Johann Wolfgang von Goethe1749-1832
Alman şair, teorisyen, tabiat filozofu, roman
ve oyun yazarı, hukukçu. Düşünsel, kuramsal ve
sanatsal ışığını, başta kendi ülkesi Almanya olmak
üzere, tüm Avrupa'nın Ortaçağ karanlığına
yansıtmış; Friedrich von Schiller ile birlikte,
aydınlıkçı, duygusal ve romantik bir akımı temsil
eden Wiemar Klasisizmi'nin başrol oyuncularından
biri olmuş ve Alman edebiyatında izleri
silinmeyecek etkiler bırakmıştır. Aydınlanma
dönemi Batı edebiyatının dev isimlerinden biri ve
dünyaca ünlü "Faust" adlı şiirsel, felsefik oyunun
yazarıdır. Özellikle bu oyunda ortaya koyduğu
insan simyası, bitki morfolojisi ve hayvan
dünyasının birbirlerinden etkileşimi, ışık ve
renklerin karakterleri, çağrışımları gibi
konularda felsefik yaklaşımlarda bulunmuş, çağını
aşan bilimsel teoriler ortaya atmıştır. Modern
duruşu ve dikkat çeken görüşleriyle, sadece
Almanya'yı değil, tüm Avrupa'yı etkisi altına
almış; modern ve aydınlanmış Batı kültürünün
müziğinin, şiirinin ve felsefesinin evrimsel
sürecinde birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur.
Romantizm (Coşkunculuk) Akımı'nı başlatmıştır.
Johann Wolfgang von Goethe, 28 Ağustos 1749
tarihinde Almanya'nın Frankfurt şehrinde, varlıklı
bir soylu olan avukat Johann Caspar Goethe ile
dönemin Frankfurt Belediye Başkanı'nın kızı
Catharina Elisabeth Textor'ın ilk çocuğu olarak
dünyaya geldi. Aydınlıkçı ve modern görüşlere
sahip Johann Caspar, oğluna özel öğretmenlerin
eğitiminde ve kendi yol göstericiliği
doğrultusunda, küçük yaşlardan itibaren, oldukça
iyi ve kapsamlı bir eğitim verdi. Özellikle dil
öğrenimi konusunda ısrarcı oldu. Küçük Goethe,
Latince, Yunanca, Fransızca, İbranice ve İngilice
dersleri alırken, bir yandan dans, eskrim ve
biniciliği öğreniyor; öte yandan da sanatla
ilgileniyordu.
Onu özellikle görsel sanatlara yakınlaştıran olay,
1759 yılında, henüz 10 yaşındayken,
Avusturya-Fransa birliğinin Frankfurt'u işgal
etmesiydi. Çünkü işgalin hemen ardından,
Goethe'lerin evi karargah binası yapıldı ve
böylece küçük Goethe, güzel sanatlara meraklı
karargah komutanı sayesinde, Fransız sanatıyla
tanışma fırsatını yakaladı. Bilhassa çizime merak
saldı. Bu hususta yetenekliydi de. Öte yandan, iki
buçuk yıllık işgal dönemi sırasında, evlerinde
düzenlenen partilere katılan sanatçılardan da çok
şey öğrendi. Gezici tiyatro topluluğundan ise,
Racine ve Moliere oyunları seyretme imkanı
yakalayarak, görsel sanatlara da ilgi duymaya
başladı. Aisopos, Homeros, Vergilius ve Ovidius
gibi Antik Ortaçağ kültürünün ünlü isimleriyle
tanıştı ve İncil'i okuyarak din eğitimi de aldı.
Ancak, küçük Goethe'nin sevmediği uğraşlardan en
önemlisi, kiliseye gitmekti. Hıristiyanlık
tarihini, şiddet ve hatalar karmaşası olarak
görüyor; dini inancı sistematize etmeyi
reddediyordu.
Friedrich Gottlieb Klopstock ve Homer gibi ünlü
yazarlara hayranlık besleyen Goethe, gittikçe
edebiyat dünyasıyla da yakınlaşmaya başlıyordu.
Tiyatro oyunlarına olan düşkünlüğünün yanı sıra,
her yıl evlerinde düzenlenen kukla gösterilerinden
büyük zevk alıyordu. Bu anlamda, özellikle
annesinden büyük destek alan Goethe, yine de
babasının yolunu izledi ve 1765 yılında, Leipzig
Üniversitesi'nde hukuk eğitimine başladı. Bu
dönemde, şehirde hüküm süren Rokoko kültürünün
etkisi altında, sanatsal faaliyetlerini çizim
üzerine yoğunlaştırarak, Antik Kültür hayranı Adam
Friedrich Oeser'den çizim dersleri aldı. Ünlü
Sanat Tarihi kuramcısı Johann Winckelmann'ı tanıdı
ve sanata düşkünlüğünü, tarihle bağdaştırmaya
başladı.
Hukuk derslerinden ziyade, Christian Fürchtegott
Gellert'in şiir öğretilerini takip etmekten zevk
alan ünlü yazar, Leipzig'deki günlerinde Kathchen
Schönkopf adlı bir genç kıza aşık oldu ve ilk
mısralarını ona atfen yazmaya başladı. İlk
şiirleri Rococo tarzında ve neşeliydi. Ancak,
sonraları umutsuzlaşan bu aşkını, özellikle, 1767
yılında kaleme aldığı ilk oyunu olan "The Lover's
Caprice"e yoğun şekilde yansıttı. Burada, sık
gittiği restorantlardan biri olan "Auerbachs
Keller", ileriki zamanlarda, bir edebiyat klasiği
haline gelecek ünlü draması "Faust"un birinci
bölümü için şaire esin kaynağı olacaktı. Gerçek
duygularla, Rokoko kültürünün her şeyi hafife alan
üslubunu bağdaştıramadı ve Leipzig'i hiçbir zaman
sevmedi.
Ağustos 1768'de hukuk fakültesindeyken, bir süre
sağlık problemleri yaşayan Goethe, eğitimiyle
yazın çalışmalarına daha rahat ve huzurlu bir
ortamda devam edebilmek amacıyla, 1770'de,
Frankfurt'a geri döndü. Bazı biyografi yazarlarına
göre, kadınlarla ilişkileri nedeniyle frengi
olduğu iddia edilen şairin, babasıyla olan
ilişkisi bozulma noktasına geldi. Annesi ve
kızkardeşinin bakıcılığında, sağlığı iyiye gitmeye
başladı. Aynı yıl, şiirlerinin biraraya
getirildiği "Annette" isimli ilk şiir kitabını
yayımladı. Lessing ve Wieland'ın eserleriyle
ilgilenmeye başladıktan sonra ise, önceki yazın
çalışmalarını yetersiz gördü ve birçoğunu yaktı.
İçlerinden sadece "Die Mitschuldigen" adlı
komediyi yayımladı.
1770 Nisanında, yarım kalan işlerini tamamlamak
maksadıyla, yeniden Strazburg'a giden Goethe,
tesadüf eseri, gözüyle ilgili cerrahi bir
operasyon için orada bulunan, ünlü tarihçi Johann
Gottfried Herder'le tanışma fırsatını yakaladı.
Zamanla dostluğa dönüşen bu karşılaşma, genç
şairin düşünsel ve entellektüel hayatında oldukça
büyük açılımlara neden oldu. Herder sayesinde,
Rokoko kültüründen uzaklaşarak, Shakespeare,
Ossian, Pindaros ve Volkpoesie gibi usta
yazarların ve şairlerin eserleriyle tanışan
Goethe, tarihsel olaylarla, milletlerin tarih
sahnesindeki rolleriyle de ilgilenmeye başladı.
Halk edebiyatıyla yakınlaştı. Sanatsal yeteneğini
geliştirme fırsatını yakaladı. Bir süre kaldığı
Alsace yöresinin doğasından da oldukça etkilenen
Goethe, ilk defa doğanın organik bir varlık
olduğunu düşünerek, tabiat bilimiyle ilgili
teoriler üretmeye başladı. Sesenheim civarındaki
bir yolculuğu esnasında, görür görmez kendisine
yönelik büyük bir platonik aşk besleyeceği,
Friederike Brion'la tanışmasıyla birleşen yeni
tabiat görüşü, farklı açılımlara neden oldu.
Melankoliye dönen aşk, kısa sürse de, ünlü şairin
en verimli dönemlerinden birine esin kaynağı oldu
ve bu süreçte kaleme aldığı, "Willkommen und
Abschied" ve "Maillied" gibi şiirleri, Alman
edebiyatında modern manzumenin ilk örnekleri
arasında yer aldı. Bir başka deyişle, bu şiirler,
kaynağı, yazarının pratik hayat tecrübeleri olan,
yaşanmışlıkları anlatan ve gerçek duyguları ifade
eden "Yaşantı Şiiri"nin görülen ilk örnekleridir.
Bu dönemde, Alman Gotik sanatına da ilgi duyan
Goethe, Strazburg katedralinin mimarı Erwin von
Stinbach'ın stilinden çok etkilendi. Gotik
mimarisini yazınsal karakterlere dönüştürmeye
çalıştı ve o dönemlerde, demode görülen bu üsluba
yeniden hak ettiği değerin geri verilmesini
sağlayacak olan, "Von Deutscher Baukunst" (Alman
Mimarisi Üzerine) isimli bir makale yazdı. 1773
yılında, gotik üslubun ve Shakespeare'in
etkisiyle, zaman, mekan ve hareket
birlikteliğinden bağımsız, eski kurallara itibar
etmeyen, tazelenmiş bir bakış açısı taşıyan, "Götz
Von Berlichingen" (Demir Elli Berlichingen) adlı
oyununu kaleme aldı. Ortaçağ dokusuyla işlenmiş,
coşkunluk akımıyla bezenmiş bu oyun, dönemin en
başarılı piyeslerinden biri oldu ve şövalyelik
gibi Ortaçağa özgü kavramları yeniden gündeme
getirdi. Bu biyografi tadındaki eser, şairin
modern düz yazıları arasında en önemlilerinden
biri olarak kabul edildi.
1771 yılının Ağustos ayında, hukuk lisansının
onaylanmasıyla birlikte, yeniden bu alana yönelmek
istedi ve Darmstadt Mahkemesinde görev yapmaya
başladı. 1772 yılına kadar görevini sürdürdükten
sonra; 1772 ve 1773 yılları arasında, "Frankfurter
Gelehrte Anzeige" adlı ünlü kültür-sanat
gazetesinde, sinema filmleri, tiyatro oyunları ve
kitaplar üzerine eleştirel yazılar kaleme almaya
başladı.
Ardından, Wetzlar'a giden Goethe, bir yandan
stajını yaparken, diğer yandan da kendini
edebiyata verdi. 1774'de yayımlanan, ilk romanı
"Die Leiden des jungen Werther" (Genç Werther'in
Acıları)'de yarattığı "romantik kahraman"
karakteriyle ve duygusal bir şöleni andıran
coşkulu anlatımıyla, dünya çapında bir üne sahip
oldu. Bu eserle, Aydınlanma dönemi Avrupasında,
Romantizm (Coşkunluk) akımının önünü açtı. Genç
bir delikanlı olan Werther'in, güzel Charlotte'a
beslediği umut dolu aşkı konu alan roman, Samuel
Richardson'ın "Pamela"sının etkisiyle, birbiri
ardına yazılmış mektuplardan oluşuyordu.
Werther'in, intihar eylemine varan bir
melankoliyle sevdiği Charlotte, aslında,
Goethe'nin yakın bir arkadaşının nişanlısı olan ve
1773'de Wetzlar'da tanıştığı Charlotte Buff'tan
başkası değildi. Ünlü şair, bu genç bayanı
umutsuzca seviyordu ve içinde bulunduğu
karamsarlığın derecesini, Werther'i öldürerek
ortaya koyuyordu. Özellikle Avrupa'da büyük yankı
bulan kitap, birçok gencin aynı yolu seçmesine ve
intihar etmesine neden olacak kadar gerçekçi bir
anlatıma sahipti. Modern Alman romanının ilk eseri
olarak kabul edilen Werther, Panteist görüşün,
yani Tanrı'nın tabiatın her damlasında varlığını
bir şekilde hissettirdiğini savunan görüşün,
insancıl duygularla yükseltilen "birey"de kendi
ifadesini bulmasıyla, benzersiz bir niteliğe
sahiptir.
Bu dönemde, ünlü Grek şairi Pindaros'un övgü ve
Alman şair Klopstock'un od üslubundan hareketle,
tabiatın gizeminde coşan duygularını, övgü
şiirleriyle özgürce ortaya koydu. Şekilsel
farklılıklar yaratma çabasıyla, kalıplardan uzak,
serbest vezinli ve mısra içi ses ahengine sahip bu
yeni stil manzumeleri, dünya edebiyat tarihine
kazandıran isim, Goethe oldu. Bu şiirlerden en
ünlüsü, "Prometheus"tur.
1775 yılına gelindiğinde, Weimar-Saxe Dükü Carl
August'un daveti üzerine Weimar'a giden Goethe,
birtakım politik bürolarda çalıştı ve dükün özel
danışmanı olarak görev yaptı. İlk olarak, 1771'de
ilgilenmeye başladığı Kur'an-ı Kerim tefsirleri
üzerindeki incelemelerine burada da devam etti.
Rumi, Jami, Attar, Tafsir el-Tabari, Saadi gibi
Farisi el yazmalarını ve Yavuz Sultan Selim'in
İslamiyet kültürünü anlatan el yazması
metinleriyle birlikte, Türkçe-Arapça sözlükler
satın aldı. Özellikle Doğu medeniyetlerini
inceleyen bir tarihçi olan J.V.Hammer'ın Kur'an
çevirisini, akşam toplantılarında, dükün ailesine
de yüksek sesle okuyan Goethe, Almanya'da
İslamiyete pozitivist bir bakış açısıyla yaklaşan
ilk edebi kişilik oldu.
Weimar'da geçirdiği süre içerisinde, yazınsal
çalışmalarına fazla ağırlık veremeyen şair, şehir
meclisi ve savaş komisyonu meclisi üyeliği, maden
ocaklarıyla şehir ormanı direktörlüğü ve yerel
mahkemenin mali kaynaklarının yönetimi gibi
görevlerle meşgul oldu. Yönetimini üstlendiği
kaynaklar sayesinde, doğayla içiçe yaşayan Goethe,
tabiatla ilgili bilimsel çalışmalar yürütmeye
başladı. Doğanın jeolojik yapısını ve birçok
parçasını yakından inceledi. Özellikle bitki
morfolojisi, ışık ve renklerin anlamı, karakteri,
insan ve hayvan fizyolojisi gibi pekçok konuda
bilimsel etütler yaptı. Kendini doğanın gizemli
atmosferine bıraktı ve coşkulu şiirler, baladlar
kaleme aldı. Weimar'da tanıştığı ve zamanla dostu
kabul ettiği Frau Von Stein'ın, Tanrı'nın
evrendeki belirleyiciliğini yadsıyan, bireyi
gereğinden fazla yüceltmeyen görüşlerinden çok
etkilendi. Kendi oluşturduğu yeni yazın stilinde,
doğanın farklı unsurlarına değinerek, uysallaşmış
bir havaya büründü. Stein'ın fikirleri, ünlü şaire
neredeyse bir terapi gibi geldi ve ruhu, ihtiyacı
olan dinginliğe kavuştu. Stein'a duyduğu platonik
aşkın bir göstergesi olarak, "Warum Gabst Du Uns
Die Tiefen Blicke" (Neden Bize Bu Derin Bakışları
Verdin) adlı şiirini yazdı. Goethe'nin, Stein'a
olan duygusal bağlılığı uzun yıllar devam edecek
ve bu aşkın izleri, bazı eserlerinde
hissedilecekti.
Yine bu sakin Weimar günlerinde, "Iphigenie Auf
Tauris" ile "Torquato Tasso" gibi başarılı drama
oyunlarını satırlara döktü. Bu oyunlardaki kadın
kahramanları karakterize ederken, aynı şekilde
Frau von Stein'den esinlenen Goethe, özellikle,
Antik Çağda Euripides tarafından da ele alınmış,
mitolojik bir kahraman olan İphigenie karakterinin
insani yönünü açığa çıkarmış; ölçülü ve kalbi
sevgi dolu biri olarak "İnsanlık İdeali"ni
sembolize edecek şekilde tasarlamıştı.
Dolayısıyla, bu drama, Alman edebiyatında, ideal
insan temasını işleyen en önemli üç eser arasında
yer aldı.
1782 yılında Hıristiyanlığı reddettiğini açıklayan
Goethe, 1786'da İtalyan yarımadasına doğru bir
geziye çıktı. Weimar'daki yoğun çalışmalarının
neden olduğu yorgunluğu ve duygusal birikimini
boşaltmak istiyordu. Verona'dan başlayan yolculuk,
önce Venedik'e, oradan da Roma'ya doğru ilerledi.
İki yıl süren İtalya gezisi boyunca, Roma ve Grek
sanatının farklı stillerini detaylı bir şekilde
gözlemleme olanağı buldu. Birçok tarihi değere
sahip sanat eserini yakından inceledi.
Bunların yanı sıra, İtalya'nın farklı ve Akdeniz'e
özgü tabiat dokusunu değerlendirerek, yeni
çıkarımlarda bulundu. İnsan anatomisi üzerine de
kapsamlı araştırmalar ve incelemeler yapan Goethe,
birtakım bilimsel teoriler ortaya attı ve keşifler
yaptı. 1784 yılında, insan yüzündeki ara çene
kemiğini keşfetti ve kafatasıyla ilgili omur
teorisini geliştirdi. Ünlü edebiyatçı, ara çene
kemiğiyle ilgili keşfine, tümevarım yöntemiyle
ulaştı. Tüm memeli hayvanlar bu kemiğe sahip
olduğuna göre, insanlarda da vardır, tezini ortaya
attı ve birtakım deneysel çalışmalarla bunu
doğruladı. İnsan anatomisindeki ara çene kemiği,
embriyo halindeyken görüldüğü için, Friedrich
Engels'e göre, tümevarım yanlış; ancak sonuç
doğruydu.
Doğanın birbirinden tamamen farklı yapılara sahip
unsurlarından olmalarına rağmen, insanların da
bitkiler gibi devinimsel bir değişim sürecine tabi
oldukları düşüncesini geliştirdi. Ana Bitki'nin
(urpflanze), tüm bitkilerin temel kökeni
olmasından hareketle, insanların da kökeninin
bağlı olduğu bir "öz" vardı. İnsanoğlunun değişim
ve gelişim süreci de, bu öz'ün denetimindeydi.
1788 yılında, Weimar'a dönüşünün ardından kaleme
aldığı "Metamorphhose der Pflazen"de, bitkilerin
morfolojik yapılarını açıklıyor ve insanların da
bitkiler gibi maruz kaldığı gelişim-değişim
sürecinde, özünde aynı varlık olarak
kalabileceğini savunuyordu.
İnsan doğasıyla ilgili vardığı bu kanılardan
sonra, Goethe, yazmadan geçen iki yılın verdiği
şevkle, Weimar'a döner dönmez kaleme sarıldı.
Çünkü, kısa da olsa, bu ayrılık onu yakın
geçmişinden uzaklaştırmıştı. Çevresi tanıdık,
dostları bildik değildi sanki. Yoğun bir şekilde
bilimsel gözlemlerini ve düşüncelerini kağıda
dökerken, beklenmedik bir gelişme oldu. Kendi
edebi çevresinden oldukça uzak, eğitimsiz bir genç
bayan olan Christiane Vulpius'a aşık oldu.
Toplumun tüm baskısına rağmen, çift, uzun yıllar
birlikte yaşadı. Son şeklini, 1790'da Weimar'da
verdiği, yirmi bölümlük "Römische Elegien" (Roma
Ağıtları) adlı şiirinin ilham kaynağı, yaşama
tekrar dört elle sarılmasını sağlayan Vulpius'tu.
Ünlü şair, 1792 yılının kışında, İhtilalci Fransız
kuvvetleri tarafından şehrinin istila edilmesi
üzerine, Valmy muharebesinde, Duke Carl August'a
yaverlik etti. Yine, Mainz kuşatması boyunca,
dükün askeri gözlemcisi oldu.
1796 yılına gelindiğinde, şairin ileriki dönem
düşünsel ve sanatsal hayatında derin izler
bırakacak olan ünlü edebiyatçı Friedrich Von
Schiller'den bir mektup aldı. Schiller, çıkarmakta
olduğu "Die Horen" (1796-1797) adlı edebiyat
dergisinde, Goethe'nin de yazmasını teklif
ediyordu. Aslında ikili ilk defa, 1794 yılında
Jena Üniversitesi'nde tatsız bir şekilde
karşılaşmıştı. Çünkü o dönem, Schiller, Goethe'nin
tabiat morfolojisi teorilerinden "Ana Bitki"
kavramını kıyasıya eleştirmişti. Ancak bu
tartışma, zamanla iki edebiyatçının da, karşılıklı
bir etkileşimle, kendi alanlarında en verimli çağa
erişmelerini sağlayacak ve uzun yıllar sürecek
sağlam bir dostluğa dönüşecekti. Goethe, "Der
Schatzgraeber" (Hazine Avcısı), "Der
Zauberlehrling" (Büyücü Çığlığı) gibi en ünlü
"balad"larını bu dönemde satırlara dökecekti.
Rokoko ve coşkunluk akımının etkisindeki,
vurdumduymaz coşkun tarzı, bu eserlerinde, yerini
olgun bir havaya bırakmıştı. Duygu sellerinin
yerini, düşünsel dinginlik almış ve Goethe klasik
bir olgunluğa erişmişti. Bu dönemde, "Propylaen"
adlı bir dergi çıkarmaya başladı ve bu dergide,
güzel sanatlar üzerindeki düşüncelerinden,
ideallerinden bahsetti.
Yine 1796'da, dostu Schiller'in
yüreklendirmesiyle, "Wilhelm Meisters Lehrjahre"
yi de tamamladı ve yayımladı. Ancak, Wilhelm
Meisters karakterinin etkisinden uzun süre
kurtulamadı. Meisters, Werther'le
karşılaştırıldığında, hayata ve aşka karşı çok
daha pozitif bir yaklaşım sergiliyordu; ki bu da,
yazarın eriştiği ruhani olgunluğu gözler önüne
seriyordu. Goethe'nin bu yapıtı, 1974 yılında, Win
Wenders ile Peter Handke tarafından modernize
edilerek, "Wrong Movement" adıyla sinema
senaryosuna uyarlandı.
Uzun zamandır topluma ve toplumsal olaylara karşı
soğuk bir tavır takınmış olan Goethe, artık
toplum-insan etkileşimini de onar hale gelmişti.
İnsanın karakterinin gelişiminde, içinde yaşadığı
toplumun yapısının, kurallarının ve yaşam
koşullarının etkili olduğunu düşünmeye başladı. Bu
bakış açısıyla kaleme aldığı eserlerindeki ana
kahramanlara da, artık, yaşadıkları çevreye daha
uyumlu bir profil tanımladı. Goethe'nin toplum ve
insan yorumlarında, coşkunluk döneminin kanun
tanımazlığının yerini, yasalara ve çevreye uyumlu
bir yaşam düzeni aldı. Bu değişimin bir diğer
göstergesi, 1806 yılında, sevgilisi Christiane
Vulpius'la evlenip düzenli bir özel hayata
geçmesiydi. Sonrasında, Goethe'nin minnet duyduğu
düke olan sevgisini temsil edecek şekilde,
çocuklarına "Carl August" adını verdiler.
Fransız İhtilali süresince, savaşın kanlı yüzüyle
karşı karşıya kalan Goethe, zaman zaman top ateşi
altında da olsa, yazamaya devam etti. Fransız
ordusu, Prusya'ya saldırınca, ailesinin
güvenliğini sağlamak amacıyla, evini ve çok
sevdiği bahçesini terk etmek zorunda kaldı.
Özgürlükçü hareketleri desteklemiş olsa da,
burjuvazi varlığının devamını savundu.
Goethe'nin klasik olgunluk dönemi, 1805 yılında,
edebi hayatına önemli derecede tesir eden
Schiller'in hayata veda etmesiyle birlikte,
değişim gösterdi. Bu yıllarda, gençlik yıllarını
Weimar'a geldiği döneme kadar anlattığı "Aus
Meinem Leben", tüm hayat hikayesini anlattığı
"Dichtung und Wahrheit", özdeyişlerini içeren
"Maximen und Reflektionen", Schiller'le
birbirlerine gönderdikleri mektuplar ve Johann
Peter Eckermann ile sohbetleri, bu dönemin farklı
üslubunu gözler önüne seren eserleri arasında yer
aldı.
Aynı dönemde, "Wahlverwandschaften" adlı üçüncü
romanını yazdı. Sürekli kafasını meşgul eden
Wilhelm Meister tiplemesi üzerine, bu karakterle
ilgili ilk kitabının bir nevi devamı niteliğini
taşıyan, "Wilhelm Meister Wanderjahre"yi kaleme
aldı. Son döneminin baş eserleri arasında yer alan
bu çalışmaları, "Der West-Östische Diwan" adlı
şiir kitabı izledi. Goethe bu kitabında, 1300'lü
yıllarda yaşamış olan, büyük gazel üstadı
Hafız'dan esinlenerek yazdığı şiirlerini
yayımladı. Doğunun Divan edebiyatında, bir manzume
türü olan gazelden çok etkilenen ünlü şair,
biçimden ziyade, bu türün öz değerlerini örnek
almıştı.
Yazarın dünya klasikleri arasında gösterilen
trajedisi "Faust"un yazımına, ilk olarak 1770-71
yıllarında, Leipzig'deki "Auerbachs Keller"
restorantından aldığı esinle, Frankfurt'a
döndükten sonra başladı. Faust'un ilk bölümü olan
"Urfaust"u, ancak yakın dostu Schiller'in ölümünün
ardından tamamlayabildi ve 1808 yılında yayımladı.
Bu şaheserin ikinci bölümü ise, yazarın ölümünden
sonra basıldı. Faust, Goethe'nin farklı zaman ve
farklı mekanlarda, kendisiyle birlikte değişen ve
gelişen bir eseri oldu. Yaşadığı olaylar, edindiği
izlenimler, değişen ruh hali ve kişisel
deneyimleri bu yapıtta ifadesini buldu.
Dolayısıyla Faust, Goethe'nin gerçek yaşam
hikayesini simgelerle gözler önüne seren bir eser
haline geldi.
Faust'ta, iyilik ve kötülük kavramlarını,
"insan=Dr.Faust" ile "şeytan=Mefisto" karakterleri
üzerinde sembolize etti ve bunları karşı karşıya
getirdi. İnsanın öz değerinin "erdem" olduğunu
ifade etti. İçindeki erdemle, sürekli bir iyilik
arayışında olan insanın, gerçekleri bulma
arzusuyla zaman zaman Mefisto'ya başvurmasını, bu
arayış çabasından ibaret gördü. Ancak, Mefisto
hiçbir zaman insanın özüne hükmedemeyecekti.
İnsan, irade gücüyle doğruyu görecek ve ruhunu
iyilikle aydınlatacaktı. Hayatı yargılama gücüne
sahip olmadığını görecek ve onun getirdiklerine
"evet" diyebilme erdemini gösterecekti. Hayat bir
nevi, mutluluk ve mutsuzluk kovalamacası olsa da,
insanoğlu, uyumlu davranmayı ve ruhunu ele
geçirmeye çalışan bedenini dizginlemeyi
öğrenecekti. Toplumla ortak hareket etmeyi
becerecek, yaşamını faydalı amaçlara ulaşmaya
odaklayacaktı. Sonuç olarak, insanoğlu kendi yaşam
"bilinci"ne kavuşacak ve bunu korumayı kendine
ödev bilecekti.
Faust, Tanrı'yla Şeytan'ın bahis meydanıydı; bahis
konusu ise, "insan"dı. Tanrı, insanın yaradılış
erdemine sahip çıkacağını ve gerçeği bulma
arayışına çıksa da, eninde sonunda kendine
döneceğini ileri sürüyordu. Şeytan (Mefisto) ise,
insanın bencil olduğunu ve amaçlarına ulaşmak için
her zaman kendisine muhtaç ve bağımlı kalacağını
iddia ediyordu. Faust ise, ne Tanrı ne de Şeytanı
kendisinden üstün görmüyordu. Existansiyalistlerin
bu eserde vardığı sonuca göre, insanoğlunun
başlangıcı "eylem"di.
Eserdeki bir diğer bahis ise, İnsan ile Şeytan
arasında gerçekleşmekteydi. Hayatını hiçler uğruna
yaşanmışlıklardan ibaret gören Faust, Mefisto'nun,
hayatın değerli olduğu ve "o kadar güzelsin ki,
geçme dur..." diyebileceği anlarla hala karşılaşma
şansının var olduğu konusundaki ısrarına muhatap
kalsa da, ona da inanmayacaktı. Bahse göre,
Mefisto, Faust'un bu anları yaşamasını sağlayacak;
karşılığında da onun ruhuna sahip olacaktı.
Faust'un iddiayı kazanması için, yaşayacağı güzel
anlara "geçme, dur..." demeyecek; dolayısıyla
dünyevi zevkler için ruhunu Mefisto'ya
satmayacaktı. Aksi olursa, bahsi kaybedecekti.
Tanrı ise, bu yanılsamayı önemsemiyordu. Çünkü
O'na göre, insan hatalar yapabilirdi. Ancak bu
hatalar sonucunda edindiği tecrübeler er geç onu
mutlak gerçeğe götürecek, yani kendisine geri
döndürecekti.
Faust, insanların ne yaparlarsa yapsınlar
yeryüzünde acı çektiklerini gözlemlemişti.
Edebiyatla, tabiatla, bilimle uğraşmış; ancak
acıyla başa çıkmayı öğrenememişti. O yüzden,
kendini, hayata adamak için çok yaşlı, hayata
karşı isteksiz davranmak için de genç görüyordu.
Yaşamı boyunca neredeyse bütün zevkleri tatmış;
ancak hiçbirine "geçme, dur.." diyememişti. İlk ve
son defa, ölümüne "geçme, dur.." diyecek;
aydınlanan ruhu "evet" demesini öğrendiği için
bahsi kaybetmiş sayılmayacaktı. Bu sonucu sağlayan
şey ise, Faust'un kendi içindeki özüne, yani
Tanrı'nın güvendiği erdemine geri dönmüş
olmasıydı. Faust, hayatın akışı içinde, gerçeğe ve
mutluluğa ulaşma yolunda hatalar yapmış; Şeytan'ı
bu amacı doğrultusunda kullanmış; ondan yardım
almış; ancak hiçbir suretle ruhunu ele geçirmesine
izin vermemiş; onun hizmetine girmemişti. Bu
sonuca göre, Mephistoteles, insanları sürekli
olarak kötülüğe sürüklemek istese de, bir şekilde
iyiliğe yol açan bir gücü simgeliyordu. Faust ise,
hayata karşı istekli, aktif, tutkulu ve hayatın
kötü anlarında bile karamsar duyguların pençesine
düşmeyen "insan"ı temsil ediyordu.
1810 yılında, üç bölümlük "Zur Farbenlehre"
(Renkler Teorisi) adlı kitabını yayınlayan Goethe,
bu eserinde, her rengin bazı duyguları
simgelediğini ve renkerin de kendilerine özgü
karakterlere sahip olduklarını ortaya attı.
Goethe, son yıllarında büyük acılar yaşadı.
Kahramanı Faust gibi önemli arayışlar içinde,
yalnızlıkla boğuştu. 1816 yılında eşini kaybetti.
Ardından, 1823'de, 74 yaşındayken, 19 yaşında genç
bir kız olan Ulrike von Levetzow'a aşık oldu. Onun
peşinden Marienbad'dan Karlsbad'a kadar gittiyse
de, hayalkırıklığı içinde Weimar'a geri döndü. Bu
aşkın acısıyla kaleme aldığı "The Marienbad" adlı
ağıt, şairin olgun yaşlarının en kişisel yapıtı
oldu. 1827'de, hayatının ve edebi kimliğinin
gelişimine büyük tesiri olan Faru Von Stein'ın;
ertesi yıl ise, oğlunun ölümüyle sarsıldı. Yine
de, dingin ruhunun dengesini korudu ve hayatın
ikilemleri arasında makul bir bağ kurdu. Ancak,
Goethe'nin kişisel becerisiyle meydana getirdiği
edebi denge, 22 Mart 1832'de, Weimar'da dünyaya
veda ettikten sonra bozuldu ve böylece, Alman
edebiyat dünyasında bir devir kapanmış oldu.
Alman edebiyatının iki büyük ismi olan Schiller ve
Goethe'ye atfen, Weimar şehrinde, "The Goethe
House" ve "The Schiller House" adlı müzeler
açılmıştır. Bunu yanı sıra, şehirdeki Ulusal
Tiyatro'nun girişine her iki edebiyat devinin
heykelleri dikilmiştir.
ESERLERİ :
GÖTZ UND BERLICHINGEN, 1773
DIE LEIDEN DES JUNGEN WERTHERS, 1774
IPHIGENIE AUF TAURIS, 1787
EGMONT, 1788
RÖMISHE ELEGIEN, 1790
FAUST, EIN FRAGMENT, 1790
TORQUATO TASSO, 1790
WILHELM MEISTERS LEHRJAHRE, 1796
HERMANN UND DOROTHEA, 1797
FAUST I, 1808
DER WAHLVERWANDTSCHAFTEN, 1809
ZUR FARBENLEHRE, 1810 (3 bölüm)
ITALIANISCHE REISE I-II, 1816-17
WEST-ÖSTLICHER DIVAN, 1819
WILHELM MEISTERS WANDERJAHRE, 1821
FAUST II, 1832
AUS MEINEM LEBEN. DICHTUNG UND WAHRHEIT, 1811-33
Referanslar; Kirjasto.sci.fi,
Ulumulhikmekoeln.de, En.wikipedia.org









Normal
