Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Diller > Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

Diller hakkinda Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü ile ilgili bilgiler


ATATÜRK***8217;ÜN GÜNEŞ DİL KURAMI Doç. Dr. Haluk BERKMEN Asya'da yaşayan boyların konuştuğu dil, günümüzden 15,000 yıl öncesinden başlayarak 3,000 yıl öncesine kadar geçen dönem içinde hem gramer kuralları, hem de

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #31  
Alt 15.08.07, 20:29
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

ATATÜRK***8217;ÜN GÜNEŞ DİL KURAMI

Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Asya'da yaşayan boyların konuştuğu dil, günümüzden 15,000 yıl öncesinden başlayarak 3,000 yıl öncesine kadar geçen dönem içinde hem gramer kuralları, hem de nesnel ve kutsal kavramları ile tam olarak gelişmişti. Bu dile Ön-Türkçe demek doğru olur sanırım. Zira Ön-Türkçe konuşan insanlar göç ettiklerinde birçok yeni dilin oluşmasında önderlik ettiler.

Ön-Türk Göçleri
MÖ. 1,000 (günümüzden 3,000) yıllarından itibaren bu diller kesin çizgilerle ayrılıp farklı abeceler ile yazılmaya başlamışlardır. Fakat birçok örnekle göstermeye çalıştığım gibi, Ön-Türk damgaları hepsine temel kaynak olmuştur. Orta Asya Göktürk yazısı da aynı köke dayanır. Göktürk damgaları 38 adettir. Bunları alttaki resimde görmekteyiz.

38 Damgalı Orhun abecesi

Dikkat ederseniz, bu damgalardan bazıları basit tek sesler iken bazıları hece, bazıları 3 harf ile ifade edilebilen çift-sesli (diftong) işaretlerdir. Birçokları da bilinen birtakım nesneleri andırır. Örneğin: T1 at üstündeki biniciyi, OKH bir oku, Y1 yarım ayı, ....vs.

MÖ. 15,000 ile 3,000 yılları arasında geçen 12,000 yıllık süre Ön-Türklerin dünyaya yayıldıkları dönemdir. Bu süre içinde Asya'nın doğusunda Korece, Japonca, Tunguzca, Çukçice ve Aynuca ortaya çıkmıştır. Bering boğazını aşanlar ise Maya, Aztek, İnka dillerini ve onların pek çok yan lehçelerini oluşturmuşlardır.
Orta Asya'da kalanlar ise, yazıyı geliştirmeye devam etmişler ve en gelişmiş yazı türü olarak Göktürk yazısını oluşturmuşlardır. Bu arada batıya ve güneye göç edenler Sümer çivi yazısını, Elam, Saka, Kıbrıs ve Etrüsk yazılarını geliştirmişlerdir. Bu yazı türlerinden Finike abecesi, Yunan ve Roma abeceleri de türemiştir.
Kuzey ve kuzey-batıya göç etmiş olanlarından Viking, Fin, Macar ve Baltık harfleri ortaya çıkmıştır. Anadolu'da ise Likya ve Lidya yazıları Ön-Türk yazı şekline en çok benzeyen türlerdir. Anadolu şehirlerinin pek çoğu Ön-Türkler tarafından kurulmuşlardır. Ön-Türk kültürünün son kalesi batıda Truva şehri ve iç-Anadolu'da Göreme (peri bacaları) bölgesi olmuştur. Bu iki merkez de işgal edilince Anadolu Ön-Türk kültürü büyük çapta yok olmuştur. O dönemden kalma yazılı taşlar ve kaya resimleri halen tam olarak okunabilmiş değildirler.
Bu bakımdan, halen dilcilere ve kazı bilimcilere, sanat tarihçilerine çok iş düşmektedir. Ancak, belli bir bilinç düzeyi oluşmadığı sürece doğru yorumların yapılması mümkün değildir. Atatürk tarafından geliştirilip üzerinde yıllarca çalışmalar yapılmış olan Güneş Dil Kuramı yeniden ele alınıp, güncel bilgilerle, sağlam bir temele oturtulmalıdır.

Kadim kültürler sadece Türkologlar tarafından değil, dil, yazı, inanç ve mimari eserlerinin inceleneceği bir uzman gurubu tarafından ele alınmalıdırlar. Ortak olan yönler ortaya çıkarılmalıdır. Bu çalışmaya yabancı uzmanlar da davet edilmelidir. Atatürk, zamanında Macar dil uzmanlarını Ankara'ya davet etmiş, onlar da Türk dilinin kökenlerini araştıran birçok eserler vermişlerdir.
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 15.08.07, 20:31
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

MERV BÖLGESİ
Doç. Dr. Haluk BERKMEN

Güneş Dilinin Merkezi
Resimde dünya haritasını görüyoruz. Asıl merkezi bölge olan Orta Asya bölgesi bir zamanlar münbit bir arazi idi. O bölgede büyük denizler, göller, dereler ve yüce dağlar bulunuyordu. İklimin zaman içinde değişmesi sonucu oraları çöle dönmeye başlayınca insanlar da göç etmek zorunda kaldılar.
İşte o bölgeden yayılan insanların konuştuğu dil olan Ön-Türkçe güneşin ışınları gibi dört bir yana yayılmıştır. Bu bakımdan Atatürk***8217;ün önderliğinde bu görüşü kanıtlamaya çalışanlar, kurama Güneş Dil Kuramı demişlerdir. Bu kuram zamanla gözden düşmüş olsa da temel varsayımları ve diller arası ilişkilere bakış açısı doğrudur. Buraya kadar verdiğim çeşitli örnekler bu kuramı destekler nitelikte oldukları kanısındayım.
</SPAN>Belh ve Merv bölgesi
Hind-Avrupa dillerinin çıkış bölgesini araştıran ve bu konuda arkeolojik araştırmalar yapan iki kazı bilimci Frederic Hiebert ve Victor Sarianidi, resim degörülen Hazar denizinin doğu bölgelerinden başlayarak Pamir yaylasına kadar uzanan bölgeyi aday göstermektedirler.
Bu bölgede yaşamış olan kültürün bulunduğu geniş bölgeye Bactria Margiana Archaeoloji Complex sözlerinin baş harflerinden BMAC adını vermişlerdir. Oysa ki bu bölgenin içine Türkmenistan, Afganistan, Özbekistan, Tacikistan, Doğu İran, Kuzey Pakistan ve Altay dağları girmektedir. Tüm bölge eskiden ve halen Türk boylarının yerleşim bölgesidir. Fakat, bu iki araştırıcı Hind-Avrupa kültürüne bir kaynak arayışı içinde oldukları için Belh şehrinin bulunduğu bölgeye Yunan tarihçilerin vermiş olduğu isimden mülhem Bactria demeyi daha uygun görmüşlerdir. Margiana adı da bugünkü Türkmenistan***8217;da bulunan Merv şehrinden mülhemdir.

MÖ. 15,000 yıllarından itibaren MÖ. 1,000 yıllarına kadar sürekli olarak yerleşim bölgesi olmuş olan bu geniş alanda tarım yapılıyor, şehirler kuruluyor, hatta yazı bile geliştiriliyordu. Bu bölgede araştırma yapan F. Hiebert: ***8220;Çok geniş bir alana, Asya***8217;nın derin steplerine kadar, yayılmış olan bu kültürün insanları gelişmiş şehirler inşa etmişlerdi ve homojen tek bir halk oldukları anlaşılıyor***8221; diyor ve***8220;Orta Asya***8217;nın hudutlarını yeniden tanımlıyoruz***8221; ekleyerek bu kültürün sanıldığından çok daha uzak bölgeleri etkilediğini ifade ediyor. (Bkz. Science dergisi, Cilt 302, 7 Kasım 2003)</SPAN>

Fakat, ne yazıktır ki tüm makalesinde asla Türk adını telaffuz etmiyor. Adeta onları yok sayıyor. Yine ne kadar acıdır ki bizim dilcilerimizden, kazı bilimcilerimizden bu konuda en ufak bir itiraz yükselmiyor. Türkologlarımız bu konulara neden ilgisiz kalıyorlar?
BMAC denilen bölge aslında bereketli ve tarıma elverişli Mavera-ün- Nehir
***8220;İki nehir arası***8221; denilen bölgeyi de içermektedir. İki nehir tarafından sulanan bir diğer bölge Mezopotamya bölgesidir. Zaten, Mezopotamya ***8220;İki nehir arası***8221; demektir. Anlaşılan, Ön-Türk boyları iki nehir arasına yerleşmeyi tercih etmişler ve buldukları bu tür bölgeleri kendilerine yurt edinmişlerdir. İlk yerleşimlerinden biri Amu derya ile Siri derya arası, ondan sonra da gittikleri bölge Dicle ile Fırat derelerinin arası olmuştur. Sümerlerin bu iki dere arasına yerleşim yılları MÖ. 3000 yıllarına hatta daha da eski bir döneme rastlar.
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 15.08.07, 20:31
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

20,000 BİN YILLIK İKLİM DEĞİŞİMİ

Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Orta Asya***8217;nın yerbilimsel yapısı hakkında birçok yoğun çalışma yapılmıştır. Philip L.Kohl (Kaynak: ORTA ASYA , P. L. Kohl; ISBN: 2-86538-071-8) kitabının 26cı sayfasında şöyle diyor:

"Orta Asya yer betimindeki (topography) değişimlere çarpıcı bir örnek, Orta Asya çöllerinde /Takır/ oluşumlarıdır. Takırlar, doğal aşınmalarda yıkanmış alüvyonun (lığ) toplanması ile oluşan ve genel olarak sadece yosun ve liken içeren alkalin (bazik) toprak oluşumlardır. Fiziksel olarak, kalsiyum karbonat tabakalarının yüzey katmanlarında ayaklı (stilt) asıltılarla hızlıca kuruyarak birleşmesinden oluşan düzgün, yalın, ince ve parke biçimli veya çatlak yapıda şekiller oluştururlar. Bunlar, Orta Asya***8217;da geniş susuz araziler üzerine yayılmışlardır. Bu da su yollarındaki bir kayma veya geri çekilmenin güçlü bir kanıtıdır."
Topraktaki bu kuraklaşma ve takır-takır olarak tanımlanabilecek bu sertleşmenin nedeni ne olabilir? Ayrıca toprakta çok yaygın olarak görülen bazik kalsiyum karbonat tabakası nasıl oluşmuştur?
Bu tür yaygın bir coğrafi yapının oluşabilmesi için iklimde çok ciddi bir değişimin oldukça kısa bir süre içinde gerçekleşmiş olması gerekir. Yapılmış olan jeolojik ve stratigrafik araştırmalara göre günümüzden 11,000 ile 10,000 yıl arasında (MÖ 9,000-8,000) ciddi ve hızlı bir iklim değişimi olmuştur.
</SPAN>20,000 Yıllık İklim Değişimi
Son çalışmalar göstermiştir ki, kuzey yarı kürede sıcaklıkta ortalama 6 derece santigratlık bir değişimin bile iklimde ciddi değişiklere yol açmış olduğudur. Resimde günümüzden 20,000 yıl öncesinden başlayarak kuzey yarı küredeki genel sıcaklık değişimleri görülüyor. Kırmızı dikey çizgi günümüzden 16,000 yıl önce buzul çağının sona erdiği dönemi gösteriyor. 16,000 ile 14,000 yılları arasında 2,000 yıllık bir hızlı ısınma dönemi var.
Buzul çağı sona erince kuzeyden eriyen buzullar güneye doğru kayarak geniş alanları kaplamışlar ve tarıma elverişli düzlükler bataklık haline dönüşmüş. Sonra yeniden soğuma ve ısınmanın ardından, günümüzden 11,000 ile 10,000 öncesinde 1,000 yıllık çok hızlı bir soğuma yaşanmış. İşte bu döneme Jeologlar
/Younger Dryas/ dönemi adını veriyorlar. (Kaynak:Patterson et al. 1995. Foraminiferal Evidence of Younger Dryas Age Cooling on the British Colombia Shelf. Geographie et Quaternaire Cilt.49, sayı.3, sayfa 409)
Bu dönemde yağış da çok az olduğundan bataklıklar kurumaya başlamış, buzulların getirmiş olduğu alüvyonlar ve kireçli topraklar kalın /Takır/ tabakalarının oluşmasına neden olmuş.
İşte, bu soğuk dönemde, buzullar eriyip toprak bataklık haline dönüşürken insanlar düz ovaları terk edip her yöne doğru göç etmeye başlamışlar. Günümüzden 10,000 yıl öncesinden itibaren sıcaklık artmış ama o bölgeler ne hayvancılığa ne de tarıma elverişli olduğundan göçler devam etmiş.
Güneş dilini konuşan kültürün Asya kıtasından yayılmaları da buzul çağının sona erişi ile birlikte, günümüzden yaklaşık 15,000 yıl öncesinden başlar ve günümüzden 5,000 yıl öncesine kadar dalgalar halinde devam eder. İklim değişikliklerini gösteren resimde görüldüğü gibi günümüzden 8,000 yıl öncesinden başlayarak kuzey yarı kürede sürekli bir soğuma dönemi var olmuştur. Şimdi içinde bulunduğumuz dönemde geçici bir ısınma görülmektedir. Her ısınma-soğuma dönemi yaklaşık 2,500 yıl sürdüğüne göre şu sıralar bir tepe noktasına doğru yaklaşmakta olduğumuz anlaşılıyor.
</SPAN>Asya ve Amerika Mandaları

Günümüzden 10,000 yıl öncesinden itibaren dünya yeni bir döneme girmiştir. Bu döneme /Halocene/ (Halosen) dönemi denir. Bu dönemde ortaya çıkmış olan hayvan türleri ondan önceki /Pleistocene/ dönemine göre oldukça farklıdır. Halosende genel ve sürekli bir soğuma olduğundan bu dönemde kürklü hayvanlar her yerde görülür. Resimde aynı yapı ve görüntüde fakat değişik bölgelerde ortaya çıkmış mandaya benzer kürklü ot oburları görüyoruz.
Musk mandası Kanada***8217;nın kuzey batı bölgelerinde yaşayan soğuğa dayanıklı bir türdür. Buffalo denen tür ise biraz daha orta Amerika***8217;nın ılıman bölgelerinde bulunur. Yak manda türü, Asya kıtasının dağlık ve çok soğuk iklimine uyum sağlamış tüylü mandadır. Her üç türün yakın akrabalığı bu mandaların insanlar ile birlikte göç ettiklerine işarettir.
Sümer UR***8217;dan çalgı (çengi) başı

Resimde görülen boğa Sümer kültürüne ait olup, bir Çeng (harp) başındaki altın kaplama bir süstür. Çeng harp adı verilen çalgının en eski türü olup kaynağı orta Asya Ön-Türk kültürüdür. Sakallı boğa o dönemde boğaların hala sakallı oluşlarını gösteriyor. Güç sembolü olan boğa bir de sakallı olunca o dönemdeki tüm kralların en kutsal hayvana benzemek istemelerine şaşmamak gerekir.
Sakallı boğanın tüm Asya ve Avrupa kıtasında görülüşü çıkış bölgesinin Asya olduğuna işaret etmekte, hatta kanıtlamaktadır. Çünkü gerek buffaloya gerekse musk mandasına orta ve güney Amerika kıtasında rastlamıyoruz.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 15.08.07, 20:32
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

KARA-KHOTO-TANGUT-KUTSAL GÜNEŞ
Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Asya kıtasında çölleşme Bir önceki yazımda iklim değişikliklerinden söz ettim. Yukarıdaki resimde kırmızı çizgi ile ***8211;3,000 (MÖ. 1,000) yıllarındaki önemli ve hızlı iklim değişikliği görülüyor. O dönemde iklimde ani ve genel bir soğuma görülmüş, göller ve dereler donmuş, toprak sertleşip kuraklaşmıştır.
İşte, bu dönem Orta Asya***8217;nın hızlı bir şekilde çölleşmesi dönemidir. Zaten var olan çöller hızlı bir şekilde yayılarak o bölgede gelişmiş olan tüm şehirleri yutmuşlardır. Bunun en güzel kanıtı
Kara Khoto şehridir. Kara Khoto günümüzde Gobi çölünün ortasında kalmış, kumlara gömülü bir şehirdir.

Kara Khoto şehrinin bölgesi

Resimde kırmızı renkte Kara Khoto şehrini gösterdim. Kuzey ile kuzey-batısında Gobi çölü, doğusunda Moğolistan çölü, güneyinde Tengri çölü ve doğusunda Ordos çölü vardır. İleri bir medeniyetin merkezi olan Kara Khoto şehri bu kadar çöl arasına kurulmuş olması akla yakın değildir. O bölge sularla çevrili mümbit bir ova iken, iklimdeki değişim sonucu çöllerin ortasında kalmıştır.
Kara sözü
OK-ARA => KARA şeklinden türer. OK-ARA ise OK boylarının arasında kalan geniş bölge olmaktadır. Bu alan ise orta Asyanın hemen hemen tümünü içerir. İklim değişince OK boyları da o bölgeleri terk etmek zorunda kalmışlardır.
Kara Khoto adı da
KARA-KHUT => KARA KHOTO şeklinden gelir. KHUT sözü de bizim halen kullandığımız, Kut, Kutsal, Kutlu anlamlarını içerir. Demek ki, Kara Khoto = Kutsal bölge = Ok'ların kutsal alanı, şehri olmaktadır. Nitekim, o bölgede Kara Su, Kara Vartak, Kara Teke, Kara Şahr, Kara Hoca şehirleri bulunmaktadır. Ayrıca Kara Tağ adlı bir dağ da o bölgededir.
Günümüzde /kara/ sözü hem siyah hem de toprak parçası olarak anlam değiştirmiştir. Siyah ile olan ilişkisi toprağın takır haline gelişi ve yeşil rengini kaybedişi ile ilgilidir. Toprak parçası ile olan ilişkisi ise doğrudan Ok-Ara kök sözcüklerinden gelmektedir.

Kara Khtoto***8217;nun Çevre Şehirleri

Resimde Kara Khoto şehrinin eski ve kurumuş bir göl kenarında bulunduğunu görmekteyiz. Diğer yakın alan içinde ve çölün kenarındaki şehir adlarına bakalım. Batıda Shazhou = ŞAH-SU, Guazhou = KAZ-SU, Suzhou = SU-SUZ, güneyde Ganzhou = KAN-SU adları hep SU ile ilişkili olmaları tesadüf olamaz. Demek ki her bir şehir eskiden su kenarında bulunuyordu. Bunların bir zamanlar geniş bir iç deniz kıyısında oldukları görüşünü destekleyen diğer veriler Tengri çölü ile Gobi çölü arasında kalmış olan, kurumuş göl ve derelerin varlığıdır. Bunları da Kara Khtoto***8217;nun Çevre Şehirlerini gösteren resimde görmekteyiz. Bu iç denizi doğudaki Sarı derya veya Siriderya adıyla bilinen, İngilizce adı Yellow River olan, nehir besliyordu. Çince /su/ sözünün karşılığı /sui/ olup aynı söz Japonca /öz su, meyve suyu/ olmaktadır.
Kara Khoto şehri Tangut imparatorluğunun da başşehri olmuştur. Tangut adı TAN-KUT kök sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. Tan, güneşi ve kut da kutsallığı ifade eder. Bu halde Tangut = Kutsal Güneş demektir. Bu ismin de Ön-Türk TENGRİ sözü ile ilişkisi vardır. Tankutların konuştuğu dil de Güneş dili olup hem Çince'ye, hem Japonca'ya, hem Moğolca'ya hem de Türkçe'ye kaynak teşkil etmiştir.
Tarihçiler Tankut imparatorluğunun MS. 900-1200 yılları arasında var olduğunu söylerler.
(Kaynak: Lost Empire Of the Silk Road, Mikhail Piotrovsky, 1993) Oysa ki bu ikinci Tankut krallığı dönemidir. Asıl Tankut milleti ve kültürü MÖ. 1000 yılları civarında var olmuş ve büyük kültür eserleri bırakmıştır. O dönemde Budizm dinini kabul eden Tankut halkı çok güzel eserler de bırakmışlardır. Zaten MS. 1,000 yıllarında Kara Khoto bölgesi tümüyle çölleşmişti. Bu bakımdan çöl ortasında bulunan bir şehirde ileri bir kültürün ve sanatın gelişeceğine inanmak biraz saflık olur. Ama, dedim ya, batılı kazı bilimciler, dilciler, sanat tarihçileri işlerine gelmeyen gerçeklere gözlerini kapatırlar. Kara Khoto şehrinin deipek yolu üzerinde kurulmuş bir şehir olduğunu söylerler. Fakat, söz konusu olan ipek yolu, onların sandığı veya inandırmak istediği, MS.1000 yıllarının ipek yolu değil, MÖ. 1000 yıllarına ait ipek yoludur.
MÖ. 1000 yıllarının ipek yolu Türk boyları tarafından kullanılmış olan batıdaki Ön-Türk kavimleri ile doğudaki Ön-Türk kavimleri arasında gerçekleşmiş olan ticaret yoludur. Doğuda (Çin bölgesi) Tankut imparatorluğundan batı Anadolu***8217;daki Sardes şehrine kadar bu yol uzanır. Bu yolu da ancak hızlı atlara sahip Türk-Moğol-Tankut tüccarları aşabiliyorlardı. Onların güvenliğini de yine Türk asıllı atlı süvariler sağlıyorlardı. Sonradan bölge çölleşince atların yerini develer almıştır.
Anlayacağınız, deve kervanlarının aslını atlı Asya kervanları oluşturur. Bu kervan yolu üzerinde birçok merkezler ve şehirler vardı. Bunlarda biri de, günümüzde kumlara gömülü durumda olan Loulan kalesidir.

Yukarıdaki resimde günümüzde Kara Khoto şehrinin kumlar altında kalmış bugünkü halini görmekteyiz. Gobi çölünün batı kısmında, kumlar altında kalmış bir diğer şehir de Loulan = ULULAN şehridir.
Günümüzde Loulan Şehri

Resimde bu şehrin günümüzde kumlar altında kalmış hali görülüyor. Aynı bölgede Üst-Kan, Üst- Ulagan ve Urba adlı şehirler bulunmaktadır. Bu isimleri de halen kullandığımız Türkçe ile anlayabiliyoruz.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 15.08.07, 20:32
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

A HARFİNİN İZLEDİĞİ YOLLAR

Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Bu yazıda A harfinin serüvenini anlatacağım. Bu serüveni bu kadar geriye atmamın nedeni çok karmaşık bir serüven olduğundandır. Bu serüveni anlatmadan önce K harfinin serüvenini ve Ok boylarının göç yollarını uzun uzadıya anlatmam gerekti. Latin (Roma) abecesindeki büyük A harfi iki farklı yol izleyerek İtalya yarım adasına ulaşmıştır. Bu konu genelde hiçbir dilci tarafından ele alınmamıştır. Burada anlatacağım serüven tamamen kendi araştırmalarım sonucu ortaya çıkarmış olduğum son derece ilginç bir sonuçtur.

A harfinin izlediği yollar

Bu iki farklı yolu yukarıdaki resimde görmekteyiz. Yollardan biri Hazar gölünün güneyini takip ederek doğu ve güney-doğu Akdeniz bölgelerine uzanan yoldur. Orada damga ve resimlerden oluşmuş bir tür hiyeroglif yazı geliştiren kültür Asya kökenli Ön-Türk kültürüdür. Bu kültürün yazısına batılı dilciler Proto-Sina yazısı adını takmışlardır. Sina yarımadası, bilindiği gibi Mısır ile İsrail arasındaki bölgedir ve Sami dillerinin oluşum alanıdır. Hem kadim Mısır dili hem de Finike dili Proto-Sina dili denen kök dilden türemişlerdir.
Proto-Sami Damgaları

Üstteki resimde bu Ön-Türk kökenli kültürün A damgasını solda görüyoruz. Bir boğa başı olan bu harfin Kadim Mısırda almış olduğu şekil ise ortada görülüyor. Sami dillerinde bu damganın adı Alef olup anlamı da /boğa/ olmaktadır. (Kaynak: The Story of Writing, sayfa 161, Andrew Robinson, 1995, Londra)

Kadim Mısır***8217;da Kutsal Apis Öküzü</SPAN>

A sesi ile başlayan Alef sözünün boğa demek oluşu size neyi çağrıştırıyor? Yukarıdaki resimdeki boğayı ve aşağıdaki resimdeki boynuzlu, sakallı Sümer tanrı-krallarını hatırlatmıyor mu? (Bkz. 20,000 Yıllık İklim Değişim adlı yazı-</SPAN>Sümer UR***8217;dan çalgı (çengi) başı)


(Yukarıdaki resimler için Bkz. Sümer dili adlı 16 yazı)</SPAN>

Mısır kültüründeki kutsal Apis öküzünün boynuzları arasındaki güneş diskinin Ön-Türk Güneş kültü ile ilgisi ve Apis adının da A sesi ile başlaması basit bir tesadüf olabilir mi? Daha iyi anlamak için üstteki Kadim Mısır***8217;da Kutsal Apis Öküzü adlı resmi tekrar inceleyebilirsiniz.
</SPAN>

Alef harfi ise doğrudan Orhun abecesindeki A/E harfi ile ilişkilidir. Arap abecesindeki Elif harfi de aynı kaynaktan gelir. Bu ilişkiyi A Damgasından Türeyenler adlı yukarıdaki resimde görüyoruz. Orhun abecesindeki damga çok az değişerek hem İbrani Alef harfine hem de Arap Elif harfine kaynak olmuştur. Bu resimde ayrıca orta sırada A harfinin ve alt sırada K harfinin gelişimini görüyoruz.
Dikkat ederseniz Finike K harfinin kökeni OK damgasıdır. Bu damgadan dönüşerek modern K harfi oluşmuştur. Ama A harfi de K şeklinde başlamıştır. Demek ki hem A hem de K harfleri OK damgasından türemişlerdir. A ile O sesleri Finike dilinde yakın telaffuz edildiğinde OK sesi OAK => AK => A dönüşümlerine uğramıştır. Diğer bir dönüşüm ise OK => K ve O harflerinde de gördük. Aynı tür dönüşümü OKH => AKH => ANKH sözünde de gösterdim.
A harfi Latin abecesine Hazar gölünün kuzey yolunu izleyerek de ulaştı. Asya kökenli Ön-Türk boyları Karadenizin kuzey bölgelerinde iki kola ayrıldılar. Kollardan biri güneye dönüp Kafkas bölgesi üzerinden Anadoluya ve oradan güney İtalya kıyılarına kadar uzandı. Bu kol güneyden gelen kolla birleştiğinde A harfini Yunan kültürü aktardı ve Yunan abecesi de kendine göre dönüştürdü.

Yunan ve Etrüsk A harfleri</B>
Karadeniz'in kuzeyinden devam eden kol ise Alp dağlarını aşarak kuzey İtalya bölgesine girip Etrüsk kültürünü oluşturdular. Alp dağlarına ALP adını veren kültürün bu Tur ve Osk karışımı Ön-Türk kökenli kültür olduğundan daha önce söz etmiştim.
Yukarıdaki resimde üst sırada Yunan abecesindeki büyük A harfini ve ondan yuvarlatılarak dönüşmüş olan Alfa harfini görüyoruz. Alt sırada ise Karadeniz'in kuzey yolunu izleyen kadim Macar kültürünün A harfi solda Etrüsk A harfi sağda görülüyor. Her iki harf da Orhun A harfinden dönüşerek oluşmuşlardır. Kuzey İtalya yarım adasına giren Etrüsk (Tur ve Osk boyları) güneyden gelen ve Anadolu üzerinden İtalya'ya ulaşmış olan Tur ve Osklarla karşılaşınca hemen kaynaştılar ve bu kaynaşmadan Etrüsk A harfi ortaya çıktı. Çünkü her iki kültür ortak bir kök kültürün farklı kolları idiler.
Nitekim, Etrüsk abecesinde /Erken Etrüsk/ ve /Geç Etrüsk/ harfleri bulunur. Bunu dilciler saptamışlardır. Erken Etrüsk harfleri kuzeyden gelen tur ve OK boylarının damgaları, Geç Etrüsk harfleri ise Yunan etkisiyle dönüşerek İtalya'nın güneyinden gelmiş olan şekiller oldukları anlaşılıyor. Aralarında oldukça uzun bir zaman farkı vardır. Kuzeyden gelen Ön-Türk kolu MÖ. 2.000 yıllarında o bölgeye gelmiştir. Güney kolunun gelişi ise MÖ. 1.000 yıllarına rastlar. Aralarında 1.000 yıl gibi uzun bir zaman aralığı vardır.
Daha sonra, Roma kültürü tüm bölgeye hakim olunca bildiğimiz Latin
A harfi ortaya çıkmıştır.
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 15.08.07, 20:33
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

TARKANDEMOS MÜHÜRÜ
Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Ön-Türkler Anadolu'ya birkaç koldan gelmişlerdir. Bir kısmı kuzey doğudan, bir kısmı güney doğudan ve bir kısmı da kuzey batıdan, Trakya üzerinden gelmişlerdir. Ama, hepsi de aynı kültürün farklı kolları oldukları için birbirlerinden bağımsız şehir devletleri kurup barış içinde yaşamlarını sürdürdüler.
Anadolu adının Ana-dolu şeklinde yorumlayanlar olmuştur. Çok da yanlış sayılmazlar, çünkü Anadolu tanrıçalar ve kadın yöneticiler toprağı olmuştur. Pek çok ana tanrıça adının Anadolu'dan çıktığı biliniyor. Fakat, ben biraz farklı bir yorum yapacağım. Anadolu sözü
ANA-OT-OL-ÖYÜ sözlerinden oluşmuştur ve anlamı da /Ateş anaların olduğu bölge/ demektir. Zaten böyle olduğunu Anadolu'nun Yunanlılar tarafından telaffuz şeklinden daha iyi anlıyoruz. Yunanca Anadolu ANATOLIA olup asıl şeklin ANA-OT-OL-ÖYÜ => ANATOLYA => ANATOLU => ANADOLU olduğu görülmektedir.
Kimdi peki bu ateş analar? Bunlar Anadolu'da birçok şehir kurmuş ve o şehirlere ANA adını katarak bir anaerkil kültür olduklarını belirtmişlerdir. Örnek olarak ANKARA adı
ANA-OK-ARA kök sözcüklerinden oluşmuş olup anlamı /OK anaların arasında kalan bölge/ olmaktadır. Sonradan Bizans döneminde Ankira şeklinde dönüşmüştür.
Keza, ADANA adı
ATA-ANA olup, açıklama bile gerektirmeyen bir anlama sahiptir. Bir diğer şehir AMASYA adı AMA-AS-ÖYÜ /AS ana bölgesi/ demektir. AS halkının doğudan geldiği ve ASYA adının AS-ÖYÜ demek olduğunu açıklamıştım.
Daha da ilginci İZMİR adının kökenidir. İzmir adı Yunanca Zmirna olup
AS-HİR-ANA => AZMİR-ANA => ZMİRNA => İZMİR şekillerinden dönüşüme uğramıştır. HİR sözünün Çuvaş Türkçesinde KIZ demek olduğunu belirtmiştim.
(Bkz. Altay Dili Çuvaşça adlı 30sayılı yazım)
Şu halde İzmir şehrini kuran KIZ-ANA, AS boylarından Çuvaşça konuşan, AMAZON kadınlarıdır. Bu isim dahi köken olarak
AMA-AS-ON => AMAZON şekline bağlanır ve /Güneş AS anası/ demektir. ON kök sözünün hem güneş hem de evren anlamına geldiğini görmüştük.
MÖ. 5. yüzyılda yaşamış olan tarihçi Herodot Amazonlar ile Sarmatların aynı halk olduğunu, daha doğrusu Sarmatların Amazonların torunları olduğunu söyler. SARMAT adı da
AS-OR-AMA-OT => SARMAT şeklinden türemiştir. OR, yüksek veya büyük demek olup Sarmat adının anlamı /Ateşe (Güneşe) tapan büyük AS ana/ demektir. Heredot Sarmatları, Sauromatae şeklinde yazmıştır ki bu yazılışta Sauro sözünde AS-OR şekli belirgindir.
(Kaynak: Herodot tarihi, sayfa 110-117)
Tarkandemos Mühürü</SPAN>

Heredot, Sarmatların ve Amazonların dilini Sakaların diline eş tutar. Saka adını AS-OK kök sözcüklerinden türediğini söylemiştim. Üstelik Herodot , Sarmatların anaerkil bir toplum olduğunu ve kadınlar tarafından yönetildiğini de belirtir. Şimdi buna bir kanıt olarak resimde görülen paraya bakmanızı istiyorum. Resimde uzun etekli, uzun saçlı ve küpeli olarak görülen şahıs erkek değil, bir kadındır. Daha doğrusu, erkek gibi savaşçı bir kadın yöneticidir. Elindeki asa da zaten bunu belirtiyor.
Tarkandemos mühürü olarak bilinen bu gümüş para üstünde çevrede çivi yazısı ortada Hitit damgaları görülüyor. Demek ki o dönemde Sümer çivi yazısı halen etkinliğini sürdürüyordu ve Anadolunun Hurri ve Hitit kökenli halkı hem damga yazısını hem de çivi yazısını kullanıyordu. Bu yazı:
TAR-RİK-TİM ME-SAR-MAT ER-ME , şeklinde okunmuştur
.(Kaynak: Türk Dilinin Beşbin Yılı, Selahi Diker, sayfa 169, İzmir) Selahi Diker bu ifadeyi /Oturuktım men Ser Mata Arim/ şeklinde okumuştur. Oysa ki bu yazıyı ben de şu şekilde yorumluyorum:
TUR-OK-TIM AMA SARMAT ERİM , yani /Ben TUR-OK idim ama Sarmat eriyim/. Açıkça kökeninin TUR-OK = Türk olduğunu söylüyor ve şimdi Sarmat eri olduğunu belirtiyor. Burada ***8211;TIM takısı açıkça /idim/ anlamındadır ve ME sözcüğü de AMA anlamı taşıdığını, İsveççe halen /MEN/ sözünün ama demek olduğundan anlıyoruz. Demek ki yazı türünden çok konuşulan dil önemlidir.
Ayrıca Tarkondemos adının da TUR-OK-ON-DAN olduğu görülüyor. TUR-OK-ON => TARKAN olmuştur. Bu mührün sahibi tam olarak TUR-OK olmasa da onlardan olduğu, onların torunu olduğunu belirten ***8211;DEN veya ***8211;DEM takısı da adına eklenmiş bulunuyor.
Saka boyları kuzey batı Avrupa bölgelerine de gitmişler ve Çuvaş Türkçe'sinden Fin ile Viking dillerinin oluşumuna katkıda bulunmuşlardır. Hun'ların, Gagavuzların ve Peçenek'lerin aynı kökten türeyen boylar olduklarını biliyoruz. Zaten Gagavuz = GÖK-OĞUZ sözlerinden oluşmuş bileşik bir isimdir. Keza HUN sözü OKH-ON (Evrenin OK halkı) demektir. Peçenek adı da
ABA-EZEN-OK => BEZEN-OK => PEÇEN-OK => PEÇENEK dönüşümlerine uğramıştır.
ABA-EZEN sözleri ABA = BABA ilişkisinden /baba ezen/ demek olup bu özellik erkek düşmanı savaşçı Amazon kadınlarına ait bir sıfattır. Bu sözün BEZEN haline dönüştüğünü Peçeneklerin ülkelerine
BEZENYÖ = BEZEN-ÖYÜ demelerinden anlıyoruz. Peçenek ülkesi ise bugünkü Macaristan ve Romanya topraklarıdır.
ABA-EZEN sözünden ABAZA ve ABHAZ adları da türemiştir. Abaza halkının yaşadığı bölge kuzey Kafkasya olup bölgeye
ABAZA-ÖYÜ => ABHAZİYA denmektedir. Kafkas adı da OK-AS => KOK-AS => KAUKAS => KAFKAS dönüşümleri geçirmiştir.

Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 15.08.07, 20:33
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

ŞAMAN KADINLAR VE YÖNETİCİ KUTSAL ANALAR
Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Yönetici kutsal analar Anadolu***8217;ya Asyadan gelen Ön-Türk kültürünün şaman kadınlarıdır. O zamanki din Şamanlık ve yönetim de kadın ile erkek arasında paylaşılmakta idi. Kadınların, erkekler kadar sözü geçiyordu. Bu durumu gösteren birçok kanıt vardır.
</SPAN>

Anadolu Tunç Çağına Ait Anadolu***8217;da Kadın Yönetici
Resimler Anadolu Kültepe kültürüne aittir. Louvre (Paris) müzesinde bulunan bu parçalara /İkiz idol/ adı verilmiştir. Ama diğer eserler tek iken neden bunlar ikiz oluyor? Nedeni ikiz olmayıp bu iki başın kral ve kraliçeyi simgelediğidir. Onlar eşit yetkilere sahip olduklarından ikiz olarak görüntüleniyorlar. Boyunlarındaki kolye tek bir kolye olup ikilikteki tekliği simgeliyor. İkinci resimde at üstünde seyahat eden bir kadın yönetici görülüyor.
</SPAN>Konya Selçuklu Süsü

Resimde tek bedenli iki başlı kartal görülüyor. Bunun genelde Rusya simgesi olduğu sanılır. Oysa ki Anadolu Selçuklu eseri olup kökeni en eski simgelere ve imgelere uzanır. Kartalın başlarına dikkatle bakarsanız normal kartal başları olmadıklarını görürsünüz. Başın üzerindeki yükselen tüy manevi yetiyi ve özel gücü simgeler. Dolayısıyla, bu kartal maddi ve manevi gücü kendinde toplamış olan yönetici kral ve eşini simgeler.

Kral Kraliçe Simgeleri

Resimde solda bir Hitit kabartması çizimi ve sağda Çin'deki Tang dönemine ait bir süs heykel görülüyor. Hititlerde de kral ve kraliçe eşit hak ve yetkilere sahipti. Bu bakımdan birçok kabartmada ikisi birlikte gösterilmiştir.
Sağda Tang dönemi heykel de aynı şekilde kral ve kraliçeyi simgeler. Çinde ejderha veya /
Tüylü yılan/ daima imparator simgesi olmuştur. İki başlı ejderha da ikili gücün simgesidir. Maya kültüründe kukulkan da tüylü yılandır. Tang dönemi hala kuzey Asya etkisinin önemini devam ettirdiği bir dönemdir. İkili yönetim de Ön-Türklerin asıl yönetim şeklidir. Kral dünyevi işlerle, savaşlarla ve avla ilgilenir, kraliçe ise manevi boyutla şamanlıkla ve şifacılıkla uğraşırdı.
Şaman geleneğinde kadınların önde olmaları şaman kıyafetlerini de etkilemiştir. Bunu daha önce gördük. Bu geleneğin Tunç çağında (MÖ. 3000) yıllarında yaygın olduğunu ama kökenin çok daha gerilere gittiğini biliyoruz. Kadınların yönetimi MÖ. 1000 yıllarında sona ermiştir. O tarihlerde Ön-Türklerin Anadolu***8217;daki hakimiyeti de sona ermiştir.
İtalya yarım adasındaki Etrüskler daha birkaç yüz yıl, yaklaşık MÖ. 200 yıllarına kadar varlıklarını ve dillerini yaşatmışlar, Roma hakimiyeti altına girdiklerinde hem dinlerini, hem dillerini hem de adet ve geleneklerini terk ederek Latin olmuşlardır. Bu kadar rahat ve savaşmadan teslim olmaları tek bir nedene dayanır. O da Roma kültürü de pek farklı olmayıp, başlangıçta aynı kültürün farklı bir kolu durumunda idi. Güçlenip büyüdükçe kendine has bir dil geliştirdi.
Latince incelendiğinde Türkçe ile gramatik yapı bakımından birçok benzerlikler gösterir. Sözcük düzeyinde de Türkçe anlam ve ses olarak birçok benzerlik bulunur. Latince'nin Etrüskçeden nasıl dönüştüğü hakkında size bilgi vermiştim.
(Bkz. Asya Kök Dili Kuralları adlı 24 sayılı yazım)

Etrüsk Kralı ve Kraliçesi</B></SPAN>
Etrüskler rahatlarına ve konforlarına düşkün bir halktı. Yönetici olarak kral ve kraliçeleri de eşit yetkilere sahipti. Resimde ilginç bir Etrüsk çifti görülüyor. Bunların ikisi de uzanmış durumda ve kral karısının omzuna kolunu atmış. Kadının saç örgüsüne bakın. Tipik Asya ve Türkmen geleneğine göre örgülü. Erkeğin sakalı ve ince bıyığı var. Saçları ise uzun ve daha da ilginç olanı, başlığında iki adet boynuz var.
Şimdiye kadar defalarca üzerinde durduğum bu boynuz özelliği doğrudan Ön-Türk geleneğidir. Bu konuda artık hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmaması gerekir. Olanlar da lütfen önceki yazılara baksınlar. Bu durumda Etrüsklerin Ön-Türk oldukları şüphe götürmez bir şekilde kanıtlanmıştır sanıyorum.

Kalıyor, yazı ve dillerinin de Türkçe'nin bir miktar dönüşmüş bir lehçesi olduğunu kanıtlamaya. Onu da yaptım sanıyorum. (Bkz. Etrüsk ve Likya yazısı adlı 15 sayılı yazım)
Etrüskçe konusu henüz kapanmış değildir. Bakın
Johannes Friederirich, Kayıp Yazılar ve Dilleradlı kitabın da ne diyor: (Arkeoloji ve Sanat yayınları, sayfa 184)
İtalya eski çağlardaki gelişmişliğini, dillerinin incelenmesi her dönemde Etrüsklere borçludur. Ama elde edilen sonuçlar, bu girişimin tam bir çıkış noktasına ulaşması için harcanmış çabalara tam karşılık gelmemektedir. Etrüskçenin yorumlanmasıyla ilgili olarak yayınlanmış sayısız makale ve kitaba rağmen, bugün hâla bu dilin yorumlanmasının kesin bir sonuca ulaşmış veya ulaşmamış olduğunu söylemek zordur.
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 15.08.07, 20:33
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

ETRÜSK ZARINDAKİ YAZILAR

Doç. Dr. Haluk BERKMEN
Etrüsk konusu bitmez, çünkü hala çözüm bekleyen pek çok yazıt var. Size burada bir Etrüsk zarından söz edeceğim ve kendi yorumumu sunacağım. Kayıp Yazılar ve Diller adlı kitabında J. Friedrich şöyle diyor:
Zarlar üzerine işaretlenmiş sözcüklerin okunuşlarındaki 6 rakam, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın birden altıya kadar sıralanmış şifreler içerdiğinden, bu konuda tam bir literatürün doğmasına yol açmıştır. Ama burada, bunların nasıl bir sıra takip edebilecekleriyle ilgili, bugün dahi hâla kesin olarak çözümlenmemiş güç bir sorun ortaya çıkmaktadır.


Etrüsk zarındaki yazılar
Bu zarlar üzerinde yapılmış iki yorumu yukarıdaki resim de görüyoruz. Solda Larissa Bonfante adlı bir Etrüsk uzmanının yorumu ve ortada Selahi Diker (Türk Dilinin Beş bin Yılı, sayfa 129) adlı Türk dil uzmanının yorumu görülüyor. Sağda ise benim yorumum var.
Öncelikle, ben şu soruyu kendime sordum: Eğer bir zar yapsam sayı kazımak mı daha kolay yoksa sayının adını mı yazmak daha kolay. Örneğin /dört/ mü yazmak kolay, yoksa 4 mü? Elbette ki sayıyı kazımak kolay. Üstelik, o dönemde okuma yazma bilenlerin sayısı çok azdı. Sayıyı tanımak elbette ki yazıyı okumaktan kolay olduğuna göre, ne diye yazı kullanmak gereğini duydular?
Bu soruların yanıtını şöyle verdim. Bu zarda yazanlar kesinlikle rakam değil. Bir fiil veya emir olabilir. Türkçe olarak okunuşun sağdan sola olduğu göz önüne alınırsa ilk okunan sözcük. İki harften oluşan
sözcüğü. Çünkü Etrüsk abecesinde ), g harfi olup l düz çizgisi de i harfidir. Genelde Y sesi bir dolgu sesi olup Türkçeye sonradan girmiştir. Bugün /giy/ diye yazdığımız sözcüğün aslı /Gi/dir.
Zarın tam aksi yüzüne o emrin tam aksi yazılmış olması gerek. Bu sözcük de
sözüdür. Fakat bu sefer soldan sağa yazılmıştır. Çünkü Etrüsk yazıtlarında yön o kadar önemli değildi. Genelde sağdan sola yazsalar da bazen Bustrofedon denen bir tarlayı sürer gibi iki yönlü yazıtlar bulunmuştur.
Zardaki karşıt yüzler Resim de karşıt yüzlerdeki yazılar görülüyor. Diğer karşıt yüzlerde şu ikili emirler bulunuyor. Sağdan sola KALve soldan sağa KAÇ. Dikkat ederseniz KAÇ sözündeki Ç sesini vere damgası olup üç kollu bir M harfine benzer. (Bkz. Güneş Tanrı ve Kuş Ülkesinin Tanrıçaları adlı 19 sayılı yazım)
İtalya'nın kuzeyinde, bugünkü Avusturya Alplerinde bulunmuş olan Ötzi mumyasının omzunda bir UÇ damgası var ve bu damga onun yönetici olduğunu belirtir. İtalya'nın kuzeyi o dönemde tümüyle Etrüsk halkına aitti ve ALP adını da koyan Ön-Türk kökenli Etrüsk milletidir. Dolayısıyla, Ötztal (Ötz tepesi) bir Etrüsk yerleşim bölgesi idi.
Etrüsklerin yazı tarzında K harfi hem ucu aşağı bakan bir ok şeklinde, hem de görüldüğü gibi ***61451;***61451; uçları düz bir ok şeklinde yazılmıştır. Bu iki işaret çoğu zaman farklı sanılsa da verdiği ses K sesidir. Diğer iki yüzde Sağdan sola HÜLTH ve soldan sağa ALTH okunuyor. O harfine benzeyen işaret TH olarak okunuyor. Bu işaretin TENGRİ damgasındaki daire ile ilişkisi var. Bu konuda uzunca bir açıklama yapmıştım
.
(Bkz. Mayalarda Dil-Din-Mimarı adlı 4 sayılı yazım)
L harfine benzeyen işaret AL veya UL damgasıdır ve TH damgası ile birlikte ALTH yani ALT olur. Bu bir emir olduğuna göre kanımca güreş ile ilişkilidir. Keza karşı yüzdeki HÜLTH de ÜST demek oluyor. Etrüskler Ön-Türk olduklarına göre Asya kökenli güreş sporunu elbette ki yaygın olarak uyguluyorlardı. Güreşçiler yenişemeyince zar atılıyor ve güreş devam ediyordu. Bu bakımdan zardaki emirleri bir kere daha gözden geçirelim.
KAL: Ayakta kal ve güreşe devam et.
KAÇ: Hakem işaret verince kaçmaya başla.
GİY Güreş kıyafetinle güreşe devam et.
AÇ: Güreş kıyafetini çıkar ve çıplak güreşe devam et.
HÜLTH: Güreşe üstte devam et.
ALTH: Güreşe altta devam et.



Etrüsk Güreş Tablosu</B></SPAN>
Romalıların Greko-Romen adını verdikleri ve bugün dahi belden yukarı yapılan güreş tarzı Etrüsklerden alıntı bir spordur. Bu durumu kanıtlayan resim her şeyi anlatmaktadır. Böylece sadece zardaki yazıları okumakla kalmadım, aynı zamanda bu zarın ne zaman ve nerede kullanıldığını da açıklamış oldum.
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 26.07.13, 10:39
Çekingen
 
Üyelik tarihi: Jul 2013
İletiler: 49
Mehmet3567 doğru yolda ilerliyor.
Standart Cevap: Maya - Mısır - Asya - Anadolu Ortak Kültürü

Teşekkürler
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
anadolu, asya, kültürü, maya, mısır, ortak

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 14:08 .