iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 11:45 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset » Kürt Sorunu...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23.02.08, 03:02
Standart Kürt Sorunu...

23.02.08, 03:02



Ülkemizdeki Kürt hareketlerinin ilk güçlü çıkışı 1920'lerdeki ayaklanmalar ve 1938 Dersim isyanıdır.
Feodal ve ulusal nitelik içiçedir bu ayaklanmalarda.Ayaklanmalar, açık olarak anti-emperyalist bir tutuma sahip olmadıkları gibi. iktidar ve bağımsızlık hedefleri de çok net değildir: daha çok Kürt kimliğini savunma ve bu kimlikleriyle yaşayabildikleri yerel statükoları savunma temelindedir. Ulusal bilincin geriye düştüğü, feodalizmin öne çıktığı ölçüde de Kürtlerin birliği sağlanamamış ve ayaklanmalar belli yerleşim birimleriyle, belli aşiretlerle sınırlı kalmıştır. Bu zaafları taşıyan ayaklanmaların ulusal sorunun çözümünü sağlamaları da mümkün olmamıştır.
1970'lerin sonunda gelişen Kürt yurtsever hareketi ise, milliyetçi temeline karşın, tamamen sol,sosyalist bir söylemle ve bağımsızlık hedefiyle çıktı mücadele arenasına. Adını "İşçi Partisi" olarak koyan,Marksist-Leninist olduğunu ve sosyalizmi hedeflediğini belirten bir hareketin emperyalizme karşı olması da bu sıfat ve iddiaların doğal sonucuydu.
Kürdistan İşçi Partisi de en genel anlamda böyle görüldü. Ancak pratik böyle şekillenmedi. Halkın silahlı mücadelesini geliştirdiği ölçüde, emperyalizmi ve oligarşiyi objektif olarak gerileten bu hareket,politik planda emperyalizme karşı açık bir karşı çıkıştan uzak durdu. Bu hareketin "bağımsızlık" hedefi esas olarak, emperyalizme karşı bir hedef ilanı değil, "sömürgecilerden" kurtulmak anlamındaydı. Ulusal sorunun çözümünü emperyalizmden kurtuluş sorunu olarak ele almayan böyle bir "bağımsızlık" anlayışı, sömürgecilik meselesinin yanlış değerlendirmesinin ürünüydü ve bu yanlışlık, bir noktadan sonra Kürt milliyetçi hareketinin bu bağımsızlık anlayışından da vazgeçmesini beraberinde getirecekti.
Belirttiğimiz gibi, çıkış aşamasında savunulan tek çözüm "Bağımsız Kürdistan"dır. Bu öylesine kesin biçimde ifade edilen bir hedeftir ki, özerklik gibi çözümleri savunmayı "sömürgeciliğin uşaklığı" olarak görmektedir.
Bu süreç, önce bağımsızlığı, ayrı bir devleti savunmaktan vazgeçip "federasyonu tartışabiliriz"e,ardından "otonomi olabilir"e dönüşmüştür. Ancak "Amerika'daki eyaletler kadar bir otonomi olabilir" görüşünde de ısrar edilemeyip, "demokratik cumhuriyet içinde yer almak" adı altında düzenin kabul edilmesine, oligarşiye dil, kültür çerçevesinde ulusal hak kırıntılarıyla yetinme çizgisine gelinmiştir. Bizim burada 5-10 satıra sığdırdığımız bu evrim, gerçekte siyasi anlamda tam bir inkarcılığa tekabül etmektedir. Savunulan her şey inkar edilmiştir.

Abdullah Öcalan, bu inkarı şöyle teorileştirmeye çalışıyor:
"Ayrı devlet,federasyon, otonomi ve benzeri yaklaşımların bile, geri ve bazen çözümsüzlüğe yol açtığını pratikte görünce; demokratik sistem üzerinde yoğunlaşma, bana çok önemli geldi. Bunda askeri, silahlı güç yolunun giderek tıkanmasının da büyük payı vardır."

Politikada, herşeyin "teorisi" yapılabilir. Klasik deyişle dilin kemiği yoktur. Böyle olduğu içindir ki,bir siyasi hareketin yeri, onun kendisi için ne söylediğiyle değil, eylemleriyle belirlenir. Öcalan'ın "teorisi"de bu anlamda görüşlerdeki değişikliğin asıl nedenini açıklamıyor. Federasyon, otonomi, "geri" olduğu için değil, aksine "ileri" bir hedef olduğu ve Kürt milliyetçi hareketinin o kadar ileriye gidecek politik takati kalmadığı için bu inkarlar yaşanmıştır.
Bugüne kadar savunulan tüm teori ve politikaların iflasını, adeta ayda bir ileri sürülen yeni teori ve politikalar da gizlemeye yetmemektedir.
Bugün Öcalan'ın teorilerinin başına gelen de budur. Nesnel gerçeklikten kopan bu teoriler, doğal olarak hayatın içinde de pratik bir karşılığını bulamamaktadır.
Kürt milliyetçi hareketin gelişimi içinde, bu köklü dönüşlerin tek örneği "çözüm" konusundaki görüşler değildir. Bir örnek olması bakımından ABD
emperyalizmi karşısındaki iki tutumu gösterebiliriz.Sözünü ettiğimiz iki tutum, tek bir örgüte aittir.

Bu tutumun birinci biçimi, milliyetçi hareketin 1978'de yayınlanan "Kuruluş bildirgesi"nde dile getirilmiştir ve şöyle denilmektedir: "PKK, başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin bölgedeki düzeni devrilmeden,Ortadoğu ulusları arasında eşitlik ve özgürlük temelinde bir barış ve işbirliği ortamı geliştirilemeveceği düşüncesindedir."

Son derece kesin ve net bu ifadenin sahibi olan milliyetçi hareket, 20 yıl sonra, "Geçtiğimiz on yılda,dünya ölçüsünde büyük bir değişim yaşandı. ...
Bunu yürüten, buna hakim olan ABD, buna 'Yeni Dünya Düzeni' dedi ve dünya ölçüsünde gelinen noktada, bu konuda da önemli bir düzey tutturuldu.
Bunu görmek, anlamak ve kabul etmemiz gerekiyor."
(Serxwebun, Ağustos 1999, Sayı: 212) diyen hareketle aynıdır.

İki alıntı arasındaki fark, basit bir taktik değişikliği değil, dünya görüşündeki bir değişikliği ifade ediyor. Ancak iki farklı dünya görüşünün sahiplerinin ifadeleri birbirinden bu kadar farklı olabilir.Kürt milliyetçi hareketi temsilen İmralı'da yapılan savunmalarda bu konuda söylenenler şunlardır:

"Türkiye'de ortak bir ulustan bahsetmenin yadırganacak bir tarafı yoktur. ... Atatürk milliyetçiliği ırk, köken milliyetçiliği değildir, esasında tarihten
süzülen bir kültür ulusçuluğunu esas alır..."

ABD'ye, bağımsızlığa, federasyona, demokratik cumhuriyete, Kemalizme ilişkin bu düşünceler, yarın yine değişebilir, bu tarz değişmenin bir sınırı yoktur. Dün savunulanlar nasıl ki bugün savunulmuyorsa.Bugün savunulanlar da yarın savunulmayabilir.
Milliyetçilik tüm görüşlerin temelinde yer alan ana fikir olmaya, politikalara tutarlı bir ideoloji değil, pragmatizm yön vermeye devam ettiği müddetçe değişimler, devrimci doğrulara yönelemez.Bu düşünce, strateji ve politika "değişim’leri kaçınılmazdır. Çünkü küçük-burjuva milliyetçiliği sınıfsal konumunun doğrudan bir ifadesi olarak kendi gücüne güvenmez; tutarlı bir ideolojiye sahip olamaz.
Kendi dışındaki güçlere bel bağlar. Bu da kendi dışındaki koşullar değiştikçe, güçler dengesinde farklılaşmalar oldukça, onu görüş değiştirmeye yöneltir.İran-Irak savaşının coğrafi ve askeri anlamda oluşturduğu avantajlı konjonktür içinde savunulanlar farklı, 1990-9l'de ABD emperyalizminin askeri gücünü körfeze yığdığı koşullarda ise savunulanlar daha farklıdır. Birinci konjonktür içinde bağımsızlık,kurtarılmış bölgeler savunulurken, ikinci konjonktür içinde emperyalizme karşı o güne kadar ki söylemlerden vazgeçilip, emperyalizmin Ortadoğu halklarına karşı saldırısının Kürtler için bir "fırsat" yaratacağı düşünülmüştür. Herhangi bir politik durumun
"fırsat" sayılıp sayılmayacağı, soruna nereden baktığınıza bağlıdır. Amerikan emperyalizminin Ortadoğu'ya müdahalesi, ancak Amerikan emperyalizmine itirazı olmayan, ABD'nin yönettiği ve denetlediği bir Ortadoğu düzeninde yeralmayı kabul edenler için bir fırsat olarak görülebilir. Bu anlamda ABD emperyalizm 'inin saldırısı tabii bir fırsattır ve nitekim bugün Talabani ve Barzaniler bu fırsatı değerlendirmektedirler.

Alıntıdır.
» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset »
__________________
ellerinle bana baharlar getir
cıvıl cıvıl bir görüş gününde olsun
bir mektup gönder bana
bahar tadında
baygın baygın ülkem koksun


Selda Bağcan

Konu Jeli tarafından (26.09.08 saat 08:31 ) değiştirilmiştir.. Sebep: link eklendi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
SAUVAGE kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
cosh (17.11.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 23.02.08, 20:23
SAUVAGE - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Meraklı
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 239
Ettiği Teşekkür: 54
133 tane iletisine 234 kere teşekkür edilmiş
SAUVAGE bir mücehver gibi özel.SAUVAGE bir mücehver gibi özel.SAUVAGE bir mücehver gibi özel.SAUVAGE bir mücehver gibi özel.SAUVAGE bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Kürt Sorunu...

PKK ve önderi Abdullah Öcalan bugün neyi savunuyorlar? Herhangi birinin bu soruya bir çırpıda cevap vermesi kolay değildir. Ama bizzat PKK’lıların da o kadar kolay cevap verme durumu yoktur.
Çünkü PKK’da teori, şu anda alabildiğine bir karmaşa içindedir. PKK’nın teorik-politik görüşleri olarak esas alacağımız Öcalan’ın 9 yıldır İmralı’dan yazıp söyledikleri, hiç bir temel doğrusu, stratejik ilkesi olmayan, uluslararası ve ulusal düzeydeki gelişmelere göre eğilip bükülen bir görüşler karmaşasıdır. Üstelik, mevcut politikaların belli bir çarpıtma içinde sunulduğunu da eklemek durumundayız; geliştirilen tüm teori ve politikalar, esası itibarıyla düzen içine girmeyi hedeflerken, sanki başka hedefler savunuluyormuş, sadece Türkiye’yi değil, tüm Ortadoğu’yu değiştirecek bir stratejiyle hareket ediliyormuş izlenimi verilmektedir.
Bu anlamda teorik karmaşanın içinden çıkmanın en kesin yolu, soruları net olarak ortaya koymaktır.
PKK neyi savunuyor?
Kapitalizmi mi, Sosyalizmi mi?
Burjuva demokrasisini mi, devrimci halk iktidarını mı?
Emperyalizmin dünya düzeni içinde yer almayı mı ? Tam bağımsızlığı mı?

Kürt milliyetçi hareket, mevcut durumuyla,ne politik anlamda, ne stratejik anlamda “önünü göremez” durumdadır. Süreç üzerindeki iradesini ve insiyatifini büyük ölçüde kaybetmiştir; geleceğini ABD’nin bölgedeki hesaplarına, ABD ve Avrupa arasındaki, ABD ve Türkiye arasındaki hesaplara bırakmıştır. Emperyalizm ‘in çıkarları eğer Kürt milliyetçiliğinin deyimiyle bir “açılım” ortaya çıkarırsa, bu belirsizlikten kurtulabilir
Kürt milliyetçiliği. Ama emperyalizmin iradesiyle sağlanan bir “açılım”la belirsizlikten kurtulmak, aynı zamanda hareketi lağv etmenin de başlangıcı anlamına gelecektir.
Kürt milliyetçi hareketi süreç üzerinde en azından kendi gündemini dayatabilecek, kendi iradesini ve insiyatifini gösterebilecek kitlesel güce sahiptir; peki buna rağmen neden iradesi ve insiyatif yok? Çünkü ortada net bir politik hedef ve bir strateji almamıştır Politik hedef yoktur:
Neyi hedefliyor bugün Kürt milliyetçi hareketi? Bağımsız Kürdistan’ı
hedeflemiyor. Otonomi, özerklik, federasyon bunların hiçbirini hedeflemiyor. Türkiye halkları ile birlikte sosyalist bir Türkiye’yi de hedeflemiyor.Kürt sorunu, Öcalan’ın savunmalarıyla birlikte“dil sorunu”na indirgenmiştir. Bu da nasıl olacağı belirsiz bir « demokratikleşme » içinde çözülmeye havale edilmiştir. Sorun dil sorununa ingirgendiğinde, çözüm de AB’ye uyumla eşitlenmiştir.

Alıntıdır.
__________________
ellerinle bana baharlar getir
cıvıl cıvıl bir görüş gününde olsun
bir mektup gönder bana
bahar tadında
baygın baygın ülkem koksun


Selda Bağcan

Konu Jeli tarafından (26.09.08 saat 08:32 ) değiştirilmiştir.. Sebep: yazi karakterleri duzenlendi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
SAUVAGE kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
cosh (17.11.08)
  #3  
Alt 26.09.08, 00:34
rabirinci - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Acemi
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 14
Ettiği Teşekkür: 1
8 tane iletisine 15 kere teşekkür edilmiş
rabirinci doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Cevap: Kürt Sorunu...

Türkiye de Kürt sorunu diye birşey yoktur. ozaman çerkez sorunu laz sorunu v.b. onlarca sorun mu var yoksa kürtlerin sayısı diğerlerinden fazladiye ayrıcalıklımı yoksa abd ve israilin orta doğu çıkarlarına en uygun kullanacakları millet kürtlermi ?
__________________
Bizimde adımız var elbet ezanla kondu sela ile bitecek
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için rabirinci kullancısına teşekkür ediyor :
cosh (17.11.08), tropikal (26.09.08), wakan (26.09.08)
  #4  
Alt 26.09.08, 16:10
wakan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Aug 2007
İletiler: 759
Ettiği Teşekkür: 2.061
411 tane iletisine 706 kere teşekkür edilmiş
wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Cevap: Kürt Sorunu...

kürt ayaklanmaları,yüzyılı aşkın bir süredir,ortadoğuya ait emperyalist politikaların değişmeyen malzemesi olmuştur.Ekonomik ve sosyal gericilik,gelişmeye kapalı yerel gelenekler ve ilkel bir örgütsüzlük içind eyaşayan yöre halkı,sayıları 500'ü bulan aşiretler tarafından esir alınmış durumdadır....Dinsel gericilikle içiçe girmiş bu aşiretler,halkın çok sınırlı olan gelir kaynaklarınada el koyarlar ve sürekli bir biçimde birbirleriyle çatışırlar...

Reisleri aracılığıyla satın alınmaları,bu yollada yöre halkının kandırılmasına alet edilmeleri kolaydır...çabuk ayaklanırlar,çabuk yenilirler..bu nedenle bölge halkına,sürekli olarak acı ve gözyaşı vermişlerdir...

Bu durum yalnızca Türkiye'de değil ırak,iran ve suriyedede aynıdır...

yani tarih tekkerrür edip durmaktadır....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için wakan kullancısına teşekkür ediyor :
cosh (17.11.08), jiyan23 (04.11.08)
Sponsorlar