|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
13.05.08, 13:45
FECR-i ÂTÎ ENCÜMEN- EDEBÎSİ BEYANNÂMESİ Şimdiye kadar memleketimizde "edebiyat" kelimesinin hâiz olduğu ehemmiyet ve ciddiyeti anlayan ve bu ehemmiyeti halka i/nam eden, tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, pek az kimse gelmiştir. Tarih-i edebîmizi tetkik edersek, en parlak devirlerde bile edebiyatın bütün ihata-i mânâsiyle anlaşılıp anla-tılmadtğını görürüz. Onun için bizde san 'at ve edebiyat daima boş vakitlerin bir hem-dem-i lâtifi olmakdan pek fazla bir ehemmiyet alamamış ve bunların nasıl terbiye-i hissîyenin tekâmülüne hiz-, met etmek tarikiyle bir bir milletin pîşvâ-yi terakkiyâtı olduğu takdir edilememiştir. Edvâr-ı kadîmeden ayrılıp asr-ı hâzıra doğru gelince yavaş yavaş sûret-i telâkkinin bir istihaleye uğradığını görüyoruz. Kemâl Bey ve hem-amanları birçok münasebetlerle bu husustaki fikirlerini söylemişlerdir. Kemâl Bey'in "Edebiyatsız millet, dilsiz insan kabîlindendir" sözü meşhurdur. Fakat efkâr-ı umumiyenin anlamamaktan ve anlamak için hiçbir rehber-i hayırkâr vecdi bulumamaktan mütehassıl lâkay-dtsine böyle bircümlenin devâ-sâz olması elbette mümkün değildir. Bu zamana mahsus edebiyatların da bu hususta hi-demâtı görülmekle beraber Osmanlı efkâr-ı umûmiyesinin bu rehberi kat'ı surette bulduğu tarih î'tiraf etmeli ki, Edebiyat-ı cedîde'nin genç ve fa'alzekâlarının Servet-i Fünûn sahifelerinde ilk te'sis-i meslek ettikleri zamana tesadüf eder. Bu hey'et-i edebiyenin erkânı o mecmuanın sahifelerinde muhitini tenvir een bir manzûme-i muzî'e vazifesini görüyordu. Fakat hükümetin gittikçe artan zulüm onların kalemlerine ilk dtarbe-i anîfü kahkâri indirdi. Ve bunların ileride tekrar toplanmak ümidiyle hepsi dağılıp gittiler. Hürriyetin ilanıyla yeniden ziyalarına intizar edildiği zaman ise pek az istisna ile artık onlar eski melîke-i hayalleri olan san 'at ve edebiyata karşı bir sehâb-ı lâkaydî ile bürünmüştüler. Bunu söylemekle bizden evvel gelenlere itiraz eylemek arzusunda değiliz. Zira onların edebiyatımıza ettikleri hizmeti takdir etmemek herhalde kadir-sîkenlik olur. Biz onlara mâzi-meslekleri için teşekkür ile hal ve istikbale atf-ı nazar edeceğiz. kaynak 13 sf:388-389-390 » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Edebiyat » Edebiyat Dergileri Konu Unrealseptic tarafından (26.05.08 saat 21:58 ) değiştirilmiştir.. |
| 2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Yıldız Ünalay kullancısına teşekkür ediyor : | ||
CiwCiw (13.05.08), oguzgolcik (13.05.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| işte bu istikbale bakmak azim ve niyetiyle Fecr-i Âtı teşekkül ediyor. Fecr-, i Âtı azası kendilerine herkesten ziyade edebiyat-perest ve azim-perver olmaktan fazla birkıymet ve ehemmiyet atfetmek cesaretini almamakta beraber, temelini attıkları müessesenin bu beyâbân-ı Um ü edeb içinde bir zâye-zâr-ı zümrüdîn olmasına intizaren şimdilik Avrupa'daki emsâlininin küçük bir numunesini temsil ve irâe etmesine çalışacaklardır. Lisanın, edebiyatın ulûm-ı edebiye ve icti-mâiyenin terakkisine hizmet etme, ayrı ayrı şurada burada tenemmüv eden isti'dâdları sinesinde cem ederek ittihad ve ictimâ'ın hâsıl edeceği kuvvetle tekemmüle, müsâdeme-i efkârın parlatacağı bârika-i hakikatle tenvir-i efkâra çalışmak: İşte Fecr-i Âtî'nin gaye-i azm ü meramı: Fecr-i Âtî azasının semerât-ı mesâsini ihtiva edecek bir kütüphane te'sis etmek Üzeredir: Edebiyat-ı Cedîde'nin parlak zekâlarında da matla-ı envâr olmak meziyetini hâiz olan Servet-i Fünûn mecmuası, nâşir-i asarıdır. Bundan başka memleketimizin te-rakkiyât-ı fikriye ve hissiyesini te'min edecek âsâr-ı mühimme-i garbiyeyi kendi azasına ve mükafattı müsabakalarla haneden intihab olunacak zevata tercüme ve neşrettirmek, umumî konferanslar vererek halkın seviye-i zevk-i edebîsinin a '-lasına, hudud-ı malûmatının tevst'ine çalışmak, memâlik'ı garbiyedeki mües-sesât-ı mümasile ile te'sis-i revâbıt ve mü-nasebât ederek memleketimizin tenem-müvât-ı edebiyesini Garb'a, Garb'tn en-vârını âfak-ı Şark'a nakledelecek metin ve ulvî bir nâkil vazifesini görmek Fecr-i âtî'nin cümle-i âmâlindendir. Tanzim ve hükümete î'tâ olunan Ni-zamnâme'nin bir sureti yakında neşrolunacaktır. Efkâr-ı münevvere eshâbının bu teşebbüs-ı hayrı birnidâ-yı teşçî' ve takdir ile karşılayacağına emîniz. Çünkü acı bir itiraf olmakla beraber söylemekten çekinmeyiz ki memleketimizin ilme, san 'ata ihtiyacı pek şediddir. Bu ihtiyacı telâfi için atılacak en küçük adım re-hâya, î'tilâya doğru atılmış demektir ve bundan mahrum olmak muazzez vatan için elîm bir öksüzlüktür. Fecr-i Âtî Encümen-i Edebîsi Nâmına Kâtibi Müfld Rûtib Encümen'in azâ-yı hâzırası: Ahmed Samim- Ahmed Hâşim -Emin Bülend - Emin Lâmi'- Tahsin Nâ-hid - Celâl Sâhir (Reis)- Cemil Süleyman - Hamdullah Subhi- Refik Halid- Şeha-beddin Süleyman-Abdülhak Hayri- İzzet Melih, Ali Cânib- Ali Süha- Faik Ali-Fazıl Ahmed- Mehmed Behçet- Mehmed Rüşdî Köprülüzâde Mehmed Fuad- Mü-fid.Râtib- Yakup Kadri. (Servet-i Fünun, nu. 977). |
| Yıldız Ünalay kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
CiwCiw (13.05.08) | ||
|
#3
| ||||
| ||||
| DEĞİŞİM' den GREGOR SAMSA, bir sabah korktu bir rüyadan uyanınca yatağının içinde kendini korkunç bir hamam böceği olarak buldu. Arkası üstü yatmıştı. Sırtı demir bir levha gibi kaskatıydı. Başını şöyle bir kaldırınca karnını gördü: Aman o ne kocaman kümbetti o: koyu renkli, koskoca, bölük bölük kavisbli bir kümbet! Yorgan kümbetin üst kısmından aşağı doğru kaymış, nerdeyse yere düşecekti. Gregor'un o koca vücuduna göre acınacak derecede incelmiş bacakları rüzgâra tutulmuş gibi titriyordu." "Ne bu başıma gelen?" diye düşündü. Rüya değildi bu. Odası o her zamanki dört duvarı içinde sessizdi. Doğrusu küçücüktü ama, tam bir bekâr odasıydı. Masanın üzerinde örneklik kumaş parçalan duruyordu. Samsa bir ticaret evinin gezici memuruydu. Masanın yu-kan kısmında, duvarda, son zamanlarda resimli bir gai.'teden kesip, yaldızlı güzel bir çerçeveye koyduğu bir resim asılıydı. Dimdik oturmuş bir kadın resmiydi bu. Kadının başında kürk şapka, boynunda da bir boa vardı. Kollarını tâ dirseklerine kadar, kabarık tüylü bir-manşona geçirmişti. Gregor, pencereye baktı. Yağmur çinko borulara tıp diye düşüyordu. "Şöyle biraz daha kestirsem de, şu aptaka şeyleri unutuversem" diye düşündü. Ama, imkânı varmıydı? Oldum bittim, sağına yatmaya alışıktı. Bu berbat durumdaysa, bir türlü sağına dönemi-yordu. Davranıp şöyle bir yan dönmeye çalıştıysa da, her seferinde, sallandı sallandı, arkası üstü düştü, titreyen bacaklarım görmemek için gözlerini yumdu. Belki yüzdefa yan dönmeyi denedi. En sonunda böğrüne hafif, ama içine işleyen bir ağrı saplandı ve denemekten vazgeçti. "Hay A İlahım! dedi içinden, ne biçim meslek seçmişim. Tanrının günü, ha babam dolaş dur! Yazıhane hayatına taş çıkarcak bir sürü dert. Haydi şu ticaret işi neyse ne ama, şu gezi belâsı çekilmiyor. Tren değiştirmek, tren kaçırmak, vakti zamanı belli olmıyan, üstelik berbat yemekler çekilir şey mi? Sonra, ömrün boyunca bir kere daha grömiyece-ğin o bir sürü yeni yeni yüzler, ahbap olmaya fursat bulamıyacağın bir sürü insan! Hepsi de yerin dibine batsın!?" Karnının üst kısmında hafif bir kaşıntı duydu. Başını daha rahatça kaldırabilmek için, yattığı yerde sürüne sürüne karyola demirine yaklaştı. Şöyle dikkatle bakınca, tam kaşınan yerde bir anlam veremediği küçücük, beyaz noktacıklar gördü, ayacıklarından biriyle orayı şöyle bir kaşıyayım, dedi. Ayacağını do-kundurmasıyla çekmesi bir oldu. Vücudunu bir ürperme kapladı. Yine eski durumuna döndü. Kendi kendine: "Hep böyle erkenden kalkmak kadar insanı sersemleten birşey olmaz, insan dediğin şöyle doya doya uyuma-lı. Şu dünyada, harem kadınları gibi gezenler de vardır, öğleden sonra, her ne zaman, siparişleri yazmak için otele dönsem böylelerini görürüm. Bayjardaha hâlâ kahvaltı başındadırlar, insanlık hali, ben de böyle bir şey yapmaya kalkıver-sem, kimbilir neler der bizim şef! Pasaportumu verir elime muhakkak. Hem, belki de böylesi daha hayırlı olur. Anamı babamı düşünüp kendimi tutmasam, şimdiye kadar çoktan basmıştım istifayı. Dosdoğru gider dikilirdim patronun karşısına, açardım ağzımı, yumardım gözümü. Masanın üstünden yere yuvra-lanırdı muhakkak. O acaip haller de ne oluyordu yani? Memurlara bir şeyler söylemek istemiye görsün, masanın üstüne çıkıp oturuveriyor. Dersin, sanki tahta çıkıyor mübarek! Sonra, kulağı ağır işitiyordiye, cümle âlemi etrafına toplamaklar da ne oluyor öyle? Ne ise. Yine de bütün umutlar suya düşmüş değil. Hele ana babamın ana olan borcumu bir temizliyeyim ki bu da aşağı yukarı beş altı yılı bulur -bu işi de yüzde yüz yaparım, işte o zaman hesabını görürüm onun. Ama şimdi kalkayım. Beş trenine yetişmem gerek" dedi. Franz Kafka |
| 3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Yıldız Ünalay kullancısına teşekkür ediyor : | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| tarihi edebimiz, serveti funun |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|