iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:37 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Edebiyat » Edebiyatçılar » Yazarlar » Edgar Allan Poe (1809 - 1848)

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16.09.07, 01:17
Standart Edgar Allan Poe (1809 - 1848)

16.09.07, 01:17




Edgar Allan Poe (1809 - 1848)

19 Ocak 1809’da Boston’da dünyaya geldi. Küçük yaşlarda annesini kaybetmesi üzerine John Allan tarafından evlat edinilen Edgar, 1815 yılında Allan’lar ile birlikte İngiltere’ye taşındı. İlk ve orta okul hayatını burada geçiren Poe, 1820 yılında tekrar Amerika’ya taşındı. 1826 yılında Virginia Üniversitesi’ne giren Poe, burada ancak 10 ay okuyabildi. 1827 yılında da Edgar A Perry adıyla Amerikan ordusuna yazıldı ve öncük birliklere katıldı. Bu sırada “Tamerlane ve Öteki Şiirler” i yayınlandı. 1829’da ordudan ayrılarak Washington’a taşında ve yine o yıl “Al Araf”ı yayımladı. Gezgin hayatı Clemm’lerle tanışana kadar süren Poe, 1831 yılında Baltimor’a yerleşti. 1833 yılında "The Baltimore Saturday Visitor"ın açmış olduğu yarışmada ilk ödülünü "Şişedeki Mesaj"la kazandı. "Southern Literary Massenger"da editör yardımcılığına başlayan Poe, 1836 yılında Bayan Clemm’in 13 yaşındaki kızı Virginia ile evlendi. Bu evlilikten bir yıl sonra tekrar yollara düşen Poe Newyork’a taşında ve burada Arthur Gordon Pym’in Öyküsü”nün yayımladı. 1840’ta Gülünç ve Arabesk Öyküler’i yayımlayan Poe, 1841 yılında da Graham’s dergisinin editörü oldu. Poe burada da ancak bir yıl çalıştı ve tekrar Newyork’a taşınarak “New York Evening Mirror’da asistan olarak çalışmaya başladı. 1845’te “Kuzgun”u yayımladı. 1847’de karısı ölen Poe, özellikle onun hayatında önemli bir yere sahip olacak olan Sarah Helen Whitman ile tanıştı. Bayan Witham’ın çok etkisinde kalan Poe, Kasım 1848’de intihara kalkıştı. Artık hayatındaki insicam bozulmaya başlamıştı. Temmuz 1848’de delilik nöbetleri geçirti. Bu aralar Şiir Sanatı Kuralı yapıtının yayımladı. Ve bu kitabın yayımlanmasından iki ay sonra da bilinmeyen nedenlerden kendinden geçmiş bir biçimde bulundu ve Washington Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Bilincini kazansa da nöbetleri geçmide ve gitgide daha büyük acılar içinde kaldı. 7 Ekim 1848’de de öldü, Baltimore'da gömüldü.

Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Edebiyat » Edebiyatçılar » Yazarlar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 29.08.08, 17:25
Rosella - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: May 2008
İletiler: 314
Ettiği Teşekkür: 610
272 tane iletisine 710 kere teşekkür edilmiş
Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.Rosella artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Cevap: Edgar Allan Poe (1809 - 1848)

Gotik Edebiyatının babası diye de adlandırılan Edgar Allan Poe ‘yu özellikle Annabel Lee ve Kuzgun şiirleri ile tanırız .

Kuzgun (The Raven) şiiri genç ve güzel sevgilisini kaybeden bir adamın ağzından yazılmıştır ve "bir daha asla" (nevermore) şeklinde tekrarlayan nakaratlarıyla herkesin diline dolanmayı başarmıştır. Poe'nun şiirlerinde etkili bir hikaye ustaca kullanılan bir şiir diliyle anlatılır. Kullandığı kendine özgü dili, başka dillerden göndermeleri ve seçtiği kelimelerin akustik kurgusu nedeniyle dilimize çevrilmiştir. "Philosophy of Composition" başlığıyla kaleme aldığı, nedense Türkçemize "Yazmanın Felsefesi" olarak çevrilen ilginç yazısıdır. Bu yazısında Poe, herkesi hayran bırakan Kuzgun şiirini nasıl yazdığını maddeler halinde anlatmış ve herkesi şoka uğratmıştır. Sanıldığının aksine genç yaşta veremden ölen eşi Virginia için yazılmamıştı bu şiir, konusundan kelimelerine adım adım kurgulanmış ve her şey özellikle "seçilmişti".


Aşk ve ölüm, bir şiirde anlatılabilecek konuların en hislisiydi. Öyleyse güzel bir kadının ölümü hiç kuşkusuz dünyanın en şiirsel konusu olacaktı ve böyle bir konu için en uygun dudakların sevgilisini yitirmiş bir aşığın dudakları olduğu da bir o kadar kuşku götürmezdi. Böylelikle fikir baştan belirleniyor, seçilen kelimelerin okuyucunun zihninde nasıl bir etki yapacağı önceden planlanıyordu. Edebiyatçılar Poe'nun eserlerinden söz ederken "onun ne kadar usta bir yazar olduğunu daha ilk cümlesinden anlarsınız" der, çünkü Poe bizzat anlattığı gibi şiirlerinde "öylesine" yazılmış tek bir kelimeye bile izin vermiyor ve tüm bunları gururla anlatabiliyordu.

"Kurgu Şiir" düşüncesi okuyucuların sadece küçük bir bölümüne itici gelmiş olacak ki Poe'nun başlattığı bu akım ciddi anlamda taraftar buldu ve bazı "büyük" edebiyatçılar bile "Poe'dan etkilendiğini" onurla telaffuz edebildiler.

Yaşamı dikkate alındığında Poe'nun bu düşünce ve davranışlarını anlamak, hatta belki ona hak verebilmek bile mümkündür. Hayatı boyunca maddi sıkıntı çekmiş, içki ve kumar müptelası olmuş, sevdiği tüm insanlar ya ölmüş ya da onlar tarafından sürekli terk edilmişti. Para yüzünden eğitimini yarıda bırakmış, üvey babasıyla sürekli maddi konularda kavga etmiş, evlatlıktan reddedilmiş ve mirastan mahrum bırakılmıştı. İsyan ve itaatsizlik kemiğine kadar işlemişti. Edebiyat, onun ödüllü yarışmalarda para kazandığı ve sivri eleştiriler yazarak para kazandığı bir uğraşı idi. Sürekli çöküşler içinde geçen kısa yaşamının özellikle son dönemlerinde artık sürekli sarhoş gezen, ayık ve bilinçli olduğu pek görülmeyen, deliliğin sınırlarında gidip gelen ve defalarca intihara yeltenen biriydi. Baltimore'daki bir meyhanede baygın halde bulunduktan dört gün sonra kaldırıldığı hastanede öldüğünde henüz kırk yaşındaydı. Cenaze törenine sadece dört kişi katılmıştı

The Raven

Once upon a midnight dreary, while I pondered, weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore--
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
"'Tis some visiter," I muttered, "tapping at my chamber door--
Only this and nothing more."

Ah, distinctly I remember it was in the bleak December,
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow;--vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow--sorrow for the lost Lenore--
For the rare and radiant maiden whom the angels name Lenore--
Nameless here for evermore.

And the silken sad uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me--filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating
"'Tis some visiter entreating entrance at my chamber door--
Some late visiter entreating entrance at my chamber door;
This it is and nothing more."

Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
"Sir," said I, "or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you"--here I opened wide the door--
Darkness there and nothing more.

Deep into that darkness peering, long I stood there wondering, fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortals ever dared to dream before;
But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, "Lenore?"
This I whispered, and an echo murmured back the word, "Lenore!"--
Merely this and nothing more.

Back into the chamber turning, all my sour within me burning,
Soon again I heard a tapping something louder than before.
"Surely," said I, "surely that is something at my window lattice;
Let me see, then, what thereat is and this mystery explore--
Let my heart be still a moment and this mystery explore;--
'Tis the wind and nothing more.

Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately Raven of the saintly days of yore.
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he,
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door--
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door--
Perched, and sat, and nothing more.

Then the ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore,
"Though thy crest be shorn and shaven, thou," I said, "art sure no craven,
Ghastly grim and ancient Raven wandering from the Nightly shore--
Tell me what thy lordly name is on the Night's Plutonian shore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning--little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blessed with seeing bird above his chamber door--
Bird or beast upon the sculptured bust above his chamber door,
With such name as "Nevermore."

But the Raven, sitting lonely on that placid bust, spoke only
That one word, as if its soul in that one word he did outpour
Nothing farther then he uttered; not a feather then he fluttered--
Till I scarcely more than muttered: "Other friends have flown before--
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before."
Then the bird said "Nevermore."

Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
"Doubtless," said I, "what it utters is its only stock and store,
Caught from some unhappy master whom unmerciful Disaster
Followed fast and followed faster till his songs one burden bore--
Till the dirges of his Hope that melancholy burden bore
Of 'Never--nevermore.'"

But the Raven still beguiling all my sad soul into smiling,
Straight I wheeled a cushioned seat in front of bird and bust and door;
Then, upon the velvet sinking, I betook myself to linking
Fancy unto fancy, thinking what this ominous bird of yore--
What this grim, ungainly, ghastly, gaunt, and ominous bird of yore
Meant in croaking "Nevermore."

This I sat engaged in guessing, but no syllable expressing
To the fowl whose fiery eyes now burned into my bosom's core;
This and more I sat divining, with my head at ease reclining
On the cushion's velvet lining that the lamp-light gloated o'er,
But whose velvet violet lining with the lamp-light gloating o'er
She shall press, ah, nevermore!

Then, methought, the air grew denser, perfumed from an unseen censer
Swung by Seraphim whose foot-falls tinkled on the tufted floor.
"Wretch," I cried, "thy God hath lent thee--by these angels he hath sent thee
Respite--respite and nepenthe from thy memories of Lenore!
Quaff, oh quaff this kind nepenthe and forget this lost Lenore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Prophet!" said I, "thing of evil!--prophet still, if bird or devil!--
Whether Tempter sent, or whether tempest tossed thee here ashore,
Desolate, yet all undaunted, on this desert land enchanted--
On this home by Horror haunted--tell me truly, I implore--
Is there--is there balm in Gilead?--tell me--tell me, I implore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Prophet!" said I, "thing of evil!--prophet still, if bird or devil!
By that Heaven that bends above us--by that God we both adore--
Tell this soul with sorrow laden if, within the distant Aidenn,
It shall clasp a sainted maiden whom the angels name Lenore--
Clasp a rare and radiant maiden whom the angels name Lenore."
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Be that our sign of parting, bird or fiend!" I shrieked, upstarting--
"Get thee back into the tempest and the Night's Plutonian shore!
Leave no black plume as a token of that lie thy soul has spoken!
Leave my loneliness unbroken!--quit the bust above my door!
Take thy beak from out my heart, and take thy form from off my door!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

And the Raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon's that is dreaming
And the lamp-light o'er him streaming throws his shadows on the floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted--nevermore!

KUZGUN
Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
Başka kim gelir bu zaman?"
Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
Işısın istedim şafak çaresini arayarak
Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
Adı artık anılmayan.
İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
"Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
Başka kim olur bu zaman?"
Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
Dalmış, rüyadaydım sanki öyle yavaş vurdunuz ki,
Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
Kapıyı açtığım zaman.
Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
Sessizlik durgundu ama kıpırtı yoktu havada,
Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
Yalnız bu sözdü duyulan.
Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda* bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
Başkası değil rüzgârdan..."
Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru* açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
Kaldı orda oynamadan.
Gururlu, sert havasına karakuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
Adı "Hiçbir zaman" olan.
Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."
Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."
Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
Değmeyecek hiçbir zaman!
Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
"Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
"Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
Kalkmayacak - hiçbir zaman!

Çeviri : Ülkü TAMER

Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Edebiyat » Edebiyatçılar » Yazarlar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
edgar allan poe

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz