iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:09 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Siyaset » Ahmet Dursun Makaleleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 12.03.07, 00:08
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

Alıntı:
.naz ´isimli üyeden alıntı
Bilmediğm biçok şey öğrndim.. teşekkürler paylaşımın için..
Benim de hala bilmediğim çok şey var.Hep te olacak.ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Demiş Eflatun,
Ne de güzel demiş.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 12.03.07, 00:16
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cesaret ve Cehalet

Bir Hint masalina göre, fare vardir. Büyücünün biri fareye acir ve onu birkediye dönüstürür.Fare,kedi olmaktan son derece mutlu olacagi yerde bukez de köpektenkorkmaya baslar.
Büyücü bu kez onu bir kaplan a dönüstürür.Kaplan olan fare,sevinecegi yerde avci dan korkmaya baslar.Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsin farenin korkusunu yenmesine imkan yoktur. Onu eskihaline dönüştürür,Ve der ki;
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin.Sende sadece bir farenin yüregi var.Oyüzden ben sana yardım edemem.
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor:
"İnsanlarin çogu kaybetmekten korktugu için sevmekten korkuyor..
Düsünmekten korkuyor;sorumluluk getirecegi için Konusmaktan korkuyor; eleştirilmekten korkttuğu için...
Yaşlanmaktan korkuyor,gençligin kiymetini bilmedigiiçin.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir sey vermedigiiçin.Ve ölmekten korkuyor,aslinda yasamayi bilmedigi için."

işte korkularımızı yenmeyi bilmedikçe ve cesaretimizi sergilemedik çe esaretten kurtulamayız.Ancak cesaretin de ne şekilde tezahür etmesi gerektiğini çok iyi ölçümlemeliyiz.Aksi halde gereksizce gösterime sunulan cesaret te şiddete yönelir.Demek ki cesaret sergilerken unutulmaması gereken unsurlarda var elbet.
Bunların başında medeni olmak,insan hakve özgürlüklerine saygılı olmak,azınlık olduğu için dikkate değer olmadığını sanmamak,haklı olduğunu bildiğinde ona haklı olduğunu ve kendinin yanıldığını kabul etmeyi bilmek,Özür dilemeyi bilmek,vs...gibi ulvi değerlerden uzak olmamak en başta gelen vasıflar olmaktadır.Aksi halde cesaret sadece tek başına kalırsa cehalet ten kaynaklanır bir durum arzetmekten öteye gidemez.Yani vasıfsız cesaret diyebileceğimiz bir durum arz eder.

Umarım ki hem ulvi değerler taşıyan, hemde küstah olmayan bir cesaret hepimizde mevcut olur.Bence buna bir ism verilmesi gerekirse en uygun isim sanırım ki MEDENİ CESARET olmalıdır.
ahmet dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
  #13  
Alt 15.03.07, 14:30
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

ATATÜRK'ÜN TANIMLAMASIYLA "BİR FESAT ve İHANET ODAĞI" OLAN FENER RUM PATRİKLİĞİ ve ETKİNLİKLERİ
1. Ortodoksluk ve Fener Rum Patrikliği :

Hıristiyanlığın resmi devlet dini durumuna gelişi İmparator Konstantin'le başlar. Konstantin 330 yılında İstanbul'da bugün Patriklik denilen dinsel kurumu kurar. Başlangıçta ruhsal bir kurum olarak kurulan Patrikliğin konumu, İ.S. 451 yılında Kadıköy semtinde toplanmış olan Konsey'in de aldığı karar çerçevesinde, Roma'ya eşit sayılmıştır. Konsey'in benimsediği 20 numaralı yasayla Patriklik, yalnızca ruhsal öderlik değil aynı zamanda hükümet etme yetkisini de almıştır. Patriklik, O günden beri bölge siyasetinde her zaman etkin bir kurum olarak Osmanlı'dan bu yana 5. kol etkinliğinin en önemli oyuncularından biri olmuştur.

Beşinci kol etkinliği bir ülkenin içinde o ülkenin kimi seçilmiş ve özel amaçlarla yetiştirilmiş yurttaşlarınca yönlendirilen bozgunculuk etkinlikleridir.

Patriklik, Doğu (Yeni Roma) Kilisesi'nin temsilcisidir. 1054 yılında Batı (Roma) Kilisesi'yle İsa'nın Hıristiyanlıktaki konumu üzerine dönen ve 585 Toledo Konseyi'nden bu yana süren tartışılar sonucunda birbirlerine girerler. Roma Piskoposu (PAPA) Konstantinopolis Patriği'ni aforoz eder. Kendilerini Katolik (Evrensel) gören Roma'yla kendilerini tek ve gerçek Hıristiyan gören Ortodoks Doğu Kiliseleri birbirinden koparlar. İstanbul'daki Rumlar arasında bütün güç, Fener Rum Patrikliği ve kendilerini "Bizans'ın varisi" olarak gören Fenerlilerin elindeydi.

19. yüzyılın başında birer Türk düşmanlığı kurumu olan Rum okulları, yalnızca İstanbul'un değil Küçük Asya'nın da (Anadolu) bütün illerine yayılmıştı. Tümüyle Rum din adamlarının elinde olan bu eğitim kurumlarında, gençlere eski Yunan uygarlığı, yaşayış ve kültürü öğretilirdi. Denetimden uzak bu okullarda Rumlar ve öbür Hıristiyanlar özgürlük ve bağımsızlık için bilenirlerdi.

Avrupa'yla çok erken bağlantı kuran ve çocuklarının eğitimlerini Avrupa'nın çeşitli kentlerinde, özellikle de Fransa'daki kentlerde, almasını sağlayan Fenerli Rumlar çok çeşitli alanlarda kendilerini eğittiler. Yavaş yavaş ülke yönetimine sızarak sonunda ülkenin dolaylı yöneticileri oldular. Divan-ı Hümayun, Derya tercümanlıkları, Başkatiplik ve Kapı Kethüdalığı, Eflak ve Boğdan Voyvodalıkları onlara verilmeye başlandı. Öyle bir zaman geldi ki Osmanlı Dışişleri tümüyle Fenerli Rumların eline geçti. Rumlar bir yandan bağımsızlık mücadelesinde Avrupa ve Hıristiyan dünyasını arkalarına almak isterken öbür yandan Hıristiyan dünyası, özellikle de Rusya, Fransa ve İngiltere, Rumları bir dayanak noktası olarak kullanarak Osmanlı üzerindeki umunçlarını (emellerini) gerçekleştirmek istiyorlardı. Nitekim 1774 Kaynarca Antlaşması'nda Rusların isteyip aldığı haklardan biri, Osmanlı Devleti'nin Hıristiyan uyruğunu korumak hakkıdır. Rusya günümüzde halen Ermenistan, Ukrayna, Moldavya, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan ve Kıbrıs'ı da içine alan Ortodoks devletleri kuşağının önderliğine oynamaktadır.

Napolyon da Doğu Akdeniz'e yerleşerek Mısır üzerinden Hindistan'a ulaşmak için Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasını istiyordu. Napolyon'un Avrupa'da krallık yönetimine karşı giriştiği etkinlikleri İngiltere, Avusturya ve Rusya'nın çıkarlarına ters düştüğü için bu devletler, her türlü ihtilal ve isyan girişimlerine karşı çıkmışlardır. Bu durum, Rum isyanları 25 yıl kadar sekteye uğramıştır. Rumlar bu dönemde gemiciliğe, tecime (ticarete) ve okullar açmaya daha çok önem vererek bu etkinlikleri aracılığıyla Etniki Eterya ve onun etkili mücadelesini doğuracak ortamı hazırlayacaklardır.

Fener Rum Patrikliğinin açtığı okullardan birisi olan İkonomos Akademisi'nin 1884 yılı ders izlencesinde (programında) şunlar yer alıyordu :

1) Türkler ezeli bir düşman olarak Rumlara tanıtılacaktır.

2) Türklerin en küçük hataları büyütülerek Avrupa'ya duyurulacak ve uygar dünya Türklere düşman edilecektir.

3) Türkler ekonomik bakımdan çökertilecektir. Bu amaçla varsıl Türkler, sakat tecim (ticaret) yollarına götürülecek, onlara yüksek faizli krediler açılacak, ağır koşullarla rehin kabul edilecektir.

4) Türklerin ahlak, ulusluk, din ve gelenekleri yozlaştırılacaktır. Bu amaçla onlara sövgüler öğretilecek ve bunların Türkler arasında yayılmasına çalışılacaktır. Türkler zinaya ve öbür ahlaksızlıklara teşvik edilecektir. Türk gençleri arasında kabadayılık ruhu aşılanacak gençler arasındaki sevgi ve saygı bağlılıkları kırılarak aralarına ikilik sokulacaktır. Argoya benzer bir sövgü dili Türkler arasında yayılarak ulusal dil ve duyguları bozulacaktır. Varsıl Rum tecimci (tüccar) ve esnafı Türk hocalara bol armağan ve veresiye vererek onları elde edecektir. Hocalar içkiye alıştırılarak her türlü uydurma inanışlarla onların dinsel inançları saptırılacaktır. Onlara yalan yanlış olaylar anlatılıp Türk halkıyla hocaların arası açılacaktır.

5) Türk egemenliği baltalanacaktır. Bu iş yavaş yavaş geliştirilip Bizans yeniden kurulacaktır.

6) Türk halkı arasında sürekli olarak anlaşmazlık tohumları ekilecektir. Ayaklanmalar düzenlenip zamanında aradan çekilerek Türkler arasında kardeş kanı akıtılacaktır. Komiteler kurulup Türk köyleri basılacaktır.

7) Bir savaş sırasında Türk halkını sefilliğe götürecek her türlü yola başvurulacaktır. Türk topraklarındaki en önemli besin maddeleri, halkın elinden hızla ve gizlice toplanıp adalara gönderilip buradan komşu ülkelere satılacaktır. Rum tecimcilerin (tüccarların) uğradığı zarar ulusal bankalarca ödenecektir.

8) Doktor ve eczacı Rumlar, özellikle kimsesiz Türk hastaları gizlice zehirleyip öldürecek; kör, sağır, sakat edecek ya da saf dışı bırakmaya çalışacaktır.

9) Türk çiftçisi ağır faizlerle toprağından yoksun bırakılacaktır. Borçların kolayca çoğalması sağlanacak; böylece Türkler, ellerindeki toprakları Rum tecimcilere (tüccarlara) satmak zorunda kalacaktır.

10) Yüksek rütbeli devlet memurları rüşvet, ziyafet ve üstelik kadın ikramları ile Etniki Eterya'nın buyruğuna alınacaktır. Ancak bu işler, tümüyle okuldan yetişmiş Papazların ve okulun atayacağı kişilerin vereceği direktiflere göre uygulanacaktır.

11) Fırsat bulundukça, özellikle resmi binalarda, yangın çıkarılacaktır. Kaza süsü verilmiş ölümlü olaylar yaratılacaktır. Savaş gemilerinde yangın çıkarılacak bunlara çeşitli zararlar verilecektir.

12) Rumlar, bir ileri karakol ve gözetleme yeri olan Manastırlardaki istekleri hemen yapacaktır. Verecekleri mektupları kendi işlerinden önce yerine götürüp teslim edeceklerdir.

13) Rum ustalarının hiçbiri kesinlikle Türk çırak kullanmayacaktır. Politik düşüncelerle bir Türk çırak almak gerekirse Rum usta, Türk çırağı bir hizmetçi gibi kullanacaktır.

14) Bütün bu kurallar gizlice uygulanacak, kurallara uymayanlar hemen aforoz edilecektir. Kurallara uymayan Rumlar, Rum toplumu arasından kovulacaktır.

19. yüzyıldan itibaren Türkiye'ye yoğun olarak girmeye başlayan Avrupa sanayicileri, Osmanlı İmparatorluğu'nda doğal olarak ilkin Müslüman olmayan uyrukla tecimsel (ticari) ilişkilere giriyordu. Avrupa burjuvazisinin sermayesiyle birlikte 1789 Fransız ihtilali sonrası Avrupa'da gelişen milliyetçilik duyguları bu uyruğu etkiledi. Bu ideoloji, Müslüman olmayanları, özellikle de imparatorluk bünyesinde Türklerden sonra ikinci kalabalık küme olan Rumları, doğrudan etkilemiştir. Ayasofya Kilisesi'ndeki resimler, Fatih Sultan Mehmet'çe (2. Mehmet) üzerine sürülen boyaların altında kendilerini nasıl korumuşlarsa Hıristiyan ve Türk olmayan uyruk da Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında öyle kalmıştı. Nitekim yıllar süren isyanlardan sonra 1830 yılında gelindiğinde İngiltere, Fransa ve Rusya'nın desteğiyle Mora ve civarında bağısız bir Yunanistan devleti kuruluyordu.

Fener Rum Patrikliğinin hayalini kurduğu Megalo İdea denilen Büyük Yunanistan hayalinin sınırları, İskender'in dolaştığı toprakları içine alacak kadar büyüktür. Kaldı ki İskender Yunan asıllı olmak şöyle dursun Yunanistan'ı baştan başa çiğneyip geçmiş bir Makedonyalıdır, aslen de Arnavuttur. Oysa ki Yunanlar tarihte bir gün bile Makedonya'ya egemen olamamışlardır. Yine aslında Yunanlılarla hiçbir ilgisi olmayan ve Doğu Roma demek olan Bizans'a bağlanmayı belirten Megalo İdea, Yunan yayılımcılığından başka bir şey değildir.

Yine aynı biçimde Rum Patrikliğine doğrudan bağlı Trabzon Metropolitliği de Karadeniz'de Pontus Devleti kurmaya çalışmaktaydı. Karadeniz'e "Pont Oksen" denilmesinden yola çıkılarak 65 yılına dek sürmüş, Pontus adında bir Rum devletinin olduğu öne sürülmektedir. Gerçekte bu devlet, Yunanlılarca değil İran Şehinşahı Birinci Dara'ca kurulmuştu. Devletin, en ünlü hükümdarı Mihridat olup "adalet güneşi" demek olan bu Farsça ad dahi bu devletin Rumlukla ilgisi olmadığının kanıtlarındandır. Ayrıca bu sözcük Roma'da bozmadır. Yani Rum, Grek demek değildir. Rum sözcüğü Doğu Roma yani Bizans halkını tanımlar.

2. 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı Sırasında Fener Rum Patrikliği :

İstanbul Fener Rum Patrikliği, Mondros Ateşkes'inden sonra İtilaf güçlerine seslenen bir bildirge yayımlayarak Türk yurdunun işgal edilmesini istemişti. Patriklik, 1 Eylül 1918'de yayımladığı bir başka bildirgeyle de Yunan ordusunun Türklere karşı başarılarını överek yerli Rumların fiilen Yunan ordusuna katılmasını buyurmuştur. Ateşkes yıllarında, Patriklik kararıyla Türk topraklarındaki Rum okullarında Türkçe okutulması yasaklanmıştır.

Venizelos'un Sözleri :

"Bana verilen ve daha sonra da bazı yansımalarıyla gerçeğe tümüyle uyduğu da saptanmış olan güvenceye göre, Memalik-i Osmaniye'deki ve Rumların oturduğu birtakım küçük, büyük kentler ve kasabalardaki kiliseler ve Rum okulları, tümüyle birer silah deposu durumuna getirilmişlerdir. Bu sonuç için o bölgede yaşayan Rumlar büyük bir cesaret ve basiret göstermişler ve Türkler'in tapınaklarına olan saygı ve yerel okullara sağladıkları dokunulmazlıktan yararlanmışlardır. İzmir'in işgaline karşılık gelen günlerde İstanbul'daki Fener Rum Patrikliğinden bir heyet gelip beni gördü. Karadeniz kıyılarında ayrı bir Rum Devleti kurmak için derhal etkinliğe geçmek kararında bulunduklarını, milis alaylarını harekete geçirmek için yalnızca Yunan subaylarını beklemekte olduklarını bana belirtti. Heyetin sahip olduğu serveti öğrenince bunun miktarı beni şaşkınlıkta bıraktı. Kendilerinin sahip olduğu altının mevcudu o anda Yunan hükümetinin sahip olduğu altın toplamından çoktu."

Atatürk'ün Sözleri :

"Bundan başka, ülkenin her yanında Hıristiyan azınlıklar gizli ya da açıktan açığa kendi özel amaçlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar. Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Kurulu illerde çeteler kurmak ve bunları yönetmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraşıyor. Yunan Kızılhaç'ı ve Resmi Göçmenler Kurulu, Mavri Mira Kurulu'nun çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Kurulu'nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor. Ermeni Patriği Zazen Efendi de Mavri Mira Kurulu'yla birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında örgütlenmiş olan ve İstanbul'daki 4 merkeze bağlı bulunan Pontus Derneği hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor." (Söylev, Samsun'a Çıktığım Günkü Genel Durum ve Görünüm)

Söylev'in belgeler bölümünde de bu heyetin doğrudan Venizelos'tan buyruk aldığı ve heyetin başının Patrik vekili Droteos olduğu, İstanbul Patrikliğinin ve Yunan Konsolosluğu'nun silah deposu durumuna getirildiği anlatılmaktadır.

Lozan : Lozan'da, İngiliz diplomatı Lord Gürzon'un ısrarlarıyla, "Ruhsal alanda etkinlik göstermesi koşuluyla" Patrikliğin İstanbul'da kalmasına yoksa Fener Rum Aynoroz Adası'na aktarılmasına karar veriliyordu.

3. Cumhuriyet Sonrası Fener Rum Patrikliği :

Büyük Yunanistan hayalinin ifadeleri olan, Megolo İdea ve Enosis İstanbul, Kıbrıs ve Ege'yi kapsar.

Yunanistan Kültür Bakanı Melina Merküri'nin 1982 yılında dağıttığı harita İmren Aykut'un 2000 yılında yayımladığı harita

Yunanistan'ın Türkiye'ye yönelik politika ve stratejilerini, özellikle 2000 yılından sonra, çok yönlü olarak ele almak gerekir. Yunan devlet adamları ile basını, Megalo İdea'ya yeni bir yorum getirerek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle çok daha kapsamlı bir ortak savunma anlayışı geliştirmişlerdir. Rusya, Bulgaristan Suriye, İran Ermenistan ve Arnavutluk'la askeri işbirliği antlaşmaları imzalamışlar ayrıca Balkanlarda Sırplar ve Rusya'yla "Ortodoks ittifakı" oluşturmuşlardır. PKK (Kadek-Kongra-Gel) terörüne özellikle ve yoğun destek vermişlerdir. Bütün bunların yanında Kıbrıs, Ege, Fener Rum Patrikliği, Heybeli Ada Ruhban Okulu ve Pontus konularını öne çıkarmışlardır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
  #14  
Alt 15.03.07, 14:32
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

Günümüzdeki Heybeliada Ruhban Okulu ve Bartelemeos'un "Ekümenik" olma isteği, bu çerçevede yok olmak üzere olan Ortodoks nüfusuna karşın Türkiye'nin egemenliğini tanınmama çabasının simgesidir. Fener Patriği için istenen "Evrensel Ekümenik Patriği" unvanı bir devletin başı ya da başkanı anlamında olduğuna göre Fener Rum Patriği kurulacak hangi devletin başına düşünülmektedir? Türkiye'yi kuşatmaya ve uluslararası sistemden soyutlamaya yönelik bu hareketin önemli bir ögesi olarak gündeme getirilen Fener Rum Patrikliği, 1990'dan beri şu dört önemli hedefi gerçekleştirmek için açıkça çalışmaktadır:

1. Ekümenik unvanını alarak, 1500-2000 kişilik bir cemaatin "Azınlık Kilisesi"nin dinsel makamı olmaktan çıkarak Vatikan benzeri bir yapılanmayla, devlet içinde devlet niteliğinde bir makam durumuna gelmek.

2. 1971 yılında kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu'nu açmak.

3. Ayasofya'nın yine kilise durumuna getirilmesi ve Ortodoks ibadetine açılması.

4. Patrik seçimlerinde, seçime katılabilmek için T.C. yurttaşı olmak zorunluluğunu kaldırtmak.

Yunanistan'da devlet başkanı konumunda askeri törenlerle karşılanan ve yine Yunanistan'ın sağladığı Bizans simgesi olan çift başlı kartal amblemi taşıyan özel bir uçakla Vatikan'a giderek Papa 2. Jean Paul'la görüşen, ABD Başkanı Clinton'ca devlet başkanlarına düzenlenen bir protokolle ağırlanıp adı New York'ta sokaklara verilen ve Amerika'da, ilk kez George Washington'a verilmiş bulunan Amerikan Kongresi Onur Madalyası'yla ödüllendirilen, bütün bu gezilerde de Türkiye'yi dünyaya şikayet ederek, "Türkiye'de ikinci sınıf yurttaş muamelesi görüyoruz." diye veryansın eden Fener Rum Patriği Bartholomeos'un 1500-2000 kişilik cemaati olan bir kilisenin başkanı olarak hafife alınamayacağı açıktır.

Aslen Yunan olan İngiltere Prensi Philip'in başkanı olduğu Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın Patmos Adası'nda düzenlenen ve Bizans ikonaları konusunda araştırı ödülü alan "Vahiy ve Çevre Sempozyumu", çevrecilik maskesi altında Venizelos gemisiyle Karadeniz'de Pontus Devleti'ni kurmak amacını güden "Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu", Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği "Hoşgörü" toplantıları gibi etkinlikler, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un gizli niyetleri ve asıl görevine ilişkin bize çok belirgin biçimde bilgi vermektedir.

a) Vahiy ve Çevre Sempozyumu (23 Eylül 1995) : Tören günü Patmos Adası, Doğu Roma ve Yunanistan bayraklarıyla donatılmıştı. Patriği Patmos Adası'na götüren Yunanistan'ın sağladığı "Aleksandros" (İskender) adlı yat, Çanakkale Boğazı'ndan çıktıktan sonra iki Yunanistan savaş gemisince karşılanmış ve törenin yapılacağı adaya dek kendisine eşlik edilmiştir. Patrik, devlet başkanı protokolüyle karşılanmış, 21 pare top atılmış, Yunan marşı çalınmış ve bir Korgeneralin eşlik ettiği askeri kıtayı teftişi sırasında, askerleri selamlarken, elindeki haçı havaya kaldırarak onları kutsamıştır. Ertesi gün, 24 Eylül 1995 sabahı bir manastırda yapılan çok gizli toplantıya yalnızca Avustralya, Amerika, Kıbrıs Rum Kesimi, Sırbistan, Orta Doğu ve Afrika'daki Ortodoks kiliselerin Patrik ve Başpiskoposları katılmışlardı. Toplantının yapıldığı bina askeri kordon altına alınmış ve hiç kimse yaklaştırılmamıştı.

b) Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu (20-28 Eylül 1997) : Sempozyum, Giritli bir armatöre ait olan Yunanistan bandıralı El. Venizelos Gemisi'nde gerçekleşmiş ve ilk durak olarak Trabzon Limanı seçilmiştir. Batum, Novorossisk, Yalta, Odessa, Köstence, Varna, İstanbul ve Selanik limanlarında da birer oturum gerçekleştirilmiştir. Sempozyum, Avrupa Birliği'nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu'nun Başkanı Jacques Santer ve Fener Rum Patriği Bartholomeos'nun himayesini sağlamıştır. Yunanistan, 35 yıl aradan sonra ilk kez Selanik'e gelen bir Fener Rum Patriği'ni devlet töreniyle karşılayarak Patrikliğin Ortodoks dünyasına yönelik projesine destek vermiştir. El. Venizelos, Adalar Denizi'nde Yunanistan karasularındayken iki Yunan savaş gemisi de gece yarısı selam durarak gemiye bir süre eşlik etmiştir. Yunanistan Cumhurbaşkanı Stefanopulos, Selanik'teki devlet töreninde "Ortodoks Kilisesi'nin günümüzün dünyevi sorunlarıyla da ilgilendiğini kanıtlıyorsunuz..." diye konuşmuştur. Sempozyuma katılanlar, 28 Eylül 1997 günü öğleden sonra saat 14'te, Selanik'te Doğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş olan Ayios Dimitrios Kilisesi'nde yapılan dinsel törene de katılmışlardır. Patrik Bartholomeos'nun yönettiği dinsel törende Selanik Kilisesi'nin Başpapazı Hz. İsa'nın tutsak İstanbul'u Türk işgalcilerin ellerinden kurtarması için dua ederek Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olan İstanbul'daki Patriklikte gerçekleştirilemeyen bu törenin Doğu Roma İmparatorluğu'nun ikinci başkenti olan Selanik'te yapılmasının büyük anlam taşıdığını belirtmiştir. Bartholomeos dinsel töreni, üzerinde çift başlı Doğu Roma kartalı bulunan altın kaplamalı bir tahttan yönetmiştir. Patriğin ayakları altına serilen halılar da çift başlı Doğu Roma kartalıyla bezenmiştir. Patriğin tahtının iki yanında bulunan yine üzerinde Doğu Roma İmparatorluğu'nun simgeleriyle süslenmiş daha gösterişsiz tahtlardaysa Bulgaristan, Sırbistan ve öbür kimi Balkan ülkelerinin Başpapazları oturmaktaydı. Kilisede yaratılan görüntü, Ortodoks Doğu Roma İmparatorluğu ve ona bağlı Balkan ülkelerindeki eyaletlerinin başında bulunan kilise temsilcilerinin bir araya gelişleri biçimindeydi.

1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonu'nda bir seminer düzenlenmiştir. Seminerin konularından biri, İstanbul'un Fatih'teki Zeyrek Camisi'nin "Paramikariteros" durumuna getirilmesiydi. Seminerde görüşülen bir başka konuysa Bizans Hipodromu'nun ortaya çıkarılması için Sultanahmet Camisi'nin yıkılmasını isteyen Harward Üniversitesi öğretim görevlisi aslen bir Rus Ortodoks olan Jhor Sevçenko'nun önerisiydi.

1999 yılında da Silivri Belediyesi, "Belki turizme katkısı olur." Diye, Yunan ayrılıkçı hareketinin ilk tasarlayıcı ve başlatıcısı olan Aziz Nektorios'un Silivri'de şu an boş bir arsadan ibaret olan evinin aslına uygun biçimde inşa etmeye çalışıyordu.

2001 yılında Ayasofya'nın Ortodoks ibadetine açılması AB katında resmen istendi. Merkezi İsviçre'de bulunan Süryani topluluğu Türkiye'den resmen toprak isteminde bulundu (Ekim 2001) benzer bir iddia da 1999 yılında Ermenistan'dan geldi.

Yahudilerin İ.S. 66 yılında yitirdikleri İsrail'deki topraklarını alacaklarını da kimse ummuyordu. Yahudiler tam 1.880 yıl topraksız, yurtsuz ve devletsiz yaşadılar. Ancak 18. yüzyıldan sonra İsrail kuruldu. Yahudiler Tevrat'ta belirtilen toprakların bir kısmını aldılar ve devlet kurdular. İşte Hıristiyan dünyasının Türkiye üzerindeki umunçlarını (emellerini) kışkırtan neden budur. Son 50 yıldır soğuk savaş nedeniyle bastırılan bu istekler, bugün büyük bir hız ve türlü yollarla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Kurulan ev kiliselerinin sayısı onbinleri bulmuştur. Birtakım kişiler bu topraklarda bir "Pontus Devleti", başkenti İstanbul olan bir "Marmara Devleti"nin kurulması için çok etkin biçimde çalışmaktadırlar. Patriklik İstanbul'da yaşayan yoksul Rumlara ayda adam başı 200 dolar yardım yapmakta ve bu yardımlardan yaklaşık 600 Rum yararlanmaktadır.

Clinton'un Mektubu : Clinton bu mektubu yazmadan önce, Kanada ve ABD Ortodoks Kilisleri'nin başı ve Özal'ın yakın dostu Metropolit Yokavas'la görüşmüştür. Mektupta bu tür yazışmalarda geleneksel olduğu üzere Fener Rum Patrikliği değil tam tersine "Church Of Greece" yani Yunanistan Kilisesi kullanılmıştır.

"Bulunduğu konum nedeniyle Türkiye, uluslararası komşuluk açısından karşıt bir bölgededir. ABD, Türkiye'yle ilişkilerini ikili olarak ve NATO aracılığıyla sürdürecektir. Bu bölgedeki gerilimi en aza indirmek için, Yunanistan dahil, Türkiye'nin bütün komşularıyla birlikte çalışması, Türkiye'nin yarına olacaktır. Yunanistan'la olan ilişkilerinizdeki en son gerilimi azaltmak üzere hükümetinizce kimi simgesel adımlar atılabilir. Bu konuda şu anda kimi gelişmeler kaydedilmesinin denenmesi gerektiği kanısındayım. Bu simgesel adımlardan biri, İstanbul'daki Yunan Kilisesi (Fener Rum Patrikliği) olabilir ve bu kurumun işlerlik kazanması konusundaki kimi zor koşulları kolaylaştırmanın yollarını göz önünde bulunduracağınızı umuyorum."

Rum isyanı sürerken Patrik Grigoryos'un Mora'da Etniki Eterya'nın ileri gelenlerinden Petro'ya gönderdiği mektubun ele geçirilmesiyle hainliğinin anlaşılması üzerine 22 Nisan 1821'de Patrikliğin orta kapısında idam edilmiştir. Bu kapı o günden bugüne yas işareti olarak hiç açılmamıştır ve adı "Kin Kapısı" dır.

Fener Patrikleri, T.C. yasaları çerçevesinde yerel yönetim açısından Fatih Savcılığı'na ve İstanbul Valiliği'ne bağlıdır. Çoğu cemaatsiz 18 metropolitçe seçilen Patrik, bu makama getirildiğinin onayını validen alır.

Yunanistan kendi dini içindeki mezheplere dahi en ufak hoşgörü göstermemektedir. Yunanistan'da yalnızca Yunan Doğu Ortodoks Kilisesi'nin yayımladığı İncil'in okunması ve okutulması serbest bırakılmıştır. Öbür İnciller, örneğin Katolik İncili'nin okutulması, toplu yerlerde okunması üstelik kimi durumlarda bulundurulması dahi suçtur. Dinsel propaganda ve protesti (dinden döndürme) kanıtı olarak yorumlanabilir ve eylemi yapanlar hapisle cezalandırılır.

Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nde ikinci bir Vatikan'a kesinlikle izin verilemez. Bizim yapılanmamızdaki konumu Müftü düzeyinde olan Rum Patriği'nin başka ülkelerde devlet töreniyle karşılanıyor olması hafife alınacak bir durum da değildir.

4. Türk Ortodoksları :

Türk Ortodoksları'ysa ellerindeki taşınmazları bir türlü değerlendirememekte ve Vakıflar Başmüdürlüğü'yle bürokratik bir mücadeleyi sürdürmektedirler. Geçmişte Türk Ortodoks Patrikliğine ait olan kimi taşınmazlar Hazine ve Vakıflar arasında paylaşıldığından bunların gelirlerinden bu kurumlar yararlanmakta, giderleriniyse Türk Ortodoksları karşılamaktadır. Türk Ortodoks Kilisesi, Rum Fener Patrikliğinin bölücü etkinliklerine kesinlikle karşıdır.

5. Heybeliada Ruhban Okulu :

Heybeliada Ruhban Okulu'nun ve özellikle de bu okulun Teoloji Bölümü'nün açılmamasının hukuksal dayanakları şunlardır:



· Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı sonrasında 1924 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'nın azınlıklara ayrıcalık değil yalnızca Müslüman Türk halka tanınan eşit davranım görme hakkı tanıması ve bu durumun Anayasa'daki eşitlik ilkesine uygun olması,

· 403 sayılı Öğretim Birliği Yasası'nın (Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun) Türkiye'de dinsel öğretimi cemaatlerden ve özel kişilerden alıp devlet görevi olarak Milli Eğitim Bakanlığına vermesi,

· T.C. Anayasası'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olarak nitelenmiş bulunması; bunun gereği olarak da dinsel öğretim yapan özel okul açmanın ve yönetmenin yasak olması. Özel Okullar Yönetmeliği'nde, "Bir özel okula alınabilecek yabancı uyruklu öğrenci sayısı, okulda okuyan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı öğrencilerin yüzde 20'sini aşmamak kaydıyla Milli Eğitim Bakanlığı'nca belirlenir." hükmünün bulunması,

· 625 sayılı yasanın 3. maddesinin 3. paragrafında, 'Askeri okullar, dinsel eğitim ve öğretim yapan özel öğretim kurumları ile güvenlik örgütüne bağlı okulların aynı ya da benzeri özel öğretim kurumu açılamaz.' hükmünün var olması,

· Anayasanın 130. maddesindeki "Yasada gösterilen yöntem ve esaslara göre kazanç amacına yönelik olmamak koşuluyla vakıflarca devletin gözetim ve denetimine bağlı yüksek öğretim kurumları kurulabilir." hükmüne göre Patriklik bir vakıf kimliğinde olmadığı için Patrikliğe bağlı bir özel yüksek öğretim kurumu açılmasının da olanaklı olmaması,

· Anayasa'nın 24. maddesinde "Din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Kimse devletin toplumsal, ekonomik, siyasal ya da hukuksal temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma ya da siyasal ya da kişisel çıkar ya da etki sağlamak amacıyla her ne biçimde olursa olsun dini ya da din duygularını ya da dince kutsal sayılanları sömüremez ve kötüye kullanamaz." hükmünün bulunması,

· Lozan Antlaşması'nda ve öteki uluslararası sözleşmelerde azınlıklar için ayrıcalıklar değil yurttaşlarla eşit haklar tanınmıştır. Din görevlilerinin özel okullarda değil devlet okullarında yetiştirilmesi, Anayasa, Anayasa Mahkemesi kararı, Yüksek Öğretim Kurumları Yasası ve Milli Eğitim Temel Yasası'yla düzenlenmiş devlet politikasıdır. Bu nedenle azınlıklara verilecek bir hak yurttaşlar arasında azınlıklar lehine bir eşitsizliğe neden olur. T.C. Devleti, din görevlilerini bir devlet okulu olan İmam-Hatip Okulları ve devlet üniversiteleri bünyesindeki İlahiyat Fakülteleri'nde yetiştirmektedir. Eğitim-öğretim etkinlikleri, devletin denetimi ve gözetimi altında yapılmaktadır. Hiçbir cemaat ya da kesime bu konuda ayrıcalık tanınmamıştır.

Heybeliada Ruhban Okulu 1971 yılında 'Özel Yüksekokulları Kapatan Yasa'nın yürürlüğe girmesiyle kapanmıştır. Bu yasa çıkartılırken ve Anayasa Mahkemesi'nin 625 Sayılı Özel Öğretim Yasası'nın kimi maddeleri iptal edilirken hiçbir biçimde Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapatılması amaçlanmamıştır. Yapılan düzenlemelerle, özel üniversitelerin açılmasına 'devlet denetiminde olmak' koşuluyla izin verilmiştir. Ancak Patriklik, bu koşulu kabul etmeye yanaşmadığı için Heybeliada'daki okul açılamamıştır. Patriğin "Kendi din adamlarımızı eğitme hakkından yoksunuz." savı kötü niyetlidir. Patriğin, yalnızca dinsel eğitim vermesi gereken bir kurumun, devletin denetimi altında etkinlik göstermesini kabul etmemesinin nedenleri bellidir. Ulusal mücadele dönemindeki ataları gibi, Patrik Athenegoras, Metropolit Emilyanos, Makarios gibi Türkiye karşıtı etkinlik gösteren militan Papazların hep Heybeliada Ruhban Okulu'ndan mezun oldukları bilinmektedir. Bununla birlikte Patriğin ve kendisine bağlı 12 metropolitin T.C. yurttaşı olmaları koşulunun da (ki bu koşul Lozan Antlaşması'nın ilgili maddeleri gereğidir) kaldırılması isteği göz önüne alınırsa durum daha da belirginleşmektedir.
Sonuç ile Öneri :
1) Fener'deki Patriklik, yasaklanmış olmasına karşın siyasal etkinliklerini din maskesi altında sürdürmektedir.
2) Patrikliğin, siyasal etkinlikleriyle Türkiye'yi bölmeye yönelik ittifakın içinde olduğu pek çok kez kanıtlanmıştır.
3) Patrikliğin etkinlikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en temel ilkesi olan laikliğe tümüyle karşıdır.
4) AB kapsamında bu tür konular da sıkça gündeme gelmekte ve Türkiye'nin devleti ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü ilkesi aleyhine kararlar alarak Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmeliklerde değişiklikler yapması beklenmektedir. Hangi beklentiyle olursa olsun bu tür girişimlerde bulunanlar haindir. Ruhban okulunu açmaya yeltenmek de açık bir ihanettir.

Patriklik, Lozan Antlaşması hükümlerindeki esnekliğe dayanılarak Türkiye'den çıkarılıp Aynoroz Adası'na taşındırılmalıdır. Bu bölücü çalışmalara daha çok göz yumulamaz.
Ayrıca SÜRGÜNDEKİ ORTODOKS TÜRKLER yazısı için bakınız...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/966114/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
  #15  
Alt 15.03.07, 14:36
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

PADISAH'TAN ATATURK'E OLUM FERMANI ! ATATÜRK İLE ARKADAŞLARI HAKKINDA PADİŞAHÇA VERİLEN ÖLÜM FERMANI
Dosya Tasnifi
Harbiye-Divan-ı Harp
DOSYA No : 70
Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye Dairesi Şubesi
Nüsha : 705

PADİŞAH BUYRUĞU
Mehmet Vahidüddin
"Kuva-yı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşingtın (Washington) elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzere, Mülkiye Ceza Yasası'nın kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla yasa hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre yönetilmesine ilişkin İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere onaylanmıştır.
Bu Padişah Buyruğu'nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.
24 Mayıs 1336 (1920)
Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili DAMAT FERİT

PADİŞAHIN ÖLÜM FERMANININ ÖZGÜN METNİ

SEYHULISLAM DA OLUM FETVASINDA BULUNMUSTU!
ŞEYHÜLİSLAM'IN ÖLÜM; ANKARA MÜFTÜSÜ'NÜN KARŞI FETVASI
ŞEYHÜLİSLAM'IN ÖLÜM FETVASI


Sultan Vahidettin'in bir "Hatt-ı Hümayun"u ve hükümetin bir bildirisiyle birlikte 5 Nisan 1920 günü yayımlanıp Anadolu'da da İngiliz uçaklarıyla dağıtılan ve Şeyhülislâm'ın imzasını taşıyan "Fetvây-i Şerife" aynen şöyledir:

"Dünya nizamının sebebi olan İslam halifesi (Yüce Allah onun hilafetini kıyamet gününe kadar sürdürsün hazretlerinin idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde bazı şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek padişahın sadık tebasını hileler ve tevrizler ile kandırmaya ve yoldan çıkarmaya, padişahın yüksek emirleri olmadan ahaliden asker toplamaya kalkışıp görünüşte askerî iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve padişahın emirlerine aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Tanrı'nın kullarına zulmedegelmeye ve suçlar işlemeye, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, padişahın sadık tebalarından nice masum kimseleri katl ve masum kanlarını döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına azil ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek suretiyle imama (padişaha) itaatten dışarı düşmekle, "Devleti Aliyye"nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye sevke sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile avaneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkiya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup "Fe-katilü elleti tebga hatta tefaa ila emerillah" ayeti kerimesi gereğince katleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşrû ve farz olunur mu? Beyan buyrula.
Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olur.

Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların adil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahidettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlere koşup adı geçen eşkıya ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyrula.
Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olur.

Bu suretle Halife Hazretleri tarafından adı geçen eşkiya ile çarpışmak için tayin olunan askerler çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse büyük günaha girip ve asi olup, dünyada şiddetle cezaya ve ahirete acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olurlar.

Bu suretle halifenin askerlerinden olup da eşkiyayı katledenler gazi ve eşkıya tarafından katlonulanlar şehit ve şefaata nail olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olurlar.

Bu suretle eşkıya ile muharebe hakkında çıkarılmış olan padişahın emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar asi ve şer'en cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olurlar."
Dûrrî Zâde Es - Seyyid Abdullah

ANKARA MÜFTÜSÜ RİFAT BÖREKÇİ'NİN KARŞI FETVASI

İstanbul, yukarıdaki fetvayı çeşitli yollardan Anadolu'nun her yerine dağıtmaya, Ankara da bunu önlemeye çalışıyordu. Silaha, aynı silahla karşılık vermek gerektiğinden, başta Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi olduğu halde, 153 müftünün imzasını taşıyan, şu karşı fetva hazırlanıp yayıldı :

"Dünyanın nizamının sebebi olan İslam Halifesi Hazretlerinin Halifelik makamı ve Saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emirinin (Padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek İslam askerleri silahlarından uzaklaştırıp bazıları haksız olarak katl ve Hilafet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkamlar, kale ve diğer harp vasıtaları zapt edilmiş, resmi işleri görmeye ve İslam askerlerini teçhize memur olan Babıali ve Harbiye Nezareti'ne el konularak, Halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilan ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz kanunlarını tatbike, muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle Halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecavüz edilerek gayri müslim teba ile birleşip İslamları katliam ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecavüz ve İslamın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarından açıklandığı veçhile hareket ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarf etmek bütün iman sahiplerine farz olur mu? Beyan buyrula.

Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olur.

Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasp edilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecavüze maruz kaldığı zikredilen memleketleri düşmandan temizlemek için mücadele eden ve savaşan İslam halkı şeriatça eşkıya olurlar mı? Beyan buyrula.

Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olmazlar.

Bu suretle düşmanlara karşı açılan savaşta ölenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.

Cevabı budur : Hakikati Allah bilir ki, olurlar.

Bu suretle savaşan ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı düşman tarafını tutarak İslamlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur: Hakikati Allah bilir ki, olurlar.

Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar İslam halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula.

Cevabı budur: Hakikati Allah bilir ki, olmaz."

Ankara Müftüsü Rifat Efendi (Börekçi)
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
  #16  
Alt 15.03.07, 14:39
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

Ataya Dış Kaynaklı Suikast
Ankara'daki Ingiliz Büyükelçisi Sir Percy Loraine ertesi gün, yine özel ve gizli bir sifre telgrafla karsilik verdi:" Atatürk'ün zihni ve fiziki durumunda bir gerileme oldugunu dogrulayamam".
Ayrica Büyükelçi, Fransiz raporunun bu kadar karanlik olmasinin arkasinda Hatay olabilecegini, bu konunun Atatürk'ün en hassas konusu oldugunu ve Türkiye'nin Atatürk'ü bu konuda sonuna kadar destekleyecegine emin oldugunu ekledi.
Atatürk'ün sagligi konusunda 1937 yili sonunda Paris -Londra -Ankara arasindaki gizli yazismalar bir hafta kadar sürdü.
1938 yilinin ilk günlerinde kesildi. Bu arada sadece Türk makamlarinin kendi aralarindaki yazismalar sürüyordu.
PARIS'TEN ILAÇLAR
4 ocak 1938 günü saat 16:45'te Ankara'dan Paris'e "acele" faks çekildi:
" Vaccin Enterococciqe Stop. 54 Reu Faubourrg Saint Honere Stop. Doktor Cuny mamülati stop.yirmibes kutunun acilen gönderilmesini saygilarimla dilerim-Süreya Anderiman."
Anderiman, Türkiye Cumhur Baskani Özel Kalem Müdürü'dür.
Telgrafi Paris Büyük Elçimiz Suat Davaz'a çekmektedir. Paris'ten acele ilaç istenmekte, hangi adresten temin edilecegi de özellikle belirtilmektedir.
Atatürk için ilaç siparisleri 1938 yilinin ilk günlerinde sürüp gider.Ayrica Vichy maden suyu da siparis edildigine bakilirsa Atatürk'ün rejim yapmaya basladigi anlasilabilir. Hükümet resmi bir açiklamada bulunmamaktadir. O halde rahatsizligi fazla ciddiye alinmamaktadir. Sadece Dis Isleri Bakani Tevfik Rüstü Aras, Ingiliz Büyük elçisi' ne Atatürk'ün soguk algiligi geçirmekte oldugunu ama hala o bilinen yogunlukta çalismalarini sürdürdügünü, ciddi bir seyi olmadigini söylemistir.

SUIKAST IÇIN INGILTERE'DEN MALI DESTEK ISTENDI
Fransa ve Ingiltere'nin Atatürk'ün sagligi ile bu kadar yakindan ilgilendigi o dönemde, Londra'da Atatürk'ün sagligini, hatta hayatini yakindan ilgilendiren bir baska gelisme olmaktadir. Atatürk'e Subat 1938'de harekete geçilmek üzere bir suikast hazirlanmistir ve bu suikastin gerçeklesmesinde harcamak üzere suikasti düzenleyenler Ingiltere'den resmen parasal destek istemektedir.

SUIKASTI PLANLAYAN PRENS SAMI
Suikasti Hazirlayan Abdülaziz'in yegeni Prens Sami'dir, Ingilizlere resmen müracaat eden de üç yildir Londra'da oturmakta olan ve bu tür temaslarda "Tam yetkili " kilinmis olan oglu prens Bahattin Sami'dir. Suikasti gerçeklestirecek olanlar ise Türkiye'dedirler.
Prens Bahattin Sami Ingilizlere sunu söylemektedir:
"Cumhuriyet rejimi varligini Atatürk'e borçludur ama, bu rejim gelenekçi bir yapiya sahip olan Türk halkinin özüne aykiridir.
O yüzden bu rejim yerlesmemistir, yerlesemez. Atatürk ölürse, rejim de yikilacaktir. Nasil olsa saltanat tekrar kurulacaktir.
O zaman da tahta Ingiltere yanlisi olan ve tahtin varisi konumunda bulunan babasi Prens Sami geçecektir, ya da Almanya yanlisi olan son halife Abdulmecid tahta çikacaktir. Yaklasmakta oldugu kesin olan 2. Dünya savasinda Almanya ve Ingiltere'nin 1. Dünya Savasinda oldugu gibi "karsi cephelerde" savasa girecegi belli olduguna göre Türkiye'nin tutacagi taraf çok önemlidir. Eger tahta Almanya yanlisi bir padisah geçmesi istenmiyorsa, Ingiltere mutlaka Prens (Sehzade) Sami'yi desteklemeli ve ihtiyaç olan 100.000 Ingiliz lirasini vermelidir."
Belki sasilacaktir ama, Türk Istihbarat Teskilati'nin bu gelismeden haberi vardir. Zaten öyle olmasa Atatürk'ü yasami süresince 13 kez suikast tesebbüsünden kurtarmak mümkün olmazdi.
ILK RESMI HASTALIK DUYURUSU
Prens Bahattin Sami, görüslerini yazili bir proje halinde Ingiltere Dis Isleri Bakanligi'na 4 Nisan 1938 günü sunmustur. Zira bu arada Türk Hükümeti 30 Mart 1938 aksami, Anadolu Ajansi araciligiyla, Atatürk'ün kuvvetli bir grip geçirdigini, durumu önemli olmadigi halde, konsültasyon için Fransa'dan Prof.Fiessinger'in davet edildigini, kendisine sadece bir buçuk ay istirahat tavsiye edildigini, resmi bildiri olarak yayimlamis bulunmaktadir. Bu, Atatürk'ün hastaligi ile ilgili ilk resmi duyurudur.
Bu resmi duyuru yapilir yapilmaz Osmanli saltanatçilari yeniden umuda kapilmislar ve hatta harekete geçerek projelerini Ingiltere'ye sunmuslardir bile.
TÜRKIYE'DEN GÖRÜNÜM
Bu projenin ayrintisina geçmeden önce, bu olayin bes ay öncesine dönüp konunun birde Türkiye'den görüntüsüne bakalim.
Türkiye'nin Londra Büyükelçiligi Baskatibi Hikmet Anli
1 Kasim 1937 günü Ingiltere Disisleri Bakanligi görevlilerinden Mr.Bowker'i ziyaret eder ve :
"Türk Hükümeti'nin aldigi bilgilere göre Osmanli Saltanatçilari son zamanlarda yikici çalismalarini hizlandirmislardir. 150'liklerden bazilarinin kurmus bulunduklari"Osmanli Hanedani'nin Ve Hilafetinin Haklarini Koruma Cemiyeti" (ligi) Türkiye'ye karsi yeniden yikici faaliyetler planlamaktadir. Cemiyet, eski Halife Abdülmecid ile siki temastadir. Ayrica Cemiyetin "Bir Yabanci Devlet" ile de iliskileri vardir. Bunlarin Ingiltere'de de ajanlari olabilecegi düsünülmektedir. Cemiyetin ileri gelenleri Prens Sevket, Rifki, Aziz, Nuri ve Gümülcineli Ismail Hakki'dir. Ingiltere Hükümeti bu cemiyetin ajanlari, teskilati ve emelleri hakkinda bilgi verebilirse Türk Hükümeti bundan memnun kalacaktir" der.
Dikkat edilirse burada Prens Sami'den v.s.bahsedilmemektedir. Bu Türk tesebbüsü Ingilizleri telaslandirir ve oldukça güç durumda birakir. Gerçekten de Ingiliz Disisleri'nin elinde bu konuda epey bilgi vardir. Saltanatçilarin bir kolu Ingiltere'ye uzanmistir. Prens Bahaeddin Sami, Londra'da faaliyette bulunanlarin basindadir. Ayrica Mr.Keith Williams ve Mr.Biddulph adlarinda iki Ingiliz de isin içindedir. Ne varki bu bilgiler Türk Hükümeti'ne verilmez türde bilgilerdir.
Ama öte yandan da "Ya Türklerin tüm bu ayrintilardan haberleri varsa?" korkusu Ingilizleri telaslandirir ve kendi aralarin da 30 sayfa kadar yazismalar yapmalarina yol açar. Sonuçta Türkiye Büyükelçiligi'ne "sadece sözlü olarak" çok kisa biriki sey söylemekle yetinilmesi uygun görülür.
Nitekim 13 Kasim 1937 günü Baskatip Hikmet Anli, bilgi almak için yeniden Ingiltere Disisleri Bakanligi'na gittiginde aldiklari bilgiler bastan savma bilgilerdir. Bu bilgilerin özeti sudur:
"Eski hanedan sülalesi Türkiye'de saltanati yeniden kurmaya çalismaktadir. Ancak bu hanedanda iki zit hizip gurubu bulunmaktadir. Birinci grup ölü sultanin (Vahdettin'in ), ikinci grup ise eski Halife'nin ( Abdulmecid'in) etrafinda kümelesmis bulunmaktadir. Ayrica bu kisiler Sultan Abdülhamid' in terekesini karsilik göstererek City'den ( Londra Borsasi'ndan) para bulmaya çalismaktadirlar. Bu bilgiler çok önemli olmadigi için Türk Hükümetine vermeye gerek görülmemistir."
TÜRK ISTIHBARATI'NIN ELINDEKI BILGILER
Evet,verilen bilgi bu kadar çok eksikti. Daha dogrusu Türk Istihbarati'nin elinde bundan daha çok bilgi vardi. Buna göre, Abdülmecid Grubu Almanya yanlisi idi ve Almanya ile iliskileri vardi. Vahdettin grubu ise Ingiliz taraftariydi ve onlarin da Ingiltere ile iliskileri vardi. Vahdettin'in ölümünden sonra bu grubun elebasisi, Sultan Aziz'in yegeni olan Prens Sami idi. Bahaeddin saltanat sirasinin simdide babasi Prens Sami'de oldugu kanisindaydi ve O'nu Osmanli tahtina çikarmak için büyük ugras veriyor, bu amaca ulasmak için Ingiliz destegini saglamaga ugrasiyordu. Ayrica Londra piyasasindan100.000 Ingiliz lirasi tutarinda para saglamak için çalisiyor, bu iste de Ingiliz sermayederlarindan Mr.Keithl Willimas kendisine yardim ediyordu.
Ingiliz makamlari bu son derecede hassas konuda Türk makamlarina fazla bilgi vermiyorlar, özellikle konuya bulasan Ingiliz sermayedarlarindan hiç söz etmiyorlardi ama kendi aralarinda istihbarat birimlerinin konuyu sorusturmasi da sürüyordu.
INGILIZ GIZLI EMNIYET RAPORU
Örnegin Ingiltere Içisleri Bakanligi 4 Aralik1937 günü kendi Disisleri Bakanligi'na uzun bir Gizli Emniyet Raporu (Special Branch Report) yollamisti. Bu rapor alti daktilo sayfasi tutmaktadir.
Özeti sudur: "Prens Sami'nin Türkiye' deki adamlari subat 1938'de harekete geçmek üzere Atatürk'e bir suikast hazirlamislardir. Bu suikast gerçeklestirilip Atatürk öldürülünce, gelip tahta geçmesi için Prens Samiye teklifte bulunmuslar, o da kabul etmistir. Bu suikastta harcanmak üzere gerekli olan 100.000 Ingiliz Lirasini Prens Bahaeddin Sami, Ingiliz borsasindan saglamaya çalismaktadir. Keith Williams adinda bir Ingiliz sermayedari bu parayi temin konusunda Prens Samiye yardimci olmaktadir".
BAKANLIKLAR ARASI BILGI YARISI!
Buna karsilik Ingiltere Disisleri bakanligi' da 13 aralik 1937 günü, kendi Içisleri Bakanligi'na, göndermis olduklari rapor için tesekkür eder ve bu defa bu tesekkür mektubunun ekine ayrica dört sayfalik bir de kendi raporunu ekler.
Yani adeta Ingiltere'de bakanliklar, Atatürk'e yönelik suikast konusunda ne kadar bilgi sahibi olduklarinin yarisi içindedirler. "Ben su kadar biliyorum!.. Iyi ama bak ben ona ek olarak sunu da biliyorum'' der gibidirler ve ne var ki bu durumlardan
Türk Hükümeti'ni haberdar etmemektedirler.
Bu arada ise bir de Ingiliz Bahriye Bakanligi Istihbarat Servisi karisir. Bu servis ise 15 Eylül 1937'den itibaren bu konuyu bilmektedir.
Bu üç Ingiliz bakanliginin birbirlerine gönderdikleri istihbarat raporlarinda bilgiler birbirlerini tamamlamaktadir. Disisleri Bakanliginin raporu ise ayrica bazi ek bilgileri içermektedir. Söyle ki;
Prens Sami, ailesinin maddi sikinti içinde oldugunu belirterek Ingiltere'den daha önceleri de para istemistir. Bu istegini kimi zaman Prens Bahaeddin Sami aracilig ile, kimi zaman da Kurtulus savasi'nin Türk zaferiyle bitmesi üzerine istifa ederek düsen Ingiliz Hükümeti'nin Basbakani ve bir numarali Türk düsmani Lord Lloyd George araciligi ile iletmistir.
Raporda belirtildigine göre bu istekler iki nedenle reddedilmistir.
1-Prens Sami'ye para verilirse, hanedanin diger üyeleri de para yardimi isteyebilirlerdi.
2- Prens Sami, geçim sikintisi bahanesiyle alacagi bu parayi, Osmanli Saltanatini diriltmek amaciyla kullanmaya kalkabilir, bu da Ingiltere'nin Türkiye ile arasinin açilmasina yol açabilirdi. Bu risk göze alinamamisti.
PRENS'IN MEKTUBU TÜMÜYLE SAÇMA
Büyükelçi Sir P. Loraine, özel ve gizli bir yaziyla verdigi cevapta söyle der:

" Atatürk'le Alman Hükümeti arasinda gizli görüsmeler yapildigina inanmiyorum. Ismet'in (Inönü) halifeligi diriltme fikri besledigine inanmiyorum. Atatürk'ten sonra ne olacagi konusunda spekülasyon yapmak bosuna olacaktir. Yerine kimin geçecegini bilmiyoruz. Ama, Atatürk'ün yarin ölecegini farzetsek bile, Türkiye politikasinin genel çerçevesinde herhangi bir degisiklik olacagini sanmam...''

Saltanatin ve hilafetin kaldirilmasinda Atatürk ile birlikte en ön safta mücadele veren Ismet Inönü'yü ve Fethi Okyar'i, sanki pisman olmuslar da simdi Halife'yi geri getirmek istiyorlarmis gibi takdim etmek, ''ibret özürlü insan manzaralari sergilemekten'' ibarettir.
Türkiye'den sürülen bir hanedanin mensubu da olsa Prens Sami bir Osmanli'dir ve elbette bir Türk'tür. Önünde tam bagimsizligini saglamis bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti örnegi varken, o hâlâ ''Atatürk ölünce Türkiye'de Abdülmecit tahta geçerse ülke Alman güdümüne girmis olacak, yada babam Prens Sami'ye yardim ederseniz o tahta geçince, elbette Ingiltere'nin yaninda yer alacak. Seçimi siz yapin...'' diyebilmekte, üstelik bu teklifini yazili olarak yapabilmektedir.
BÜYÜKELÇININ CEVABI
Ankara Büyükelçisi Sir P. Loraine, 24 Nisan'da, özel ve gizli bir yaziyla cevap verdi. "SAMIMI MÜSAHEDEM SUDUR KI, SAMI'NIN MEKTUBU TÜMÜYLE SAÇMADIR" (all bunkum) dedi. Ondan sonra kendi görüslerini söyle belirtti:
"Atatürk'le Alman Hükümeti arasindaki gizli görüsmeler yapildigina inanmiyorum. Türk Hükümeti'nin ve Atatürk'ün, halifelikle bütün iliskilerini kesmis olduklarina ve bunun (halifeligin) Türkiye'de veya baska yerde yeniden diriltmesini istemediklerine tamamiyla eminim.

Eger Almanya Abdülmecid'in geri dönmesini fiilen destekliyorsa, körü körüne bosluga dogru gidiyor demektir.
Atatürk'ten sonra ne olacagi konusunda spekülasyon yapmak bosuna olacaktir. Yerine kimin geçecegini bilmiyoruz. Ama, Atatürk'ün yarin ölecegini farzetsek bile, Türkiye politikasinin genel çerçevesinde herhangi bir degisiklik olacagini sanmam. Atatürk'ün hayatta kaldigi her geçen yilin, böyle bir degisme tehlikesini azaltacagi kanisindayim."

Ve bu olay böylece kapanir. Üstelik bir sir gibi saklanarak. Ama hiçbir sir ebediyete kadar sürmez.
Ebediyete kadar sürecek olan Atatürk Ilke ve Inkilâplarinin sirrini ise hilafet ve seriat bozuntulari zaten çözemez.
BIR IBRET VESIKASI
Aradan aylar geçti. Prens Sami Ingiltere disisleri Bakanligi'ndan bekledigi destegi göremedi, baska bir yerden de suikast için gerekli parayi bulamadi. Belki parasizlik, belki bu arada hastaligi baslayan ve bu nedenle pek köskten disariya çikmayan Atatürk'e, Subat ayi içinde planlanan suikast gerçeklesmedi. Gene de ser merkezleri bu konudaki umutlarini hiç kesmediler, firsat kollamaya devam ettiler.
Nitekim bu firsat Nisan ayinda tekrar dogdu. Zira Türkiye Cumhurbaskanligi Genel Sekreterligi 30 Mart 1938 günü Atatürk'ün hastaligini resmen açiklamisti. Hastalik haberi
1 Nisan'dan itibaren tüm Avrupa gazetelerinde de yayinlandi. Bunu gören ve Ingiltere'den umudunu kesmedigi için hala Londra'da bulunan Prens Bahaeddin Sami, vakit geçirmeden Dis Isleri Bakanligi Genel Sekreter Yardimcisi Sir Lancelot Oliphant'a kendi el yazisi ile bir mektup yolladi.
Bu mektup, her Türk'ü bugün de çok ama çok yakindan ilgilendiren bir ibret vesikasidir, çok iyi okunup üzerinde çok iyi düsünülmeli, bugünkü belli ser odaklarinin köklerinin nerelere kadar uzanabilecegi iyi anlasilmalidir. Özellikle Birinci Cumhuriyetçiler, Ikici Cumhuriyetçiler (Yani numaraci Cumhuriyetçiler), Kemalistler, Anti-Kemalistler, yabanci hayranlari, yabaci düsmanlari, kendine dinci diyenler, kendini laik sananlar, açiktan Atatürkçüler, açiktan Atatürk düsmanlari, hilafet yanlilari, Ingiltere'de Disisleri Bakanligi' nda (F.O.) 371/21934/E. 1914: Prens Bahaeddin Sami 'den Sir Lancelot Oliphant'a Gizli Yazi, Londra , 4.4..1938) basligi ile dosyalanan bu yaziyi dikkatle okumali, sonra da akli ve vicdani muhasebelerini yapmalidirlar.
Önce hiçbir yorum katmadan, asli alti sayfa tutan bu mektubun bizi yakindan ilgilendiren ve en önemli olan paragraflarini okuyalim, yorumumuzu sonra yapalim ama asil bu mektubu degerlendirerek ona göre Ingiliz politikasini yönlendirmesi beklenen Ingiliz bürokratlarinin ve devlet adamlarinin bu mektuba verdikleri yanit ve aldiklari tavri ibretle görelim. O yanit ki o gün de, bugün de hilafetten medet umanlarin yüzüne nasil bir tokat gibi inmistir, birlikte tanik olalim ve bundan ders çikaralim.
Prens, mektubun basinda Atatürk'ün nasil olsa agir hasta oldugu, yakinda ölecegi noktasindan hareket ederek ve bu teze dayali olarak Türkiye'ye saltanatin nasil olsa ve mutlaka geri gelecegini söylemekte, Almanya-Ingiltere rekabetinden hareket ederek ve bir "Alman korkusunu" körükleyerek, Ingiltere yanlisi olan babasinin bu tahta geçmesi için destek istemektedir. Bu nasil bir destek olacaktir, asagida görecegiz.
ALMANYA-INGILTERE REKABETI GIDIKLANIYOR
Prens söyle demektedir: "Bana bildirildigine göre;
1- Almanya, Türkiye'de özellikle ordu içinde propagandasini yogunlastirmistir.
2- Mustafa Kemal, bir anlasma imzalamak üzere Almanlarla gizli temaslarini sürdürmektedir.
3- Ismet Inönü zaten Basbakanlikta 2-3 ay daha kalsaydi Halife Abdülmecit'i geri getirecekti çünkü kendisi hilafetten yanadir ve Fethi Okyar ve bazi diger arkadaslari ile birlikte Türkiye'de hilafetçilik akimini desteklemektedirler ve bu nedenle eski halifeyi yeniden basa geçirmek istemektedirler.
4- Almanya ayni zamanda Panislamizm akimini kendi emelleri ugrunda kontrol edebilmek amaciyla Abdülmecit'in Türkiye'ye geri dönmesini kuvvetle desteklemektedir.
5- Mustafa Kemal'in sagligi yüzünden durum iki bakimdan naziktir ve onun ölmesi halinde Abdülmecit'in Türkiye'ye geri dönmesi kaçinilmaz görünmektedir. Bu Türkiye'nin tamamen Alman kontrolüne girmesi demek olacaktir. Bunu önlemenin çaresi bir karsi propaganda örgütü kurmaktir. Ingiliz taraftari yüksek seviyeli subaylar (ki bunlarin çogu babamin sahsi dostlaridir), yüksek memurlar arasinda ve diger çevrelerde esasen güçlü ve önemli bir unsur çok sükür vardir. Bu unsur böyle bir örgütün çekirdegi olacaktir.
6- Ingiliz taraftari üyeleri örgütlendirme isini üzerine almasi için, Türkiye içindeki ve disindaki dostlar ve özellikle geçen ay babama teklifte bulundular.
9- Bugün Türkiye'de durum söyledir:Üç siyasi gurup vardir.birincisi ve önemlisi anti-Kemalistler, diger ikisi Alman taraftarlari ve Ingiliz taraftarlaridir. Alman taraflarinin gücü anti-Kemalist duygulardan ve bizim (Ingiliz taraftarlari) partimizin hareketsizliginden ileri gelmektedir.(...)
11-eger bizim partimiz vakit geçirmeden propagandaya girisirse anti-Kemalist kesimin önemli bir kismini çabucak kendisine çekecek ve en önemli parti olacaktir.(..)
12- Mustafa Kemal'in hayatina bagli olan bugünkü rejim son bulunca ve herhangi bir kimsenin sahsinda saltanat yeniden diriltince, Türkiye tahti için artik rekabet zemini kalmayabilir. Karsilikli çikarlarimiz bakimindan ben Türkiye tahtinin Alman taraftari bir sultanin eline geçmeyecegini umarim."
Prens Sami, özetledigimiz ama ana fikrini ifade eden paragraflarina hiç dokunmadigimiz bu mektubun son paragrafinda da "mesele son derecede önemli oldugu için" yüz yüze görüsmek ve daha ayrintida tartismak üzere Sir Lancelot Oliphant 'tan randevu istemektedir.
Bu mektup Ingiltere Dis Isleri Bakanligi'ndan "resmi ve gizli" bir belge olarak kayit görür ve Gizli Belgeler dosyasina girer. Olay son derece ciddi ve düsündürücüdür. O nedenle de Türkiye konusunda uzman Ingiliz bürokratlarindan bu mektup konusundaki görüslerini yazili olarak rapor etmeleri istenir.

Saltanatin ve hilafetin kaldirilmasinda Atatürk ile birlikte en ön safta mücadele veren Ismet Inönü'yü ve Fethi Okyar'i, sanki pisman olmuslar da simdi Halife'yi geri getirmek istiyorlarmis gibi takdim etmek, ''ibret özürlü insan manzaralari sergilemekten'' ibarettir.
Türkiye'den sürülen bir hanedanin mensubu da olsa Prens Sami bir Osmanli'dir ve elbette bir Türk'tür. Önünde tam bagimsizligini saglamis bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti örnegi varken, o hâlâ ''Atatürk ölünce Türkiye'de Abdülmecit tahta geçerse ülke Alman güdümüne girmis olacak, yada babam Prens Sami'ye yardim ederseniz o tahta geçince, elbette Ingiltere'nin yaninda yer alacak. Seçimi siz yapin...'' diyebilmekte, üstelik bu teklifini yazili olarak yapabilmektedir.

__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
  #17  
Alt 15.03.07, 14:45
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

33 dereceli Mason''un itirafı, "Atatürk''ü silahla ortadan ..........
Yıl 1948, Ağustosun 1''i.

Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)''nin "Laiki foni" yani "Halkın sesi" isimli gazetesinin 685''inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:
" Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!.."

33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve "akıbeti feci şartlar altında ölüm" olan kimdir?
Bırakalım onu da kendi söylesin:

"(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara''da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke''ye hitaben, ''Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz'' demişti..

(…)
O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.
Fakat asla!
Türkiye''deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova''da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde
haykırdım:
''- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!''
İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1''inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı "Laiki Foni"nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas''ın itirafları.

Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş,, "Atatürk''ün Ölümündeki Sır Perdesi" alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan "Agoni" isimli derlemeye de alınmıştır.

Biz oradan aktarıyoruz.

Evet, Atatürk Türkiye''deki mason derneklerini, "Kökü dışarıda Yahudi uşakları" diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova''da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, "O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!" kararı alıyorlar.

Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroyas''ın kaleminden okumaya devam edelim:

"- Atatürk''ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk''ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye''de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

Localarını kapattığı için Atatürk''ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist ittifakı silahla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10''larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar:

"- Onun ölümü esrarengiz olacaktır!"

Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan''ın 1948''de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk''ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:

"- Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk''le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti…"

Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan:

"- Doktorlarımız Atatürk''ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk''e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi.."

İşin özü bu..
Detayları Lazer Yayınları arasında çıkan "Agoni"den öğrenebilirsiniz. Yunanistan''da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı "Laiki Foni" gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 derece mason Benaroysan''ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, mesela Çevik Bir için hiç de zor
olmasa gerek…

Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk''ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor..........

Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış....
Ya sonra?..

Mason dernekleri 1948 yılında "İnönü''nün emri ve Celal Bayar''ın desteği ile" tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar…

Peki, burada bitti mi?..

Hayır, bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor…

Atatürk''ün bedenini ortadan kaldıranlar oklarını onun ilkeleri ve felsefesine, onun çok sevdiği milletine ve milletinin değerlerine tevcih ettiler…

Üzülerek ifade edelim ki bu bahiste de başarılı oldular…

Lütfen, "Atatürk''ten, milli devletten, Lozan''dan vazgeçin" diyen ve "Şehitlik ve gazilik kavramları kaldırılsın" diyenlerle, "Türkiye mozaiktir, millet değil, halklardır" diyenlere dikkatle bakınız…
(Özel not:Bu konu Medeniyetler ittifakı,Dinler arası diyalog,1957 de Menderes tafaından da dile getirilen şekli ile yazılarımda detayları ile Obur Peygamber ve Türban başlığında anlatılmıştır)bakınız..
http://www.nuveforum.net/42-musluman...un-makaleleri/
İlgili yazıyı bu sitede bulacaksınız
.)
Pek çoğunun yüksek dereceli masonlar olduğunu göreceksiniz…
Ben daha ne diyeyim!...
Kaynak:
http:.//ahmetdursun374.blogcu.com/365796/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (03.08.07 saat 16:12 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Link açılmadığından düzeltme yapılmıştır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (06.08.07)
<