iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:51 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset » Atatürkçüyüz sanıyoruz kendimizi belkide

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07.01.07, 20:29
Standart Atatürkçüyüz sanıyoruz kendimizi belkide

07.01.07, 20:29



Cüneyt ÜLSEVER
culsever@hurriyet.com.tr

Bizi nasıl bölüyorlar?


OKURLARIM arasında bana felsefi derinliği olan mektuplar yollayan bir kesim var ki onlardan çok şey öğreniyorum. Bazen yolladıkları mektupları sizinle paylaşacak kadar heyecanlanıyorum.

Geçen haftalarda toplumun "Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olsun"cular ile "Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmasın"cılar arasında bu kadar net ve kolay bölünmesi karşısında millete serzenişimi nakletmiş ve "Milletler layık oldukları idarelere kavuşurlar" hükmünü tekrar etmiştim. Kendimi de; Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması için herhangi bir demokratik engel görmeyen ama onu bu görev için gerekli donanıma da sahip bulmayan azınlık içinde tarif edip bu gruba da "iki arada bir deredeciler" demiştim.

Bu yazılara olağanüstü sayıda tepki geldi. Bugün aralarından birisini kısaltarak yayınlayacağım. Zira benim ne demek istediğimi benden iyi anlatıyor.

* * *

"...Ben 1980 yılında 12 Eylül adı verilen ve ’ülkemizi kurtaran’ askeri harekátın hemen akabinde üniversite hayatına başlamış bir kişiyim... Ülkemizin halihazırda yaşadığı sorunların ve açmazların temelinde hep 12 Eylül Harekátı denilen meşum askeri müdahale bulunmaktadır. Bu askeri müdahalenin izlerinin ülkemizden silindiğini söylemek hem büyük bir bilgisizlik, hem de büyük bir aldatmacadır... Ülkemizdeki liberal düşünceye sahip insanların, okuyan insanların karşısına hemen iki adet irtica çıkıvermektedir: Birincisi İslamcı irtica, ikincisi Kemalizm irticası.

İslamcı irtica Muaviye döneminden bu yana olagelen ve iktidarı paylaşmama ve Müslümanları tamamen etki, baskı ve kontrol altında tutarak onlardan yararlanma, iktidarın maddi getirilerini alabildiğine sömürme güdüsüne dayanan bir hareket olup, sadece ülkemizle değil tüm İslam dünyasıyla ilgili bir gericilik hareketidir.

Kemalizm ise maalesef sadece ülkemizle ve ülkemiz insanıyla ilgili bir gericilik hareketi olup hepimizin geleceğine, çocuklarımızın daha müreffeh, daha zengin bir ülkede yaşamasına mani olmuş, hálá olmaya çalışan, dünyayı Atatürk büstlerine, 10 Kasım’da anlamsız bir şekilde sokaklarda esas duruşta bulunmaya indirgemiş (daha çok şey sayılabilir) bir gericiliktir. Kemalizm gericiliği her şeyden önce ülkemizin kötü yönetilmesine kılıf teşkil ettirilmiş bir gericilik olup (...) bugün için gereksiz sözcük ve sloganlarla süslenmiş bir harekettir. Kemalizm, ülkenin militerler tarafından başta savunma ve ulusal güvenlik gibi profesyonelleşme isteyen önemli konularda manipüle edilmesinde araç olarak kullanılmıştır.

Kemalizm nedir, biliyor musunuz? Mustafa Kemal Paşa’nın hayatında hiçbir zaman önermediği ve vazetmediği, önayak olmadığı her şeydir. Mustafa Kemal Paşa, sağlığında Kemalizm gibi bir ideolojinin altyapısının hazırlandığını duysa idi, eminim onu hemen yok ederdi.

* * *

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına mani olabilecek (bir sürü) eksiklikleri vardır ve olabilir de. Nitekim 27.12.2006 tarihli yazınızda bu eksiklikleri yazdınız... (Öte yanda) askerlerin Tayyip Erdoğan’ı irticai kesimlere yakın olmakla suçladıkları biliniyor, peki Sultanbeyli’de geçtiğimiz yıllarda Refah Partili Belediye Başkanı’na nispet olsun diye ilçenin orta yerine Atatürk heykeli diktiren tugay komutanının irticasından kimse söz ediyor mu? Unutuldu gitti. Halen oraya buraya Atatürk köşesi, Atatürk büstü, anıtı vs. yaptıranlar ise hálá aramızda...

* * * http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...zarid=3&gid=61

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bu fikirleri yazan bir vatandaş.İsmini bile bilmediğimiz biri.Onun bu ruh haline,böyle tespitler yapmasına yöneltecek ne gibi toplumsal rüzgarlar sonucunda geldiğini irdelemek bizim görevimiz.Öncelikle bu arkadaşı okuyan bazı arkadaşlarımız sinirlenecektir.Kemalizm denen ideolojinin suni olarak yaratıldığını bilmeyenler.Devlet destekli yaratılan bu fikrin ölmeye mahkum olduğunu,zorla yaşatılmak istenirse topluma zarar verebileceğini kabul etmek gerekiyor.Fikirler halktan çıkar devleti sarar tıpkı Ata'mızın yaptığı gibi.Devlet tarafından tamirat görmüş ve halka empoze ettirilmeye çalışılan fikirler yıkılmaya mahkumdur.Şu anda sorgulanıyor...
30 yıl önce bir şeyi farketmiştim.Atamızı biraz fazla mı gözümüzde büyütüyoruz demiştim,kendi kendime,çünkü asker olarak Atamızdan daha iyisi var dünya tarihinde iki kişi,devlet adamı olarak da daha iyisi var iki üç kişi,devrimci olarak ise eline pek su dökebilen yok.Bunların hepsini olabilmek-yapabilmek sayısız özellik gerektirir.Akıl-zeka zamanlama ilişkiler cesaret,ileri görüşlülük vb.O bir deha,dünya tarihinin gördüğü en büyük stratejistti.Yukarıda fikirlerini belirten arkadaşın Ata'nın şahsına karşı olumsuz bir düşüncesini görmedik,fakat bir an neden sinirlendik?Eğer sinirlendiysek öncelikle kendimizi sorgulamamız gerekiyor.Fikirlere önyargıyla bakıyoruz diye.
"Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur."
Atamızın bu cümlesini iyi anlayabilirsek aslında tüm sorunu kökten çözmüş sayılırız.Biz Atatürkçü olamadıkki bugün bu haldeyiz.Biz halkımıza saygı duy(a)madıkki bugün bu haldeyiz."Hangi haldeyiz" demeyiniz lütfen.1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadını uygar memleket seviyelerinde değil daha üstünde bir seviyeye getirmiştir.
İtalya' da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler. Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir. Medeni Kanun' ları aldığımız İsviçre' de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken, çağdaşlamada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı değilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
Atamızın hayali uygar memleket seviyesinde değil onların da üstünde bir seviye idi.Onun yaptığına bakın bir de bugünkü pozisyonumuza,bence utanç duymamız gerekiyor.Şu sözlerini de okuyunuz:

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!


***



Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.

Ben hala utanıyorum
Son söz:Cumhuriyet halkın devleti ele geçirmesi,demokrasiyse devletin halka duyduğu saygıdır.Saygı duyulmuyorsa devrim(Atatürk devrimleri)gerçekleşmemiş(tamamlanmamış) demektir.


saygılarımla hayati kaya
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 07.01.07, 21:29
surveyan
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Atatürkçüyüz sanıyoruz kendimizi belkide

Gerçekten güzel bir yazı yazmış.Paylaşım için teşekkürler!..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07.01.07, 23:08
Şebnem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Sep 2006
İletiler: 1.348
Ettiği Teşekkür: 1.403
961 tane iletisine 1.569 kere teşekkür edilmiş
Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Ynt: Atatürkçüyüz sanıyoruz kendimizi belkide

Artık insanlarımız bazı tabular ve korkular yaratılarak empoze edilen düşünceleri yemiyor..
Bu da kolay siyasetle ve devletin bazı gücünü arkasına alıp ahkam kesen koltuk sevdalılarının, makam saltanatı sürenlerin devrinin çoktaaaan kapandığının göstergesidir..
Teşekkürler paylaşım için..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 09.01.07, 22:27
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Atatürk'ümüzün sözleri


Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.


***

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.

***


Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.

***

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.

***

Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.

***

Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.


***

Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.

***

(Çevresindekilere söylediği bir söz) :
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin!

***

Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.

***

Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.

***

Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!

***

Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.

***

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.

***

Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik.

***

Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.

***

(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) :
Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır!

***

Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu
saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı
kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!

***

(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras 'a söyledikleri):
Majeste Kral'm söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar'a terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar.

***

Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı.

***

Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir.

***

Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.

***

Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh
ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!

***

30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.

***

Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm itimat ve destekdir. Bütün vazifelerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.

***

Samimî olarak bu memleketin, bu milletin menfaatine yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete menfaati olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.

***

Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat, milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.

***

Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!

***

Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim.

***

Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.

***

Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir şahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki lâzım değildir.

***

Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.

***

Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi tahrip edebilirim; yapamayacağım şeyi de tahrip edemem.

***

Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dahil işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.

***

Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?

***

Hayat kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle makul gördükleri vasıta evliliktir. Bu umumî kurala uymayanlar, pek sınırlı ve müstesnadırlar. Bu istisnaları oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini meneden sebeplerin mahkûmu olduklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla bedbaht olanlardır, inkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, hayat, kadınsız olamaz. Evli olanlar, hayatın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!

***

Eşini mesut edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu meselede örnek İsmet Paşa'dır. Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş...

***

(Bursa'da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir):
Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!

***

(Bir alay karargâhının temel atma töreni esnasında bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma):
Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.
Şahinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe meydanları?...
Atatürk -Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.

***

Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.

***

Ben, muharebelerde dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının tatbikini düşünürüm.

***

Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım.

***

Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.

***

Hiçbir zaman şahsî gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem

***

Benim müstesna olduğuma dair bir kanım yoktur.

***

Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 16.01.07, 17:38
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Atatürk




VATANSEVERLİK ?


Ait olduğu yüzyılın değişen ve gelişen üretim biçimine ayak uyduramaması,
elinde bulundurduğu üretim araçlarını geliştirememesi, yönetim eksiklikleri,
düşün insanlarının yaratılamaması, bilimsel/felsefik/teknolojik/ekonomik
gelişmenin sağlanamaması ve birbirlerine sıkı sıkıya bağlı benzeri
nedenlerin sonucunda Osmanlı İmparatorluğu hızla çöküşe geçmiştir, bütün bu
nedenlere vatana ihanet eden iktidar da eklenince çöküş bir kat daha
hızlanmıştır. Değişimin/gelişimin gereğini yapan ülkeler ise hızla
kapitalist gelişimlerini tamamlamış, yeteri kadar hızlı olmayan
imparatorlukların çatısı altında yaşayan farklı milliyetleri ayaklandırıp,
kendilerinin satranç tahtalarında birer piyon yapmış ve devamında güçlü ülke
kendileri kalmış, pazarlarını artırmış, açık işgallerine bir yenilerini
eklemişlerdir, haritaları masa başlarında değiştirmeye başlamışlardır.
Her zaman olduğu gibi, nedenler sonuçları doğurmuş, beklenen
olmuş, Osmanlı İmparatorluğu sırça gibi dağılmış ve satranç tahtasında
şah-mat olmuştu ama tüm leş kargalarının hesaplayamadığı bir birey vardı,
Mustafa Kemal ATATÜRK. İşte Türk Milleti'nin yol başı, yol ayrımı bu
mucizevi insanla başladı, işgalci ülkelerden biri olan İngilizler her ne
kadar Türklerin yol başının farkına varıp, engellemeye çalıştıysa da,
Yolbaşımız Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yüreği, aklı, bilgisi, yeteneği; değil
var olan Türk milletini kurtarmaya, yeni bir millet yaratmaya bile yeterdi.
Ve Yolbaşı'nın 19 Mayıs 1919'da başlattığı savaşımdan 4 yıl sonra 29 Ekim
1923 tarihinde, sonsuza dek yaşayacağı bilinen Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluşu, tüm Acun'a duyuruldu. Türk Milleti'nin, Demokrasi ile yönetilen,
çağdaş Hukuku olan, Merkeziyetçi, Ulus devleti doğmuş, daha da inanılmazı
köhne Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllarca gerçekleştiremediği her
değişimi, ilerlemeyi de sağlamıştı. Osmanlı'nın küllerinden oluşturulan yeni
bir cumhuriyetin, Milliyetçi, Devletçi, Halkçı, Laik, Cumhuriyetçi,
Devrimci, Merkeziyetçi, Ulusal, çağdaş Hukuku ve Demokrasiyi uygulayan
yapısını İşgalci barbar güçlerin düşünmeleri bile hayalken, Türkiye
Cumhuriyeti'ni karşılarında başı dimdik görmeleri inanabilecekleri bir şey
değildi, inanmadılar da, hala da inanmamaktadırlar ve Sevr'i uygulamakta
direnmektedirler. Bu umutlarını beslemekte şu anlamda haklılardı; o dönem
olağanüstü varlık Mustafa Kemal ATATÜRK'ü tam anlamıyla anlayan bir ekipten
söz edilmediği gibi, ne yazık ki ilerleyen dönemlerde de bu pek
gerçekleşmedi, her süreçte Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yolunu paylaşan
vatanseverler azınlıkta kaldı. Yaşadığımız bu dönemde, "Sevr'in gelme
olasılığı" ortadan kalktı, çünkü SEVR yerli işbirlikçilerin yardımıyla zaten
geldi, kapımızdadır, ATATÜRK'ün yolunu, kurduğunu bozmaya yemin etmiş,
Türkiye Cumhuriyeti'nin on özelliğinin -Milliyetçi, Devletçi, Halkçı, Laik,
Cumhuriyetçi, Devrimci, Merkeziyetçi, Ulusal, çağdaş Hukuku olan,
Demokratik- gerçekte her birine karşı olan, her birini yıkmaya yeminli
insanlar -değiştiklerini söyleseler de inandırıcı değillerdir- hükümettedir.
Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı, hiç bıkmadan, inatla, iç ve dış hain güçlerce
uygulanmaya çalışılan SEVR, Osmanlı'nın son döneminin gerçekleşemeyen, şimdi
de gerçekleşemeyecek bir istila planıdır, ama köpekliğe varan SEVR
işbirlikçisi iç ve dış çabalar, ATATÜRK'ün yolunda yürüyen Vatanseverliği
uyandırdığı gibi, paniğe ve aceleciliğe de neden olmuş, ATATÜRK'ün yolundan
farklı yol izleyen Vatanseverlik akımları doğmuştur.
Vatanseverliğin yalnızca toprak sevgisi ile sınırlı olmayan bir tanımı
vardır, ancak izlediği yolun, karakterinin hiçbir tanımı yoktur, olamaz da;
kimi ülkelerde ATATÜRK'ün yolunu izler, kimi ülkelerde Gandhi'nin. Bizim
ülkemizde Vatanseverlik on temele otururken, başka ülkelerde farklı sayıda,
farklı nitelikte temeller kullanır, Vatanseverliğin yolu kimi
ülkelerde/zamanlarda savaşçıl, kimi ülkelerde/zamanlarda da barışçıldır.
Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir dönem böylesine yoğun yağmalara, talanlara,
yalanlara, dayatmalara, ihanetlere, kendini Atatürkçü sanan ATATÜRK
düşmanlarına vitrin/kalkan olacak kadar şaşkın, çömez milletvekillerine
sahip olmamıştır. Her kötülüğün bir yanının iyiliğe hizmet etmesi
kaçınılmazdır ve bu kadar kötü gidiş de olumlu gelişmeleri tetiklemiştir;
uykuda olan Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşları uyanmış ve Vatanseverliği
sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, Milli İstihbarat Teşkilatı'na, Türk
Emniyet Teşkilatı'na bırakan anlayış değişmiştir, "Oy"una sahip çıkmanın,
siyasetin erdemli olanlara geçmesinin, talana/rüşvete bulaşmamanın,
bulunduğu kademelerde dürüst kalmanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel
niteliklerini savunmanın Vatanseverlik olduğunu anlamaya başlamışlardır.
Vatanseverlerin çoğunluğu bu yolu kavrarken, bir bölümü de Türkiye
Cumhuriyeti'nin üzerine yükseldiği on temelin bir bölümünü arka planda, bir
bölümünü ön planda tutan bir yörünge izlemeyi seçmişlerdir. Elbette ki bu
insanların içlerinde yaşadıkları vatanseverliklerini sorgulamıyoruz ama yol
ve yöntemlerini, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerine göre sorgulamak
bizlerin vatan borcudur.
Mustafa Kemal ATATÜRK'le aynı yolda yürüdüğümüzü söyleyebilmek
için Türkiye Cumhuriyeti'nin on temeline gönülden bağlı ve aynı oranda,
hiçbirini ihmal etmeden uygulamamız gerekir, zaman zaman gelen saldırılara
karşı ilkelerin biri önem kazanıyor görünse de, ya da uygulamada önem
kazansa da dönem geçtiğinde yine on temele dönülmeli ve gözden
kaçırılmamalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumsal konumları, düşünceleri, sorumlulukları,
yapabilecekleri farklı 70 milyon yurttaşı vardır, bunların Vatanseverlikleri
bulundukları mevzilerde olacaktır. Vatanseverliğin yolu, ülkelere göre
değiştiği gibi, bireylere göre de değişir, memurun rüşvet çarkını kırması,
yanlışa kafa tutması, polisin adaleti tam tarafsız uygulaması,
istihbaratçının tam doğru istihbarat toplama gayreti, askerin bir mevziyi
savunması vatanseverliktir. Kimsenin işine, mevzisine karışmamak gerekir,
köyde yaşayan vatansever yurttaş ürünün bereketli olması için her şeyi
yapacak, seçimlerde de oy'unu vatanını sevenlere verecektir, bunlar
Vatanseverlik için yeterlidir. Eğer polis toprak sürmeyi vatanseverlik
sayarsa, köydeki yurttaş askerler gibi savaşmayı vatanseverlik sayarsa,
askerler fabrikada çalışmayı vatanseverlik sayarsa sonuç bir felaket olur,
anarşi olur, bu uğurda eğitim alanlara saygısızlık olur, herkesin kendi
dalında aldığı eğitimler heba olur, bilmeden vatanın servetleri, yatırımları
çöpe atılmış olur, iyi bir şey yapıldığı sanılarak vatanın aleyhine
çalışılmış olur.
Her birey, her oluşum kendi olduğu konumda, ihtisasında Türkiye
Cumhuriyeti'nin on temel özelliğine uygun Vatansever yollar uygulamalıdır.
Ama ne yazık ki söylemlerinde , Vatansever sözcüğünü kullanan bazı
oluşumların 1000 kişilik, 2000 kişilik telsizli, coplu motorize birlikler
oluşturmaya çalıştıklarını okuyoruz, gerekçelerini yukarıda da belirttiğimiz
gibi bu yanlış bir girişimdir, Vatansever gençlerin anarşiye, ülkenin de
karışıklığa yönlendirilmesidir. Vatanseverlik eğitim almamış gençlerin,
güvenlik güçlerine yardımcı olmaya çalışması değildir, güvenlik
güçlerine eğitimleri
esnasında hukuk ilkelerinden insan haklarına kadar yüzlerce konu
öğretilmekteyken, bunlardan bihaber grupların, ortalarda güvenlik,
istihbarat nedenleriyle dolaşmasının neresi vatanseverliktir, kaldı ki böyle
bir mantığa sahip yasa dışı oluşum kuruluş amacından da kaymaya
başlayacaktır, eğitimsiz, hiçbir yasaya dayanmayan benzeri oluşumların adı
Çete'dir, yapılanların tanımı çete kurmaktır, bu yanlıştan dönülmelidir.
Vatanseverlik sağcısıyla, solcusuyla, her yurttaşın sahip olacağı bir
davranış biçimidir, eğer bir siyasi görüşe, zora, çete kurmaya, marjinalliğe
mahkum bırakılırsa -ki böyle oluşumlar buna hizmet eder- hukuka, devlete,
cumhuriyete saygılı, her yaştan yurttaşın benimsediği "Vatanseverlik"
kavramına yazık olur, Türkiye'de bir dönem "Milliyetçilik, Ülkücülük,
Devrimcilik" marjinalleştirilmiş, Millet bu kavramlardan uzaklaştırılmıştır,
şimdi "VATANSEVERLİK" için, benzer sonu hazırlamaya kimsenin hakkı yoktur.
Yasadışı eylemler, yanlış felsefeler savunulursa ülkenin çoğunluk
yurttaşlarının yöneldiği "Vatanseverlik" marjinal bir durum konumuna
getirilecektir ki bu işgalci iç ve dış düşmanlara, hayalini bile
kuramayacakları bir fırsat yaratacaktır, bu girişimleri sağduyuya davet
ediyoruz, eğer güvenlik güçlerinin azlığı, araç eksikliği gözleniyorsa
güvenlik güçlerine 1000 adet motor hibe etsinler, böylece daha fazla
Vatanseverlik etmiş olurlar ama Vatanseverlikten başka niyetler söz
konusuysa onu da bilemiyoruz.
Ülkemizin içinde bulunduğu bu kadar olumsuzluklara karşın
Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli kaleleri olan Hukuk, Türk Silahlı Kuvvetleri,
Milli İstihbarat Teşkilatı ele geçirilememiştir, 19 Mayıs 1919'dan daha iyi
durumda olduğumuz açıktır ki tüm bu kalelerini de yitirmiş Osmanlı
İmparatorluğu zamanında bile, Kurtuluş Savaşı başlatmış olan, Türk evladı
Mustafa Kemal ATATÜRK, her şeye rağmen panik yaşamamış, oldukça soğukkanlı
biçimde hem siyasi, hem sosyal, hem ekonomik, hem de askeri hamlelerini
gerçek Vatanseverliğin istediği vasıflarla -akıl, sağduyu, dürüstlük,
soğukkanlılık, uzak görüş, özveri, eğriyi/doğruyu ayırt etme gücü ve tüm
bunları yapacak bir yürek ile- gerçekleştirmiştir. Vatanseverlerin şu an
yapması gereken, yasal çerçevelere sahip çıkmak, halkın doğru
bilgilendirilmesini sağlamak, 2007 seçiminde bu işbirlikçileri bir daha
iktidara getirmemek, hatta bu Vatan'da din, bayrak, ATATÜRK
istismarcılarını, tarihte bir daha gün yüzü göremeyecekleri biçimde tarihe
gömmek, bu günde, bundan sonra da Türkiye Cumhuriyeti'nin temel
özelliklerini titizlikle gözetmek ve yolsuzluğu, talanı affetmemektir. Ve
son söz olarak, eğer bu ülkenin düşmanı değilse, hiç kimsenin VATANSEVERLİK
tanımını Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlarının çoğunluğundan koparmaya hakkı
yoktur.

*Mehmet Refik YÜCEL
*SIRYAD Fahri Başkanı
*Dİİ Fahri Başkanı
*DDDSK Fahri Başkanı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 16.01.07, 17:58
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Atatürkün bilinmeyen yönleri





MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN

AZ BİLİNEN VEYA BİLİNMEYEN YÖNLERİ

Prof. Dr. İSA KAYACAN


Devletimizin kurucusu, yüce Atatürk için az bilinen veya hiç bilinmeyen sıfat ve özellikler üzerinde bir çalışma yapsak, araştırmacılardan, yazarların kitaplarından yararlanmak istesek... Araştırmacı-Yazar Mustafa Nevruz Sınacı geçenlerde 15 sayfalık bir doküman tutuşturdu elime. "Hocam, arşivinde bulunsun" dedi. Bunlar Araştırmacı-Yazar Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı'nın "İçimizden Biri Atatürk" adlı kitabının ilk sayfalarıydı. Yer yer resimlerle-görüntülerle zenginleştirilen sayfalardı bunlar.

Burada, Atatürk için verilen sıfatlar, kullanılan ifade ve unvanlar gerçekleriyle birlikte sıralanıyordu. Buranın hemen başında;

- " En büyük düşman; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet Bayramı, Atina'daki Türk Büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, Atatürk'ün resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal"... İşte vermek istediğimiz örneklerden biri. Sonra buna benzer örnekler verilmeye devam ediliyor.

BİZ DE DEVAM EDELİM
- Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim. (General Mc Arthur)

- Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse, başına Mustafa Kemal gibi bir lider getirir. (İranlı bir şair, 1938),

- Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki, tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü o, yılın değil, asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir. (ABD Başkanı, Milenyum mesajı)

- Atatürk Yalova köşküne doğru çıkmaktadır. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. "Yahu" der, "sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?" diye sorar. Bahçıvan der ki; "Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz." Biran düşünür, "Hayır, gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştıracağız" diye cevap verir Atatürk (1930).

- Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim, bugün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım (Atatürk)

- Anafartalarda savaşın bir dinlenme yerinde çadırınıza gelirseniz, postalları çıkarır rahatça dinlenmek istersiniz. Öyle bir şey yok. Macar Türkoğu Nemet'in, Fransız Türkoğu Devin'in Türkoloji albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor Mustafa Kemal Diyorlar ki, "niye bunları okuma gereği duyuyorsun?" Verdiği cevaba bakın. Onlara diyor ki; "Savaştan sonra bu dilin değişime ihtiyacı var onu tespite çalışıyorum" (1914).

HEP ARAYIŞ VE ANLAYIŞ
Bitlis Cephesi komutanı Mustafa Kemal Yaveri İzzettin Çalışlar'ı çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta: " Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak" (1916),

- Amerikanın ünlü ekonomistlerinden Mr. Jhons'un bize önerisi: "Ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk'ü örnek alsın yeter Türkiye" (07 Şubat 2005).

- - Atatürk'e bir gazeteci sorar: "Neden mal ve mülkünüzü milletinize bağışladınız?". Atatürk'ün cevabı: "Mal ve mülk bana ağırlık yapıyor. Onları asıl sahibi olan milletime bağışlamaktan ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar? Asıl zenginlik insanın manevi şahsiyetinde olmalıdır"... şeklindedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün anlamlı görüşlerinden biri:

-"Geçmişi ne kadar unutursak, geleceği korumak o kadar zor olur."

ÇOK HOŞUA GİDER
Atatürk Antalya yolunda mola verir. Burada kulağına bir ses gelir."Ya, bu türküyü çok sevdim. Bulun getirin bu türküyü söyleyeni" der. Küçücük bir çoban gelir. Derki, "Sesin çok güzel bana da bir türkü okur musun?...

Başlar çoban, "Demirciler demir döver tunç olur". Bitince Atatürk dalmıştır. "Bis, bis" der. Çoban böyle bakar. "Oğlum der bis" der. "Çok beğendik tekrarla anlamına gelir. Çoban hiç nazlanmaz, yine aynı türküyü okumaya başlar. Atatürk, türkü bitince cebinden bir harçlık çıkarır uzatır.

Çoban hemen alır harçlığı, kuşağına kor, elini uzatır Atatürk'e, "bis bis" der. Bu espri Atatürk'ün çok hoşuna gider.

- İnsan doğumundan ölümüne kadar ya askerdir, ya bir devlet adamıdır. Ya çevricidir, ya tiyatrocudur, ya sanatçıdır, ya arkeologdur. Ama bunların hepsi birden olabilen tek lider Mustafa Kemal Atatürk olduğu için dünyada "Kültür antropologu" sıfatı verilebilen tek lider Mustafa Kemal'dir.

EN ZOR OLANI
Tahsin Coşkun, o zamanın genç bir ziraat mühendisidir. Atatürk, "Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim, fikrini almak istiyorum" der. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazi. "Ya Paşam hayrola" diye sorar. Atatürk, "Buraya masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum" deyince, T. Coşan, "Ya yapma Paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir, ya da zamanınızı, neden bukadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz? diye sorunca, Atatürk;

- "Ben en zor olanı yapıyım da, siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız" der.

-Bir bayan gazeteci Atatürk'e sorar: "Size de diktatör diyorlar, ne dersiniz?"

Atatürk, şöyle bir bakar: " Eğer ben diktatör olsaydım hanımefendi, bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı kalamazdınız" diye cevap verir.

MİLLETİN KALBİNE YAZILARAK
İstanbul ve Ankara illerinden birisine, Atatürk adının verilmesi için Meclise bir kanun teklifi verilir. Bu teklifi vereni çağıran Atatürk; "Bir ismin dillerde kalması için, şehrin temellerine sığınmasına gerek yoktur. Bakın bu şehrin ismi İstanbul, ama Fatih Sultan Mehmet'i hemen hatırlıyoruz. Eğer ben bir şey yapabildiysem bunu binaların tepelerine, şehrin temellerine ismimi yazarak değil, milletimin kalbine yazarak anılmak isterim" diye konuşur.

HERKES İŞİNİ CİDDİYE ALMALI
Atatürk'ün Şehir Tiyatrolarına geleceği haberi verildi. Fakat Paşa gecikti. Muhsin Ertuğrul kendisini beklemeden perdeyi saniyesi, saniyesine açıp oyunu başlattı. Atatürk 4 dakika geç kalmıştı. Etraftaki dalkavuklar Atatürk geldiğinde, Muhsin Ertuğrul'un onu beklemeden perdeyi açtığını ellerini ovuştura ovuştura anlattılar. Atatürk; "Yaa öyle mi, Muhsin Ertuğrul'la görüşürüz" dedi. Herkes Muhsin Ertuğrul'un işinin bittiğine inanıyordu.

Atatürk piyesin bitiminde Muhsin Ertuğrul'u ayakta karşıladı. Ötekileri de yanına çağırarak şunları söyledi: " Sizi tebrik ederim. İşinizle ilgili ciddiyetiniz, ülkenizin gelişimini ciddiye aldığınızı gösterir. Biz geç kaldık. Siz vazifenizi yaptınız. Bir tek benim için perdeyi açmayıp oyunu başlatmasaydınız bu dalkavukluktan ileri gitmez ve beni çok üzerdi. Herkesin her sahada işini bu kadar ciddiye almasını istiyorum. Ülke ancak böyle ilerler efendiler"...




Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 16.01.07, 21:35
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart ağlamamak mümkün değil




yazıdan bir parça



Ulusal kurtuluş mücadelesiyle çizilen sınırlar, yapay değildir. Bedel ödenerek çizilmiştir. Öylesine bir bedel ki, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına bir neslin seve, seve ödediği bir bedeldir.Dirençle,sevdayla,ayrılıkla,acıyla, sevinçle ama hep başı dik ve onurla ödenen bir bedel.
Bu bedel; henüz bıyıkları terlememişlerin, sırtlarında analarının ter bezlerini taşıyanların ,henüz sevdalananların, yavuklu aşkıyla yatıp tutuşanların ve henüz analarının kınalı kuzularının, asırlık birer çınar gibi cepheye koşan fidanların, isimsiz kahramanların canlarıyla ödedikleri bedeldir.
Bugün vatan toprağına sahipsek, bugün bir bayrak altında yaşamayı her şeye rağmen sürdürüyorsak ve bugün belki de en kötüsü hiçbir şey olmamışcasına duyarsızca yaşayabiliyorsak onların, kınalı kuzuların yaşayamadıklarının sayesindedir. Bize devrettikleri ;sevdalarıdır, gençlikleridir, hayalleridir, yaşamak isteyip yaşayamadıklarıdır ve belki de hepsinin toplamı olan vatandır.

Kim bilir anlatacak çok şeyleri, paylaşacak çok anıları, sevinçleri ve korkuları, bazen umutsuz anları ama çoğu zaman kararlılıkları vardır. Bugüne aktarabilecek çok şeyleri, bugünün gencine söyleyecek çok sözleri vardır. Öyle ya onlarda gençti. Neydi farkları? Sadece 80 -90 yıl önce yaşamış olmaları mı? Yoksa bir savaşın çocukları olmalarımı?

Onların da tıpkı bugünküler gibi yaşama dair yapacak ve söyleyecek çok şeyleri vardı. Onların da anaları, yavukluları vardı. Ve Onlar da gençti. Ama yılmadılar, direndiler ölüme gönüllü oldular. Geriye “vatanım” dediğimiz , kutsal bir emanet bıraktılar.

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
Bu satırları ağlamadan yazmak mümkün değil(okumak ta)

yazanoç.dr Yaşar Hacısalihoğlu

yazının tamamı http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haber...ber_51963.aspx


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 17.01.07, 23:33
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 269
Ettiği Teşekkür: 0
10 tane iletisine 12 kere teşekkür edilmiş
reis doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Ynt: Atatürkçüyüz sanıyoruz kendimizi belkide

Alıntı:
Şebnem ´isimli üyeden alıntı
Artık insanlarımız bazı tabular ve korkular yaratılarak empoze edilen düşünceleri yemiyor..
Bu da kolay siyasetle ve devletin bazı gücünü arkasına alıp ahkam kesen koltuk sevdalılarının, makam saltanatı sürenlerin devrinin çoktaaaan kapandığının göstergesidir..
Teşekkürler paylaşım için..
Alıntı:
Şebnem ´isimli üyeden alıntı
Artık insanlarımız bazı tabular ve korkular yaratılarak empoze edilen düşünceleri yemiyor..
Bu da kolay siyasetle ve devletin bazı gücünü arkasına alıp ahkam kesen koltuk sevdalılarının, makam saltanatı sürenlerin devrinin çoktaaaan kapandığının göstergesidir..
Teşekkürler paylaşım için..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar