Nüve Forum


Genel Sağlık hakkinda Meme Kanseri Roportaj ile ilgili bilgiler


Bütün davetlere perukla gittim Cemiyet hayatının ünlü ismi Meral Gökçaylı kanser yüzünden ikinci göğsünü de aldırmaya hazırlanıyor. Gökçaylı en çok estetik kaygısı taşıyor. Güzel,alımlı bir kadın... Bir gün kanser olduğunu

Like Tree9Likes
  • 3 Post By nuvekolik
  • 3 Post By nuvekolik
  • 3 Post By nuvekolik

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.11.07, 02:21
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Meme Kanseri Roportaj



Bütün davetlere perukla gittim

Cemiyet hayatının ünlü ismi Meral Gökçaylı kanser yüzünden ikinci göğsünü de aldırmaya hazırlanıyor. Gökçaylı en çok estetik kaygısı taşıyor.

Güzel,alımlı bir kadın... Bir gün kanser olduğunu öğreniyor ve ilk hissettiği ölüm korkusu değil, saçlarını, kirpiklerini kaybetmek oluyor. Modacı Vural Gökçaylı'nın eşi Meral Gökçaylı kanserle mücadelesini anlattı.


Kocam 'İki göğüs herkeste var tek göğüs daha enteresan' dedi

Modacı Vural Gökçaylı'nın eşi Meral Gökçaylı yaklaşık üç yıl önce meme kanseri olduğunu öğrendi. Tek göğsü alınan yakında da ikinci göğsü alınacak olan Gökçaylı ölmekten değil en çok saçlarını ve kirpiklerini kaybetmekten korktuğunu itiraf ediyor.

Cemiyet hayatının tanınmış isimlerinden, modacı Vural Gökçaylı'nın eşi, iki çocuk annesi Meral Gökçaylı 2002 yılının nisan ayına kadar sorunsuz ve mutlu bir hayat yaşıyordu. Mavi gözleri, ilerleyen yaşına rağmen düzgün fiziği ve beline kadar uzanan saçlarıyla hemen her kadının imreneceği bir güzelliğe sahipti. 2002 nisanında doktorlarından aldığı bir haberle hayatı tamamen değişti. Göğüs kanseriydi... Büyük bir moral bozukluğu yaşadı. Ama o, çoğu kanserlinin aksine hiçbir zaman öleceğini düşünmedi. Tek kaygısı güzelliğini kaybetmek oldu. Oysa eşinin, ailesinin çevresinin verdiği destekle kanseri yenmekle kalmadı, eskisinden de güzel bir görünüme kavuştu. Meral Gökçaylı hastalığını, kaygılarını ve kanseri nasıl yendiğini Pazar SABAH'a anlattı...

- Meme kanseri her kadının korktuğu bir hastalıktır ama çoğu da kontrollerine dikkat etmez, bu hastalığa kendisinin de yakalanabileceğini düşünmez. Siz bu konuda bilinçli bir kadın mıydınız? - Ben yaklaşık yirmi iki yıldır zaten bu işin peşindeyim. Çünkü yirmi iki yıl önce doktorlarım bana fibrokistik bir yapıya sahip olduğumu ve altı ayda bir mutlaka kontrole gitmem, senede bir de mamografi çektirmem gerektiğini söyledi. Ben de hiç aksatmadan kontrollerimi yaptırmıştım.

- Aile büyükleriniz arasında meme kanseri olan başka biri var mıydı? - Annem de meme kanseri olmuştu. Yalnız 60 yaşından sonra bu hastalığa yakalandığı için biz çocukları olarak yüzde 15 risk taşıyorduk. Eğer menapoz öncesi bu hastalığa yakalansaymış risk yüzde 85'miş. Ama ben o yüzde 15'i yakalamayı başardım.

- Kanser olduğunuzu nasıl öğrendiniz? - 2002 yılının nisan ayında bir defilemiz vardı. O sıralarda düzenli olarak yaptırdığım kontrollerin de zamanı gelmişti. Defileden birkaç gün önce tesadüfen sağ göğsümü ellediğim zaman bir şeyin büyümüş gibi olduğunu hissettim. Zaten son zamanlarda üç ayda bir kontrol altındaydım çünkü bazı değişiklikler olmaya başlamıştı. Hatta Vural bana "Şu defileyi atlatalım da doktora ondan sonra git" dedi. Ben de "Hayır gitmem lazım, bu beklemez" dedim. Gittim ve maalesef kontrollerde bu işin bir an önce halledilmesi gerektiğini öğrendim.

'BANA OLMAZ' DEDİM
- Doktor kanser olduğunuzu söylediği an ilk ne hissettiniz? - İlk duyduğunuz an korkunç, bütün dünya başınıza yıkılıyor. Her zaman "Yok canım bana olmaz" diye düşünüyorsunuz, hep öyle zannediliyor. Ama birden bire gerçekle karşı karşıya kalınca ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. Çok ağladım tabii. Hemen yakınlarıma, aileme haber verdim.

- Aynı şaşkınlığı eşiniz Vural Bey de yaşamıştır herhalde... - O da çok şaşırdı ama hiçbir zaman aciz görünmedi karşımda. Her zaman çok güçlü durdu. Tabii benim olmadığım zamanlarda, ofiste falan ağladığı zamanlar olmuş ama bana hiç belli etmedi. Hastalığımı duyduğu ilk andan itibaren "Biz bu işin altından kalkacağız, sen eskisinden de iyi olacaksın, arkanda ben varım, çocukların, ailen var. Kendini bırakma" diye müthiş moral verdi.

- Etrafınızda hissettiğiniz bu destekle hastalığı kabullenmek daha mı kolay oluyor? - Yavaş yavaş alışıyorsunuz tabii. Ama ben o defileyi nasıl atlattığımı anlatamam. Defile gecesi hiçbir şey yokmuş gibi eşimin yanındaydım. Hatta o defilenin hemen ardından Ankara'da da bir defilemiz vardı, oraya da gittim. Ama fotoğraflarım var o defileden, görüyorum müthiş moralsizim.

- Malum kanser ölümcül bir hastalık olarak bilinir. Siz hastalığınızı duyduğunuzda böyle bir korku duydunuz mu? - Kanser olduğumu ilk duyduğumda bu hastalıktan ölmeyeceğimi biliyordum. Yalnız müthiş bir estetik kaygısına kapıldım. Saçım, kaşlarım, kirpiğim dökülecek diye dert ettim. Ama yine etrafımın moraliyle kendimi yavaş yavaş buna da alıştırdım.

- Sanırım kısa bir süre sonra da ameliyat oldunuz... - Ankara'dan döndükten dört gün sonra ameliyata girdim. Yani her şey öyle apar topar oluyor ki çok fazla düşünmeye zamanınız kalmıyor açıkçası. Bu arada senelerdir kontrolümü yapan doktorum beni hiç tatmin edemedi ameliyat konusunda. Rahmetli Sevgi Gönül öğrenmiş hastalığımı. Kendisi Viyana'daydı, telefon etmiş ve "Vural'cığım çok iyi bir doktor var, ben ondan sizin için yarına bir randevu aldım, Meral ona görünmeden ameliyata girmesin" demiş. O doktor da Meral Demirel'di. Kendisiyle tanışmamı sağladığı için Sevgi Hanım'a nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim o zaman.

KADIN DOKTOR BENİ ANLADI
- Böylelikle güveneceğiniz bir doktor da bulmuş oldunuz... - Evet. Meral Hanım son derece bakımlı ve hoş bir kadın. O zaman siz de "Bu kadın benim derdimi, estetik kaygımı anlar" diye düşünüyorsunuz. Ayrıca kendisi beni etkileyici konuşmasıyla çok rahatlattı. Gönül rahatlığıyla ameliyatımı kendisinin yapmasına karar verdim. İki gün sonra ameliyat oldum, çok da başarılı geçti.

- Kanser tedavisinde en zorlu dönemlerden biri de kemoterapi seanslarıdır. Sizin için nasıl geçti bu seanslar? - Aslında benim en büyük korkum ameliyat değil kemoterapiydi. Kanserin başka bir tarafa sıçrama ihtimali yoktu ama önlem olarak kemoterapi yapılması gerektiğini söylediler. Meral Hanım bana Onkolog Sualp Tansan'ı tavsiye etti. Yaşar Bey de yeni bir sistem denedi. İki ayrı ilaçla sekiz seans kemoterapi gördüm. En büyük korku- larımdan biri de midemin çok bulanmasıydı. Ama verdiği bir ilaçla midemin bulanmasını önledi, o ilacı alınca devamlı uyuyordum. Kemoterapinin arkasından 28 seans radyoterapi gördüm. Cihazlar o kadar gelişmişti ki kendimi solaryuma girmiş gibi hissediyordum.

- Estetik kaygılarınıza neden olan saç, kirpik ve kaş dökülmesi kemoterapi seansları sırasında gerçekleşiyor, değil mi? - Evet, ikinci seanstan itibaren saçlarımın ve kirpiklerimin döküleceğini biliyordum. Birinci seans biter bitmez gittim ve neredeyse belime kadar olan saçlarımı bir santim kalacak kadar kestirdim. Tomar tomar dökülmesi moralimi çok daha bozacaktı çünkü. Ve kendime kısacık bir peruk aldım. O kadar doğal bir peruktu ki herkes saçımın modelini değiştirdiğimi zannetti. Hastaneden çıktığım üçüncü hafta peruğumla davete gittim. Yani sosyal hayattan hiç kopmadım. Tabii Vural'ın sayesinde. Eve kapansaydım çok daha moral bozucu olurdu. İnsanların "Yeni saçın ne kadar yakıştı" diye beğenilerini sunması da çok moral verdi.

TAKMA KİRPİK KULLANDIM
- Görünüşünüzle ilgili hezeyanlar yaşadınız mı hiç? - Yaşadım. Beşinci kemoterapiden sonra bir akşam davete hazırlanıyordum. Makyajımı yaptım, giyinirken birden bire kirpiklerim dökülmeye başladı. Nasıl bir ağlama anlatamam size. Ama o davete gittim. Daha sonra da takma kirpik kullandım. Zaten kemoterapi bittikten sonra bir ay içinde saçlarım ve kirpiklerim çıkmaya başladı. Ama kirpiklerin çıkması ve uzaması çok daha uzun sürdüğü için takma kirpiklerimi bir altı ay sonra ancak çıkarabildim.

- Belinize uzanan saçlarınız da güzeldi muhakkak ama gördüğüm kadarıyla kısa saç size çok yakışmış... - Evet, şimdi kısa saçlarımdan vazgeçemiyorum. Kanser bana bu saçı kazandırdı. Hatta evdeyken peruk takmıyordum, görenler saçsız halimin de yakıştığını söylüyorlardı ama ben inanmıyordum tabii. Kendimi saçsız, kirpiksiz hiç beğenmiyordum, hatta kurbağaya benzetiyordum. Tuhaf geliyordu bana, alıştığınızın dışında bir görüntü çünkü. Ama çabuk atlattım.

- Kanser tedavisi görenlerin psikolojileri bozulur, hatta uzman desteği de alınır genelde. Siz de başvurdunuz mu böyle bir desteğe? - Hayır, psikolojik desteğe ihtiyacım olmadı çünkü moralim her zaman çok iyiydi. Vural, ailem ve çevrem her zaman çok moral verdi bana. Çok güçlüymüşüm, hastalığı bu kadar çabuk atlatabileceğimi hiç düşünmüyordum.

- Ameliyatta sağ göğsünüzü de aldırdınız. Bu sizi etkilemedi mi peki? - İnsanın göğsünün alınması çok kötü tabii. Ama Vural o konuda da çok moral verdi bana, "Tek göğüslü kadın çok daha enteresan, iki göğüs herkeste var" dedi (gülüyor). Zaten yerine yeni bir göğüs yapıldı.

- Yeni göğüs yapılırken çok fazla başvurulmayan bir yöntemi tercih ettiniz, değil mi? - Evet. Görüştüğüm doktorların hepsi daha kolay bir ameliyat olan sırt adalesini kullanarak göğüs yapmak istedi. Ama ben sırt dekoltemin bozulmasını istemedim ve başka bir alternatif aramaya karar verdim. Yine Meral Hanım'ın sayesinde tanıştığım Doç. Dr. İsmail Kuran, karın bölgemden bir kası aldı ve bu kasla sağ göğsüm yapıldı. Bu sayede karnım da gerilmiş oldu (gülüyor). Tabii karın kasımın kullanılmasında uzun süre spor yapmış olmamın da etkisi oldu. Çünkü çok güçlü karın kaslarım vardı.

SOL GÖĞSÜ DE ALINACAK
- Sanırım yakında ikinci bir ameliyata hazırlanıyorsunuz... - Kanser riski taşıyan sol göğsümü de aldıracağım ve aynı ameliyat o göğsüme de yapılacak. Böylelikle hem risk ortadan kalkacak hem de iki göğsüm görsel açıdan eşitlenmiş olacak. Aslında bu ameliyat çok daha zor. Göğsümü aldırdığım ameliyat iki saat sürmüştü, bu yedi saat sürüyor. Ama değer.

- Sizi yeniden dekolte kıyafetlerle görmeye başladık. Bu kansere "Seni yendim" türünden bir meydan okuma mı? - Hayır, öyle değil. Ben her zaman dekolteyi çok severim. Ameliyat olduktan sonra, görsel açıdan da sorun kalmayınca artık çok rahat dekolte giyebiliyorum.



- Bildiğim kadarıyla iki kız annesisiniz. Onlar da bu genetik riski taşıyor olabilirler... - Evet. 30 ve 25 yaşlarında iki kızım, 9 yaşında bir torunum var. 30 yaşındaki kızım sürekli kontrol altında ama küçük kızımın fibrokistik bir durumu olmadığı ortaya çıktığı için o daha rahat.
Eylem Bilgiç

sabah

Konu lolipop tarafından (03.11.07 saat 08:22 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02.11.07, 02:27
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Meme Kanseri Roportaj




Yazan Kişi: HulyaMunich
Tarih: 11-06-03 10:33


Zeynep'ten Ayse 'ye...

36 yasindayim. Geçen yil kanser oluncaya kadar fizigim gayet düzgündü. Esimle (evli oldugumu söylemis miydim?),sahane bir iliskimiz vardi. Bir kadinin isteyecegi (tabii, bunlar da göreceli ama) herseye sahiptim. Hayranlik duydugum (bak, bu çok önemli, bir kadinin erkegine hayranlik duymasi gerekli), her zaman beni güldüren, acayip sefkatli, durup
alnimdan, saçimdan öpen bir adama sahiptim. Basimizda evimiz, altimizda arabalarimiz vardi.Kislari kayaga, yazlari tatile ve üye oldugumuz havuzlara giderdik. En önemlisi muhtesem bir cinsel hayatimiz vardi.Ve tabii birlikte yasadigimiz fantezilerimiz...
Neyse, kanser oldugumu ögrendigimde, günün birinde, ortada makul bir sebep yokken, küt diye, doktorum bana "Açacagiz bakacagiz, o bölgeyi alacagiz, sorunun büyüklügüne göre, gögsünün yarisini da alabiliriz" dedi. Benim tepkim ne oldu dersin? Salakça ama "Benim gögsüm zaten küçük" dedim. O, biraz tereddütlü, devam etti: "Tamamini almamiz da gerekebilir", "Hayatim söz konusuysa, memenin lafi bile olmaz" dedim, yutkunarak.
Onbes günde hersey olup bitti. Iki ameliyat geçirdim. Ilkinde bir sey yok dendi. Gerçekten de, bu ülkenin en iyi cerrahlarindan ve patologlarindan biri ameliyatimi yapmisti. Hersey okey'di. Amerikalilarin önerdigi bir testi de, son olarak yapip, beni taburcu edeceklerdi ki, maalesef binde bir görülen bir meme kanserine yakalandigim anlasildi. Ve... ve... Memem alindi!
Hastaneden çiktim, gögsüm henüz bantli oldugu için durumun vehametinde degildim. Herseye iyi tarafindan bakmaya çalisan biriyim. Bu olgunlugum, bandajlar çikarilip ilk banyoma izin verildigi güne kadar devam etti. Banyoya girdigimde esim de benimle birlikteydi. Gözüm asagiya kaydiginda, gördügüm manzara, hayati boyunca kendiliginden bayilmamis olan beni bile, üç bes saniye belki, bayiltti! Tepkim aynen söyleydi: "Bedenimi reddediyorum! Bu benim degil! Oraya elimi asla sürmeyecegim!"
Katila katila ilk defa agladim. Yanlislikla aynada görürürüm diye gözlerimi kapadim. Bu 15 gün sürdü. Sonunda aynanin karsisina geçip, "Gel bakalim, mecburen birlikte yasayacagiz" dedim. Tam da kendimle barismisken, o gün, tedavinin sonraki kismi için doktorlarima gidecektim ve kemoterapiler yüzünden kel, kassiz ve kirpiksiz kalacagimi ögrendim. Ilk düsündügüm ne oldu dersin? Sevisirken esim yüzüme bakamayacak! Kafama da peruk takmam gerekecek! Tabii bunlar iyimser düsüncelermis. Meger kemo'lar baslamadan sürekli sevismeliymisiz! Çünkü sonra halin kalmiyor. Bu arada, esime varolan hayranligim da artti. Bir ay boyunca beni o yikadi. Moral vermek için söyle diyordu: "Bu gögsün senin kadin halin, bak bu da genç kiz halin!" Ve o dönem, yemin ediyorum, gögsümdeki ipliklerle ve bedenim aldigi o tuhaf halle kadindan baska herseye benziyordum! O agir tedavi yüzünden, sonunda Auschwitz toplama kampindaki Yahudi kadinlara benzemistim, yesil bir surat, mor dudaklar ve mor gözaltlari. Ilk zamanlar sevisiyorduk. Ama takdir edersin ki, o sartlarda romantik bir cinsel beraberlik yasamak mümkün olmuyor. Bazen gülüyorduk da halimize... Bu arada beni menopoza da soktular.Yani gel keyfim gel! Doktorum ameliyattan sonra bir psikologa gitmemi, memesini kaybeden kadinlarin buna ihtiyaci oldugunu anlattiginda, kocam psikologumun kendisi olacagini söyledi. Hakikaten de dedigini yapti. Her aksam kapidan girerken, beni güldürecek numaralar çekti. Üstelik iki enflasyon ve bir de
devalüasyon krizi geçirmis olmamiza ragmen! Buraya kadar hersey tamam. Ama sonra, durup dururken aglama krizlerim basladi. Çünkü kanser tedavisi gören bir kadinin çocuk sahibi
olamayacagini ögrenmistim. Yumurtalarin dondurulup sonradan çocuk sahibi olma sansi varmis, ama bu islemin kemo'dan önce yapilmasi gerekirmis. Yine de bir deneme. Sonra da yumurtaligimda 4 cm'lik bir kist varligi ortaya çikmasin mi? Çiksin... Bütün bunlar yasanirken mahvolan bir cinsel yasam, o çok hayranlik duydugum kocamin yaninda soyunamamak, onun bütün telkinlerine ragmen, bedenimden nefret etmek...Eskiden herkes bizi kiskanirken, simdi ben herkesi kiskaniyorum. Hala birbirimizi çok seviyoruz ve mutlu oldugumuza inandiriyoruz ama... Neyse, yasam devam ediyor, degil mi? Ve ben azimliyim, yaza da artik kendime yeni bir meme yaptirirsam, hersey eskisi gibi olacak! Eskisi gibi degil belki, ama iyi olacak. Niye yazdim tüm bunlari biliyor musun? Her an hersey olabiliyor hayatta, sükretmesini bilmek gerekiyor. Ve saglikliyken, bedenlerimizin, memelerimizin keyfini sürmek icap ediyor. Öptüm seni."

Konu lolipop tarafından (03.11.07 saat 08:42 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02.11.07, 02:29
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Meme Kanseri Roportaj


Birer sarı kart gördük hayattan

Figen YANIK







6 yıl arayla kansere yakalanan avukat çift, hem kanseri yendi hem de romancı oldu.

Ağlamayacağım. Başıma ne geldiyse böyle kendimi kahretmekten geldi. Hayır. Önce kendimi düşünmeliyim, yaşamak, savaşmak zorundayım. Bu kez kaçmayacağım ve olayların üstüne gideceğim bakalım. .. Belki düzeltebilirim. Günler geçiyor, artık hastalıktan söz etmek yok. Yakınımdakiler de bana hatırlatmaktan korktuklarından olsa gerek hiç açmamaya çalışıyorlar. Benim unutmuş görünmemin onları da rahatlattığını biliyorum. Sürekli beni avutmaktan kurtuluyorlar ve asıl önemlisi onlar da unutmak istiyorlar. Pekala, artık kanser ve göğüs sözcükleri yok, unuttuk.

Bu satırlar kansere yakalanan İnci Özol'un ‘‘Ağlama Ölmeyeceğim’’ adlı kitabından. Göğüs kanserine yakalanmasını ve mücadelesini anlatan romanından. İnci Özol'un eşi Sezen Özol da 6 yıl sonra kansere yakalanmış. O da haz-stalıktan sonra kendini roman yazmaya vermiş. ‘‘Hayattan birer sarı kart gördük. Şimdi de uzatmaları daha anlamlı yaşamaya çalışıyoruz’’ diyen avukat çift, yaşam yolculuklarında artık çok daha iyimser ve hoşgörülüler.

30 yıl önce, Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan sonra staj yaptıkları sırada tanışmışlar. Askerden yeni dönen Gönenli Sezen Bey, İstanbullu İnci Hanım'da kendisine benzeyen özellikler fark edince tereddüt etmeden evlenme teklifinde bulunmuş. Bu iki idealist avukat adayının arkadaşlıkları, kısa sürede hayat arkadaşlığına dönüşmüş.

İnci hanım, ev işleri ve iki erkek çocuğun bakımına ağırlık verince avukatlık alanında istediği gibi ilerleyememiş. 1986 yılında, göğsündeki bir şişlikten şüphelenip kontrole gittiğinde ise onu nelerin beklediğini tahmin bile etmemiş. Zaten o tarihten sonra bütün yaşamı değişmiş. Kanser teşhisi, ameliyat ve bir göğsünün alınması 3 hafta içinde olmuş. Teşhisten sonra 10 gün içinde ameliyatının yapılması, yaşama şansını arttıran en önemli faktör. Göğsündeki şişlikten şüphelenip Kanser Vakfı'na başvuran İnci hanıma vakıfta teşhis koyulamamış. Aile doktorları olan bir jinekolog, tümörü alıp tahlile gönderince sonuç habis çıkmış. Bu kez Ankara'ya gidip Prof. Hüsnü Göksel'e yeniden biyopsi yaptırmışlar. Sonuç: Kanser.

AYNI KADER

Prof. Göksel, yaklaşık 10 gün sonra ameliyata çağırmış İnci Hanım'ı: ‘‘Bir göğsüm alındı. Hastanede 3 hafta kaldım. Yaram kapanmadığı için çok zor çıktım. Ameliyattan sonra da 15 günde bir, sonra ayda bir, 3 ayda bir, 6 ayda bir ve nihayet senede bir muayene olmaya başladım.’’

İnci hanımın kanserle mücadelesinde en büyük destek olan eşi Sezen Bey de tam 6 yıl sonra sırtındaki bir ağrıdan rahatsızlık duymuş. Grip şüphesiyle kulak-burun-boğaz uzmanlarını dolaşmış. 40 dereceye kadar çıkan ateşler, 15 gün iyi 15 gün hasta derken doktorlar çare bulamamışlar. Sonunda Güler Uçar adlı çocuk hekimi bir tanıdıklarının yaptığı muayenede akciğerinin sol üst köşesinden ses alınamayınca hastaneye götürülüp röntgen çekilmiş. İşte o zaman akciğer sol üst lobunda büyük bir leke ortaya çıkmış. Bunun üzerine ''ileri tetkik'' denilen kanser arama faaliyeti başlamış. İnternet Teşhis Kliniği'nde de teşhis koyulmuş: Kanser.

Çapa Tıp Fakültesi uzmanlarından Prof. Göksel Kalaycı, ilaçla tedavinin mümkün olamayacağını, ameliyat gerektiğini, kabul ederse kendisinin yapacağını söylemiş. Ardından Çapa'da başarılı bir operasyon gerçekleştirilmiş. Sezen Bey, hayatta kalmasında en önemli faktörün doktorların sözünden çıkmaması olduğunu vurguluyor.


Diğer kadınlar için yazdım


Kanserle mücadelenizi anlattığınız ''Ağlama Ölmeyeceğim'' adlı kitabınızda bu savaşta hiç yılmadığınız hissediliyor. Hayata nasıl bu kadar pozitif bakıp, direnebildiniz?

- Kitapta olayın üzerimdeki kötü izlerini atabilmek için kendi kendime yaptığım mücadele anlatılıyor. Ama ben yapı olarak da biraz Polyanna'yım, olayların iyi taraflarını görüp iyiye yormaya çalışıyorum. Yaşamaya başladıktan sonra en azından günlük hayatımda beni engelleyecek bir durum olmadığını gördüm. Bu bir sakatlık gibi geliyordu başta bana ve çok moralimi bozuyordu. 40 yaşında bir genç kadın. Kendi kendime tam olarak yendiğimi söyleyemeyeceğim. Biraz melankoliktim. Belli etmemeye çalışıyordum. İki çocuk, çocukların bakımı falan, mecburen işten ayrılmıştım. Çalışmaya başladıktan sonra da 'Bunları niye yazmıyorum' diye düşündüm.

Yaşadıklarınızı yazarak, etkisinden kurtulduğunuzu hissettiniz mi?

- Yazmak bir anlamda içimde kalmış tortuların dışarıya atılarak beni rahatlatması için gerekiyordu. Bir de diğer insanlar, özellikle diğer kadınlar için. Bu olay gerçekten çok büyük bir tehlike. Çok da yaygın. Bundan korkan kadın sayısının çok fazla olduğunu gördüm. Onlara da yardımım olmasını istedim.

Ne kadar zamanda yazdınız?

- Yazmak çok uzun sürdü. 1988'de başladım. Birkaç ay sabahtan akşama kadar yazdım. İçimdekiler döküldü. Onları yazıp bir dosyaya koyduktan sonra inanılmaz rahatladım. Bende saklı kalan her şey dışarıya çıktı. Önce yayımlanabilir mi, diye çevreme sordum. 'Çok zor', yanıtını aldım. Bir kere çok pahalıydı. Baktım ki yayımlanmıyor, bıraktım. 1995'lerde kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Önce ''İncili Öyküler'' yayımlandı. Ama hiç ses getirmeyince ''Ağlama Ölmeyeceğim''i yayımlattım.

Kitapta doktorunuz, 'bu olayı atlattıktan sonra hayatı daha güzel görmeye başlayacaksın', diyor. Hayat artık daha mı güzel görünüyor?

- Tam böyle değil belki, hayat daha güzel görünmeye başlamadı. Gençken kötülükleri değiştirmek için mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Bundan sonra değiştiremeyeceğiniz şeyler olduğunu da kabul ediyorsunuz. Kitapta da onu yazdım; Değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirecek cesaretimiz, değiştiremeyeceğimiz şeyleri olduğu gibi kabul edecek sabrımız ve ikisini birbirinden ayırt edebilecek aklımız olmalı.

Psikolojik tedavi gördünüz mü?

- Hiçbir şey görmedim.

Kitapta da en büyük destekçinizin eşiniz olduğu görülüyor.

- Çok doğru. Benim doktorumun da söylediği gibi benim çok düzgün bir ailem, 30 yıldır beni seven ve aile düzenini koruyan bir kocam var. Onların desteği ve kendi direncimle bana bir uzatma tanındı, bakalım ben bu uzatmada ne yapacaktım?

Silikon taktırdınız mı?

- Hayır, estetik ameliyat olmadım. Estetik ameliyatın ne kadar zor olduğunu kitapta anlatıyorum, gerçekten çok korktum. Ben de bu biraz yaradılışımda var galiba. Bu arada estetik ameliyat olmazsam, bir göğsümün olmaması beni gerçekten çok mu hırpalayacak diye, panik olmuştum. Sonra yaşarken başka insanların bunu önemsemediklerini gördüm. Benimle birebir ilişkisi olan insanlar da, eşim, yakınlarım, gerçekten sorun etmediler. Fizik olarak da zorlanmadım. Düzgün, simetrik görünmesini sağlayan protezler var.

Bu durumu kabullenmek kolay oldu mu?

- Açıkça söylemek gerekirse bedenimi yeni baştan sevmem neredeyse 10 yıl sürdü. Uzun yıllar sevmedim, bakmadım, hoşlanmadım. Sonra baktım, beni üzmüyor, yadırgatmıyor, kendimi seviyorum.

Bu hastalıkla bir gün karşılaşabilecek kadınlara uzatmaların tadını çıkartan biri olarak ne söylemek istersiniz?

- Ümit her zaman en önemli şey. Eğer gelecekten bir şeyler bekliyorsanız, ona ulaşmak için çalışıyorsunuz. Bu kadar basit. Benim daha hayatta yapacak şeylerim var, bunları yapmadan gitmeyeceğim, dedim. Daha zamana ihtiyacım var, dedim. Bunun benim kanseri yenmeme psikolojik olarak ne kadar faydası oldu, bilmiyorum. Tabii ki çok önemli olan erken teşhis, doğru doktor, doğru ameliyat, tıbbın sağladığı tüm olanaklardan sonuna kadar yararlanmak.

Bugüne gelirsek...

- Artık kendime ait bir bürom var. Mesleğim var. Kendimi geçindirebiliyorum. Ben, ben olarak yaşıyorum. Öbür türlü evde çocuklarımın annesi, kocamın karısı olarak adı geçen ben değildim. Öyle bir hayat bana göre değildi. Fakültedeki gibi ülkenin bir numaralı kadın avukatı olacağım diye bir iddiam da yok, elimden geldiği kadar kurallara uygun kendime ait bir iş yürütüyorum. Bugün için beni mutlu ediyor.


İkimiz de uzatmaları yaşıyoruz


Eşinizle aynı trajik kaderi paylaştıktan sonra siz de uzatmaları yaşadığınızı mı düşünüyorsunuz?

- Böyle bir kader nasıl olur diyebilirsiniz, ama oldu. İkimiz de uzatmaları yaşıyoruz. Savaşta, bir çukura bir kere bomba düşerse aynı çukura bir defa daha düşmez diye bomba çukuruna saklanırlarmış. Ama bizde öyle olmadı. Pat diye bir teşhis, akciğer kanseri. Bence ikimiz de birer sarı kart gördük. İnci'de büyük bir şanssızlık çıktı karşımıza ve doktorların yardımıyla Azrail'in elinden onu çekip aldık. Oh, bu işi atlattık derken, bu defa 6 yıl sonra benim sol akciğerimde kanser bulundu. Onu da atlattık çok şükür.

İnci hanımın kitabında anlattığı baba karakteri kuralcı, taviz vermeyen biri. Siz ameliyattan sonra değiştiniz mi?

- Ben İnci'nin ameliyatında neysem, İnci benim ameliyatımda o oldu. Birbirimize hep destek olduk. İnci'nin kitabındaki Ahmet Bey, ondan sonra daha da bir gülerek bakmaya başlıyor hayata. 1992'de ameliyat olduktan sonra kahkaha atmaya başladım. Şimdi sinirlenmiyorum, kızmıyorum. Yaş da ilerleyince daha toleranslı oluyor insan.

Kanserle savaşınız yerine niye Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı üzerine kitaplar yazdınız?

- Gerçekten yaşanmış gerçek efsaneler var, ama biz bunları yeterince romanlaştıramamışız. Bunu yapabilseydik geçen zaman içinde Türk milletinin bugün yaşadığı bu radikallikler daha az olacaktı, belki de olmayacaktı. Ben bu kitapları 53'ümde yazmaya başladım. 40'ımda da, 50'imde yazabilirdim.

Sizin kişisel mücadeleniz kitaplaşmayacak mı peki?
- Tabii isterim, ama o çok zor benim için. İnci bunu yakaladı. Türkiye'de 30 bin meme kanseri olayı varmış. İnci o 30 bin insanı ve onların dışında belki 3 milyon kişiyi daha yakaladı. Acaba olur muyum, olursam korkmam düşüncesini yakaladı. Ben onu yapabilir miyim, bilmiyorum. İnci'nin kitabının bütününü okuyamadım ben. Bitirdim, ama bazı bölümleri okumak bana zor geldi. Şimdi oturup yazmak daha zor.

Konu nuvekolik tarafından (02.11.07 saat 03:49 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
kanseri, meme, roportaj

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:22 .