan ülkelerin çok gerisinde kaldı.
Askeri iktidarların son kullanma tarihinin geçtiği, ABD'nin bir başka müttefiki olan ve komutanların kendilerini kurumların ve siyasetin nihai muhafızı ve hakemi saydığı Türkiye'de çok farklı bir yoldan teyit edildi. Pakistan'da gösteriler, mahkemeler ve İslami fanatiklerin suikast teşebbüsleriyle yaşanan karmaşanın aksine Türkler kendi generallerine, Erdoğan'ın İslami eğilimli AKP'sini tekrar iktidara taşıdıkları seçimlerle barışçı ama sıkı bir ders verdi. Genelkurmay'ın böyle bir sonucun felaket getireceği uyarısına rağmen bunu yaptılar.
Bush yönetimi Türk generallerin müdahalesine karşı çıkmayı başaramadı ve şimdi Washington'ın uzun yıllardır Ankara'daki ana müttefikleri olan askerleri kışlalarına geri gönderen bir seçimin getirdiği değişimlerle başa çıkmak zorunda. Seçim, stratejik ilişkileri açısından Avrupa'ya bakan yetkin, demokratik, İslami eğilimli bir hükümeti sağlamlaştırdı.
ABD'nin Pakistan politikası da karanlık bir hal alıyor. Müşerref'in yargıçlar, medya kuruluşları, siyasetçiler ve fanatik İslamcılarla dalaşmaları düşmanlarını birleştiriyor ve desteğini parçalıyor. ABD Başkanlığı'nın Demokrat aday adaylarından Barack Obama'nın Pakistan'a dair tespitleri yerinde. Fakat yönetimin Müşerref'e yaklaşımına getirdiği eleştiriler derinlikten yoksun.
Danışmanları ABD Başkanı'na, Kaide ve Taliban Pakistan'da sığınak buldukça Afganistan'daki savaşın kazanılamayacağını anlatmaya çalıştı ama Bush Müşerref'le çatışmak konusunda rahat hissetmedi. Zira ABD'nin safında yer alan Müşerref'in tek alternatifinin topyekûn, nükleer bir karmaşa olmasından korkuyor. Obama Pakistan'a girip Taliban ve Kaide'yi silmekten bahsediyor ama ABD bunu zaten yaptı. 2006'da iki Pakistan köyünde Kaide'ye saldırdı ve Müşerref'i terörist sığınaklarını kapatmaya zorladı. Fakat bu, Müşerref'in yeni dans figürleri icra etmesinden başka işe yaramadı. Veziristan'da anlamsız bir 'asayiş' operasyonu gerçekleştirildi sadece.
Pakistan bir ulusal güvenlik devleti kimliğiyle var olmaya devam ediyor ve ordu, büyüklüğünü ve siyasi kontrolünü meşrulaştırmak için Keşmir ve Afganistan'daki krizleri tahrik ediyor. Pakistanlı komutanlar demokrasi dalgasının ve tarihin dalgalarına karşı da savaşıyor. Türkiye'nin generalleriyse küreselleşme çağında bu yoldan gitmenin felaket getireceğini anlamış gibi duruyor. Amerikalı karar mercileri, İslamabad'daki dansçı general tarafından sürekli aldatılmak yerine Ankara modelini desteklemeli. (5 Ağustos 2007)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
nisannn (09.08.07)
  #3  
Alt 08.08.07, 19:55
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: AKP demokrasi sınavını geçti

AKP İslami gündemden kaçınacak

Batı, Hıristiyan Demokratlarla eşdeğer gördüğü AKP'yi övmekten neredeyse yorulsa da, laiklerin endişeleri hayal ürünü değil. Fakat, aslında İslami bir ülke hayal eden AKP liderleri, kendi isteklerini dayatmanın kâbus getireceğini de biliyor. Türkiye örnek alınacak bir ülkeye dönüşecek
08/08/2007 (645 kişi okudu)
SAVSAN EL ABTAH (Arşivi)
Avrupa, ABD ve Vatikan'ın Türkiye'de genel seçimleri kazanan İslamcı AKP'ye yolladığı kutlama mesajlarını okuyanların algılama yeteneğini kaybettiklerini düşünerek gözlerini ovuşturması gerekir. Fakat durum gayet açık. İslamcıların Ankara'da iktidara gelmesi yurtdışındaki laikleri sevindirdi, ülke içindekileriyse korkuttu. Her iki tarafın da açık sebepleri var.
Kaide, Hamas ve Humeyni yanlısı İslamcılara alışan bir Arap'a, AB'nin laiklerin siyasi sahneden uzaklaştırılması nedeniyle sevindiğini ve rahatladığını görmek ironik gelecektir. Zira ABD'ye göre laikler, gereğinden fazla milliyetçi, kapalılığı temsil ediyorlar ve reformları hazmetmekte zorlanıyorlar. Fakat Batı, iktidardaki Türk İslamcıları olumlu karşılama eğilimiyle, laikliği nasıl uzlaştırıyor? Bir Batılı analizcinin şu yorumu mantıklı görünüyor: İslamcı muhafazakâr AKP'yi neden iktidara gelen Hıristiyan demokrat bir parti gibi görmüyoruz?


Ekonomi patlama yaptı
Bu yaklaşım geçerli. Zira bugün en güçlü Türk İslamcı parti konumundaki AKP siyasi dinamizm ortaya koyarak gizli dini gündemini erteleme, ülke çıkarlarına hizmet edecek, iç uzlaşıyı ve dışarının rızasını temin edecek konulara öncelik verme gücü sağladı. Tayyip Erdoğan hükümetinin dört buçuk yılını değerlendiren Batı medyasının, hükümetin etkileyici başarılarını anlatmak, Türkiye için biraz Çin'inkine benzer bir ekonomik sıçrama tahmininde bulunmaktan başka bir seçeneği yoktu. İslamcı bir parti, iktidarda geçen birkaç yılda yüzde 7'ye varan benzeri görülmemiş bir ekonomik büyüme gerçekleştirdi ve yabancı yatırımlar bir milyardan 20 milyar dolara yükseldi. Erdoğan'ın ekonomi planına, açılımcı politikalarına ve yatırımcı vizyonuna güveni, kişi başı geliri 2014'te 10 bin dolara çıkarma vaadinde bulunmasını sağlıyor. Bazı iktisatçılar tahmin edilen miktar daha yüksek olduğu için bunu mütevazı görüyorlar.
Avrupa basını, Türk İslamcı partisinin övülecek yönlerini saymaktan neredeyse yoruldu. Hatta bu kez, seçimlerin laiklerin lehine sonuçlanmasının, MHP ve CHP'nin sağlam ekonomi projelerine ihtiyaç duyduğu için ülke ekonomisine felaket getireceğine yönelik değerlendirmeleri yapıldı. Zira seçimleri, Türkler arasında pazar ekonomisini en fazla destekleyenler ve AB'ye girmek isteyenler kazandı. AKP, NATO üyeliği konusunda en samimi olan, Kürt sorununu en iyi anlayan ve Kıbrıs konusunda en esnek davranan parti. Bu liste uzun ve Batılı siyasetçilerin ve yorumcuların hayal ürünü değil; dünya bu İslamcı muhafazakâr partinin, esnekliği ve Türkiye'yi ileriye taşıma isteğini tanımladığını düşünüyor.
Fakat Türk laiklerin endişeleri de hayal ürünü değil. Zira onların İslamcılarla yaşadığı çatışma yeni değil. Semir Sahla Şark ül Evsat gazetesinde, iki taraf arasında mayo reklamlarına kadar varan çekişmeler hakkında defalarca yazdı. İslamcıların dolaylı yöntemler kullandığını anlıyoruz. Bu yöntem bazı görüşlerini ve isteklerini hayata geçirme imkânını sağlıyor. Söylemlerine dini açıkça karıştırmaksızın icraatlarına bin bir gerekçe üretiyorlar. Örneğin şoförlerin zihinlerinin dağılmasını, reklamcıların talebi geciktirmelerini veya yaz sezonunun hac mevsimine denk gelmesini gerekçe göstererek mayo reklamlarının panolara asılmasını engelliyorlar. Türkiye'deki İslamcılar, Arap ve İslam ülkelerinde görmediğimiz, 'haşema' adlı İslam'a uygun bir deniz giysisi üretti ve bunu pazarladı. Kadınla erkeği İslami tarzda ayıran konforlu oteller çoğalıyor. Türkiye'de yükselen İslami eğilimi hepimiz görüyoruz ancak bütün bu gelişmelerin yasalar ve anayasa çerçevesinde kalması hayranlık uyandırıyor.
Türkiye'deki erken genel seçimler, eşi başörtüsü giyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanlığına aday gösteren AKP'yle, bu durumu reddeden ordu arasında siyasi bir kriz yaşandığı için düzenlendi. Bu kriz büyük ölçüde Lübnan'da şu an yaşanan ve işgal altındaki Filistin topraklarının gördüğü anlaşmazlıklara benziyor. Fakat feraset, denge ve karşılıklı ödünler bugün gördüğümüz güzel sonu getirdi.
AKP deneyimi hakkında bir hüküm vermek için erken olabilir. Ancak,
önceki uygulamaları ve Erdoğan'ın zafer sonrası yaptığı akıllıca açıklamalar, iki başörtülü kızını eğitim için ABD üniversitelerine gönderen bu adamın, başörtüsü yasağına karşı amansız bir savaşa gireceğine işaret ediyor. Erdoğan ve diğer vatansever, dinamik İslamcılar, kendi düşünce ve inançlarına uygun 'İslami' bir ülke hayal ediyorlar. Ancak kendi hayallerini başkalarına dayatmanın kâbuslara yol açacağına da inanıyorlar.
Bu kâbuslar sadece başörtüsü giyenleri eğitim için yurtdışına gitmeye mecbur bırakmayacak; milyonların ülkeden göç etmesiyle de son bulabilir.
Sarkozy çark edecek
Feraset ve hikmet konuştuğunda aptallık susar. Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye'den bu konuda yararlanılacak; bu ülkenin AB cennetine girmesine karşı en sert tutumu alan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, genç Türkiye'yi ve gelişen ekonomisini kazanmak zorunda kalacak. 21. yüzyılın ihtiyacı olan şey yoksa, milletlerin giyim şekilleri veya yaşam tarzlarının incelenmesi değil, hassas ve somut çıkarların paylaşılması mı?
(Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 26 Temmuz 2007)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
nisannn (09.08.07)
Sponsorlar