Alıntı:
| ilpar ´isimli üyeden alıntı
Özellikle Ermeniler ile ilgili eklerinizi daha önce Kazım Karabekir Paşa'nın bir yapıtından anımsadım..Arşiviniz gercekten etkileyici..Sağolun.. |
Saygılar...
|
#51
| ||||
| ||||
| Alıntı:
Saygılar... |
| Sponsorlar |
| |
|
#53
| ||||
| ||||
| Alıntı:
Türkiye Cumhuriyeti kuruldugunda Anadoluda 2,5 milyon Kürt, 10 milyon civarinda Türk, geriye kalan 1.5-2 milyon da diger etnik gruplardan olusan insanlar yasiyorlardi. Simdi Kürt kökenliler neredeyse Türk´leri gecmek üzereler. Medeni kanunu hice sayarak birden fazla kadinla evlenip 7-8 kadin basina cocuk yaparak gittikce artmaktalar. Isin kötü tarafi, kiz alip vermeler aile icinde yakin akrabalar arasinda oldugu icin, zekasi az gelismis, bu ülkeye kesinlikle faydasi olmayacak bir güruh olusturuyorlar. Bizim aymaz idarecilerimiz de emperyalist gücler istiyor diye demokratiklesme adi altinda bu gelismeyi görmezden geliyor. Büyük sehirlerimiz de bu güruh sürüler halinde dolasarak, mafyalasarak halkimizin huzurunu bozuyor. Aymaz ve on metre ötesini görmeyen yöneticilerimiz, dogu da, güneydogu da bu güruhu yatirimlarla istihdam edecegine, sanayi tesislerimizi hala marmara bölgesine yigarak gelecegi kesinlikle bilinen depremlere aldirmadan sonumuzu hazirliyorlar. Birde utanmadan Istanbul´a vize koyalim gibi ipe sapa gelmez salakca cözüm yollari öneriyorlar. Isin en vahim yönüde su andaki yöneticilerin gelecek secimlerde acik bir farkla ve daha güclenerek güzel yurdumuzu altin tepsi üzerinde kürtlere sunma islemine devam edecekleri.............. Durum böyle iken keni kendime soruyorum, acaba bizmi akilliyiz yoksa kürtler mi ve elimde olmadan büyük insan Aziz Nesin´i saygiyla aniyorum. |
|
#54
| ||||
| ||||
| sarkıslalı haklısın dostum,tespitlerinde konu ettiklerini maalesef söyliye söyliye eskilerin deyimiyle dilimizde tüy bitti..Doğal olarak kısa döneme siyasi anlamda ekonomik yatırım yapma alışkanlıkları olduğu icin bu söyledikleriniz oluyor.Ülkemin insanlarına ve doğal olarak ta bölgelerine üretimde ve bölüşümde eşit tavır takınsalardı şu anki politik kimlikleri olmazdı ,toplum onlara bu dürüstlüğünün mükafatını,yönetim cezasını verirdi.Artı hiç bir siyasi yapılanma bu derece barışık bir siyasi tehlikeye kendini atmaz.Onlara göre bu bir yaşam geleneğidir ve sonucu da ortadadır.Bu şekilde -yakın akraba ilişkilerinde,evlilk veya tecavüz-ilişkilerde sağlıksız doğanlar,daha sonra beyinleri ile değil ,kol güçleriyle ve dahada ziyade zor güçleriyle yasal olmayan yollardan belli yerlere gelmeye çalışıyorlar.. |
|
#55
| |||
| |||
| Arkadaşlar güzel blgileriniz ve fikirleriniz için teşekkürler ama bunları bizim uyuyan halkımıza nasıl anlatıpta bence aymazlık durumunu geçmiş vatan haini yöneticilerden nasıl kurtulacağız onu bilemiyorum. |
|
#56
| ||||
| ||||
| ALEVİLERİN SEÇİMLERDEKİ YENİ YERİ Aleviler ve siyaset ilişkisi başlıklı temel paradigma çok çeşitli başlıklar altında uzunca bir süredir gündemimizde yer etmiş durumda. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler ile birlikte bu paradigma altındaki tartışma ve eylemler daha da güçlü bir hal almakta. Alevi kurum ve kuruluşlarının yaptıkları açıklamalar, gerçekleştirdikleri etkinlikler ve örgütsel toplantılar, daha çok “Alevilerin siyasete müdahalesi” kavramı etrafında şekilleniyor. Geçtiğimiz yıl gündemimize düşen “siyasete müdahale” kavramı altındaki açılım ve pratikler, seçimlerin söz konusu olduğu bu yılda ateşini daha da harlamış durumda. Herşeyden öte, yukarıda söz konusu ettiğimiz örgütsel açılımların ve pratiklerin dışında, Aleviler ve siyaset ilişkisi sınırları son derece geniş bir kavram olmakla birlikte, derin analizleri gerektiren bir konu niteliğindedir. Sıklıkla söylenegeldiği gibi, Alevilerin toplumsal olarak şekillenişi “politik” bir muhtevaya dayanmaktadır. İnançsal açıdan yaşanılan baskılar, horlanmalar, beraberinde Alevilerin toplumsallaşma sürecine de yansımıştır. Bu mazlum psikolojisi, derin ezilmişlik trajedisi, Alevileri çok doğal olarak “hak savunuculuğu” temelinde hayatın soluna itmiştir. İnsanı ve insanla birlikte toplumu kuşatan baskıcı iktidar erkine karşı sol yelpaze içinde seyreylemişlerdir hep. Bugün, organik olarak Alevilerin Sol ile olan kader birlikteliğinin temeli, anlaşılacağı üzere geçmişte yaşanan olay ve olgularda saklıdır. Alevilerin siyaset denildiğinde sol ile anılması ve sol’un da temel kitle gücü olarak Alevilerin görülmesi bu durumdan kaynaklanmaktadır. Bu gerçekten hareketle, Alevilerin halihazırda siyasetle içli dışlı olduklarını söylemek mümkündür. Hiçbir zaman diliminde kendilerini siyasetin dışında düşünmemişler ve farklı yöntemlerle siyaset içerisinde var olmuşlardır bugüne kadar. Bugün, “siyasete müdahale” kavramı etrafında ciddi bir hareketlilik söz konusu olduğunu yukarıda söylemiştik. Gerçi, başından bu yana bu müdahalenin hangi biçim ve yöntemlerle gerçekleşeceği konusunda ciddi çelişkiler söz konusudur. Bu zaman dilimi içerisinde bizim anladığımız “siyasete müdahale”nin “seçimlere müdahale” ile karıştırıldığıdır. Ondan öncesi de, siyasete müdahaleden ne anlaşıldığı konusunda bugüne kadar sağlanmış bir konsensüsün olmadığıdır. Her geçen gün konu ile ilgili yepyeni açıklamalar belleklerimizi ziyaret etmektedir. Sol partilerin birlikteliğinden, mecliste Alevi kontenjanına kadar temelde birbirinden farklı açıklamalarla karşı karşıyayız. Parlamenter mücadele içerisinde iktidara gelmesi muıhtemel bir sol iktidarın ne derece Alevilerin taleplerine olumlu karşılık vereceği bugünden görülememektedir doğal olarak. Bunun yanında, kimi partiler içerisinde milletvekili olarak parlamentoya girmiş olan Alevi bireylerin ne kadar Alevilerin toplumsal ve inançsal bağlamdaki beklentilerine karşılık vereceği muammadır. Örnekleri bolca mevcut olan bir konudan bahsediyoruz haliyle. Geçmişte, bu konu çerçevesinde yaşanan deneyimler ortadadır. Bahsettiğimiz bu deneyimi yaşayanların önemli bir kesimi, bugün “siyasete müdahale” olgusu etrafında “yepyeni” ya da “eskinin değişik bir türevi” niteliğindeki pratiklerle karşımızdalar. Alevilerin demokratik talepleri bireyler üzerinden yürütülecek bir mücadele ile karşılanabilecek bir nitelikte değildir. Bireyler diyerek kast ettiğimiz, öyle ya da böyle çeşitli pazarlıklar sonucunda parlamentoya girmiş olan “sınırlı” sayıdaki Alevi milletvekilleridir. Haliyle, yeni bir Alevi Partisi söz konusu olmadığına göre ve “siyasete müdahale” kavramının mucidlerinin yaptığı açıklamalardan anladığımız kadarıyla bu iş “bireyler” üzerinden yürüyecektir. Tabi bu bir yöntem meselesidir. Siyaset’in içerisinde nasıl yer alınacağı konusunda çok çeşitli yöntemler söz konusudur. Meclis’e sınırlı sayıda Alevi milletvekili sokmak (Bu da partilerle yapılan pazarlıklar sonucu olacaktır haliyle.), Alevi Partisi kurmak ve mevcut Sol güçlerin birliğini destekleyip sol bir iktidarla hedefe ulaşmak.. Temel olarak üç değişik yöntem var. En etkisiz, talihsiz ve kişisel olarak uygun görmediğim yöntem, bir Alevi Partisi’nin kurulmasıdır. Bunun da acı deneyimi geçmişte yaşanmıştır. Bunun yanında çeşitli partilerle yapılan görüşmeler ve pazarlıklar sonucu parlamentoya Alevi milletvekili sokmak da bir çözüm değildir kanaatimce. Hedef parlamentodur ve parlamenter bir mücadele içinde de yapılacaklar sınırlıdır. Sol güçlerin olası birlikteliği içerisinde yer alma yöntemi ise en olumlunabilecek çizgidir. Demokratik güçlerin birlikteliği ile iktidarı hedeflemek içinde bulunduğumuz sistem içinde en makul olanıdır. Ve, kitleleri harekete geçirebilecek yöntem de budur. Tercih edilen yöntem bu olunca, yapılacak olanların kesinlik payı da artmaktadır. Bunun yanı sıra, soldaki mevcut partilerle Aleviler isteklerine ulaşır mı ve ulaşırsa ne boyutta ulaşır, bu önceden kestirilebilir bir olgu değil. Bu konuda çokça tartışılan CHP meselesidir. Rejim muhafızı bir niteliğe bürünen, statükocu bir görünüm arz eden Halk Partisi, ne yazık ki büyük bir Alevi kesimin hala “can simidi”dir! Önemli bir kesim Alevi’nin gözünde böyle görüldüğünü söylemek su götürmez bir gerçektir. Ama Aleviler, CHP’nin hükümet ortağı olduğu zaman dilimlerinde taleplerinin ne kadarına kavuşmuşlardır tartışılır. Salt laiklik meselesine ve olası bir gerici yönetim korkusuna CHP’yi desteklemek zorunda kalan Alevi sayısı oldukça fazladır. Geçmişten gelen alışkanlıklar ve cüretli adımlara açık olmayan tavılardan dolayı, CHP hala Alevilerin “göz bebeği” gibidir. İsteksiz bir destek söz konusudur burada. Alternatifsizlik düşüncesi de bu tercihte etkilidir. CHP’nin alternatifsizliği düşüncesi yıllardır Alevilerin elini kolunu bağlayan en önemli etkenlerden birisidir. CHP ile olur mu, olmaz mı tartışması yerindedir. Evet, tartışılmalıdır bu konu. CHP ile Aleviler taleplerine kavuşur mu, kavuşmaz mı; demokratik güçler için CHP olumlu sinyaller veriyor mu, bunların hepsi tartışılabilecek konulardır. Ama, kişisel olarak bu sorulara verebileceğim cevaplar olumsuzdur. Fakat, bu konuların tartışılmasından da geri durulmamalıdır. Bunun dışında, yani Halk Partisi dışındaki sol güçlerle olan ilişki de oldukça önemlidir. CHP’nin mevcut durumda sol birlikteliğe yanaşmaması, birlik olarak kendi adreslerini gösterip birlikteliğin ipini baştan kesmesi savunulabilecek bir tavır değildir. CHP’nin birlikten ne anladığı da burada malumdur. Ayrıca bu birliktelik “programatik” bir nitelikte değildir. Tamamen seçime endeksli bir birlikteliktir kanaatimce. Çünkü, CHP dışındaki sol partilerin Halk Partisi ile oldukça önemli noktalarda farklı düşündükleri bilinen bir gerçektir. Alevilerin arayışı CHP dışındaki partiler mi olmalıdır sorusu gündeme geliyor bu seferde. CHP dışındaki sol partilerin olası birlikteliği bu şartlar altında en cazip olanı gibi görünmektedir. Sürekli statükoda ısrar eden, birlik hedefinden uzak, geçmiş pratikleri ile ibretlik nitelikler taşıyan bir parti’nin değirmenine daha fazla su taşımak akıl karı değil gibi.. Başta da dediğimiz gibi, Aleviler hep siyasetin içerisinde olmuşlardır ve tercihleri de hep sol olmuştur (Kimi istisnaları bunun dışında tutuyoruz.) Bu bağlamda, Alevilerin kaderi de sol’un kaderi ile ortaktır. Aleviler, kendileri hiçbir zaman diliminde toplumun diğer demokratik güçlerinden arındırmamışlardır. Toplumsal mücadele de bu demokratik güçlerle birlikte verilmiştir ve verilecektir. Bu nedenle, Alevilerin talepleri de bu demokratik güçlerin birlikteliği ile yakalanabilecek niteliktedir. Kelleci'ye bu konu ile ilgili görüşleri için teşekkürler..Umarım doğru bir hedef ve tavır ile doğru yerde durulur.. kaynak : Ali Ersin KELLECİ : Aleviler ve Siyaset Çarşamba, 14 Mart 2007 Ali Ersin KELLECİ : Aleviler ve Siyaset Konu nuvekolik tarafından (03.10.07 saat 01:26 ) değiştirilmiştir.. Sebep: kaynak eklendi |
|
#57
| ||||
| ||||
| Son günlerde ülkemizle ilgili birçok Uluslararası araştırma sonuçları yayınlandı. yayınlanan sonuçlarla AKP!nin kimlere, hangi çevrelere hizmet ettiğini gösteriyor. Kazanç denizinde Unakıtan kaptanlığından kürekler patronlardan yana çekilmektedir. Bu hizmeti araştırma sonuçlarının rakamlarında çok net olarak görebilmekteyiz. Bunları sıra ile aşağıya çıkaralım. OECD'nin 2006 vergi raporuna göre, Türkiyede çalışan işçinin kazancının % 42.8'i devlete vergi olarak gidiyor. 28 ülke arasında en çok vergi veren konumunda görünüyor. Yani çalışıp, bodrolu maaş alanlar kazancının yarısına yakınını devlete vergi olarak veriyor. Bu durum 2005 yılı raporlarındanda aynıydı. Ülke bütçesinin %56.9'unu ÖTV ve KDV oluşturuyor. 41.36 milyar YTLsi KDV'den 36.93 milyar YTL'si ÖTV'den toplanmaktadır. Kısaca gelir vergisi. KDV ve ÖTV derken bütçe işçi ve memurların sırtında doldurulmaktadır. Uluslararası Metal İşçileri Fedarasyonu'nun (UMF) araştırması sonucu, Türkiye 54 ülke içinde çalışılan süreye bağlı alım gücü zayıflığı 40. sırada yer alıyor. Durumu en iyi ülke İsviçre'dir. Türkiye 45 saatlik haftalık çalışma süresi ile veri alınan 60 ülke arasında 6. sırada. İmalat sanaayinde en çok çalışılan ülkelerde 8. sırada yer alırken. En az saat ücreti sıralamasında 24. sıradaki ülkedir. 1 kğ et için Türk işçisi 2 saat 48 dakika çalışılırken Alman işçisi 17 dakika çalışması yetiyor. 1 litre su için Türk işçisi 22 dakika çalışırken, Alman. Finlandinavya ve Belçika işçisi sadece 2 dakika çalışıyor. Salt bu veriler bile Türkiyeli emekçinin ne durumda olduğunu açığa vuruyor. Yine Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları Genel Müdürlüğünün geçen yıl ödenen vergi ortalamalarının çeşitli meslek gruplarına göre durumu çok daha çarpıcıdır. Asgari ücretli bir çalışan 68.5 YTL vergi peşin verirken, Esnaf ve Sanatkarlar bir yıl sonra ortalama ayda 18 YTL vergi verdiği açıklandı. İşçi ve Memurların tümü açısından ödediği aylık ortalama vergi 175 YTL iken, Beyannameli gelir vergisi mükkelleflerinin tümünün ortalama aylık ödediği vergi 184.1 YTL olmaktadır. Asgari ücretli işçiden daha az vergi veren sektörler şöyle; Esnaf ve Sanatkarlar aylık ortalama 18 ytl, Mobilyacılar 67.9 YTL, Lokantacılar 63.4 YTL, Deterjan sanayii ve ticareti yapanlar 51.5 YTl vergi veriyorlar. Kısaca ülkemizde asgari ücretle çalışanlar Esnaftan, Mobilyacıdan, Lokantacıdan, Deterjancıdan daha zengin ve onlardan daha fazla kazanıyorlarmış !!!... İşçi ve Memurlar ayda ortalama 175 YTL vergi verirken, İşçi ve Memurdan daha az "kazanıp" za vergi veren sektörlerde şöyle: Mensucat sanayicileri 165.2 YTL, Kuyumcular 132.2 YTL, Fırıncılar 109.1 YTL, Deri imalatçıları 100.4 YTL, Seyahat ve Turizm işletmecileri 76.1 YTL, Ayakkabı imalatçıları 75:4 YTL, Un imalatı ve satışı yapanlar 73.1 YTL, Bakkal ve Supermarketler 69.1 YTL vergi veriyorlar. Bu sektörlerde İşçi ve Memurdan daha az kazndıklarını beyan etmişler. İşçi ve Memurdan fazla kazanıp zengin statüsünden kendini gösterenler ise şöyle sıralanıyorlar: İthalat ve İhracatçılar 586.6 YTL, Bina İnşaatçıları 319.3 YTL . Elektrikli Ev Aletleri İmalatçıları 188 YTL. Otel ve Motelciler 180.5 YTL aylık ortalama vergi veriyorlarmış... Bunların toplam sayısıda 22623 işletmeye denk geliyormuş. Yani İşçi ve Memurdan daha zengin olan ve onlardan fazla vergi verenler sadece 22623 işletme oluyormuş. Geri kalan işletmeler ve iş yerleri hepsi işçi ve memurdan fakirmiş.. Ayda ortalama 175 Ytl vergi veren İşçi ve Memurun toplamı ise 7.7 ile 8 milyon kişiye denk geliyormuş. Ortalama 18 YTL vergi veren Esnaf ve Sanatkarların sayısı 780bin ile 800bin arasında imiş. AKP ve onun Maliyeden sorumlu bakanı Unakıtan, her fırsatta sermayeden yana yeni koruyucu ve kollayıcı yasalar çıkartırken, işçi ve emekçiye yönelikte yeni yeni vergi yükleri getirmeye çalışmaktadır. İşveren örgütleri direk talep ve istekleriyle hükümeti ve onun bakanı Unakıtanı yönlendirirken, Ülkedeki asgari ücretide fazla gördüklerini rahatça söylemekteydiler. Ama ne yazıkki Maliyenin kasasını dolduran İşçi ve Emekçilere yönelik yeni yükleri düşünen hükümet, sürekli devletten hile yoluyla vergi kaçıran, kaçak işçi çalıştırıp, onun ucuz işgücünden yararlanan patronları ise koruyan, kollayan, borçlarına af getirende bu hükümetler olmaktadır. Sermaye örgütleri ve onun hükümeti, kendilerine yönelik kolaylaştırıcı yasaları önce fiilen yürütüp, sonra yasal zeminini oluşturuyorlar. Yasaların İşçi ve Emekçiler lehine çıkmasının yolu ise mücadele anlayışının doğru çizgisine bağlıdır..Selma Makal'a bu yazımı için teşekkürler.. kaynak Temmuz Alevi - 2 Temmuz.com - Arama - Konu nuvekolik tarafından (03.10.07 saat 01:58 ) değiştirilmiştir.. Sebep: kaynak eklendi |
|
#58
| ||||
| ||||
| valla bu seçimlerde hayırlısı ne ise o olsun derim
__________________ Kaldır kafanı, aç gözlerini, çevrende neler oluyor Uyuma ey asil TÜRK milleti. |
|
#59
| ||||
| ||||
| DİJİTAL SOYGUN DA OLUYOR Doğalgaz kullanımı, hem hayatı kolaylaştıran hemde soluduğumuz havanın temiz kalmasını sağlıyor. Onun için son yıllarda doğalgaz kullanımı artarak geliyor. Özellikle 80'li yıllardaki Ankara'lının kış aylarında yaşadığı hava kirliliği akıllara zarardı. Doğalgaz kullanımı ve kaliteli kömürün zorunlu kılınması ile kışları Ankara yaşanır hale geldi. Ancak doğalgaz kullanımı yaygınlaştıkça, tüketim bedeli artırıldı. Yükselen fiyatlar kullanımı zorlaştırdı. M.Gökçek'li Ankara Büyükşehir Belediyesinin doğalgaz birimi EGO işletmesi Ankara'lıyı Dijital sayaç kullanmayı zorunlu kıldıktan sonra, bu sayacın teminide yakını bir firmaya ihale edilerek sağlanmıştır. EGO da bunu kullanıcıya pazarlamıştır. Analoğ sayaçlar bırakılıp, dijital sayaca geçildikten sonra EGO'nun sattığı doğalgaz aldığından fazla çıkmaya başlamıştır. Bunu farketmelerine rağmen hiçbir tedbir almamışlardır. Ve verilmeden parası tahsil edilen bu gazın karşılığı para cebe indirilmeye devam edilmiş. Düşünün bir Şehre dağıtılan gaz borularının dolumu içingelen gaz, takım-söküm işlerinde boşa giden gaz, kaçağı olan, patlama sonucu kaçan gaz hesaplandığında, alınanın satılandan sürekli belli bir miktar fazla çıkması gerekirken, Ankarada tersi bir durum yaşanıyor. Her yıl artan miktarda satılan alınandan fazla çıkıyor. Bu olayın nedenide dijital sayacını üreten firmanın teknik bir hatası sonucu olan oluyor. Ancak bunun giderilmesi için bugüne kadar hiç bir işlem yapılmamıştır. Ve Gökçek EGO aracılığıyla doğalgaz tüketicilerini soyuyor. 1994 yılından evlere takılmaya başlanılan dijital sayaçlar, 2004 yılına kadar çıkan kullanım miktarları arasındaki fark 300 milyon metreküpün üstündedir. Bu sürede açıklanan verilerde sadece 94 yılında az bir alınan fazlalığı var. Sonrası yıllarda her yıl artarak gelmektedir. Rakamları her yıla göre alınan ve satılan oalarak sıralıyalım: Yıl Alınan Satılan Milyon Metreküp olarak (*) -------------------------------------------------------------------------------------- 1994 - 398 - 394 milyon metreküp 1995- 480- 481 " " 1996- 507- 516 " " 1997- 650- 667 " " 1998- 683- 700 " " 1999- 804- 818 " " 2000- 871- 879 " " 2001- 862- 871 " " 2002- 942- 1017 " " 2003- 1156- 1242 " " 2004- 1337- 1417 " " Ancak Ankara'nın EGO su vatandaştan gaz parasını peşin almasına rağmen, gazı kendisi veresiye alıyor. Üstelik borcunu vermemekte direniyor. Hükümet ve gaz şirketide geçen yıl durumu kurtarmak için, belediyelerden alacaklarını tahsil etme yerine gaza zam yaparak çözüm ürettiler. Gökçek'in vatandaştan aldığı peşinli ve fazlalıklı gaz parasıda kasalarında kalıverdi. Bu gaz fazlalığı dijital sayaçlarda yaşanırken, analoğ sayaçlarda olamıyor. Ancak dijital sayaçlardaki bu teknik sorunun giderilmesi için ne belediye nede üretiçi firma bir şey yapmıyor. Herhalde aşırı dindar Gökçek vatandaşın parasını çalarak yemeyi "haram" saymıyor. Bunu bilen hükümet çevreleride müdahale etmeye ihtiyaç duymuyorlar. Yine bu dijital sayaç olayı elektrik sayaçlarındada sorun yaratıyor. Elektrikte kullanılan dijital sayaçlarda, gece ucuz, gündüz pahalı tarifesi var. Evlerde kullanımı geceye yönlendirmek için gidilen bu yolda vatandaşa ucuz elektrik kullanma avantajı sağlıyor. Ancak dijital sayaçların proğramı için takılı olan pili bittiğinde, tarife tamamen gündüz tarifesine dödüğünden, kullanıcı durumu faturadan fark edip kuruma bildirene ve sorun anlaşılana kadar, önceden sağladığı avantajı dezavantaja dönüşüyor. Aygıtların kullanımı konusunda tüketiciye yeterli bilgi verilmeyince böyle ekonomik kayıpların olmasıda kaçınılmaz oluyor. Zarara uğrayan vatandaş olayın peşine düştükten sonra sorun anlaşılıp çözülüyor. Ancak bunu bilmeyen ve bu konuda bilgilendirilmiyen her kullanıcı bu sorunu zararıyla yaşayarak öğreniyor. Kurumlar, yeni dönemde yeni teknolojik aygıtların kullanımını zorunlu kılarkende, bunlarda doğacak teknik sorunları konusundada bilgilendirmesi gerekmektedir. Yoksa Gökçek gibi bunu kazanç sayıp işin devamını sağlaması sakat bir mantık ve halk düşmanlığıdır Hırsızlıktır. Bunu önlemenin yolu ise, araçları kullanım bilincini geliştirmek, teknik sorunlardan doğan bu tür soygunları teşhir etmek, bu işte çıkar sağlayanlardan hesap sormaktan geçer. Tüketici haklarını koruyan örgütlülüklerde yer alarak haklarımızı korumak ve kollamak çabasının içine girmekle olur. Yoksa soyulmaktan kurtulamayız. Yasalarda, hakkını aramayanı korumuyor. Var olan yasaları işletmekte, haklarımızı takip ederek yasal yolları zorlayarak hırsızları etkisiz kılmakla olur. |
|
#60
| ||||
| ||||
| Evet ,tabiri caizse bizlere yani Trabzon ve havarisine Sunni deniliyor..Ama ben Alevileri çok seviyorum.Her inanışta olduğu gibi iyileri de kötüleri de var..Ama ben çok şanslıyım ki hep iyi ve dürüstlere rastlamışım,yada yanlış insanı çok az..O nedenle onlara yönelik bazı haberleri özellikle titizlikle izliyorum..Buyrun bir haber daha..Hadi buyrun buna ne buyrulursa buyurun...: Gençliğinde Milli Görüşcü, islamcı. MSP’li, Refah Partili, AKP li. AKP genel başkanı. AKP Sivas milletvekili. 2 Temmuz Madımak katliamında Refah partisi Sivas milletvekili. Katliam sonrası TBMM ce oluşturulan Sivas katliamı araştırma komisyonu üyesi.Mevcut AKP hükümetinde Başbakan yardımcısı. Tüm bu sıfatları taşıyan Abdullatif ŞENER, Hatay’da katıldığı bir panelde “Benim yolum Hz. Ali’ni yolu. Benim dinim Hz. Ali’nin dini, dahası ben de Aleviyim. Hepimiz Aleviyiz” demiş. Evet, böyle demiş. İyi, güzel, hoş; ama Alevilikte Hz.Ali’nin adından başka şeyler de var. Alıştınız; işin hep kolay ucundan tutuyorsunuz, o kadar kolay bir yol değil Alevilik. Sayın Şener Alevilik öyle lafla, gerçekleri tahrifle olunmaz. Siz önce doğduğunuz şehirdeki Alevilere bakınız; nasıl yaşarlar? Neye inanırlar? Nerede ibadet yaparlar? Kadının Alevilerdeki yeri neresi? Cem var mı? Cemevi var mı? Dede var mı? Ozan var mı? Kadın erkek tarlada, düğünde ve ibadette eşit mi? Bunları inceleyip, sonra aynaya bakınız. Alevileri bu gibi içi boş sözlerle avutamazsınız. Alevilikte otuzgün ramazan orucu yok, beş vakit namaz yok, cami yok. Bunların aksini iddia etmek ise Alevi olmayanlara düşmez. Yıllardır parlementodasınız,; Alevilerin TBMM’ye gelmiş sorunlarının çözümü için ne yaptınız? Diyanet bütçeleri görüşülürken, birkaç Alevi milletvekili Alevilerin düşünce ve taleplerini dile getirirken, siz karşı çıkmanın dışında ne yaptınız? Cemevi Alevilerin ibadet yeridir mi dediniz? Yoksa Alevileri camiye zorlayan diyanete mi destek verdiniz? 2 temmuz Madımak katliamını soruşturan komisyon üyesiydiniz. Hazırladığınız rapor Alevilerin yüreğindeki yangını söndürmek şöyle dursun daha da büyütmüştür. Zira , hazırladığınız raporda o günün belediye başkanı; partiliniz Temel Karamollaoğlu ve katliama katılanlar masum gösterildi. Suçu, Alevilerin örgütü Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine ve Aziz Nesin’e yüklediniz. Sivas milletvekilisiniz; 35 insanın diri yakıldığı Madımak otelinin müze yapılmayıp, katliamın hemen ertesinde otelin faaliyete geçmesi ve dahası alt katının kebapçı dükkanı olarak işletilmesi karşısında Aleviler incinir deyip, karşı mı çıktınız? Alevilerin, Madımak katliamı sonrası can derdine düşüp, Sivas’ı terk etmelerini önlemek için ,onların huzuru için ne yaptınız? Alevilerin yüreğindeki yangın devam ediyor hala. Her 2 Temmuz günü Madımak önüne gidip, katılımcılarla birlikte karanfil bırakıp, katliamı alenen lanetlediniz mi? Sayın Abdullatif Şener, geleneğinizin, mevcut hükümetinizin ve dolaysıyla da sizin vebaliniz az değil. Alevi olmak öyle nutukla olmaz. Madımak katliamcılarına arka çıkıp, Cemevlerinin duvarlarına dozerleri dayayıp, sonra da Hz.Ali’yi sevmekse Alevilik; ben de Aleviyim kurnazlığıyla olmaz. Sizden Alevi olmanızı ve böyle bir açıklama yapmanızı bekleyen yok. Siz yine siz olun; Ama halihazırda sorumluluk noktasında bulunuyorken, Alevilerin sorunlarına kulaklarınızı tıkamayın ve Aleviliği asimile eden çabalardan vazgeçin. Seçim bölgenizde Madımak müze olsun projesine destek verin.Aleviliğin tanımlanmasını da lütfen Alevilere bırakın. kaynak Abdullalatif Şener´in Aleviliği Konu nuvekolik tarafından (03.10.07 saat 01:50 ) değiştirilmiştir.. Sebep: kaynak eklendi |
| Sponsorlar |
| |