|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
16.03.07, 12:21
Çağın hastalığı stres, her türlü hastalığa zemin hazırlıyor. Bilim adamları stres altındaki vücutta neler yaşandığını açıkladı. İşte sinir sisteminden üreme sistemine uzanan liste: 1-Sinir sistemi: Vücut, bir anda bütün enerji kaynaklarını bu dış tehditle mücadele etmeye yönlendirir. “Savaş ya da kaç” tepkisi olarak adlandırılan bu durumda sempatik sinir sistemi, böbreküstü bezlerine “Adrenalin ve kortizol salgıla” talimatı verir. Bu hormonlar kalp atışlarını hızlandırırken, tansiyon ve kandaki şeker oranı da yükseltir. Tehdit geçince ise vücut dengesi tekrar sağlanır. 2-Kas ve iskelet sistemi: Kaslar gerilip katılaşır. Bu durumun uzun sürmesi baş ağrısına zemin hazırlayabileceği gibi kas ve iskelet sisteminde çeşitli rahatsızlıklara yol açabilir. 3-Solunum sistemi: Stresli durumlarda daha sık aralıklarla ve daha zor nefes alınır. Bu da kimi insanlarda panik atakları tetikleyebilir. 4-Kalp-damar sistemi: Trafik sıkıştığında yaşanan türden geçici (akut) stres, kalp atışlarını hızlandırır ve kalp kaslarının büzülmesine yol açar. Daha büyük kaslara kan taşıyan damarlardaki kan seyrelir ve vücudun bu bölgelerine daha fazla kan pompalanmasına neden olur. Sık tekrarlanan akut stres, kalp damarlarında iltihaplanmalara ve dolayısıyla kalp krizlerine neden olabilir. 5-Endokrin (iç salgı) sistemi: Beynin gönderdiği sinyaller doğrultusunda böbreküstü bezleri “kortizol” ve “epenifrin” salgılar. Her ikisi de “stres hormonu” olarak tanımlanmaktadır. Bu iki hormon salgılandığında, karaciğer de glikoz salgısını artırır. Aslında bu, vücudun savunma yöntemidir ve stresli durumlarda “savaş ya da kaç” stratejisini uygulamak için gereken enerjiyi sağlar. 6-Mide - bağırsak sistemi: Her zamankinden daha az ya da daha çok yenir. Daha fazla yemeniz, alkol ya da sigara tüketimini artırmanız durumunda reflü ya da kalp yanması gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. Stres ayrıca, yemekteki besleyici maddelerin normal emilim şeklini ya da besinin vücuttaki dolaşım hızını değiştirerek sindirim sisteminizi de vurabilir. Bunun sonucunda kabızlık ya da ishal ortaya çıkar. 7-Üreme sistemi: Kronik stres, sperm ve testosteron düzeyini azaltabilir, iktidarsızlık yaratabilir. Kadınlarda adet düzeni bozulur, kimi zaman tamamen kesilir ya da sancılı adetler başlar. Stres cinsel isteği de azaltabilir
__________________ Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız... |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| maalesef çağın en salgın hastalığı ve başa çıkma yollarını uygulayabilenler şanslı.. ben uygulayamıyorum ![]() |
|
#3
| |||
| |||
| Depresyonda Telefonla Terapinin Yeri Çeviren: Gülşah Balaban editor@realage.com.tr Amerika’da yapılan yeni bir araştırmaya göre, telefonla danışmanlık hizmeti, depresyon hastalarına uzun dönemde faydalı oluyor. Journal of Consulting and Clinical Psychology’nin Nisan sayısında yer alan çalışmada, hastaların antidepresan kullanmaya başladıktan sonra, telefonla psikoterapi almasının, depresyon semptomlarının iyileşmesi gibi güçlü pozitif etkiler sağladığı ve bunun ilk telefon görüşmesinden sonra 18 ay devam ettiği belirlendi. Seattle’daki Sağlık Grubu’nda araştırmacı Evette j. Ludman açıklıyor: “400’e yakın hastanın katıldığı bu araştırma, telefonla psikoterapinin uygulandığı en büyük ve antidepresan ilaç tedavisiyle birlikte telefonla terapi etkilerinin araştırıldığı ilk çalışma.” Telefondaki seanslarda, terapist, hastanın negatif düşüncelerini görebilmesi ve bunlarla mücadele etmesi (kognitif davranış terapisi), önceden yapmaktan hoşlandığı aktivitelere devam etmesi (davranışsal aktivasyon), ve bir plan yapması konusunda hastayı yönlendiriyor. İlk seansın ardından 18 ay sonra, telefonla terapi alan hastaların %77’si depresyonlarının büyük ölçüde iyileştiğini belirttiler. Buna karşılık diğer tedavi yöntemlerine devam eden hastaların %63’ü hastalıklarında gelişme olduğunu bildirdiler. Telefonla terapinin, hafif düzeyde depresyonu olan hastalara göre, orta veya şiddetli depresyon hastalarında, pozitif etkilerinin daha çok olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, telefonla ve yüzyüze verilen danışmanlık hizmetlerinin karşılaştırılabilmesi için daha fazla araştırma yapmayı düşünüyor. |
|
#4
| |||
| |||
| Stres beyni köreltiyor A.A Uzun süre stres altında kalmanın, beyin hücrelerine zarar verdiği bildirildi. Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Nöroşirurji Bölümü Öğretim Üyesi Beyin Cerrahi Doç. Dr. Cengiz Çokluk, yaptığı açıklamada, uzun dönem stresli bir yaşamın, vücuda verdiği yıkıcı etkinin yanı sıra beyni doğrudan etkiyerek hücre hasarına neden olduğunu söyledi. Stresin hayatın bir parçası olduğunu belirten Doç. Dr. Çokluk, stresi, ”Başkası veya kendimizle ilgili, korku, endişe ve üzüntülerin neden olduğu, gerginlik, korku, sinirlilik, endişe ve huzursuzluğa yol açan bir uyarılmışlık hali” olarak tanımladı, şehir hayatında stresin en hafif şekliyle trafiğe çıkıldığında başladığını ifade etti. Yıllar önce stresin beyin hücrelerini öldürdüğüne ilişkin görüşlerin alaycı tavırlarla karşılandığını, bugün ise bunun artık kabul edildiğini söyleyen Doç. Dr. Çokluk, şunları kaydetti: “Beyin hücreleri, beynin kendi içindeki hücrelerden üretilen uyarıcı maddelerin aşırı üretilip salınmasından zarar görebilecekleri gibi vücudun diğer bölgelerinden salgılanan hormonlar ve bunların etkileri yüzünden de hasara uğrayabilirler. Bu nedenle uzun dönem stresli bir yaşam, vücuda verdiği yıkıcı etkinin yanı sıra beyni direkt olarak hücre hasarı şeklinde etkiler.” Stresin beynin sadece bir bölgesini değil, tümünü ilgilendirdiğini belirten Doç. Dr. Çokluk, bunun sonucunda etkilenen kişinin davranışları, konuşmaları, hareketleri ve hatta düşünce kalıplarının bile değişebileceğini söyledi. “Hatta bazı insanlar saldırgan bir tutum ve tavır içine girebilirler” diyen Doç. Dr. Çokluk, şöyle devam etti: “Stresin insanlar üzerindeki etkileri oldukça farklıdır. İnsan ilişkilerine zarar verir ve başarıyı olumsuz yönde etkiler. Beynin düşünce ve problem çözme yeteneğini zayıflatır. Kişinin öz güveninde kayıplara neden olur. Uyku düzeni, yeme, içme alışkanlıkları, kendine güven ve günlük bakımını etkiler.” Stresin yıkıcı etkilerinden beyni ve vücudu korumak gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Çokluk, beynin strese karşı tamamen korunmasız olmadığını, önce beynin stresi tanımlaması gerektiğini kaydetti. Doç. Dr. Çokluk, negatif kişilik özelliklerinden kurtularak ve pozitif düşünerek, spor ya da düzenli egzersiz yaparak, sağlıklı beslenerek, huzurlu ortamlarda bulunmaya özen göstererek ve dostlarla daha fazla vakit geçirerek stresten uzak kalınabileceğini ifade etti. |
|
#5
| ||||
| ||||
| inşallah ama gerçekten çok zor....napcaz bilmiyorum ben kurtulmak istiyorumm
__________________ Sizin al'ınız al mor'unuz mor inandım.Ben tam kendime göreyim,ben tam dünyaya göreyim;ama sizin adınız ne...benim dengemi bozmayınız...! |
|
#6
| |||
| |||
| Stresin Bağırsaklarımıza Yaptıkları İç çatışmaları, duygusal dalgalanmaları yoğun, hassas ve detaycı, mükemmeliyetçi ve hırslı, sinirli ve stresli, duygularını ifadeden yoksun kişilerin hastalıklarından sadece birinden bahsedeceğim bugün. Sadece biri diyorum çünkü hastalıklar bu tip insanları çok severler... Bugünün konusu İrritabl Barsak Sendromu (İBS). Diğer isimleri ile spastik kolit, spastik kolon, mukuslu kolittir. Tıp dilinde kalın bağırsaklara kolon, bağırsakların iltihabi hastalığına da kolit denir. Ancak IBS’da bağırsaklarda enflamasyon yoktur. Gerçek kolitlerle karıştırılmamalıdır. İBS hekimler tarafından fonksiyonel bir barsak hastalığı olarak adlandırılır. Bunun anlamı altta yatan organik bir bozukluk bir patoloji olmamasıdır. Hayati tehlike oluşturmayan, ölümcül olmayan ya da kansere dönüşmeyen bir hastalık olmakla beraber kişinin hayat kalitesini ciddi olarak bozan bir hastalıktır. Genellikler orta ve genç yaş kadınların hastalığıdır. Nedeni Sindirim sistemi ağızdan başlayıp anüste sonlanan bir borudan ibarettir. Sistemin temel görevi sindirim ve emilimdir. Uygulanacak işlemleri biten besin artıkları kalın bağırsağın sol tarafında birikir ve bir barsak hareketi oluştuğunda dışkı olarak atılırlar. Barsak hareketleri hormon, sinir ve kas kasılmaları ile gerçekleşir. İBS’u olanların barsak kasları normal kişilerde hiçbir etki yaratmayan uyaranlara da aşırı cevap verir ve kasılır. Yemek, bunun sonucu oluşan gaz, ilaçlar, çikolata ve süt ürünleri, alkol, kafein ve mutlaka stres IBS şikâyetlerini başlatan en sık sebeplerdir. Ayrıca kadınların adet dönemi de şikâyetleri arttıran önemli etkenlerden biridir. Belirtileri Kramp tarzında karın ağrısı Kabızlık veya ishal (Bazı hastalarda kabızlık ve ishal birbirini izleyebilir.) Bazen dışkıyla beraber mukus (sümüksü salgı) Teşhisi Özel bir tanı yöntemi yoktur. Dışkı analizi, kanama araştırması, sindirim sisteminin röntgen, skopi gibi tetkikler uygulanabilir. Tüm bunlar organik bir hastalık olmadığından emin olmak için yapılır. En önemlisi hasta ile doktor arasında kurulacak iletişim ve doktorun tecrübesidir. Keten tohumunda bulunan Omega -3, cevizde bulunandan anlamlı şekilde daha fazladır. İBS'da Stres ve Beslenme İBS olanlar şikayetlerinin stres altındayken veya bir öğünden sonra ortaya çıktığını bildirir. Stres, İBS olanlarda kalın barsak spazmlarını uyarır ancak bu bağlantının mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Stresi azaltmak ve gevşeme teknikleri bu hastaların rahatlatılmasına yardımcı olmaktadır. Normalde beslenme kalın bağırsakta kasılmalara neden olur ve beslenmeyi takiben ortalama bir saat içinde dışkılama olabilir. IBS’u olanlarda bu süre çok daha kısa olmakla beraber dışkılama kramp, ağrı ve diyare ile birlikte olabilir. Bu tepki özellikle yenilen yemeğin içeriği ile çok yakın ilişkilidir. Yağ içeriği yüksek olan öğünler IBS şikayetlerini başlatan temel uyaranlardandır. Bu hastalığın sebebi tam olarak bilinemediğinden dolayı tedavisinden çok korunma yöntemleri önem kazanmaktadır. Size dokunan yiyecekleri kendiniz tayin edin ve onları mutfağınızdan uzak tutun. Doğal lifli gıdalar tercih edin. Bol su için. Öğünleriniz daha küçük ve sık olsun. Ayrıca stresle baş etmenin yollarınızı bulun. Çünkü stresinizi kontrol etmek bu tedavinin bel kemiğini oluşturmaktadır unutmayın. Sağlıklı günler dilerim. Normal mi? Normal barsak fonksiyonunun tarifi kişiden kişiye değişir. Bir günde 3 kezden, haftada 3’e kadar dışkılama normal sayılabilir. Normal dışkılama çok sert olmayan, şekilli, kan içermeyen, ağrısız ve krampsız olarak tarif edilir. ... Lifin de çoğu gaz yapar Doğal lifler birçok İBS'da semptomları rahatlatır. Tahıllar, entegral ekmek, bakliyatlar, sebze ve meyveler iyi birer lif kaynağıdır. Ancak çok yüksek oranda lifli beslenme de gaz oluşumunu ve şişkinliği artırabilir. Bu sebeple uygun miktarı içeren bir beslenme ayarlanmalıdır. Sinirsel ise... Sinirsel hazımsızlıkta ve İBS'da benzer şikayetler vardır. Ancak en önemli ortak nokta bu iki hastalığın da sindirim sistemi ile sinir sistemi bağlantılı olmalarıdır. Dolayısıyla bu iki hastalığın temel tedavisi, kişilerin stresten uzak kalmalarıdır. Kendinizi rahatlatacak, mutlu edecek, günlük hayatın yükünü omuzlarınızdan alacak yöntemler bulmanızdır. Psikolog ya da psikiyatrlardan büyük fayda görebileceğinizi de hatırlatmak istiyorum. Bizler kendimiz için iyi birşeyler yapmazsak, başkası asla yapamaz! |
|
#7
| |||
| |||
| İş görüşmelerinde heyecanımızı nasıl yeneriz?Belki de ilkokuldan korkması gereken en son çocuk bendim. Annem, bir yedek öğretmendi. Hani asıl öğretmeniniz hastalanır veya doğum iznine ayrılır da yerine geçici bir süre için başka birisi gelir ve öğrenciler onu pek takmaz ya, işte onlardan. Anneme öğrencilerin bu hissiyatını o emekli olduktan sonra söyledim. Böylece nice öğrencinin hayatını kurtarmışımdır… Bu sayede, neredeyse ikinci sınıfı pas geçecek kadar okuma yazmayı da evde öğrenmiştim. Teoride, okula gitmeye can atmalıydım; arkadaşlarım daha abc’yi yeni öğrenirken, bendeniz durup onların bana yetişmesini bekleyecektim. Oysa, evde yaptığım bu pembe hesaplar okula pek uymadı. İlk gün, okula annem tarafından sürüklenerek sokuldum. Ne utanç verici değil mi? Korkumun nedeni basitti: O güne kadar sadece ailenin küçük çocuğu rolünü biliyordum. Alışık olduğum bu oyunda ben, annem, babam ve ablam vardık. Şimdi ise beni rolümü bilmediğim bir sahneye atıyorlardı. Ne bu tiyatroyu tanıyordum, ne de diğer sanatçıları... İş görüşmeleri, her gün antrenmanını yaptığımız bir faaliyet değildir; bu yüzden kendimizi baskı altında hissederiz. Görüşmecilerin bize karşı avantajlı olduğunu düşünür biraz daha heyecanlanırız. Baba, eş, öğrenci, uzman veya müdür rollerimizi iyi biliriz. İş görüşmelerinde ise bizden, çok iyi bilmediğimiz bir rolü üst düzeyde canlandırmamız beklenir. Yoğun hissettiğimiz bu rol belirsizliği korkumuzun asıl nedenidir. İşte iş görüşmelerinde kendimizi rahat hissetmemizi sağlayacak çözüm burada: Rolümüze iyi hazırlanmamız. Hazırlık yapmadan görüşmeye gidersek, repertuarımızdaki başka rolleri oynamaya başlarız. Bu da çoğu zaman hata yapmamıza neden olur. Bir iş görüşmesindeki heyecanınızı yenmeniz ve başarılı olabilmeniz %70 yapacağınız hazırlığa bağlıdır. Gerisi, biraz doğaçlamaya biraz da sezgilerinize kalıyor. Görüşmelere nasıl hazırlanmalı? 1- Görüşme provaları yapın. Eminim birçoğumuz iş görüşmelerinde sorulan tipik soruları bilmenin başarı için yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşımdaki sorun şurada, zihnimiz yanıtları bilir; ama iş görüşmelerinde bizden bildiklerimizi seslendirmemiz beklenir. Bu nedenle, bir soruyu kafamızda yanıtlamamız yeterli değil. Yanıtlarımızı “seslendirme provaları” kullanarak çalışmalıyız. Topluluk karşısında konuşacağım ilk bayi toplantısını hatırlıyorum. Kağıt üzerinde her şey gayet düzgün ve akıcıydı. Kelimeleri dikkatlice seçmiştim. Serde yazarlık da var ya, en güzel metin benimkiydi. Bu kadar hazırlığın gani gani yeterli olacağını düşünerek toplantıya gittim. Konuşma sırasında fark ettim ki, kağıt üzerinde iyi görünen bir metin, seslendirilmesi gerektiğinde sorunlar yaratabiliyor. Geçişler, örnekler hatta espriler kulağıma sanki bambaşka bir metni okuyormuşum gibi geldi. Bu da dikkatimi dağıtıp performansımı etkiledi. Ondan sonra her konuşmamı bol bol prova etmeye başladım. İş görüşmeleri için hazırladığınız yanıtlar mutlaka prova edilmelidir. Yorumlarına güvendiğiniz bir kişiye kendisiyle antrenman yapmak istediğinizi söyleyin. Bu yöntemle, gerçek bir iş görüşmesi sırasında olabilecekleri de canlandırmış olursunuz. Bir antrenman ile yetinmeyin, ilk seansta öğrendiklerinizi değerlendirip, ikincisinde kendinizi geliştirmeyi hedefleyin. 2- Ayrıntılı şirket bilgisi edinin. En kolay yöntem, şirketin web sitesinden temel bilgileri edinmektir. Bazıları ise rakiplerin sitelerine de girip ayrıntılı bilgi toplarlar. Açıkçası her iki yöntem de gerekli; ama rekabeti geride bırakmanız için yeterli değil. Çünkü bu yöntemi internete erişimi olan herkes kullanabilir. Sizin farkınız ne olacak? Bu farkı, görüşme yapacağınız şirkette çalışan bir kişiden edineceğiniz bilgiler sağlayabilir. “Sen de çok zor şeyler istiyorsun; nereden bulalım bu kişiyi?” dediğinizi duyabiliyorum. Sandığınız kadar zor değil; öncelikle, networkünüzü, yani tanıdıklarınızı düşünün. O şirkette çalışan birisi yoksa, tanıdıklarınızın tanıdıklarını araştırın. O da mı olmadı, mezun olduğunuz üniversite ya da lisenin mezunlar derneğini biraz didikleyin. Bu kişiyi bulunca hemen aklınıza alaturka torpil fantezileri gelmesin. Bu kişiler en fazla size referans olabilirler, yoksa iş görüşmelerini sizin adınıza yapamazlar. Doğru kişiye ulaştıktan sonra bir tanışma görüşmesi ayarlayın. Ama, resmi bir görüşme değil diye hiç hazırlık yapmadan gitmek de olmaz. Temel bilgileri edinin. Sonuçta tanıdığınızı da etkilemeniz gerekiyor. Tanıdığınıza aşağıdaki soruları sorabilirsiniz: Şirketin gündemindeki önemli projeler. Şirket kültürü ve diğerlerine kıyasla farklı yönler. Kârlılık, şirket öncelikleri, çalışanların eğitim seviyeleri. İşe alımlarda izlenen aşamalar. 3- Şirketi ziyaret edin. Rakipleriniz şirketin web sitesinde dolaşmaya devam ededursun, siz farklı bir yöntem uygulayın. Şirketi ziyaret edip bir kurum dergisi alın. Veya internette şirketle ilgili gazete haberlerini araştırın. Varsa, makaleler bulun. Bu yöntemle, şirket jargonuna aşina olmaya başlarsınız.... Eğer izin veriliyorsa şirkette dolaşın, ama dedektif havalarına girip resim çekmeye filân kalkmayın. Yoksa kendinizi şirketin bordrosunda değil en yakın karakolda bulursunuz. Görevli komisere durumu anlatmak zor olabilir. Emin olun, bir şirketle görüşmeye hazırlanan adayların çok küçük bir yüzdesi, temel bilgilerin ötesine geçerler. Bu sizin için iyi haber. Görüşme sonunda bin bir çabayla edindiğiniz bilgileri kimse sormadı mı? Hiç önemli değil; sıranız geldiğinde araştırma yaptığınızı gösteren sorular sorabilirsiniz. Örneğin: “Genel Müdürünüz daha önce hizmet sektöründeydi, şirkete bu sektörden hangi fikirleri veya uygulamaları getirdi?” Bu işe yaramadı mı? Bir de şunu deneyin: “Geçen sene çok zarar etmiştiniz, bu yıl zararı önlemek için vergi kaçırmayı veya muhasebe yolsuzluğu yapmayı düşünüyor musunuz?” Sizi hayırlısıyla işe alırlar. Kaynak:Bu yazı, Hakan Yaman ve Ahmet Şerif İzgören'in Nisan ayında Epsilon Yayınevi tarafından satışa sunulan "Eyvah İş Görüşmesi" adlı kitabından alınmıştır. |
| kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SELVILV (12.10.07) | ||
|
#8
| |||
| |||
| Stresimi SeviyorumAdalet Bağdu (Psikolog/NLP Trainer Pozitif Performans Enstitüsü) Bu makaleyi okuduğunuza göre, büyük ihtimalle siz veya sizin için değerli birisi stres altında olmalı. Stresinizi kontrol altına alabilmek için bir yol arıyorsunuz. Bu durumda ihtiyacınız olmayan tek bir şey varsa o da, sizi daha büyük stres altına sokacak, uygulanması zor tekniklerin sıralandığı bir listedir. İhtiyacınız olan şeyse, sizi stresten uzaklaştırıp sükunet ve huzura taşıyacak bir düşünce tarzıdır. Stres probleminizin çözümü için işte, evde ve dostlarınızla birlikteyken kullanabileceğiniz bir yaklaşım ihtiyacı içindesiniz. Ben, ne yapmanız gerektiğini söylemeyecek; bunun yerine size, ne yapacağınıza karar verme konusunda yardımcı olacağım. Stres altındayken yapmanız gerekenleri ve hayatın getirdiği sorunlara karşı direncinizi arttırarak stresten daha az etkilenmek için almanız gereken önlemleri sıralayacağım. Birincisi, stres yönetiminde başarılı olmak, uzun vadeli kazanım için kısa vadede katlanmayı gerektirir. Bu, kısa vadeli kazanmak için uzun vadede acıyı onaylayan modern batı kültürüne ters düşen bir yaklaşımdır. Uzun vadede rahat, sağlıklı ve mutlu bir hayatı garantiye almak kısa vadede belli bir rahatsızlık gerektirebilir. Buna klasik bir örnek: Egzersiz yapma. Belli bir egzersiz programına başladığınızda zorluk hissedersiniz; hareketleri beklenen süre içerisinde tamamlamak, koşulması gereken mesafeyi koşmak, günlük egzersiz programını sonuna kadar yapıp tamamlamak hep zor şeylerdir. Kimi zaman egzersizi kesip programı yarıda bırakma isteği duyarsınız. Bu nedenle belli bir felsefeye, sizi kolay değil; akılcı kararlar verme yönünde motive edecek bir dizi inanç ve beklentiye ihtiyacınız vardır. Birisi sizden bir komitenin çalışmalarına katılmanızı istediğinde “olur” demek kolaydır. Bu, istekte bulunan kişiyi mutlu eder, sizin de kendinizi iyi hissetmenizi sağlar; tabii ki kısa bir süre için. Bir süre sonra, komite toplantılarına katılmak için ailenize ayırdığınız zamandan çalmaya ve öncelikli projelerinizi ertelemeye başlayınca kendinizi hala iyi hissedebilir misiniz? Yoksa uzun vadede strese girmemek için kısa vadede “hayır” demenin getireceği sıkıntıya katlanmayı seçmediğiniz için hayıflanır mısınız? İkincisi, stres yönetimi “veya” larla değil “ve”lerle uğraşır. Bu ikilemlere bir örnek “daha az olan daha fazladır” ikilemidir. Daha az şeyle uğraşmayı, kendinizden daha azını beklemeyi öğrenince (özellikle siz, mükemmeliyetçiler), daha fazla enerjiniz olduğunu, kendinize ve çevrenizdekilere ayıracak daha fazla vakit bulduğunuzu görürsünüz. Yumuşak olan serttir. Stres altındayken vücudunuzu germek sizi daha kırılgan yapar. Kırılabilirsiniz. Ancak kaslarınızı gevşetmeyi, solunumunuzu rahatlatmayı ve tüm vücudunuzu yumuşatmayı öğrendiğiniz zaman içinizdeki kuvvete ulaşıp, harekete geçmenizi sağlayacak güce kavuşabilirsiniz. Kontrolü elde etmek için, kontrolden vazgeçin. Kontrolcü davranmak katılıkla sonuçlanır. Kontrolden vazgeçip hayatı akışına bıraktığınızda, olaylara sadece tepki vermek yerine doğru ve etkili karşılık verme imkanına kavuşursunuz. Bu size, tepkisel davranarak, hiçbir zaman elde edemeyeceğiniz düzeyde kontrol sağlar. Mükemmeliyetçilik strese yol açar. Mükemmel olmadığınızı ve olamayacağınızı kabul ettiğiniz zaman hayat yargılanacak bir olay olmaktan çıkıp, bir keşif gezisine dönüşür. Bu ve benzeri ikilemleri kavradıkça, özlediğiniz sükunete doğru ilerlemeye devam edeceksiniz. Üçüncü olarak, stres altında olduğunuzda mutlaka mücadele veya kaçış yollarını seçmek zorunda değilsiniz. Stres, anlaşacağınız bir olgu olabilir. Hem sakin hem de üretken olmanız mümkün. Neler Strese Yol Açar? Stresin bir çok sebebi vardır: Yetiştirilmesi gereken işler, trafik, topluluk önünde konuşma yapmak, patronunuz, toplantılar, örgütsel değişim vs. birkaç kişiye, kendilerini nelerin strese soktuğunu sorun, hepsinden farklı cevaplar alırsınız; çünkü stresi herkes ayrı şekilde algılar. Stres sebepleri dört ana grupta toplanabilir: Değişim, gizli gerilim, karakter özellikleri ve çevresel stres faktörleri. Bir değişim sırasında, önceden tahmin edilebilecek bazı normal safhalardan geçersiniz. Bu safhaları ayırt edip tanıyabilirseniz, fazla sıkıntı yaşamadan atlatabilirsiniz. Bu biraz, mevsimlerin değişmesini izlemeye benzer. Mevsimlerin değişiminin, en azından kabaca tahmin edilebileceğini ve yaklaşmakta olan mevsime hazırlanmak için yapılabilecek şeyler olduğunu bilirsiniz. İlkbaharda bahçenizde laleler açmasını istiyorsanız, sonbaharda lale soğanlarını ekersiniz. Yazın toplayacağınız sebzelerin fidelerini, ilkbaharda dikersiniz. Ve değişim yaşanır. Değişimin aşamalarını öğrendikçe, herhangi bir aşamada aldığınız önlemlerin, daha sonraki aşamalarda gerçekleşen değişiklikleri kabul edebilmeniz için temel teşkil ettiğini göreceksiniz. Herhangi bir soruna takılıp kalabilirsiniz. Bu durumda bütün hayatınız felç olmuş gibi hissedersiniz. Bu, arabanızın kuma saplanması gibidir. Motorunuz çalışır, benzin yakar, tekerlekleriniz döner ve lastikleriniz yanar ama yine de arabanızı yerinden kıpırdatamazsınız. Bunu duygu dünyanızda yaşadığınız zaman kendinizi yitip bitirirsiniz. “Kuma saplanmak” üzere olduğunu veya saplandığını fark edebilmek stresinizi yönetmek demektir. Eğer farkında olursanız kumdan kaçabilir veya saplandığınız yerden kurtulabilirsiniz. Günümüzde kumluk alanlardan tamamen uzak durmak mümkün değildir. İşin ilginç yanı, ilerlemeniz gereken yol tam da kumun içinden geçmektedir ve bir kumluğu aştığınızda karşınıza bir diğeri çıkacaktır. Mesela, özel hayatınızda iyi kötü bir istikrar yakaladığınız bir dönemde şirketiniz el değiştirebilir. Veya tam tersine, iş hayatınızın rayına oturduğu bir sırada anneniz hastalanıp sizin bakımınıza ihtiyaç duymaya başlayabilir. Şundan emin olabilirsiniz ki “her zaman bir pürüz çıkar” Buna alışın! 2000’lerde yaşamanın getirdiği bu gerçeği kabul edin. Zorlukları ve problemleri fırsatlara çevirme konusundaki yeteneğiniz, değişim ve stres yönetimi uzmanı olmanız konusunda anahtar rolü oynayacaktır. “Sinsi” Stres “Sinsi” stres bir çok insan için ciddi bir sorun kaynağıdır. “Sinsi” stres kaynakları yavaş yavaş biriken küçük problemler, tabiri caizse “bardağı taşıran damlalar”dır. Bir an için düşünün: Bir sabah saatiniz çalmadı ve geç uyandınız, ekmekleri kızartırken yaktınız, bir baktınız ki çayınız bitmiş, üstüne üstlük işe giderken bütün trafik ışıklarında durmak zorunda kaldınız! Bu durumu hiç yaşadınız mı? Bunun gibi birkaç günü arka arkaya yaşamak zorunda kalırsanız, ciddi şekilde strese kapıldığınızı hissedersiniz. Sinsi stres altında olup olmadığınızı anlamak için şu soruları cevaplayabilirsiniz: 1. Çoğu zaman, hatta iyi bir uykudan sonra bile, kendinizi yorgun hissediyor musunuz? 2. Son zamanlarda, sanki hayatınızdaki her şey kötü gidiyormuş gibi duygulara kapılıyor musunuz? 3. Çoğu zaman kendinizi sinirli hissediyor musunuz? 4. Çoğu zaman hayal kırıklığı hissediyor musunuz? 5. Yapılacaklar listenizi hazırlamak her geçen gün daha da zorlaşıyor mu.? 6. Birilerinin ne zaman, eskisi kadar verimli olmadığınızı fark edeceğini düşündüğünüz oldu mu? 7. Hasta olmamanıza rağmen, sık sık kendinizi iyi hissetmediğiniz zamanlar oluyor mu? Bu sorulara verdiğiniz “evet” cevapları ne kadar çoksa sinsi stres altında bulunma ihtimaliniz de o kadar fazladır. Sinsi stres tükenmeye yol açar. Bazı insanlar karşılaştıkları her durumda bir tehlike ve stres öğesi görürken, bazıları kendi paylarına fırsat ve heyecan görürler. Sufi Rumi’nin dediği gibi “Bir dilim ekmeğin sizin için anlamı, aç olup olmamanıza bağlıdır.” Herhangi durumun memnuniyet verici veya stresli olup olmadığına, algınıza bağlı olarak, siz karar verirsiniz. Karşılaştığınız durumlar karşısında neler hissettiğiniz onları nasıl algıladığınıza bağlıdır. Bir tehlike algılandığı anda bütün vücudunuzda bir alarm harekete geçer. Kalp atışı hızlanır, kan el ve ayaklardan çekilir ve derin kas gruplarında birikir. Ayrıca göz bebekleri büyür, çene kasılır, kan dolaşımına çok yüksek miktarlarda adrenalin, şeker ve yağ karışır. Solunum yavaş, derin diyafram solunumundan, yüzeysel gögüs solunumuna dönüşür. Kişi hayati bir tehlike karşısındaysa bu mekanizmalar çok işe yarar. Fakat, kişi bir müşterisinin telefonuna cevap vermek durumundaysa “mücadele veya kaçma” tepkisini harekete geçirmek, vücudu boş yere yıpratacaktır. Bu biraz araba kullanmaya benzer. Eğer devamlı fren yaparak kullanırsanız, arabanız hiçbir zaman kapasitesi olan maksimum hız veya güce erişemez. Bir süre sonra fren balatalarınız aşınıp erir. Aynı şekilde vücudunuz da eriyip gidebilir. Stresinizin yönetimini ele almadıkça, vücudunuz ardı ardına “mücadele veya kaçma” tepkisi yaşar ve yavaş yavaş bir takım belirtiler görülmeye başlar. Bu belirtilerin niteliği kişiden kişiye değişir. Her insanın bir zayıf noktası, devamlı olarak strese maruz kaldığı zaman açık veren, zayıf bir yönü vardır. Kendinize gerçekçi yaklaşın. Üzerinizde stres hissetmeye başlayınca kendinize, “Acaba ertelenebilir mi?” diye sorun. Training Works, şirketinin müdürü Leslie Charles tarafından yazılmış olan aşağıdaki şiir, kendinizle ilgili beklentilerinizi makul düzeyde tutmayı hatırlamakta size yardımcı olabilir. Unutmayın, gerçekçi olmak, gerçeklerden kopmamak sizi tükenişten korur. Bakış Açısı Ne her şeye sahip olmak zorundayım, ne de her şey olmak Ne her şeyi birden yapmam lazım, ne de her şeyi bilmem Bilmem gereken şey kim olduğum, Ne istediğim, Neyle mutlu olduğum Ve ihtiyaçlarımı nasıl karşılayacağım. Eğer bunu başarırsam, Diğer her şey yoluna girer. Değiştiremeyeceğin Durumu Kabul Et Samuray, bir ayı tarafından kovalanırken bir uçurumun kenarına gelir. Dengesini kaybeder ve tam uçuruma yuvarlanmak üzereyken bir dala tutunarak kurtulur. Yukarıya doğru bakar ve birkaç metre ötesinde duran ayının eğilerek başına doğru pençeler savurduğunu görür. Aşağıya dönüp baktığında, sadece yarım metre aşağısında bir aslanın kendisine doğru sıçradığını görür. Aslanın pençeleri Samuray’ın ayaklarından sadece birkaç santim uzaktadır. Sımsıkı kavradığı dala baktığındaysa da iki yaban domuzunun dalı kemirdiklerini fark eder. Hayatının bu vahşi hayvanlar tarafından, o anda noktalanacağını düşünür. Uzun ve derin bir nefes alır ve o anda tuttuğu dalın yanındaki çalılıklarda vahşi çilekleri fark eder. Çalılığın tam ortasında, kıpkırmızı, sulu, mükemmel çilekler. Boştaki eliyle uzanır, çileği yakalayıp ağzına atar. Ağır ağır çiğnedikten sonra mırıldanır "Hmmm, ne lezzetli!" Sevgiyle Kalın. |
| kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SELVILV (12.10.07) | ||
|
#9
| |||
| |||
| İnsanlar Neden Strese Girer? Bunların belli başlı sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz. 1-Yüksek bir rekabet ortamının bulunması 2-Diğer insanların dürüst olmadığına inanmak 3-Yaşamda hiç çaba sarfetmeden bir yere ulaşılabileceğinin sanılması. 4-Diğer insanların sizin davranışlarınızı incelediğini düşünmek. 5-Başka insanların beklentileri doğrultusunda hareket etmek ve bunu çok yoğun bir şekilde yapmak. 6-Kişi olarak bireyin kendisinin aslında ne kadar değerli bir varlık olduğunu farketmemesi. 7-Duygusal olarak sürekli olarak başkasına bağımlı olduğunuza inanmak. 8-Yaşamın akışı içersinde inişler çıkışlar olabileceğini kabul etmemek. |
| kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SELVILV (12.10.07) | ||
|
#10
| |||
| |||
| Stresi Yöneterek Başarıya Ulaşmak...Perihan Aydın (BP İst-Logistics SEÇ-G Müdürü) İkmal & Lojistik SEÇ-G Müdürü (Sağlık, Emniyet, Çevre –Güvenlik Mdr.) Perihan Aydın ile iş hayatında stres yönetimi, BP stres yönetimi ve kişisel gelişim eğitimleri ve eğitim sonrası yapılması gereken çalışmalar üzerine konuştuk... İş hayatında stres yönetiminin önemi üzerine görüşleriniz... Gelişen bilişim teknolojisinin, iş yaşamına getirdiği en önemli katkı şüphesiz ki hız faktörü. Değişmeyen çalışma saatlerine karşılık ortaya çıkabilen iş yükünün artması , büyüyen hedefler, artan beklentiler ve dolayısıyla beraberinde gelen stres, yorgunluk. Yükselen taleplerle birlikte artan stres seviyesi... Hızlı, yoğun ve uzun saatler çalışan bir grubun mücadele ettiği etkenlere bakmak ise performans odaklı bir şirketin işleri arasına doğal olarak girmiş oluyor. Yani stresin negatif etkileriyle mücadele etme yeteneklerini çalışanlara kazandırmak işverenin yatırımının bir parçası oldu. Stres yaşamın her parçasında olduğundan çok daha fazla iş yaşamında kişiyi etkiliyor. Ölçülen performans kriterleri, kişilerin stresle de mücadele etmesindeki başarıyı ortaya koyuyor. Stres kaynaklarını, olumlu-olumsuz etkilerini bilen, bunları yöneten, stresin pozitif etkisinden yararlanabilen kişiler iş hayatının da başarılı yöneticileri olmaktalar. BP Stres Yönetimi Eğitimleriyle ulaşmak istediğiniz hedefleri bizimle paylaşır mısınız? Şirketimizin en temel politikalarından birisi; SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE ve GÜVENLİK politikasıdır. Anayasamız diyebileceğimiz bu konu, faaliyet alanımız içine giren tüm çalışanları, işleri ve alanları kapsamaktadır. Yani; SAĞLIK lı olmak, sağlıklı çalışılabilecek ortamlar yaratmak ve bunu korumak şirketimizin temel çalışma ilkelerinin başında geliyor. Çalışanlarımızın hayatlarının her aşamasında stresi kontrol eden, yöneten ve stresin pozitif etkisini ortaya çıkarıp yararlanabilen mutlu kişiler olmaları bizim birinci hedefimiz. Eğitimler sayesinde bilinç düzeyinin artması sadece çalışma ortamında değil, iş dışı yaşamda da kişilere büyük rahatlıkları ve başarıları getiriyor. Daha huzurlu, stresle başedebilen, stres kaynaklarını kontrol edebilen, yönetebilen sağlıklı bireylerden oluşan bir topluluğa yatırım yapmış oluyoruz. Çalışanlarımızın sağlıklı ve başarılı olmaları, şirketimizin performansının da sağlıklı ve başarılı olmasını sağlıyor. Böyle bir eğitim ihtiyacı nasıl oluştu? Çalışanların mutluluğu ve performansına odaklı bir şirket politikamız var. Rekabetin yoğun olduğu bir piyasa ortamında çalışıyoruz. Başarı çıtalarımız yüksek ve bunca iş, başarı talebi karşısında yüksek performans göstermek için çeşitli uygulamalardan yararlanıyoruz. Önceliğimiz sağlıklı bireylerden oluşan bir topluluk. Sağlıklı olmanın da yalnızca bedensel sağlıkla sınırlı kalmadığının hepimiz farkındayız. O halde zihin ve beden sağlığını etkileyen unsurları tesbit etmek ve bu konuda çalışnalara destek sunmak gibi bir görevimiz ortaya çıkıyor. Bildiğiniz gibi STRES de kişiyi etkileyen en önemli faktör. Kişisel gelişim eğitimlerinin öncelikli olarak verildiği departmanlarınız bulunuyor mu? Şirketimiz genel olarak bir satış ve pazarlama şirketi kimliğindedir. Fakat bu göz önüne alınarak sadece satış ekibi yada pazarlama ekibine yönelik çalışmalar yapmıyoruz. Her çalışanın farklı şekillerde strese maruz kalması sözkonusu. Dolayısıyla genel eğitimler organize edip; kişilerin buralardan kendilerine özel sonuçlar çıkarmalarında yön gösterici olmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki, stres sadece bir yönetici sorunu değildir. Yüksek talepler karşısında kişinin stres seviyesi yükselebildiği gibi, sürekli monoton işlerde de stres seviyesi çok yüksek olabilmektedir. Eğitim sonrası çalışanlarınız üzerinde gözlemleriniz... Çalışanlarınızdan ne tür tepkiler aldınız? Stresten korkmayan, stres tarafından yönlendirilmeyen ama stresi yönetebilen bireyler çoğaldıkça çalışma ortamlarımız daha da güzelleşiyor ve performansımız artıyor. Çalışanların bu eğitimlerden özel hayatlarında da çok yararlandıklarını duymak da ayrı bir değer. Çalışanlar, eğitimler sırasında ya da sonrasında kendi yaşamlarındaki, işlerindeki stres faktörlerini, etkilerini kendileri tanımlıyorlar ve çözüm önerilerini de ortaya koyarak stresle daha kolay mücadele edebiliyorlar. Başarılı deneyimlerini paylaşabiliyorlar. Kişisel gelişim eğitimlerinde, eğitimcinin rolü ve önemi üzerine görüşleriniz... Konusunu iyi bilen, özümsemiş ve bilfiil hayatında da anlattığı konuların uygulamalarına sahip eğitmenler çok daha etkin olabilmekteler. Yani iş hayatında hiç stresi hissetmeyen birinin stresi anlatması çokta etkin olmazdı. Eklemek istedikleriniz... Stres; yaşamdan çıkarılması gereken, tamamen zararlı, negatif bir etki olarak algılanılmamalı. Daha az stresle yaşamak, stres kaynaklarının pek çoğunu kontrol edebilmek mümkün. Fakat, unutulmaması gereken bir konu da stresin canlılar için farklı seviyelerde ama karşılanması gereken bir ihtiyaç olduğudur. Bütün canlı organizmalar denge bozulduğunda onu yeniden kurmayı sağlayan bir düzene sahiptir. Örneğin acıkınca yemek yer, susayınca su içeriz. Susama güdüsü bizi su içmeye yöneltir. Stresin olmaması halide yaşamın kuruması ya da uyuşması anlamına gelir. Yani stressiz yaşam düşünmemeliyiz. Bireylerin stres ihtiyaçları birbirinden farklılık gösterir. Önemli olan yaşamımızda stresi tanımlamamız, negatif etkileriyle en az zararla ya da zararsız başa çıkabilmemizdir. Pozitif düşünce ve hareket tarzı en büyük yardımcımız olacaktır. Sayın Perihan Aydın verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. |
| kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SELVILV (12.10.07) | ||
| Sponsorlar |
| |